SON DAKİKA
Hava Durumu

#İbrahim Akar

Porsuk Haber Ajansı - İbrahim Akar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İbrahim Akar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Memuru Ezerek Enflasyonla Mücadele Yürütülmez Haber

Memuru Ezerek Enflasyonla Mücadele Yürütülmez

Memur Sen Eskişehir İl Temsilciliği tarafından 81 İlde eş zamanlı düzenlenen "Ücrette Dengesizlik, Gelirde Adaletsizlik, Kamuda Huzursuzluk Bitsin" konulu bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasını yapan Memur-Sen Eskişehir İl Temsilcisi İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı: “Malumunuz, bugün 2026 yılının memurlar için ilk maaş günü. Bugün kamu görevlileri olarak, Memur-Sen ailesi olarak; ‘Ücrette Dengesizlik, Gelirde Adaletsizlik, Kamuda Huzursuzluk Bitsin’ diyerek Türkiye’nin 81 ilinde meydanlardayız. Kamu işvereni ve hakem; 7. ve 8. Dönem Toplu Sözleşmelerde memurlara reva gördüğü zam rakamlarıyla sadece memuru enflasyona ezdirmekle kalmadı, aynı zamanda kamu personeli arasındaki ücret dengesini de tamamen bozdu. Aynı ücret çarpıklığı 2023 yılında da yaşandı. Ancak Sayın Cumhurbaşkanımız o dönemde bu çarpıklığı gördü ve gereğini yaptı; en düşük memur maaşını en düşük işçi maaşının üzerine çıkardı. Şimdi sistem tekrar altüst oldu. Emeğimiz, memuriyet için okuduğumuz okullar, girdiğimiz sınavlar, döktüğümüz akıl teri yok sayıldı. Kamuda iş barışı ve huzurumuz bozuldu, memurlar olarak şevkimiz kırıldı. Aynı odada birlikte çalıştığımız, farklı statüde olan mesai arkadaşlarımızla aramızdaki uçurumu kapatmak yerine Maliye Bakanlığı, kamu işvereni ve ‘Kamu İşveren Hakem Heyeti’; gösterdikleri tutum ve verdikleri kararla adaletsizliği derinleştirmeyi tercih etti. Ücretlerdeki dengesizlik ve gelirdeki adaletsizlik artık görmezden gelinemez bir noktaya geldi. Bu aşamadan sonra kamuda yaşanan huzursuzluğu artık kimse ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum’ diyemez. Bu çarpıklık derhal ve kalıcı olarak düzeltilmeli, kamuda iş barışı ve huzuru yeniden tesis edilmelidir. Bu yap-boz sisteminden artık vazgeçilmeli, iki yılda bir sistemi bozan anlayıştan dönülmelidir. Biz Memur-Sen olarak; ‘Kamudaki bu çarpıklık, parçacı düzenlemelerle değil ancak bütüncül bir düzenlemeyle düzeltilir,’ diyoruz. ‘Belirli kesimleri kapsayan, kamu görevlilerinin bütününün sesini duymayan ve beklentisini karşılamayan tekil düzenlemeler ancak çarpıklığı derinleştirir, hoşnutsuzluğu büyütür,’ diyoruz. ‘Memuru ezerek enflasyonla mücadele yürütülemez,’ diyoruz. Sebebi olmadığımız enflasyonun faturasının sabit gelirliler olarak bizlere çıkarılmasını asla kabul etmiyoruz. Maliye Bakanlığı bu adaletsiz anlayıştan, enflasyonla mücadelede sürdürülen bu çarpık yöntemden vazgeçmelidir. Adil paylaşım anlayışıyla hareket edilmeli, emeğin hakkı tastamam verilmelidir. Bunun için hem kamu personel sisteminde hem de sendika yasamızda köklü değişiklikler, reformlar yapılmalıdır. Ülkemizde birçok alanda reform yapıldığı halde, kamu personel sistemimizde günü kurtarmaya yönelik, bütünlüklü bakıştan yoksun düzenlemeler yapılmasının sistemi daha da içinden çıkılamaz hale getirmekten başka bir işe yaramadığı görülmelidir. Memur-Sen olarak artık ülkemizin gücünü yansıtan, Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir personel reformu istiyoruz. Kariyer basamaklarının düzeltildiği, güvencenin arttığı, ücret skalasının görev, unvan ve sorumluluk merkezli yapılandırıldığı, farklı statüler arasındaki ücret dengesizliğinin giderildiği, görev aylığıyla emekli aylığı arasındaki uçurumun kapatıldığı bir kamu personel reformu için ‘Şimdi değilse ne zaman?’ diyoruz. Artık bahaneleri değil, gerçekleri konuşmak istiyoruz. Hükümetten personel sisteminde reform yapmasını, bu yılın memurların yılı olmasını bekliyoruz. 4688 sayılı Kanun, 8. Dönem Toplu Sözleşme ile artık ömrünü tamamlamıştır. 4688 sayılı Sendika Yasası topyekûn değiştirilmelidir. Bizler kamu görevlileri olarak, mali ve sosyal haklarımızı belirleyen mevcut toplu sözleşme sistemi ve hakem kuruluyla buraya kadar diyoruz. Sadece maliye politikalarının belirleyici olduğu bir toplu sözleşme masası istemiyoruz. Piyasa gerçeğini sorgulamaya bile cesareti olmayan hakem kuruluyla geleceğimizin belirlenmesini istemiyoruz. 4 milyondan fazla kamu görevlisinin, 2,5 milyondan fazla memur emeklisinin mali ve sosyal haklarının toplamda 1 aylık kısa bir süreye sıkıştırılıp oldubittiye getirilmesini istemiyoruz. Bu yüzden 7. Dönem Toplu Sözleşme’de hüküm altına alınan ‘yasanın yeniden düzenlenmesi için gerekli çalışmaların yapılması’ kararının uygulanmasını istiyoruz. Örgütlenme özgürlüğünden grev hakkına, dayanışma aidatından toplu sözleşme sistemine, hakem kurulundan sendikal güvencelere değin yepyeni bir sendika yasası için herkes elini taşın altına koymalı. Bu noktada kamu görevlilerinin sesi duyulmalı, beklentisi görülmeli, gereği yapılmalıdır. Altına imza attığımız ILO sözleşmeleri başta olmak üzere uluslararası sözleşmelerin gerektirdiği düzenlemeler iç hukukumuzda daha fazla gecikmeksizin gerçekleştirilmeli; adil bir pazarlık zeminine kavuşmak için evrensel sendikal hak ve özgürlükler benimsenmeli, ILO normlarında bir sendika yasası artık gecikmeksizin hayata geçirilmelidir. Malumunuz olduğu üzere; 7. Dönem Toplu Sözleşme’de beklenen enflasyon bile memura layık görülmemişti. 8. Dönem Toplu Sözleşme’de ise kayıplarımızın tazmin edilmesini beklerken işveren tarafı adaletsizlikte ısrar etti; hakem de bu adaletsizliği toplu sözleşme hükmü haline getirdi. Biz kamu görevlileri olarak, 81 ilde meydanlardan hükümete sesleniyoruz: Bu gidişata dur demenin, bu hatadan dönmenin, bu çarpıklığı düzeltmenin, gelirde adaleti sağlamanın sorumluluğu omuzlarınızdadır. Aksi takdirde bu çarpıklıkla geçen her gün kamu görevlileri için eziyet, kamu hizmet kalitesi için verimsizlik demek olacaktır. Ücretlerde dengesizliğin bitirilmesi, kamudaki huzurun sağlanması ancak emekliliğe yansıyacak şekilde bir refah payı verilmesiyle mümkündür. Bunun ötelenmesi sadece zaman kaybı değil; telafisi imkânsız sorunlara yol açmak, aynı zamanda sosyal maliyeti büyütmektir. Biz kamu görevlileri olarak; İmtiyaz değil, alın terimizin hakkını istiyoruz. Ayrıcalık değil, kamuda adalet istiyoruz. İşyerlerinde huzur istiyoruz, çalışma barışı geri gelsin istiyoruz. Biz hakkımızdan gayrısını istemiyoruz; memuru, işçisiyle kamuda çalışan herkesin hakkını tastamam almasını istiyoruz. Yaşasın hak, yaşasın emek, yaşasın adalet, yaşasın mücadele…”

