SON DAKİKA
Hava Durumu

#İklim Krizi

Porsuk Haber Ajansı - İklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Alpu Ovası’nı Korumak, Eskişehir’in Geleceğini Korumaktır Haber

Alpu Ovası’nı Korumak, Eskişehir’in Geleceğini Korumaktır

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Danıştay 10. Dairesi’nin Alpu Ovası’na yapılması planlanan kömürlü termik santral projesine ilişkin verdiği bozma kararını değerlendirdi. Başkan Ataç, “Alpu Ovası’nı korumak, Eskişehir’in geleceğini korumaktır” dedi. Başkan Ataç, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: Danıştay 10. Dairesi’nin kararıyla Alpu Ovası’na kömürlü termik santral dayatmasının hukuki zemini bir kez daha çökmüştür. Bu karar yalnızca bir dava sonucu değil; Eskişehir’in toprağına, suyuna, havasına ve yaşam hakkına dair açık bir ilke beyanıdır. Danıştay’ın altını çizdiği gerçek nettir: Alpu Ovası, Büyük Ova Koruma Alanıdır. Bu statü, tarım arazilerinin bütünlüğünü ve toprağın tarımsal kimliğini korumayı kamunun ortak sorumluluğu haline getiren bağlayıcı bir güvencedir. Hiçbir siyasi hesap, hiçbir kısa vadeli çıkar, hiçbir “olur” yazısı bu gerçeğin üzerine örtü çekemez. Kararda açıkça vurgulanan riskler hepimizin hayatına dokunmaktadır. Kömürlü termik santral; hava, su ve toprak kirliliği demektir. Bu kirlilik; tarımsal üretimin zayıflaması, verim gücünün düşmesi, gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi ve halk sağlığının riske atılması anlamına gelir. Bugün bu ovada kaybedeceğimiz her şey, yarın soframızdan eksilecek ekmek; çocuklarımızın soluduğu havadan çalınacak sağlıktır. Kararın en kritik yönlerinden biri de, projenin ilerletilmesi adına üstün bir kamu yararı bulunmadığının tescillenmiş olmasıdır. Kamu yararı; toprağı geri dönülmez biçimde kirleten, suyu riske atan, havayı zehirleyen bir yaklaşımla kurulamaz. Kamu yararı yaşamı korumakla başlar; insanı, emeği ve üretimi yaşatmakla anlam kazanır. İklim krizi çağında tarım alanlarını korumak yalnızca çevre politikası değildir; ekonomik güvenlik, halk sağlığı ve toplumsal adalet meselesidir. Alpu Ovası’nı korumak; Eskişehir’in tarımsal üretimini, kırsal yaşamını, istihdamını ve geleceğe dair umudunu korumaktır. Bu kararın; Eskişehir’in Alpagut–Atalan ve Bozdağ bölgesinde gündeme gelen altın madeni arayışı gibi, doğayı ve yaşam alanlarımızı tehdit edebilecek tüm girişimlerde de hukukun, bilimin ve kamu yararının esas alınması adına emsal olmasını diliyorum. Bu mücadelede emeği geçen yurttaşlarımıza, meslek odalarına, sivil toplum kuruluşlarına, bilim insanlarına ve toprağına sahip çıkan üreticilerimize teşekkür ediyorum. Hukukun işaret ettiği bu doğrultunun gereği yapılmalı; Alpu Ovası üzerinde tarımsal varlığımızı ve yaşam hakkımızı tehdit eden her türlü girişimden kesin olarak vazgeçilmelidir. Alpu Ovası’nı korumak, Eskişehir’in geleceğini korumaktır.''

Bursa'nın Su Sigortası Uludağ'da Alarm! Haber

Bursa'nın Su Sigortası Uludağ'da Alarm!

