SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hukuk

Porsuk Haber Ajansı - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YENİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı Ön Seçimi Başladı: Talat Yalaz Tek Aday Haber

YENİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı Ön Seçimi Başladı: Talat Yalaz Tek Aday

YENİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı ön seçimi, Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde başladı. Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz’ın tek aday olduğu seçimde, parti içi demokrasi, örgütlenme çalışmaları ve Türkiye’nin siyasi gündemi öne çıktı. YENİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı ön seçimi, Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde düzenlenen programla başladı. Divan heyetinin oluşturulması ve protokol konuşmalarıyla başlayan genel kurulda, eski milletvekili Zeki Ünal divan başkanlığı görevini üstlendi. Ön seçime YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, ilçe belediye başkanları, ilçe başkanları, belediye meclis üyeleri ve çok sayıda partili katıldı. YENİ Parti Eskişehir Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz’ın tek aday olduğu ön seçimde, üyelerin oy kullanmasıyla il başkanlığı süreci şekillenecek. İBRAHİM ARSLAN: “YENİ PARTİ’NİN SAHİBİ MİLLET VE ÜYELERİDİR” YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, konuşmasında partinin kuruluş sürecine, örgütlenme çalışmalarına ve Türkiye’nin siyasi gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Partinin kısa sürede Türkiye genelinde örgütlenme çalışmalarını tamamlamaya yönelik önemli adımlar attığını belirten Arslan, ön seçimlerin yalnızca yöneticileri belirlemekten ibaret olmadığını, yeni bir siyaset anlayışını hayata geçirme amacı taşıdığını ifade etti. Siyasette kişisel yaklaşımlar yerine ortak aklın ve katılımcılığın ön plana çıkması gerektiğini vurgulayan Arslan, YENİ Parti’nin üyelerin ve milletin söz sahibi olduğu bir siyasi hareket olarak yoluna devam etmesi gerektiğini söyledi. Arslan, konuşmasında belediyelere yönelik operasyonlar, kayyum uygulamaları, tutuklu belediye başkanları, basın özgürlüğü ve seçim güvenliği konularını da gündeme taşıdı. Türkiye’de demokratik kurumların işleyişine ilişkin eleştirilerini dile getiren Arslan, önümüzdeki seçimlerde demokratik koşulların ve seçim sonuçlarının güvenilirliğinin büyük önem taşıyacağını kaydetti. Partinin Eskişehir’de ve Türkiye genelinde güçlenmesi için örgütlenmenin tabandan başlayarak geliştirilmesi gerektiğini belirten Arslan, üyelerin karar süreçlerine katılımının önemine dikkat çekti. UTKU ÇAKIRÖZER: “YENİ PARTİ, TÜRKİYE’YE YENİ NESİL SİYASETİ GETİRİYOR” YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, konuşmasında parti içi demokrasi, basın özgürlüğü ve iktidar hedefi üzerinde durdu. Partinin üyelerin doğrudan katılımıyla ilçe başkanlarını, il başkanlarını ve genel başkanını belirlemesini