Öğretmenlerimizi Mağdur Edecek Resen Atama Uygulamalarından Vazgeçilmelidir Haber

Öğretmenlerimizi Mağdur Edecek Resen Atama Uygulamalarından Vazgeçilmelidir

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar norm fazlası öğretmen atamaları ile ilgili yayınlanan kılavuzla yer alan engelli öğretmenlerin atama durumu ile ilgili bir basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı İbrahim Akar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Katılımcılar; Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 9 Ocak’ta norm fazlası öğretmenlerin atamalarına ilişkin yayımlanan son kılavuzda, %40 ve üzeri engelli öğretmenlerin il merkezi dışındaki uzak ilçe ve köylere atanmasının önü açılmış; gönüllü olmamaları hâlinde ise resen atama öngörülmüştür. 9 Ocak tarihinde yayımlanan yenilenmiş Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin daha mürekkebi kurumadan, yönetmeliğe aykırı bir kılavuz yayımlamak; hukuka, yürürlükteki mevzuata ve yerleşik yargı kararlarına açıkça aykırıdır. Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nde bu konuda açık ve tartışmasız bir hüküm bulunmaktadır. Buna göre, %40 ve üzeri engelli öğretmenler resen atamaya tabi tutulamaz. Ancak yayımlanan bu kılavuzla yönetmelik hükümleri yok sayılmakta; alt düzenleyici bir işlemle üst hukuk normları fiilen ortadan kaldırılmaktadır. Engelli öğretmenlerimiz, korunması ve desteklenmesi gereken bir dezavantaj grubudur. Anayasa, sosyal devlet ilkesine uygun olarak engelli bireyler lehine pozitif ayrımcılığı emretmektedir. Sağlık durumları, yaşam koşulları ve ulaşım imkânları dikkate alınmadan yapılan resen atamalar, öğretmenlerimizi cezalandırmak anlamına gelmektedir. Tepebaşı ilçe emrinde görev yapan, tekerlekli sandalyeye mahkûm bir öğretmenimiz merkeze 120 km mesafedeki Mihalıççık ilçesi Yunusemre Köyü’ne nasıl gidecektir? Odunpazarı ilçe emrinde görev yapan görme engelli öğretmenimiz merkeze 140 km mesafedeki Sivrihisar ilçesinin Buhara Köyü’ne nasıl gidecektir? Engelli çalışanlarımızın, hâlihazırda merkezde görev yaptıkları okullarda dahi engelsiz yaşam ve erişilebilirlik açısından yaşadıkları zorlukları biliyoruz. Kurumların fiziki şartlarının engelli çalışanlar için sorun teşkil eden yönleriyle maalesef sıkça karşılaşıyoruz. Merkezde dahi bu sorunlar tam anlamıyla aşılmamışken, ilçe ve köylerde çok daha zor şartlar engelli öğretmenlerimizi bekliyor olacaktır. Eğitim-Bir-Sen olarak geçmişte de resen atamalarla ilgili benzer uygulamalara karşı durduk. Resen atamaya mecbur bırakılan öğretmenlerimizin sesi olduk; yapılan atamalara itiraz ettik, yargıya taşıdık ve açtığımız davaların birçoğunu kazandık. Eğitim-Bir-Sen olarak buradan Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerine sesleniyoruz: İş işten geçmeden, su köprüyü bulandırmadan, tercihler henüz bitmeden gelin bu resen atama yanlışından dönün. Söz konusu uygulamanın hukuka aykırı olduğu açıkça ortadadır. Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na açık çağrımızdır: Yayımlanan kılavuz derhâl geri çekilmeli, yönetmelik hükümleri eksiksiz uygulanmalı, engelli öğretmenlerimizi mağdur edecek resen atama uygulamalarından vazgeçilmelidir. Öğretmene ihtiyaç duyulan merkeze uzak kırsal bölgelerde resen atamalar yerine; teşvik edici, özendirici ekonomik politikalar uygulanarak öğretmenlerin bu bölgeleri gönüllü olarak tercih edecekleri bir sistem hayata geçirilmelidir. Eğitim-Bir-Sen Eskişehir Şubesi olarak, engelli öğretmenlerimizin haklarını sonuna kadar savunacağımızı; hukuksuz uygulamalara karşı sendikal ve hukuki tüm mücadele yollarını kararlılıkla kullanacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz. Engelli öğretmenlerimizin mağdur edilmesine, kazanılmış haklarının gasp edilmesine asla sessiz kalmayacağız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