Yağışların son 52 yılın en düşük seviyesine gerilediğine ve Uludağ’daki kar örtüsünün son 10 yılda yüzde 50’ye varan oranda azaldığına dikkat çeken Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, yeniden susuzluk yaşamaması adına tüm vatandaşları suyu tasarruflu kullanmaya davet etti. Ağırlıklı olarak insan eliyle ortaya çıkan ve tüm dünyada gün geçtikçe etkisini daha fazla hissettiren iklim krizi, günlük yaşamı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Dünyanın bir kısmı yağışların olmaması sebebiyle susuzlukla mücadele ederken, bir kısmı ise aşırı yağışların getirdiği felaketlerle uğraşıyor. YAĞIŞLAR, SON 52 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDE Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 1 Ekim 2024 - 30 Eylül 2025 dönemini kapsayan ‘2025 Su Yılı Raporu’na göre, metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. BURSA’NIN ‘SU SİGORTASI’ ULUDAĞ Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verileri yaşanan krizi gözler önüne seriyor. Bursa’nın en önemli su kaynağı ve ‘su sigortası’ olarak kabul edilen Uludağ, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en sert şekilde hisseden bölgelerin başında geliyor. Artan sıcaklıklar ve düzensizleşen yağış rejimi, son 10 yılda dağdaki kar örtüsünün yüzde 50'ye varan oranlarda azalmasına neden oldu. 2015 yılında 266 gün boyunca karla kaplı olan ve 187 santimetre kalınlığa ulaşan zirve, 2024 yılında sadece 100 gün kar tutabilirken; maksimum kalınlık 93 santimetreye kadar geriledi. 2025’in ilk altı ayında kar kalınlığı anlık olarak 131 santimetreye ulaşsa da, artan sıcaklıklar nedeniyle erime hızı endişe verici boyutlara ulaştı. SON 50 SENEDE ULUDAĞ’DA SICAKLIK 3 DERECE ARTTI 1970-2024 yılları arasındaki son 55 yıllık periyot incelendiğinde, Bursa merkezde ortalama sıcaklıkların 2 derece, Uludağ’ın zirvesinde ise 3 derece arttığı görülüyor. Bu durum, buharlaşmayı şiddetlendirerek yağışların yeraltı sularını beslemeden atmosfere karışmasına neden oluyor. Zirvedeki yağış miktarının ortalamanın 30 milimetre altına düşmesi ve Uludağ'daki erimenin, kentin su güvenliğini doğrudan tehdit ettiği görülüyor. Yağış rejimindeki düzensizleşme ve artan sıcaklıklar ise su teminini zorlaştırıyor. “HALKIMIZI BİR KEZ DAHA TASARRUFA DAVET EDİYORUM” Doğancı ve Nilüfer barajlarını ziyaret ederek son durum hakkında bilgi veren Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, geçtiğimiz aylarda yağışların azalması sonucu kentte bir süre su kesintisi yapmak zorunda kaldıklarını hatırlattı. Gerekli tedbirlerin alınması sayesinde daha vahim bir tabloyla karşılaşılmadığını söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, “Bursa artık su şehri değil. Bursalılara bugüne kadar su tasarrufu konusunda gösterdikleri hassasiyetten dolayı teşekkür ediyorum. Bu sayede su tüketiminde önemli bir düşüş yaşandı. Ancak bunun da yeterli olmadığını biliyoruz. Su sorunu yaşadığımız süreçleri elbette atlatacağız. Bu dönemi atlatmak ve tekrar susuz kalmamak için halkımızı bir kez daha tasarrufa davet ediyorum. Suya sahip çıkmalıyız. Suyu tasarruflu kullanmalıyız. Sürdürülebilir su anlayışını Bursa’ya yerleştirmeliyiz. Bu konuda halkımızın desteği önemli” dedi. “ARTIK ŞİKAYET ZAMANI DEĞİL, ÇÖZÜM ZAMANI” Bursa’daki su kaynaklarının ana damarının Uludağ olduğunu hatırlatan Başkan Mustafa Bozbey, Uludağ’a kar yağdığında barajların suyla dolduğunu ve kente aktarıldığını söyledi. Uludağ’da 2015 yılında 2 metreye yakın kar yağarken, 2024 yılında bu oranın yüzde 50 azaldığını dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, “Son 52 yılın en düşük yağmur yağdığı yıldayız. Aralık ayının ortasına gelmemize rağmen hala yeterli yağmur alamadık. Uludağ’a da yeterli kar yağmadı. Son 10 yılda su miktarında da yüzde 30 civarında bir düşüş oldu. Dünya yaklaşık 20 senedir iklim krizini konuşuyor ve gerekli tedbirleri alarak süreci yönetiyor. Ancak Bursa’da dikkate alınmamış. Bu yüzden bugünleri yaşıyoruz. Artık şikayet zamanı değil, çözüm zamanıdır. Bizler Bursa’nın gelecekte su sorunu yaşamaması için çözüm üreten, bilim insanların verilerini dikkate alan bir yönetim anlayışını sergiliyoruz” diye konuştu. “ÇINARCIK ARITMA TESİSİNİ YAKIN ZAMANDA DEVREYE ALACAĞIZ” Büyükşehir Belediyesi ve BUSKİ Genel Müdürlüğü tarafından üretilen çözümler sayesinde Çınarcık Barajı bypass hattını hayata geçirdiklerini belirten Başkan Mustafa Bozbey, “Günlük ortalama 100 bin metreküp suyu, Çınarcık Barajı’ndan alarak Bursalılarla buluşturduk. Çınarcık Barajı’nın arıtma tesisini de yakın zaman içerisinde devreye alacağız. Böylece biraz daha nefes alacağız. Diğer alanlardaki çalışmalarımızı yoğun bir şekilde sürdürüyoruz. Bize hem göletler konusunda hem de diğer alanlarda yaptığımız çalışmalarda destek veren DSİ Bölge Müdürlüğü’ne, bize önemli katkıları olan Valimiz Erol Ayyıldız’a da teşekkür ediyorum” dedi.

Eskişehir'de En Büyük Tehlike Kuraklık Haber

Eskişehir'de En Büyük Tehlike Kuraklık

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve TEMA Vakfı iş birliğiyle yürütülen İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi kapsamında düzenlenen "Kentler, İklim ve Toplum: Eskişehir Perspektifi" paneli, Eskişehir halkının yoğun katılımıyla gerçekleşti. Eskişehir Haller Gençlik Merkezi’nde düzenlenen panelde, şehrin iklim değişikliğinin etkilerine karşı nasıl daha dirençli hale gelebileceği konuşulurken, bilim temelli çözümler ve toplum merkezli yaklaşımlar ön plana çıktı. “DAHA DİRENÇLİ, DAHA YEŞİL VE DAHA YAŞANABİLİR BİR ESKİŞEHİR MÜMKÜN” Panelin açış konuşmasını yapan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Vural Yörük, doğayla uyumlu bir yaşam kültürünün yalnızca Eskişehir için değil, tüm gezegen için hayati olduğunun altını çizerek, "Toplum olarak çözüme odaklanmamız gerekiyor; daha dirençli, daha yeşil ve daha yaşanabilir bir Eskişehir inşa etmemiz mümkün." dedi. "İKLİM EYLEM MERKEZİ, ORTAK AKLIN VE KATILIMCILIĞIN GÜCÜNÜ ARTIRACAK" Panelin moderatörlüğünü üstlenen TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli, projenin demokratik yerel yönetişim mekanizmalarını ve sivil toplumu güçlendirmek için önemli bir işlevi olduğunu belirterek yapılan çalışmaları şöyle anlattı: "2030 yılına kadar Eskişehir’in iklim krizi tehlikelerini belirledik. Sonrasında belediyelerin kendi kaynaklarıyla bu çalışmaları sürdürebilmesi için teknik ekipler gerekli eğitimleri aldı. Halkın karar süreçlerine katılımını güçlendirmek için önemli bir araç olarak gördüğümüz İklim Eylem Merkezi de hayata geçirildi. Bu proje, yerel yönetimler ve yurttaşlar arasında ortak aklı, kolektif çalışmayı ve toplumsal dayanışmayı büyütmeyi amaçlıyor. Bugün, 5 Aralık Dünya Gönüllüler Gününde, hiçbir karşılık beklemeden bu çalışmalara emek veren ve zaman ayıran herkese teşekkür ederim." "İKLİM KRİZİ YALNIZCA BİR ÇEVRE MESELESİ DEĞİL, BİR EŞİTLİK MESELESİDİR" İklim krizinin yalnızca bir çevre sorunu değil, aynı zamanda derin bir eşitlik meselesi olduğunu vurgulayan Küresel Denge Derneği Başkanı Dr. Nuran Talu ise mücadelenin sadece karbon azaltımına ve “net sıfır” hedeflerine indirgenemeyeceğini belirtti. Talu, yıllardır doğanın hoyratça kullanılmasının sonucu olarak artan sel, kuraklık, orman yangınları gibi meteorolojik afetlerin kentlerde sosyal ve ekonomik zararlara yol açtığını ifade ederken, etkili iklim politikalarının insan hakları, beslenme, sağlık, barınma, toplumsal cinsiyet eşitliği ve adil refah gibi temel eşitlik değerlerini odağına alması gerektiğini söyledi. İklim krizinin en ağır etkilerini yoksulların ve savunmasız grupların yaşadığını hatırlatan Talu, "Eskişehir’de risk altındaki kesimlerin belirlenmesi ve bilim temelli mekânsal risk analizlerinin bir an önce yapılması çok önemli. Bu sürecin halkın ihtiyaçlarına kulak veren katılımcı bir yaklaşımla yürütülmesi gerekiyor. İklim Eylem Merkezi bu açıdan, önemli bir buluşma ve iletişim noktası olarak eminim diğer belediyelere örnek teşkil edecektir. TEMA Vakfı’nın bu projeyi hayata geçirmek için Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri ve yerel paydaşlarla kurduğu iş birliği ise çok kıymetli. Çünkü sivil toplum ve kamu arasındaki bu iş birliği, halkın taleplerinin karar süreçlerine yansıması ve iklim eyleminin ortak akılla yürütülmesi açısından çok değerli bir örnek.” şeklinde konuştu. "YEREL YÖNETİMLER ÇOKLU KRİZLERLE MÜCADELEDE KRİTİK KONUMDADIR" Urban.koop Kent Çalışmaları Kooperatifi Ortağı ve Şehir Plancısı Batuhan Akkaya panelde yaptığı değerlendirmede yerel yönetimlerin aynı anda pek çok krizle mücadele ettiğini ve bu nedenle iklim eyleminde yerelin güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Akkaya, kamusal mekânların oluşturmasının önemine dikkat çektiği konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Yerel yönetimler bugün, enerji yoksulluğundan gıda ve halk sağlığı krizlerine, pandemiden kirliliğe ve iklim değişikliğine kadar birçok eş zamanlı krizle mücadele ediyor; üstelik tüm bu sorunlara karşın kısıtlı bütçe, insan kaynağı ve teknik kapasiteyle çalışıyorlar. COP30’un da gösterdiği gibi merkezi yönetim desteğinin çoğu zaman yetersiz kaldığı bu ortamda, yerel yönetimlerin doğa ve kültür odaklı yaklaşımları güçlendirmesi, araştırma ve etki analizlerini karar süreçlerine dâhil etmesi ve mevcut planlama araçlarını yerel iklim eylemini destekleyecek biçimde kullanması kritik önem taşıyor. Toplum katılımını artıran yeni kamusal mekânların oluşturulması ve bu alanların düzenli etkinliklerle canlı tutulması yerel iklim politikalarının önemli bir parçası olurken; sivil toplum ve diğer belediyelerle kurulan ortak öğrenme ağları, enerji verimliliği ve enerji toplulukları gibi konularda teknik çözümlerle birlikte sosyal ve hukuki altyapının da birlikte geliştirilmesine imkân sağlıyor.” "ESKİŞEHİR’DE EN BÜYÜK TEHLİKE KURAKLIK” Panelde sunulan bilimsel analizler ile Eskişehir’de iklim değişikliğine bağlı yakın gelecekte ortaya çıkabilecek tehlikeleri farklı emisyon senaryoları altında değerlendiren akademisyen Dr. Gökben Adana Karaağaç, özellikle kuraklık riskinin kent için belirgin şekilde artacağına dikkat çekerek, “Eskişehir’de en büyük tehlike kuraklık.” dedi. Kentteki suyun büyük bir bölümünün tarımda kullanılmasının, su yönetimini daha kritik hale getirdiğini belirten Karaağaç, “Bazı bölgelerde artan orman yangını tehlikesi de endişe verici. Bu yaz Seyitgazi’de yaşanan yangın, analiz sonuçlarını doğrular nitelikte. Aşırı sıcaklıklar, kent genelinde giderek artan bir diğer tehlike olarak öne çıkıyor. Küresel iklim krizinin etkileri yerelde hissediliyor. Bu nedenle yerel yönetimlerin bilim temelli azaltım ve uyum adımlarını hızla hayata geçirmesi büyük önem taşıyor. Acilen kuraklığa dayanıklı çözümler üretmek zorundayız.” şeklinde konuştu. Halkın yoğun katılımıyla gerçekleşen panel, Eskişehir’in iklim değişikliğine karşı bilim temelli, katılımcı ve ortak akılla şekillenen yol haritasının güçlendirilmesi adına önemli bir adım olarak değerlendirilirken, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve TEMA Vakfı başta olmak üzere tüm paydaşlar iklim eyleminin ancak toplumla birlikte mümkün olduğunun altını çizdi.