önemli bir demokratik adım olarak değerlendiren Çakırözer, YENİ Parti’nin farklı siyasi geçmişlere sahip vatandaşları ortak değerler etrafında buluşturmayı hedeflediğini söyledi. Basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerinde gazetecilerin ve yayın kuruluşlarının özgürce çalışabilmesinin demokratik toplum açısından önemini vurgulayan Çakırözer, basına yönelik baskıların vatandaşların haber alma hakkını da etkilediğini ifade etti. Partinin yalnızca mevcut üyeleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Çakırözer; emeklileri, işçileri, çiftçileri, kadınları, gençleri, engellileri ve toplumun farklı kesimlerini parti çatısı altında buluşturmayı hedeflediklerini dile getirdi. Çakırözer, Eskişehir’in merkezinden kırsal mahallelerine kadar geniş bir saha çalışması yürütülmesi gerektiğini belirterek, vatandaşların sorunlarına çözüm önerileriyle ulaşmanın iktidar hedefi açısından belirleyici olacağını kaydetti. KAZIM KURT: “PARTİMİZ İKTİDAR OLMAK ZORUNDADIR” Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, YENİ Parti’nin ilk olağan kongre sürecini değerlendirerek kurucu il başkanı Talat Yalaz ve yönetimine teşekkür etti. Yalaz’ın tek aday olmasını parti tabanının güveninin bir göstergesi olarak değerlendiren Kurt, üyelerin doğrudan katılımıyla gerçekleştirilen seçimlerin parti içi demokrasi açısından önem taşıdığını söyledi. Türkiye’de hukuk, adalet, ekonomik koşullar ve basın özgürlüğü konularında yaşanan sorunlara değinen Kurt, YENİ Parti’nin iktidar hedefi doğrultusunda örgütlü bir mücadele yürütmesi gerektiğini ifade etti. Parti yöneticilerinin seçim sonrasında da aktif çalışmayı sürdürmeleri gerektiğini belirten Kurt, kapı kapı ve ev ev yürütülecek saha çalışmalarının önemine dikkat çekti. Kurt ayrıca seçimlerin yenilenmesi ve cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin hukuki değerlendirmelerini de paylaşarak anayasal hükümlerin uygulanması gerektiğini savundu. AHMET ATAÇ: “ÖN SEÇİM, PARTİ İÇİ DEMOKRASİYİ GÜÇLENDİRİYOR” Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, ön seçimin üyelerin karar süreçlerine doğrudan katılmasını sağlayan önemli bir demokratik imkân olduğunu belirtti. İlçe seçimlerinde üyelerin tercihlerini sandıkta ortaya koyduğunu hatırlatan Ataç, bu yöntemin partiye yeni bir enerji kazandırdığını ve kararların tabandan yukarıya doğru alınmasını desteklediğini ifade etti. Türkiye’de yaşanan geçim sıkıntısına ve üreticilerden çalışanlara kadar toplumun farklı kesimlerinin karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkat çeken Ataç, siyasetin halkın gündeminden kopmadan yürütülmesi gerektiğini söyledi. Ataç, parti içindeki birlik ve dayanışmanın korunması, ortak aklın geliştirilmesi ve halkın refahını önceleyen bir siyaset anlayışının güçlendirilmesi çağrısında bulundu. AYŞE ÜNLÜCE: “ESKİŞEHİR’DEKİ DAYANIŞMAYI TÜRKİYE’YE TAŞIMALIYIZ” Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, YENİ Parti’nin kuruluş sürecinin yeni umutlar oluşturmasını temenni ederek Eskişehir’deki birlik ve beraberliğin önemini vurguladı. Eskişehir’in yerel yönetimlerdeki deneyimi ve dayanışma kültürüyle Türkiye’ye örnek olduğunu belirten Ünlüce, kentteki siyasi birlikteliğin ülke genelinde de güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kongre sürecinin tamamlanmasının ardından vatandaşlarla daha fazla buluşulması gerektiğini söyleyen Ünlüce, parti yönetiminin ülkenin sorunlarına yönelik çözüm önerileri üzerinde çalışmalar yürüttüğünü kaydetti. Ünlüce, ön seçim ve kongre sürecinin ardından Eskişehir’in sokaklarında, mahallelerinde ve kırsal bölgelerinde yürütülecek çalışmalarla vatandaşlara ulaşmayı ve umudu büyütmeyi hedeflediklerini belirtti. TALAT YALAZ: “BU PARTİNİN SAHİBİ ÜYELERİMİZDİR” YENİ Parti Eskişehir Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz, konuşmasında parti içi demokrasi, örgütlenme, Eskişehir’in sorunları ve partinin iktidar hedefi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Partinin 11 bin 300 üyesinin iradesinin önemine dikkat çeken Yalaz, üyelerin yalnızca seçim dönemlerinde değil, partinin yönetiminde ve karar alma süreçlerinde de söz sahibi olması gerektiğini söyledi. Siyasetin kişisel çıkarlar yerine ilkeler doğrultusunda yapılması gerektiğini vurgulayan Yalaz, YENİ Parti’nin farklı görüşlerden vatandaşları ortak değerler etrafında buluşturan, eleştiriye açık ve hesap verebilir bir örgüt yapısına sahip olması gerektiğini ifade etti. Eskişehir’in sanayi, istihdam, ulaşım, çevre yolu, konut ve kira sorunlarına değinen Yalaz; gençlerin kentte iş bulabilmesi, üreticilerin ve esnafın güçlenmesi, emekçilerin hak ettikleri yaşam koşullarına kavuşması için çalışacaklarını belirtti. Partinin saha çalışmalarına özel önem vereceklerini kaydeden Yalaz, Eskişehir’in merkezinden kırsal ilçelerine kadar vatandaşlarla buluşmayı, mahalle örgütlenmelerini güçlendirmeyi ve halkın sorunlarına yönelik çözüm önerileri geliştirmeyi hedeflediklerini dile getirdi. Tek aday olması üzerinden yapılan eleştirilere de değinen Yalaz, adaylık sürecinde karar merciinin üyeler olduğunu belirterek parti içindeki demokratik katılımın önemini vurguladı. Siyasette kişisel gelecek hesapları yerine partinin iktidar hedefinin öncelikli olması gerektiğini ifade etti. Yalaz, konuşmasının son bölümünde basın özgürlüğü ve siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak YENİ Parti’nin demokrasi, adalet ve Cumhuriyet değerleri doğrultusunda mücadele edeceğini söyledi. ÖN SEÇİM SÜRECİNDE GÖZLER ÜYELERİN İRADESİNDE YENİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı ön seçiminde yapılan konuşmalarda, yeni dönemde iktidar hedefi ve örgütlenme anlayışı ele alındı. Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz’ın tek aday olduğu ön seçimde, oy verme işleminin tamamlanmasının ardından üyelerin iradesi doğrultusunda il başkanlığı sürecinin sonuçlanacak.