MESEM Örgün Eğitimin Dışına Çıkan Öğrenciyi Eğitimin İçinde Tutuyor Haber

MESEM Örgün Eğitimin Dışına Çıkan Öğrenciyi Eğitimin İçinde Tutuyor

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şubesi ve 2 Nolu Şubesi, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla basın mensupları ile kahvaltı programında bir araya geldi. Kahvaltıya katılan basın mensuplarının 10 Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutlayan ve Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 ve 2 Nolu Şube Yönetim Kurulu adına soruları cevaplayan Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı; "MESEM konusunda bizim kültürümüzün usta, çırak, sanatkar, kalfa ya da bir iş erbabı yetiştirme noktasında dayandığı yer Ahilik kültürüdür. Ahilik kültürü bizim Osmanlı Devleti döneminden beri süregelen ve o dönemden beri çeşitli iş kollarında, sanat kollarında bir geleneği oluşturmak, kendi içerisinde bir kurallar ve hiyerarşi oluşturmak, bir örgütlü yapı haline getirmek ve bu işin tüm meslek ve sanat kollarının devamını sağlamak adına kurulmuş bir yapıdır. Ahiler der ki "bir çocuğun bir sanata başlaması, bir meslek erbabı olması adına bir işe başlaması için 12 yaş çok geç bir yaştır." Hani "ağaç yaşken eğilir" deriz ya. Şimdi şöyle bir geriye dönelim, hepimiz sanayi ya da berber çıraklarını hatırlarız değil mi? Küçücük çocuklar orada yetişirler, o işi öğrenmek adına bir ustanın, bir kalfanın yanında bir eğitim alırlar. Hem mesleği öğrenirler hem de esnaflığın ve tüccarlığın gerekliliğini, ne gerektirdiği ile ilgili onun ahlak kurallarını öğrenirler. Aslında bir insan yetiştirme yeridir orası. Şimdi baktığımızda son dönemde, özellikle 12 yıllık kesintisiz eğitimden sonra bunun çok azaldığını hepimiz görüyoruz. Bakın, şu anda tıraş olduğunuz berberlerin belki hiçbirinin yanında bir çırak yetişmiyor ya da sanayide bir araç otomobil ustasının yanında küçük bir çırak göremiyoruz. Şimdi bu özellikle kalifiye eleman yetiştirme noktasında bir dezavantaja dönüşmüş durumdadır. Peki, bu dezavantajı avantaja çevirebilmenin 12 yıllık kesintisiz eğitimde yolu nelerdir? Bir, öncelikle mesleki eğitimi ciddi manada gözden geçirmemiz, mesleki eğitimi bu anlamda daha kalifiye, daha yeterli anlamda, teknik anlamda donatmamız ve buranın sahanın ihtiyaçlarına göre adam yetiştirmek adına kurgulanmasının önemini burada ifade etmek isterim. Bir diğer konu da tabii işin örgün kısmının yanında bir de yaygın kısmı; yani bu MESEM gibi, halk eğitim gibi, açık lise gibi biliyorsunuz eğitim ortamları da var. Şimdi MESEM'e geldiğimizde MESEM aslında örgün eğitimin dışına çıkan öğrencileri kazanmak adına, onu sektöre kazandırmak adına kurulan bir yapıdır. Hem sektörü destekliyor hem okulları, kurumları destekliyor hem de nitelikli eleman yetişmesi, sahanın ihtiyacına göre alttan yeni elemanların yetişmesi noktasında da sistemin belki de birçok açığını bu şekilde telafi ediyor. Aynı zamanda bakın, en önemlisi şudur: Örgün eğitimin dışına çıkan öğrenciyi eğitimin içinde tutuyor. Bu anlamda kıymetli bir çalışmadır. Burada geçtiğimiz günlerde özellikle bazı çevreler tarafından ciddi şekilde eleştirildi. Milli Eğitim Bakanlığına yönelik, işte hükümete ya da Meclis'teki bütçe görüşmelerine varana kadar epeyce bir gündem yapıldı. Şimdi bu meseleye önce bu tarafıyla baktık. Bu tarafıyla baktığımızda hakikaten de kıymetli buluyorum, destekliyorum; gelişmesi, eksiklerinin tamamlanması veyahut da revize edilmesi gereken noktaları varsa revize edilmesi gerekir diyoruz. İki, en önemlisi; işte burada iş ve işçi sağlığı ve iş güvenliğidir. Bunun bir defa çalıştırılan kurumlar hangileriyse bunlar tarafından iyi bir şekilde iş sağlığı, güvenliği tedbirleri alınmalı, bu denetimler sıkı bir şekilde yapılmalıdır. Yani kendi kaderine oraya gönderilen öğrenci sektörel bazda bırakılmamalıdır. Bu öncelikle sektörün yapması gereken bir şeydir. Milli Eğitimden ziyade eğer ben "MESEM öğrencisi istiyorum" diye kurum MESEM'e kendisi başvuru yapıyor. Kendisi başvuru yaptığında MESEM'in değil, kurumun öncelikle kendisini hazır hale getirmesi gerekir iş güvenliği açısından. Bu kısım önemlidir. Ağır işlerde, belli işlerde çalıştırılma noktasında öğrencilerin o sektörlere yönlendirilmemesi önemlidir. Bunlara dikkat ediliyor. Özellikle mesela ben şunu vurgulayayım: Yaş kategorisi önemlidir. Bakın çocuktan bahsediyoruz, 18 yaş altı çocuktan. Onların çalışacağı iş kolunu sadece iş güvenliği açısından da düşünmemek lazım. Aynı zamanda onların yaşına uygun işler; örnek veriyorum 18 yaş altı kişilerin giremeyeceği mekanlarda MESEM öğrencisinin çalıştırılmaması gerekir. Mutfak, restoran, içkili mekanlar gibi; bunlarda mesela yiyecek içecek hizmetleri sınıfından öğrencilerin çalıştırılmaması gerekir. Buna dikkat edilmesi gerekir. Artı, bir diğer konu da buradaki öğretmenin rolüdür. Şimdi öğretmene burada bir iş güvenliği uzmanı rolü yüklenmesini de biz doğru bulmuyoruz. Çünkü öğretmen bir kurumun iş güvenliği denetiminden mesul tutulmamalıdır. Bununla ilgili daha önce Bakanlığın öğretmenlere uygulama noktasında sunduğu bir çalışma vardı, biz buna itiraz ettik. Dedik ki "Öğretmen iş güvenliği uzmanı değildir. Öğretmen oradaki iş yerindeki öğrencinin yoklama denetimini yapar, işin mesleki açıdan öğrencinin alanıyla uygun olup olmadığına bakar." dedik. O yüzden MESEM hakikaten önemli bir konu, hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir konu, eksikleri varsa revize edilmesi gereken bir konu. Bu anlamda hem destekliyor hem de revize edilmesi gereken noktaları varsa bunların revize edilmesini istiyoruz. Belirttiğim gibi, mesleki açıdan ağır iş şartları kısmı önemli. Bir de öğrencilerin yaşına uygun şekilde mesleklere çalıştırılması kısmı önemli. Bu senenin gündemi, malumunuz, norm fazlası öğretmenler durumu. Eskişehir şu anda Türkiye'de 3. sırada; Balıkesir, Kırşehir, Çanakkale, Eskişehir şeklinde bir sıralama var. Norm fazlası öğretmenlerin bulundukları yerden başka bir yere ihtiyaç olması hasebiyle atanmalarına, hele hele bu atamanın resen yapılmasına karşı birçok defa açıklama yaptık, birçok konuda gündem oluşturduk, hatta açtığımız davalar oldu. Biz bu konuda şundan yanayız: Sadece öğretmen açısından bakmamak gerekir, öğretmenin ihtiyaç duyulduğu bölgeler açısından da bu konuya bakmak gerekir. Örneğin; köyde bir öğretmen ihtiyacı varsa, şehir merkezinde de öğretmen fazlası varsa elbette ki Milli Eğitim Bakanlığı ya da Milli Eğitim Müdürlüğü bu konuda gerekli tedbirleri bu ölçüde alacaktır. Ama bunu yapmadan önce biz bakanlığa şu tavsiyede bulunuyoruz: Daha önce uygulanan, kırsal bölgelerde, köylerde, şehir merkezine uzak yerlerde çalışan öğretmenlere yönelik özendirici ve teşvik edici ekonomik politikaların uygulanmasını istiyoruz. Yani kırsalda çalışan bir öğretmene; ilave yol masrafını ya da yemek ve iaşe masraflarını karşılayabilecek şekilde ilave ve artırımlı ücretler ödenmesi sisteminin, özendirici ve teşvik edici ekonomik politikalar geliştirilerek oradaki ihtiyaca insanların gönüllü bir şekilde gideceği bir sistemin kurulmasının herkes için çok sağlıklı bir sistem olduğu görüşündeyiz. Bu konuda da bunu ifade edebilirim. 