Bilinçsiz Su Tüketimi Geleceğimizi Tehdit Ediyor Haber

Bilinçsiz Su Tüketimi Geleceğimizi Tehdit Ediyor

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl iklim ve su krizi, kuraklık ve altın madenciliği ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. İl Başkanı Fesih Bingöl yaptığı değerlendirmelerde şu ifadelere yer verdi; “Eskişehir’de altın arama faaliyeti başlatılacak. Uygunluk raporu verilmiş durumda. Ancak meseleye iki açıdan bakmak gerekiyor. Birincisi, toplum şunu bilmelidir Orada 700 futbol sahası büyüklüğünde ve 500 metre derinliğinde bir alan kazılacak. Yani hayal edin, 700 saha büyüklüğünde bir alan, 500 metre derinlik… Buradan yaklaşık 60 milyon ton hafriyat, yani toprak çıkarılacak. Altın madenciliğinde ortalama şu: 1 ton topraktan, en iyi ihtimalle 10 gram altın çıkarılıyor. Türkiye ortalaması ise 3-4 gram civarında. Ancak 1 gram altın için 166 ile 400 litre arasında su harcanıyor. Bu çok büyük bir rakam. Yani yalnızca 1 gram altın için yüzlerce litre su tüketiliyor. İşte asıl mesele burada başlıyor. Su, zaten bu ülkede doğru kullanılmayan ve yönetilemeyen bir kaynak. Susuzluk tehlikesi yalnızca Eskişehir’in değil, tüm Türkiye’nin kapısında. Su yönetimi mutlaka doğru ve bilinçli yapılmalı. Uşak örneği bu açıdan ders niteliğinde. Fakat asıl tehlike şu. Bir gram altın için doğanın bu kadar tahrip edilmesi asla kabul edilemez. Çünkü devlet yalnızca 6 aylık dönemde faize 1 trilyon 110 milyar lira ödedi. Bu kadar büyük bir rakamın yanında, buradan elde edilecek altın miktarı “devede kulak” kalır. Dolayısıyla doğal alanlarımızın, ormanlarımızın ve arazilerimizin altın için heba edilmemesi gerekiyor. Ben özellikle suyun önemini vurgulamak istiyorum. Bu konuda çalışmalar yapmış biri olarak söylüyorum: Su, insan sağlığı için vazgeçilmezdir. Eğer bilinçli tüketim olmazsa hepimiz ciddi problemlerle karşılaşırız. Şu an Eskişehir için ayrı bir sorun daha var. 2030 yılında nüfusun 1 milyon 200 bin kişiye ulaşması bekleniyor. Eğer önümüzdeki 5 yıl içinde ciddi bir su temin projesi hayata geçirilmezse, Eskişehir büyük bir su sıkıntısı yaşayacak. Uşak ve İzmir örneklerinde olduğu gibi insanlar saatlerce susuz kalabilir. Bu noktada merkezi hükümet ve yerel yönetimlerin bir araya gelmesi şarttır. Şehrin ihtiyacı olan su miktarı belirlenmeli, kaynaklar doğru yönetilmeli ve israfı önleyecek tedbirler alınmalıdır. Ayrıca, madenin çevreye vereceği zararlar da unutulmamalı. Kullanılan su, Sakarya Nehri’ne aktarılacak ve bu gelecekte büyük tehlikelere yol açabilir. Eskişehir’de henüz su kesintileri başlamadı. Çünkü kişi başı günlük su tüketimi ortalama 75 litre. İş yerlerinde ise bu rakam 150 litreye çıkıyor. Mevcut kaynaklar bu talebi karşılıyor. Ancak kuraklık ciddi boyutlara ulaştı. Barajlardaki doluluk oranı yüzde 31’e kadar düştü. Bir kişinin günlük 75 litre, 4 kişilik bir ailenin günlük 300 litre su tüketimi yeterlidir. Bu da ayda 10 ton (10 metreküp) eder. Dolayısıyla 10 tona kadar su ücretsiz olmalı, sonrasında fiyatlar kademeli olarak artırılmalı. Bu uygulama hem israfı önler hem de tüketimde yüzde 60’a varan bir azalma sağlar. Böylece Eskişehir’de su sıkıntısı 2 yıldan 4 yıla ötelenebilir. Eskişehir ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Hem altın madenciliği hem de bilinçsiz su tüketimi geleceğimizi tehdit etmektedir. Bugünden harekete geçmezsek, 2 yıl içinde Eskişehir’de büyük çaplı su kesintileri yaşanacak ve bu da insan sağlığını ciddi biçimde etkileyecektir.”

Çevremizde ki Gölet ve Barajlarda Su Kalmadı! Haber

Çevremizde ki Gölet ve Barajlarda Su Kalmadı!