CHP Eskişehir Milletvekili Süllü: “Yıllardır Aynı Cümleleri Duymaktan Bıktık!” Haber

CHP Eskişehir Milletvekili Süllü: “Yıllardır Aynı Cümleleri Duymaktan Bıktık!”

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yaşanan tıkanıklığa dikkat çekerek, “Çifte standardı mazeret olarak kabul etmiyoruz. Biz kendi ev ödevimizi yapalım, her yıl aynı eleştirileri duymayalım. Vize serbestisi hakkı için eksik kalan kriterleri tamamlayalım” dedi. CHP Eskişehir Milletvekili ve TBMM Avrupa Birliği (AB) Uyum Komisyonu Üyesi Jale Nur Süllü, komisyonun Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay’ın bilgilendirmesiyle gerçekleştirilen toplantısında Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin mevcut durumunu değerlendirdi. Süllü, AB’nin çifte standart uyguladığı yönündeki değerlendirmelere katıldığını ancak bunun Türkiye'deki sorunları açıklamak için mazeret olarak kullanılmaması gerektiğini ifade ederek, "Biz aslında son üç dört yıldır hep aynı şeyleri dinliyoruz. Evet, bir çifte standart olduğunu kabul ediyoruz, ona söyleyecek bir şeyimiz yok. Ama biz siyasi muhalefet partileri olarak Türkiye koşullarında çifte standarda o kadar alışkınız ki bunun uygulanmasına da alışkınız. Bunu mazeret olarak kabul etmiyoruz, açık ve net olarak söyleyeyim" dedi. “TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ KARŞILIKLI ÇIKARA İNDİRGENDİ” Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin üyelik hedefinden uzaklaşarak karşılıklı çıkar temelli bir ilişkiye dönüştüğünü belirten Süllü, Türkiye'nin demokrasi ve hukuk alanındaki eksikliklerini gidermesi gerektiğini vurguladı. Süllü, "Artık AB ile ilişkilerimiz bir üyelik ilişkisinden çıkmış; al-ver, yani işlemsel bir ilişkiye dönmüş durumda. Bunu ne yazık ki biz de kabul etmişiz. İktidar da kabul ediyor, yürütme de kabul ediyor, AB de kabul ediyor" diye konuştu. AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos’un 9 Ekim’de Türkiye’ye geldiğinde demokrasi yönünden kaygıları olduğunu anlattığını aktaran Süllü, “Sonunda da konuşmasını, değişen jeopolitik koşullar nedeniyle Türkiye ile karşılıklı faydaya dayalı bir iş birliğine yöneltti. Her yıl açıklanan Türkiye raporları ortada, bir gelişme olmadı vesaire… Anayasa Mahkemesi 8 Ekim’de Tayfun Kahraman’la ilgili karar verdi, o bile uygulanmıyor. Tamam, başka ülkelerde de bazı şeyler olabiliyor ama biz ev ödevimizi yapalım” dedi. “EV ÖDEVLERİMİZİ YAPALIM… BUNLARI, BUNLARI YAPTIK DİYELİM” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını da eleştiren Süllü, Türkiye'nin öncelikle kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti. AB üyeliği için gerekli kriterlerin tamamlanması çağrısında bulunan Süllü, vize serbestisi konusunda kalan altı kriterin yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Süllü, "Biz ev ödevlerimizi yapalım. Diyelim ki 'Bakın, biz bunları, bunları, bunları yaptık.' Artık o raporlarda hep aynı cümleleri duymayalım. Her yıl bıktık o cümleleri duymaktan. Her yıl aynı şeyleri görüyoruz raporlarda" ifadelerini kullandı. “VATANDAŞLARIMIZ AVRUPA’YI UMUT OLARAK GÖRÜYOR” Türkiye'de geleceğini göremeyen vatandaşların Avrupa'yı bir umut olarak gördüğünü belirten Süllü; ekonomik gücü ve entelektüel birikimi yüksek kişilerin de yurt dışında vatandaşlık başvurusu yaptığını, şirket açtığını ve konut aldığını anlattı. Süllü, AB'nin genişleme politikalarına ilişkin yeni çalışmaların Türkiye-AB ilişkileri açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, uzun süredir fiilen ilerlemeyen katılım müzakerelerinin yeniden canlandırılması için somut bir yol haritası hazırlanıp hazırlanmadığını sordu. Gümrük Birliği'nin sanayiciler açısından önemine dikkati çeken Süllü, Türkiye'nin AB'nin gelecekteki genişleme ve kurumsal reform çalışmalarında aktif biçimde yer alıp almadığının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Milletvekili Dönmez Yapay Zeka ile Birlikte Ortaya Çıkan Risklere Dikkat Çekti Haber