12 yıllık zorunlu eğitimle ilgili biz Eğitim-Bir-Sen olarak Türkiye'de ilk defa araştırma raporu yayınlayan kuruluş olduk. Biz bu konuda hazırlamış olduğumuz raporu; kamuoyuna ve basın aracılığıyla da tüm Türkiye'ye ve şehrimizdeki kamuoyuna duyurduk. Bizim buradaki önceliğimiz, tabii ki sahanın görüşünü almaktır. İşin taraflarıyla bu konunun artısını ve eksisini enine boyuna değerlendirmek önemlidir. Bu taraflar; öğretmen (en önemli kısım), öğrenci, öğrenci velisi ve okul idareleri kısımlarıdır. Bu taraflarla görüşüldüğünde 35.000 kişiden oluşan bir grupla bir anket ve araştırma çalışması yapıldı. Bu araştırma çalışması bize şunu gösterdi: 12 yıllık eğitim süresi uzun bir süredir. Özellikle kesintisiz devam etmesi hasebiyle de örgün eğitimin dışına çıkan öğrenci sayısı çok fazladır. Yapılan araştırma, bu sürenin kısaltılmasının lüzumunu gösterdi. Burada şunu da göz önünde bulundurmak lazım: Biz eğitim deyince sadece ilkokulda başlayıp lisede biten ya da üniversiteye devam eden bir süreç olarak görüyoruz. Zorunlu eğitim 66 ayla birlikte başlıyor ama 66 ayın öncesinde de bir okul öncesi eğitim vardır. Bence en çok önemsenmesi gereken kısımlardan birisi burasıdır. Biz okul öncesi eğitimi iyi bir yere ve iyi bir seviyeye getirebilmeliyiz. Çünkü artık çocuklarımız 3 yaşında, hatta 2 yaşında bile çevreden ve sosyal hayattan birçok şey öğreniyorlar. Siz de takdir edersiniz ki sizin gençliğiniz ya da çocukluğunuz dönemindeki çocukların hazırbulunuşluk düzeyi ile şimdiki çocukların hazırbulunuşluk düzeyi bu anlamda çok farklıdır. Bazen ilkokul öğretmeni arkadaşlarımız çocuk okula geldiğinde okuma yazmayı bilir vaziyette geldiğini söylüyorlar. Bu yüzden eğitimde okul öncesi eğitim kısmı önemsememiz gereken bir kısımdır. Tabii taraflar bunu enine boyuna ve geniş bir şekilde değerlendireceklerdir. Öğrencinin belki de ihtiyaçlarına, yeteneğine, becerisine ve benimsediği alana göre hangi alanda yetişecekse o alanda yetişecek bir eğitim sisteminin kurgulanması önemlidir. Eğitim sisteminde belki de diğer en önemli kısım, sınav sisteminin bu şekilde değil de yine öğrencinin bilgi, beceri ve yetenek düzeyine göre yetiştirilip bir üst kademeye hazırlandığı bir sistemin getirilmesidir. Sınavın bu şekilde ortadan kaldırılması gerekir. Emek Mahallesi Lisesi'nin yapımı devam ediyor. Ama tabii şimdi arkadaşlar bazen şunla da karşılaşıyoruz. Bir inşaat başlıyor ama bir bakıyorsunuz ekonomik şartlar vesaire deyip bu yüklenici firma bırakıp gidebiliyor. Bunların hepsinin yasal süreçleri var. Yani "ben bıraktım, gittim, iflas ettim ama hadi bakalım hemen bunu başkasına ver" diyemiyorsunuz. Bu süreç şu anda devam ediyor. Ha iflas eden falan bir durum yok. Ama başka inşaat örnekleri var, okul inşaatları örneği var. Müteahhidi iflas ettiği için yarım kalıp başka bir müteahhit tarafından üstlenilmek durumunda kalan ya da YİKOB tarafından tamamlanan, valilik tarafından tamamlanan yerler var. Emek Mahallesi Lisesi önemli bir konu, epeyce zamandan beri gündemde. Eskişehir'in en büyük mahallesinde bir lisesi olması noktasında bir gündem oluşmuştu. Bu süreç tamamlanacak ama tabii sürecin tam olarak ne zaman tamamlanacağının bilgisi şu anda bende yok. Benim bildiğim şu var; özellikle yapım noktasında geciken bazı okullar var, yıkım noktasında geciken bazı okullar var. Okul arsası konusu noktasında arsanın işte belediye gibi diğer vatandaşların payları olan okul arsaları var, bunlar temizlenmeden inşaata başlanamıyor. Bu şekilde sorunlu olan okul arsaları vardı, bunlar temizleniyor. 2026 itibarıyla Porsuk İlkokulu, Sami Sipahi Ortaokulu, Osmangazi Ortaokulu, Gazi Meslek Lisesi yıkılıp hemen yenisi yapılmak üzere başlanacak. Şu anda Yunus Emre Meslek Lisemiz tamamlanmak üzere, nisan ayı gibi falan teslimi yapılacak deniliyor. Tabii onu en iyi bilecek olan kişi sponsor grup. Diğer taraftan yeni yapılacak bina için de boşaltma kararı çıktığında da orada kazmayı vurup yıkım işlemlerine başlayacaklar. Tabii oradaki muhakkak ki ETİ ailesini sadece Yunus Emre Gazi Meslek diye görmeyelim. Eskişehir Eti Sosyal Bilimler Lisesi, Ahmet Kanatlı Lisesi bunlar eğitime bu anlamda şehrimize destek babında. Keşke herkes onlar gibi bu anlamda şehrimizin eğitimine hayırsever bakımından destek olabilseler. Sadece binayı yaptık, teslim ettik, hadi eyvallah bizim işimiz bitti demiyorlar, arkasından destek olmaya okullarına katkı sunmaya devam ediyorlar. CİMER ya da hak arama ya da bir şikâyeti kamuya, kamudaki yetkililere, yaşanan kamu hizmetinin alımındaki sorunlarla alakalı önemli bir mekanizma; bir defa bunun önemini, değerini, kıymetini biliyoruz. Ancak bunun yerinde ve gerektiği şekilde kullanılması da çok önemli. Şimdi 112 ihbar hatlarımızın hepsi toplandı değil mi? 112; polis, itfaiye, jandarma, emniyet hepsi 112 çatısında toplandı. Şimdi haberlerde ara ara geçer, siz de duyarsınız; "Bu yıl 112’ye yapılan çağrıların bilmem kaç bin tanesi asılsız çıktı." %61’miş bu sefer. %61 asılsız çıkan sayı, %61 derler. İşte değişik değişik şeyleri sorduklarını; nöbetçi eczane, market neresi, benzin istasyonu şurası burası gibi değişik değişik ihbarların geldiğini söylerler. Şimdi bu hizmetin yerinde ve gerektiği şekilde kullanılması önemli. CİMER de bu şekilde. Yani CİMER’in kamuya bir tehdit unsuru ya da kamu çalışanlarına yönelik elde gösterilen bir sopa gibi kullanılmasını biz açıkçası çok doğru bulmuyoruz. Evet, bir yanlış varsa, yapılan bir hata varsa, bir kusur kabahat varsa elbette ki bunun aktarımı açısından önemli bir mekanizma. Eskiden Türkiye’de Alo 147 Öğretmen Şikâyet Hattı diye bir hat vardı. Alo 147 Öğretmen Şikâyet Hattı. Şimdi bu hat sadece öğretmenle ilgili şikâyetlerin edildiği bir hattı. O zaman Eğitim-Bir-Sen olarak bunun yanlış bir uygulama olduğunu; bunun ne eğitim öğretime, ne okula, ne öğrenciye, ne öğretmene hiçbir katkısı olmayacağını ifade etmiş ve kaldırılması noktasında ciddi manada bir uğraş vermiştik. Bakanlık o yanlıştan -sonra da olsa, geç de olsa- döndü ve o 147 Alo Öğretmen Şikâyet Hattı kaldırıldı. Bakın şimdi buradaki durum da aslında buna benzer bir durum hâline geliyor. CİMER’in çoğu defa istismar edildiği örneklerle birçok defa karşılaşıyoruz. Bunun en ufak bir şekilde; öğrencinin bir derste, sınavda başarısız olduğu anda ya da eve gelip arkadaşıyla tartışıp morali bozuk, canı sıkkın bir vaziyette bulunduğu anda "Aman çocuğum neyin var, canın mı sıkkın, düşük not mu aldın, psikolojin mi bozuk? Hemen ara CİMER’i, öğretmeni şikâyet et. Hadi bakalım yarın öğretmen bunun hesabını versin." şeklinde kullanıldığını görüyoruz arkadaşlar. Ve bakın hani bir laf vardır ya "Çamur at, izi kalsın." Hayır, "Çamur at, izi kalsın"ın da bir karşılığı olması lazım. Eğer haksız yere, mesnetsiz yere bu anlamda bir kişiye, bir eğitim çalışanına, bir öğretmene yönelik haksız yere bir ithamda bulunuyorsa bunun da bir karşılığı olması lazım. O yüzden şimdi biz bu konuyu son dönemde, 2025 Ekim ayındaki Kurum İdari Kurulunda, Millî Eğitim Bakanlığı ile Genel Merkezimiz arasında yapılan KİK toplantısında bu konuyu dile getirmiş ve bu konuyla ilgili gerekli tedbirlerin alınması noktasında bir karar aldırtmıştık. Bu karar neticesinde de geçtiğimiz günlerde Millî Eğitim Bakanlığı, bu konuda yapılan araştırmalar neticesinde asılsız çıkan şikâyetler veya mesnetsiz ithamlar karşılığında bunu yapanlara da bir cezai müeyyidenin ve bunun da bir idari, hukuki ve adli olarak bir karşılığının olduğuyla alakalı bir yazı yazdı. Bunu yapanlar da artık bunun karşılığında gerekli idari ya da adli cezalara çarptırılacaklar. Bu da öğretmene verilen değerin gösterilmesi adına kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Millî Eğitim Bakanlığımıza da bu konuda teşekkür ediyoruz."