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından iklim krizi, kuraklık ve Porsuk Çayı ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; “Güncel haritalarda Eskişehir’de şiddetli kuraklık, yakın çevresinde ise orta şiddetli kuraklık olan bölgeleri açıkça görüyoruz. Kuraklığı, susuzluğu ve iklim krizini değerlendirirken bunları bir bütün olarak ele almak en önemlisi. Neden derseniz; ülkemizde 25 hidrolojik havza bulunuyor. Bu havzalardan biri de şehrimizin içinde bulunduğu Sakarya Havzası. Sakarya Havzası, Türkiye’nin en büyük havzalarından biridir. Onu önemli kılan nedir? Sınırları içinde 9 il bulunması: Ankara, Afyonkarahisar, Bolu, Bursa, Bilecik, Eskişehir, Konya, Kütahya ve son olarak da başka önemli bir ilimiz. Sakarya Nehri, 824 kilometre uzunluğunda olup iki kaynaktan doğuyor: Biri Çifteler Sakaryabaşı, diğeri Afyonkarahisar Bayat Yaylası. Yolculuğunu Karadeniz’in Sakarya’nın Karasu ilçesinden tamamlıyor. Bu nehir kollarıyla birlikte oldukça geniş bir su ağına sahip. 448 kilometre uzunluğundaki en önemli kolu Porsuk Çayı, şehrimizin içinden geçiyor. Ancak son dönemde su seviyesi ciddi oranda azaldı, suyun rengi değişti. Bazı barajlarda doluluk oranı sıfıra yaklaşırken, Porsuk Barajı’ndaki su seviyesi %31-32’ye kadar düştü. Çevredeki gölet ve barajlarda ise su neredeyse kalmadı. Türkiye’de ve dünyada suyun yaklaşık %70-74’ü tarımda kullanılıyor. Bu sulamanın büyük kısmını Devlet Su İşleri, sulama birlikleri, kooperatifler ve belediyeler organize ediyor. Eskişehir’de sulama kanallarının %70’i açık kanal sistemi (toprak veya beton) ile %30’u kapalı boru sistemi şeklinde. Açık kanallarda buharlaşma oranı yüksek olduğu gibi çeşitli güvenlik riskleri de mevcut. Biz diyoruz ki; Eskişehir için Sakarya Nehri ne kadar önemliyse, Porsuk da o kadar önemli. 448 kilometrelik bu kolun sulama altyapısı bir an önce kapalı boru sistemine dönüştürülmeli. Her geçen gün suyumuz azalıyor ve suyu tasarruflu kullanmanın yollarını bulup uygulamak zorundayız. Özellikle tarımda, suyu çok tüketen mısır gibi ürünlerin ekimi bir sonraki sezonda mümkünse en aza indirilmeli, yerine kuru tarıma uygun hububat üretimi teşvik edilmeli. Yeraltı suları da çok önemli. Türkiye’de mevcut suyun yaklaşık %27’si yeraltı sularından karşılanıyor. Yağışlar azalınca bu kaynaklar da çekiliyor. Kaçak sondaj kuyuları mutlaka tespit edilmeli, bertaraf edilmeli ve yasal olanlara da sayaç takılarak kontrol altına alınmalı. Ayrıca son dönemde Porsuk Çayı’nın renginin yeşile dönmesi veya farklı renkler almasının nedenleri arasında; baraj kapaklarının kapanması sonucu suyun durgunlaşması, su seviyesinin azalması ve ötrofikasyon (alg çoğalması) süreci var. Yosunların artışı oksijenin azalmasına, suyun renginin değişmesine yol açıyor. Orman yangınları da su kaynaklarını etkileyebiliyor. Kül, duman ve partiküller yakındaki suya karışabiliyor. Bir diğer sorun da vatandaşların açık su kanallarına çöp atması. Bu hem kirliliğe hem de ekosisteme zarar veriyor. Ayrıca bölgemizde obruk oluşumları da tarım için ciddi tehlike. Çifteler ve Sivrihisar çevresinde örnekleri görülüyor. Bu nedenle Sakarya Havzası’nı bütüncül bir şekilde korumak şart. 2024’te tamamlanarak yürürlüğe giren Sakarya Nehri ve Porsuk Barajı Havza Koruma Planı bu konuda önemli bir adım. Tarım, rekreasyon alanları ve kimyasal kullanımına dair özel hükümler içeriyor. Unutmayalım ki su hepimizin. Bir kişinin değil, tüm toplumun ortak malı. Nisan ayında 42’lerde olan barajların doluluk seviyesi günümüzde %31-32’lik doluluk oranına sahip. Bu rakamlar hepimiz için alarm seviyesidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.