Milletvekili Dönmez Yapay Zeka ile Birlikte Ortaya Çıkan Risklere Dikkat Çekti

AK Parti Eskişehir Milletvekili ve TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu Başkanı Fatih Dönmez, yapay zekâ teknolojilerinin hızlı gelişimiyle birlikte ortaya çıkan güvenlik ve denetim risklerine dikkat çekti. Son dönemde yapay zekâ şirketlerinin üst düzey yöneticileri tarafından yapılan açıklamaların, teknolojinin beraberinde getirdiği risklerin daha iyi anlaşılması açısından önemli olduğunu belirten Dönmez, yapay zekânın gelişme hızına insanlığın bu teknolojiyi yönetme ve denetleme kapasitesinin de eşlik etmesi gerektiğini ifade etti. Yapay zekâ ajanlarının sınırlı insan gözetimiyle hareket edebilmesi, sistemlerin gerçek dünyadaki kritik süreçlere giderek daha fazla müdahil olması ve kötüye kullanım risklerinin artmasının güvenlik meselesini teorik bir tartışma olmaktan çıkardığını belirten Dönmez, dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinin güvenlik mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik çağrılarına ve ülkelerin bu alanda geliştirdiği yeni düzenlemelere dikkat çekti. Dönmez, Türkiye’nin teknolojik ilerlemeden korkan ya da ortaya çıkabilecek riskleri görmezden gelen bir yaklaşım yerine dengeli bir anlayışı benimsemesi gerektiğini vurgulayarak, “Mesele yapay zekâyı durdurmak değil; onu insanlığın yararına, güvenli ve sorumlu biçimde geliştirecek kapasiteyi inşa etmektir” dedi. “Güvenlik, tasarımın ayrılmaz parçası olmalı” TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu Raporu’nun temel yaklaşımının da bu doğrultuda olduğunu belirten Dönmez, yapay zekânın gelişme hızına paralel olarak güvenlik, hukuk, etik ve denetim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yüksek riskli yapay zekâ sistemlerinde insan denetimi, sürekli izleme, ciddi risklerin bildirilmesi ve temel haklar etki değerlendirmesi gibi somut güvenlik mekanizmalarının raporda ortaya konulduğunu aktaran Dönmez, ayrıca Ulusal Yapay Zekâ Güvenlik Stratejisi hazırlanmasını ve yapay zekâ alanındaki çalışmaların etkin şekilde koordine edilmesi amacıyla Türkiye Yapay Zekâ Kurumu oluşturulmasını önerdiklerini belirtti. Güvenliğin teknolojik gelişmenin sonradan eklenecek bir unsuru olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Dönmez, güvenliğin daha en başından itibaren yapay zekâ sistemlerinin tasarımının ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini ifade etti. “Türkiye teknolojinin yönünü belirleyen ülkelerden biri olmalı” Dönmez, yapay zekâ alanında düzenlemelerin teknolojik gelişmenin önüne engel koymak amacıyla değil, güvenli ve sorumlu bir ekosistem oluşturmak amacıyla hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Bizim yaklaşımımız teknolojik gelişmenin önüne engeller koymak değil; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru ölçüde düzenlemelerle güvenli bir yapay zekâ ekosistemi oluşturmaktır” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin yapay zekâ çağında yalnızca teknolojiyi kullanan bir ülke olmaması gerektiğini belirten Dönmez, sanayi, enerji ve bilgi çağlarında olduğu gibi yapay zekâ çağının da kendi güvenlik, hukuk, etik ve yönetişim altyapısının oluşturulması gerektiğini kaydetti. Kamu, özel sektör ve akademi arasında güçlü bir koordinasyon mekanizmasının kurulmasının önemine işaret eden Dönmez, Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki kapasitesinin bu iş birliğiyle daha ileri taşınabileceğini ifade etti. Yapay zekâ alanındaki küresel rekabetin yalnızca kimin daha güçlü sistemler geliştireceği üzerinden şekillenmeyeceğini belirten Dönmez, asıl rekabetin yapay zekâyı daha güvenli, sorumlu, insan merkezli ve milli iradeyle yönetebilme kapasitesi üzerinden yaşanacağını söyledi. Dönmez, Türkiye’nin hedefinin teknolojiye fren koymak olmadığını vurgulayarak, “Türkiye’nin direksiyonunda olduğu, insanı merkeze alan, güvenliği tasarımın merkezine yerleştiren ve geleceğin risklerine bugünden hazırlanan bir yapay zekâ düzeni kurmak istiyoruz” dedi. Dönmez, Türkiye’nin yapay zekâ çağında yalnızca takip eden değil, teknolojinin yönünü belirleyen öncü ülkeler arasında yer almasının hedeflendiğini ifade etti.