Memur ve Emekliler Kendi Paylarına Düşen Refah Payını Almalıdır Haber

Memur ve Emekliler Kendi Paylarına Düşen Refah Payını Almalıdır

Memur Sen Eskişehir İl Temsilciliği, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları, memur ve emekli maaş zamlarını değerlendirdi. Memur-Sen Eskişehir İl Temsilcisi ve Eğitim - Bir Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Kamu emekçilerimiz, aynı zamanda emeklilerimiz; hepiniz Eskişehir Memur-Sen olarak düzenlemiş olduğumuz basın açıklamamıza ve değerlendirmemize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Öncelikle bugün bizim Memur-Sen’imizin kurucu genel başkanı Mehmet Akif İnan’ı anarak sözlerime başlamak istiyorum. Bugün kendisinin vefatının, aramızdan ayrılışının 26. yıl dönümüdür. Düşünceyi eylemle, bilgiyi sorumlulukla buluşturan; yazdıklarıyla fikir dünyamızı olgunlaştıran, şiirleriyle şuur kazandıran, öğretmenliğiyle örnek olan, sendikal duruş ve mücadelesiyle Türkiye’de emek hareketine öncülük yapan kurucu genel başkanımız Mehmet Akif İnan’ı vefatının 26. yılında, onun mesai arkadaşları ve yol arkadaşları ile birlikte rahmet, minnet ve saygıyla yad ediyoruz. Rabbim mekanını cennet etsin. Kurduğu Memur-Sen, yıllarca emek mücadelesini güçlü bir şekilde sürdürsün diyorum. İrlandalı yazar Bernard Shaw, 'Kan kokusunu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir.' demiştir. Amerikan emperyalizmi ve haydutluğu kendisini şimdi de Venezuela’da gösterdi. Dünyanın neresinde olursa olsun petrol için, maden için, değerli toprak elementleri için her türlü darbeyi, her türlü saldırganlığı ve her türlü haydutluğu kendine hak gören Amerika; bu sefer de seçilmiş devlet adamı, Devlet Başkanı Maduro’yu evinden, yatağından alarak kendince şimdi de Venezuela’ya demokrasi getireceğini söylüyor. Bu yapılan darbeyi şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Bugün olanlardan bizim çıkarmamız gereken ders; kendi sorumluluklarımızı, kendi sorunlarımızı kendi içimizde kenetlenerek, kardeşlik hukukumuzun zeminini genişleterek çözmek için bu iradeyi tüm dünyanın gözleri önünde göreceği şekilde sapasağlam bir şekilde ortaya koymaktır. Değerli basın mensuplarımız, kıymetli kamu çalışanlarımız ve emeklilerimiz; malumunuz aralık ayı enflasyon rakamları geçtiğimiz gün açıklandı. Aralık ayı enflasyon rakamları, TÜİK’in ifade ettiği üzere %0,89, yıllık enflasyon %31 ve kamu çalışanlarına yansıyacak olan 2026 yılının ocak ayı zam oranı %18,6 olarak belirlendi. Bu rakamlar neticesinde 2026 yılında oluşan 6 aylık ücret zammı ve oluşan enflasyon farkının yanı sıra 1.000 TL’lik taban aylığa seyyanen artış ve diğer ek ödemelerle birlikte en düşük memur maaşı 58.305 TL, en düşük memur emekli maaşı da 27.700 TL olmuştur. Şimdi bu rakamlara şöyle genel anlamda bir değerlendirme yapacak olursak; Eskişehir’deki en düşük ev kirasının 15.000 TL olduğu bir yerde 27.700 TL maaş alacak bir memur emeklisinin hayatını nasıl idame ettireceğinin sorusunun cevabı hala kimse tarafından verilebilmiş değildir. Elektrik, doğal gaz, su faturası, çarşı pazar, ulaşım, okul ve kırtasiye giderleri derken maaşın tamamını bir aya yetirebilmek pek de mümkün görünmüyor. Bu vesileyle memur ne yapsın, emekli nasıl ayın sonunu getirsin? Biz geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisinde tüm partilerin oy birliğiyle üst düzey bürokratlara yönelik 30.000 TL seyyanen zam yapılacağı zaman da tepkimizi dile getirmiştik. O zaman da buradan ifade etmiştik. Genel müdürlere ve daire başkanlarına 30.000 TL’lik seyyanen zammı yapabilirsiniz, eyvallah. Ama en düşük emekli maaşı 18.000 TL iken en düşük emekli maaşını 30.000 TL’ye yükseltin. Bu oranda yaptığınız artışı da tüm kamu çalışanlarına ve emeklilere yansıtın. Sizin elinizden tutan yok. Gelir dağılımını ve ücret dağılımını adaletli bir şekilde gerçekleştirin, biz de kalkalım sizleri tebrik edelim demiştik. Bu vesileyle ücret dağılımında adalet sağlansın istiyoruz. Aynı işi yapan memur ile aynı işi yapan işçi arasındaki ücret makası açıldı. Bu makas kapansın istiyoruz. 2024 ve 2025 yıllarında kamu görevlilerine reva görülen zamlar, bazı dönemlerde 1 ya da 2 ay içerisinde eridi. 2024-2025 yılında o zaman da kabul etmediğimiz, itiraz ettiğimiz zam oranları; yine 2026 ve 2027 yıllarında aynı şeylerin yaşanacağını hepimizin gözlerinin önüne seriyor. Kamu görevlilerinin belirsizliğe sürüklenmesine rıza göstermiyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz toplu sözleşme sürecinde memura ve emeklilere reva görülen artışlara Memur-Sen olarak imza atmadık, atmıyoruz. Enflasyon farklarıyla oluşan enflasyon rakamlarıyla bizlere teklif edilen ücretlerin birbiriyle ne kadar tutarsız olduğunu hep birlikte bir kez daha gördük. Zulüm tahammül edilemez bir noktaya gelmiştir. Kamu görevlileri artık sadece maaş yetersizliğine değil, aynı işi yapanlar arasındaki ücret adaletsizliğine de tahammül edemiyor. Bu eserle çalışma barışı bozulmuş, ücret sisteminin temelden sorunlu bir hâle gelmesi görülmüştür. Aynı işi yapan 2 kişi farklı ücret alıyor; bu da maalesef, ne yazık ki çalışma barışını bozuyor. Vergi matrahları çalışanı koruyacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Gelir vergisi matrahlarının da önemli bir sorun olduğunu hepimiz görüyoruz. Asgari ücretin dahi %20'lik vergi dilimine girdiği bir sistem, adil bir vergi sistemi değildir. Vergi matrahları bulunduğu rakamın en az 3 katı daha fazlası olması gerekir. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alma sistemi getirilmelidir. Şu anda memurlar neredeyse vergi rekortmeni hâline gelmiş durumdadırlar. Nimet külfet dengesi en önce vergilerde gözetilmelidir. Vergi dilimleri kamu çalışanları için %15'e sabitlenmelidir. Hükûmetten temel beklentilerimiz şu şekildedir: Geçmiş kayıpları telafi edecek ve emekliliğe de yansıyacak şekilde taban aylığa seyyanen zam yapılmasını istiyoruz. Kamu personel sisteminde kapsamlı bir reformun hayata geçirilmesini istiyoruz. 4688 sayılı kanun güncellenmelidir. Yardımcı Hizmetler Sınıfı ortadan kaldırılmalıdır. Koruyucu giyim yardımı ödemelerinde yaşanan sorunlar aşılmalıdır. Gelişen ve kalkınan Türkiye’den memur ve emekliler kendi paylarına düşen refah payını almalıdır. Hükûmete taleplerimizi sıralarken Kamu İşveren Heyeti ve yetkililer maalesef bizlere ekonomik maliyetleri bahane ediyorlar. Ama bu işin ekonomik maliyetleri, emin olun ki sosyal maliyetlerden daha düşüktür. Bu vesileyle 2026 yılının kamu çalışanlarımız ve emeklilerimiz için refahı bol, felahı geniş bir yıl olmasını diliyorum. Kamu görevlilerimiz ve emeklilerimiz için mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyorum."

Eğitim Çalışanlarına Yönelik Şiddetin Her Türlüsüne Karşıyız! Haber

Eğitim Çalışanlarına Yönelik Şiddetin Her Türlüsüne Karşıyız!

Beylikova Müberra - Mehmet Güleç Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde görev yapan bir kadın öğretmen okulda görev yapan başka bir öğretmen tarafından sözlü ve fiili saldırıya uğradı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Eğitim - Bir Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Yönetimi öğretmenin yanında olduklarını ve eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin her türlüsüne karşı olduklarının altını çizdi. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Beylikova Müberra Mehmet Güleç Anadolu İmam Hatip Lisesinde görev yapan üyemiz Merve Yerlikaya, yine aynı okulda görev yapan İ.K. isimli şahıs tarafından sözlü ve fiili saldırıya uğramıştır. Yapılan bu çirkin saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Öğretmene yönelik hatta kadına yönelik şiddetin kaynağının yine aynı okulda görev yapan başka bir öğretmen olmasından hicap duyuyoruz. Eğitim-Bir-Sen olarak şiddetin kaynağı kim olursa olsun şiddetin her türlüsüne karşı eğitim çalışanlarımızın ve üyelerimizin yanındayız. Bu çirkin davranışın sorumlusu kişi yaptığının cezasını çekmelidir. Konuyla ilgili İlçemizde bulunan mülki ve idari yetkililerle görüşerek hukuki süreci takip ettiğimizi, konuya dair hassasiyetimizi ve üyemizin yanında olduğumuzu dile getirdik. Bu konuda şikayet karşılığında ilgili makamlar tarafından gereken adımlar atılmış adli ve idari soruşturma başlatılmıştır. Bu çirkin saldırıya maruz kalan üyemize geçmiş olsun dileklerimizi sunar, Eğitim- Bir-Sen olarak hukuki sürecin sonuna kadar takipçisi olduğumuzu kamuoyunun bilgisine sunarız."

Eğitim Çalışanları Yeni Eğitim Öğretim Yılına Buruk Giriyor Haber

Eğitim Çalışanları Yeni Eğitim Öğretim Yılına Buruk Giriyor

2025-2026 Eğitim-Öğretim yılının bugün başlaması ile birlikte Eğitim Bir - Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar bir basın açıklaması yaptı. Yazılı bir açıklama yapan Şube Başkanı Akar şu ifadeleri kullandı; "Yaz tatilinin sona ermesiyle birlikte 2025-2026 eğitim-öğretim yılı başlıyor. Ülke genelinde 18 milyon öğrenci ve 1 milyon öğretmen 8 Eylül Pazartesi günü ders başı yapacak. Eğitim-Bir-Sen olarak temennimiz, eğitim öğretim yılının ve eğitim çalışanlarının sorunlarının bir günlüğüne gündeme gelmesi değil, kalıcı çözümlerin hayata geçirilmesidir. Bir milyonu aşkın eğitim çalışanı, sona eren 8. Dönem Toplu Sözleşme sürecinde haklı ve yerinde taleplerinin kamu işvereni tarafından görmezden gelinmesi nedeniyle yeni eğitim-öğretim yılına buruk girmektedir. Öğretmenlerin işlerinden duydukları memnuniyet ya da memnuniyetsizlik, doğrudan eğitimin niteliğini ve dolayısıyla ülkenin geleceğini etkilemektedir. Öğretmenlerin umutsuzluğa kapılmaması ve kaliteli hizmet sunabilmesi için onlara iyi bir eğitim sistemi, iyi çalışma ortamı ve iyi imkanlar sunulmalıdır. Mevcut koşulların öğretmenleri “mutsuz mecburlar” haline getirme riski görülmeli ve sorunların çözümü ile beklentilerin karşılanması için çaba gösterilmelidir. Eğitim-Bir-Sen olarak, yeni eğitim öğretim yılı başında, çözüm bekleyen sorunları ve bunlara ilişkin önerilerimizi kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Eğitim çalışanlarının mali hakları iyileştirilmelidir Enflasyonist ortamın alım gücünü aşındırdığı, ekonomik toparlanmanın sabit gelirlilere yansımadığı mevcut koşullar kamu görevlilerinin yaşamını zorlaştırmaktadır. Eğitim çalışanlarının ve diğer kamu görevlilerinin ücret kayıpları telafi edilmeli; enflasyona ezdirilmeyecek şekilde iyileştirmeler yapılmalıdır. Öğretmen açığı sorunu tarih olmalıdır Eğitimin niteliğinin artırılması ve okullar arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, derslerin boş geçmemesine ve sınıflarda yalnızca kadrolu öğretmenlerin görev yapmasına bağlıdır. İhtiyaç olmasına rağmen yeterli atama yapılmamakta; yeterli aday bulunmasına rağmen bu ihtiyaç karşılanmamaktadır. Bu tablo, “önce eğitim” anlayışıyla çelişmektedir. Öğretmen atamaları ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılmalıdır; ücretli öğretmen istihdamının doğurduğu olumsuzluklar sona erdirilerek öğretmen açığı sorunu tarih olmalıdır. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamalarına son verilmelidir Öğretmenlerin anayasal haklarını sınırlayan, aile bütünlüğünü bozan ve mesleğin itibarını zedeleyen sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına derhal son verilmelidir. Tüm sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmeli, kalıcı bir düzenleme beklenmeden sözleşmeli öğretmenlere de mazerete bağlı ve isteğe bağlı yer değişikliği hakkı başta olmak üzere kadrolu öğretmenlere tanınan haklar verilmelidir. Öğretmen açığının, kadrolu istihdam yerine insan haklarına ve çalışma ahlakına aykırı olan ücretli öğretmenlik uygulamasıyla giderilmeye çalışılmasına son verilmeli, bu uygulama kaldırılmalıdır. Yer değişikliği talepleri karşılanmalıdır Bakanlık, anayasal bir hak olan mazerete ve isteğe bağlı yer değişiklikleri ile yaşa ve tecrübeye dayalı bölgeler arası adil bir öğretmen istihdamını bir arada yürütmek zorundadır. Atama ve yer değiştirme iş ve işlemlerinin neredeyse tüm yıl sürmesi eğitim-öğretim faaliyetlerini aksatmakta ve öğretmenleri huzursuz etmektedir. Günümüz bilgi teknolojileriyle bu süreçler, hızlı ve güvenilir bir şekilde yürütülmelidir. Öğretmenlerin bölgeler arası adaletsiz dağılım sorunu çözülmelidir Sözleşmeli veya kadrolu öğretmenlerin ilk atamalarının büyük oranda dezavantajlı bölgelere yapılması, deneyimli öğretmenlerin büyükşehirlerde ve gelişmiş yerlerde yoğunlaşmasına sebebiyet vermektedir. Bu durum okullar arasında başarı farkına dönüşecek şekilde mesleki tecrübe ve bilgi birikiminin eğitim kurumları arasındaki dengeli ve adil dağılımını olumsuz etkilemektedir. Halihazırda Sağlık ve Teknik Hizmetler sınıfına uygulanan ek tazminatın Eğitim-Öğretim Hizmetleri sınıfına da yansıtılması önemli bir teşvik olacak, toplu sözleşme taleplerimiz arasında yer alan bu teklifin hayata geçirilmesi, öğretmen açığı sorununu büyük ölçüde çözecektir. Eğitim kurumları yöneticiliği profesyonel bir meslek olarak yapılandırılmalıdır Eğitim kurumları yöneticiliği profesyonel bir meslek olarak yapılandırılmalı ve atamaların, görevlendirmelerin yazılı sınav puanı ile nesnel kriterlere dayalı mesleki çaba ve başarı ölçümü üzerinden gerçekleştirileceği bir sistem kurulmalıdır. Ek ders esaslarındaki ücret dengesizliği giderilmeli, ders ücretleri artırılmalıdır Ek ders esaslarında branşlara ve okul türlerine oluşan ücret farklılıkları ortadan kaldırılmalı; ek ders birim ücreti artırılmalıdır. Norm kadro fazlası öğretmenlerimizin mağduriyetleri giderilmelidir Norm kadro güncellemeleri yapılmadan gerçekleştirilen resen atamalar yeni mağduriyetlere haksız uygulamalara kapı aralamıştır. Bu yöndeki uyarılarımız dikkate alınmayarak başlatılan atamalar neticesinde mağdur olan üyelerimiz adına yetkili idari mahkemelerde iptal davaları açıyoruz. Resen atamaların Ekim sonuna ertelenmesi ve mevcut resen atamaların iptali gerekmektedir. Öğretim yılına hazırlık ödeneği tüm eğitim çalışanlarına verilmelidir Öğretim yılına hazırlık ödeneği, öğretmenlerle birlikte eğitim-öğretim hizmetlerinin yürütülmesinde emek sarf eden Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatı kadrolarında görevli tüm hizmet sınıflarındaki eğitim çalışanlarına da ödenmelidir. Görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavları yapılmalıdır Eğitim-Bir-Sen olarak uzun süredir gündeme getirdiğimiz görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavlarının ivedilikle ve en geç iki yıllık periyotlarla yinelenmesi talebimiz, son Kurum İdari Kurulu çalışma raporlarında kabul edilerek çalışma başlatılması kararı alınmıştır. Bu doğrultuda, Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında oluşan norm kadro açığı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak sınavlar bir an önce açılmalı, takvim ivedilikle ilan edilmelidir. Memur, hizmetli ve diğer çalışanların mali ve sosyal hakları iyileştirilmelidir Eğitim hizmetinin aksamadan yürütülmesi için büyük emek veren memur, Genel İdare Hizmetleri Sınıfı, Teknik Hizmetler Sınıfı, Yardımcı Hizmetler Sınıfı ve diğer çalışanların mali, sosyal ve özlük hakları iyileştirilmelidir. Memur ve hizmetlilerin görev tanımları yapılmalı; personel yetersizliği gerekçesiyle çalışanların mağduriyetine son verilmeli, fazla çalışma ücretleri ödenmelidir. Yönetici kadroların sorunları bir an evvel çözülmelidir Milli eğitim uzmanı, Bakanlık müfettişi, il milli eğitim müdürü ve yardımcısı, ilçe milli eğitim müdürü, araştırmacı, şube müdürü, eğitim müfettişi, eğitim müfettiş yardımcısı, şef ve eğitim uzmanı kadrolarında görev yapanlardan aranan hizmet süresini tamamlayanlara da uzman öğretmenlik, başöğretmenlik ünvanına dayalı haklar tanınmalıdır. Okulların yardımcı personel ve ödenek sorunu çözülmelidir Okulların zorunlu harcamalarını karşılayabilecek doğrudan bir ödeneği bulunmamakta, bu durum ciddi bir sorun oluşturmaktadır. İŞKUR’un İşgücü Uygulama Programı ise yardımcı personel ihtiyacına kalıcı çözüm getirmemekte; iş güvencesi ve adil gelir sağlamayan, güvencesiz bir çalışma biçimi olduğu; bu haliyle okulların personel ihtiyacına kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm sunmadığı aşikardır. Her okula münhasır ödenek tahsis edilmeli; yardımcı personel ihtiyacı doğrudan karşılanmalı veya kaynak aktarımı yapılmalıdır. Proje okulları yeniden ele alınmalıdır Proje okulları ve bu okullara öğretmen, yönetici atama ve görevlendirme esasları yeniden ele alınarak amaç ve hedef bütünlüğüne kavuşturulmalıdır Öğretmen ve yönetici atama ve görevlendirme usulü, proje okullarından olan beklentiyi yansıtacak şekilde bu kurumlara özgü ancak nesnel, eşit, adil ve erişilebilir kriterlere dayalı olarak puan üstünlüğü esasına göre kurgulanmalıdır. Okul kantinlerinde boykot ürünlerinin satışına izin verilmemelidir Okul kantinlerinde İsrail menşeili veya İsrail’in Gazze katliamına destek açıklamasında bulunan yerli ve yabancı ürünlerin satışının yasaklanması sağlanmalıdır. Deprem bölgesindeki sorunlar giderilmelidir Deprem bölgesindeki eğitim kurumu ihtiyacı giderilmeli, mevcut kurumların altyapıları ve kapasiteleri güçlendirilmelidir. Bölgedeki öğretmenlerin hem de yeni atanacak öğretmenlerin kalıcı konutlarına ulaşması önceliklendirilmeli ve öğretmenlerin bölgedeki görevlerinin sürekliliği sağlanmalıdır. Eğitim-Bir-Sen olarak, yeni eğitim-öğretim yılının umut dolu gelişmelerin yaşandığı, verilen vaatleri yerine getirecek somut adımların atıldığı bir yıl olmasını temenni ediyoruz. Bu süreçte, Milli Eğitim Bakanlığı’na eğitim çalışanlarının sorunlarının çözümünün aynı zamanda eğitimin sorunlarının aşılması anlamına geldiğini bir kez daha hatırlatıyor ve gerekli adımların atılması çağrısında bulunuyoruz.

Milletvekili Fatih Dönmez'den Memur-Sen Eskişehir'e Ziyaret Haber

Milletvekili Fatih Dönmez'den Memur-Sen Eskişehir'e Ziyaret

AK Parti Eskişehir Milletvekili, önceki dönem Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve KEİPA Komisyon Başkanı Fatih Dönmez, Memur-Sen Eskişehir İl Temsilciliğini ziyaret ederek sendikaya bağlı şube başkanlarıyla bir araya gelerek istişarelerde bulundu. Talepler dinlendi Memur-Sen Eskişehir İl Temsilcisi İbrahim Akar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya konfederasyona bağlı sendikaların il başkanları katıldı. AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, toplantıda eğitim, sağlık, büro hizmetleri ve yerel yönetimler başta olmak üzere birçok alanda kamu çalışanlarının sorunlarını ve taleplerini dinledi. Çözüm yollarını birlikte değerlendireceğiz Kamu çalışanlarının beklentilerini yakından takip ettiklerini ifade eden Dönmez,“Sendikalarımızın temsil ettiği kitlenin taleplerini doğrudan muhataplarından dinlemek bizim için son derece kıymetli. Bugün burada dile getirilen her konuyu not aldık. Hem TBMM’de hem de ilgili bakanlıklar nezdinde çözüm için gayret göstereceğiz. İstişare, ortak aklı ortaya çıkarır; ortak akıl da bereketi artırır. Biz de bu anlayışla sendikalarımızın görüşlerini dinliyor, çözüm yollarını birlikte değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Teşekkür etti Memur-Sen yöneticileri ise, kamu çalışanlarının hak ve taleplerinin daha iyi şartlarda karşılanabilmesi için bu tür buluşmaların önemine dikkat çekerek, ilgisi ve yakın takibi dolayısıyla Dönmez’e teşekkür etti.

Memurlar 18 Ağustos’ta İş Bırakıyor Haber

Memurlar 18 Ağustos’ta İş Bırakıyor

Memur-Sen Eskişehir İl Temsilciliği, 8'inci Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde verilen teklifi protesto amacıyla Hamamyolu Caddesi’nde bir eylem çadırı açtı. 18 Ağustos 2025 tarihinde iş bırakacaklarını ifade eden Memur-Sen Eskişehir İl Temsilcisi İbrahim Akar yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; “Memur-Sen’imize bağlı hizmet kollarımızın şube başkanları, yönetim kurulları ve kıymetli Eskişehir halkı; bugün Memur-Sen olarak sekizinci dönem toplu sözleşme sürecine dair eylem planımızın ikinci aşamasındayız. Geçtiğimiz süreçte, 12 Ağustos tarihi itibarıyla kamu işvereni tarafından ilk teklif sunulmuş, 2026 yılı için yüzde 10 artı yüzde 6, 2027 yılı için ise yüzde 4 artı yüzde 4 oranında zam önerilmiştir. Ancak biz Memur-Sen olarak, yetkili konfederasyon sıfatıyla bu teklifi kesinlikle kabul etmediğimizi, yetersiz bulduğumuzu ve revize edilerek kamu çalışanlarımızın, emeklilerimizin ve kamu emekçilerimizin gelir durumunu refah seviyesine çıkaracak hakkaniyetli bir teklifin masaya getirilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Bu kapsamda basın açıklamaları düzenledik. Dün itibarıyla ikinci teklifi beklerken, maalesef yapılan açıklamaya göre bir önceki teklifin üzerine yalnızca bin lira taban aylığa iyileştirme eklenmiştir. Oysa biz, Memur-Sen olarak taban aylığa iyileştirme istedik fakat bu rakam kesinlikle bin lira değildir. Biz taban aylığa 10 bin lira iyileştirme talep ettik. Ayrıca geçmiş kayıplarımızın telafisi için yüzde 10 refah payı ve yüzde 25 oranında zam talep ettik. Bu nedenle sunulan ikinci teklifi de kabul etmediğimizi, kamu emekçilerinin ve emeklilerinin sorunlarına hiçbir çözüm getirmediğini açıkça ifade ediyoruz. Bugün, tüm Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de eylem çadırımızı açtık. Çadırımız gün boyu açık olacak. Burada haklarımızı, taleplerimizi ve sorunlarımızı tüm kamuoyuna ve Eskişehirlilere anlatmak için bulunacağız. Katılımlarınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyorum. Gün boyu etkinliklerimiz ve faaliyetlerimiz çadırımızda devam edecek. Pazartesi günü ise genel merkezimizin kararı doğrultusunda tüm Türkiye’de iş bırakacağız. Ankara’da büyük bir miting düzenlenecek ve Eskişehir’den de otobüslerle hareket edeceğiz. Pazartesi günü tüm Türkiye’nin kalbi Ankara’da atacak. Memurun ve emeklinin taleplerini bu kez doğrudan muhataplarının kapılarının önünde dile getireceğiz.”

Gelirde Adalet, Ücrette Denge İstiyoruz! Haber

Gelirde Adalet, Ücrette Denge İstiyoruz!

Memur-Sen Eskişehir İl Temsilciliği tarafından başlayan 8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde, Kamu İşvereni’nin sunduğu teklife tepki göstermek amacıyla bir basın açıklaması yapıldı. Memur-Sen'e bağlı sendikaların başkan ve üyelerinin katılımıyla düzenlenen basın toplantısı Yediler Parkında gerçekleştirildi. Basın toplantısında konuşan Memur-Sen Eskişehir İl temsilcisi İbrahim Akar şu ifadelere yer verdi; ''Kıymetli Basın Mensupları, Değerli Kamu Görevlileri, Memur-Sen Eskişehir İl Temsilciliği olarak, Hepinizi saygıyla selamlıyoruz. 8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde, Kamu İşvereni’nin sunduğu teklife karşı; ortak tepkimizi göstermek, Genel Merkezimizin Eylem Planı doğrultusunda sorumluluğumuzu yerine getirmek ve sesimizi İşveren’e duyurmak için bugün buradayız. Kamu işvereni dün açıkladığı teklifte 2026 için %10 + %6, 2027 için %4 + %4 zam önerisinde bulundu. Öncelikle; İşveren Heyeti’nin bu teklifini yok saydığımızı ve gerçekçi bulmadığımızı belirtiyoruz; görüyoruz ki İşveren, tutmayan enflasyon hedeflerini baz alarak Kamu görevlisine bu teklifi layık görmüştür. İşverenin teklifinde; refah payı ve taban aylığa zam yoktur. Gelirde adaleti sağlayacak oran yoktur. Emekli ve emekçiyi gözeten bakış yoktur. Kamu işvereninin bu teklifi; memurun yaşadığı zorlukların görmezden gelindiğini gösteriyor. Teklif, kamu görevlilerinde hayal kırıklığı oluşturmuştur. Kira artış oranının %41 olduğu bir zeminde, düşük belirlenmiş enflasyon hedefi kadar zam teklif edilmesi kabul edilebilir değildir. Bu teklif yetersiz ve geçersizdir. Yıllarca dirsek çürütmüş, gecesini gündüzüne katmış, daha kaliteli kamu hizmeti için kariyer yapmış memurlarımızın; niteliğini ve emeğini değersizleştiren bir teklif olarak görüyoruz. Kamu çalışanları arasında oluşan huzursuzluğu, ücretlerde oluşan adaletsizliği bu teklif gidermez. Sayın Cumhurbaşkanımızın, kamu çalışanları arasında ücretlerin dengelenmesi hassasiyetinin dikkate alınmadığı açıkça görülmektedir. Geçmiş kayıplarımız, yüksek enflasyon, Market/Pazar fiyatları, gelecek kaygılarımız, işverenin teklifine yansımamıştır. Görüyoruz ki,Kamu İşvereni 7. Dönem Toplu Sözleşmedeki hatasını tekrar ediyor. Altını çizerek ifade ediyoruz ki, memurların ve emeklilerin Kaybedecek 2 yılı daha yok. Biz tutmayan hedeflerin, adaletsiz Hakem Kurulu’nun, Maliyenin sıkılaşma politikalarının sonucunda kaybeden taraf olmak istemiyoruz! Kıymetli Basın Mensupları, Değerli arkadaşlar, Memur-Sen olarak; 2026 yılının birinci altı ayında; · %10 Refah Payı · 10.000 TL Taban Aylığa Zam · %25 oransal zam İkinci altı ayında; · %20 oransal zam 2027 yılının birinci altı ayında; · 7.500 TL Taban Aylığa Zam · %20 oransal zam ve İkinci altı ayında · %15 oranında artış Teklif ettik, refah payı istedik; çünkü geçmiş dönem kayıplarımızın giderilmesi gerekiyor. Taban aylığa zam istedik; çünkü görev aylığı ile emekli aylığı arasındaki dengenin yeniden kurulması gerekiyor. Oransal zam istedik, çünkü kamu görevlilerininyüksek enflasyon altında ezilmemesi gerekiyor. Enflasyon oranında zammın, zam olmadığını İşverenin kabul etmesi gerekiyor. Bu hususlara ilave olarak, İlave 1 derece verilmesini, Aileyi koruyacak tekliflerimizin kabul edilmesini, 1. Dereceye 3600 Ek Gösterge verilmesini istiyoruz. Akademisyenlerin, şube müdürlerinin, şef ve amirlerin mali ve özlük haklarının düzeltilmesini, Mühendis ve Teknik personelin mali haklarının iyileştirilmesini, Yardımcı Hizmetler Sınıfının kaldırılarak uygun hizmet sınıfına geçirilmesini istiyoruz. Bayram ikramiyesi verilmesini, Kira desteği sözünün yerine getirilmesini, Gelir vergisinin %15’e sabitlenmesini istiyoruz. Seyyanen ödemenin emekliliğe yansıtılmasını, Bütün gelirlerimizin emekliliğe esas sayılmasını, 4688 sayılı Kanun’un revize edilmesini istiyoruz. Türkiye büyürken alım gücümüz de büyüsün, Milli gelir artarken memurun refah düzeyi de artsın istiyoruz. Toplu Sözleşme Masası adaleti tesis edecek, dengeyi kuracak, eşitliği sağlayacak güce sahiptir. 8. Dönem Toplu Sözleşme uzlaşma ile tamamlanmalı, Büyük ve Güçlü Türkiye hedefine, Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır şekilde imzalanmalıdır. Toplu sözleşme masasının 1 haftadan az süresi var. Bunun için İşveren Heyeti zaman kaybetmeden; Çalışma barışını sağlayacak, Müzakereye uygun, Adil teklifi masaya sunmalıdır. Aksi takdirde, Memur-Sen Başkanlar Kurulumuzun almış olduğu kararlar neticesinde, “Memur-Emekli Nöbette Eylem Çadırı Kurulması”, iş bırakma, Yürüyüş ve Ankara Mitingi Eylemlerimizle tepkimiz devam edecektir. Son sözümüz şudur; Adil ve acil teklif bekliyoruz. Hepinize katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.''

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.