ADD Şube Başkanı Avci: "Tam Bağımsız Türkiye İdealinden Vazgeçmeyeceğiz" Haber

ADD Şube Başkanı Avci: "Tam Bağımsız Türkiye İdealinden Vazgeçmeyeceğiz"

Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci, 12 Eylül darbesinin yıldönümü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "12 Eylül 1980… Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasinin susturulduğu, Meclisin kapatıldığı, siyasi partilerin dağıtıldığı, insanların işkencelerden geçirildiği, gençlerin darağaçlarına gönderildiği; korkunun, baskının ve yasakların devlet düzeni haline getirildiği kara bir tarih. 12 Eylül yalnızca bir tarih değildir. 12 Eylül; demokrasiye indirilen darbenin, millet iradesine vurulan zincirin ve Cumhuriyetin üzerine düşürülen karanlığın adıdır. Aradan yıllar geçti. Ancak bugün hâlâ şu soruyu sormak zorundayız. 12 Eylül gerçekten geride mi kaldı? Bir ülkede sandık varsa ama hukuk tartışılıyorsa. Seçim varsa ama milli iradenin itibarı tartışmaya açılıyorsa. Cumhuriyet varsa ama laiklik hedef haline getiriliyorsa. Demokrasi varsa ama eleştirenin, sorgulayanın ve itiraz edenin sesi kısılmaya çalışılıyorsa. 12 Eylül’ün baskıcı zihniyetinden geriye kalanlarla yüzleşmek zorundayız. Bizim için 12 Eylül’ü anlamak, yalnızca geçmişin acılarını anmak değildir. 12 Eylül’ü anlamak; Türkiye Cumhuriyeti’nin bir daha hiçbir gücün “bizim çocukları” olmayacağını ilan etmektir. Tarihte “bizim çocuklar” sözü, milletimizin hafızasında dış müdahale ve vesayet tartışmalarının simgelerinden biri olarak yer etmiştir. Bugün isimler, makamlar ve temsilciler değişse de Türkiye’ye yön verme hevesi değişmemektedir. Bugün, Tom Barrack gibi Amerika Birleşik Devletleri adına bölgemizde ve ülkemizde görev yapan temsilcilerin, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren açıklamalarını ve yaklaşımlarını dikkatle değerlendirmek zorundayız. Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir. Dostluk başka şeydir, bağımlılık başka şeydir. İttifak başka şeydir, teslimiyet başka şeydir. Diplomasi başka şeydir, Türkiye’nin geleceği hakkında başkalarının hesap yapmasına sessiz kalmak başka şeydir. Türkiye Cumhuriyeti. Hiçbir yabancı gücün siyasi laboratuvarı, hiçbir bölgesel projenin taşeronu, hiçbir küresel planın uygulama alanı değildir. Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir. Ve bu devletin tapusu, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı ile alınmıştır. Bu nedenle bugün siyaset yapan herkese açık ve net bir çağrımız vardır. Cumhuriyeti savunmak günübirlik siyasetin konusu değildir. Atatürk’ü yalnızca seçim meydanlarında hatırlayıp Cumhuriyetin temel değerlerini gündelik siyasi hesaplara kurban edemezsiniz. Demokrasiyi yalnızca işinize geldiğinde savunamazsınız. Milli iradeyi yalnızca kendi iradenizle aynı sonuç çıktığında kutsayamazsınız. Hukuku yalnızca kendiniz için isteyemezsiniz. Laikliği yok sayıp çağdaş Türkiye’den söz edemezsiniz. Ve en önemlisi. 12 Eylül’e lanet okuyup, 12 Eylül’ün baskıcı zihniyetine bugün göz yumamazsınız. Bizim duruşumuz nettir. Darbeye karşıyız. Vesayete karşıyız. Her türlü antidemokratik müdahaleye karşıyız. Türkiye’nin iç işlerine yönelik emperyal hesaplara karşıyız. Cumhuriyetimizi ve laikliği hedef alan gerici anlayışlara karşıyız. Kimden gelirse gelsin, millet egemenliğini zayıflatan her türlü anlayışın karşısındayız. Çünkü bizim hayat felsefemiz. Atatürk’ün aklı. Cumhuriyetin özgürlüğü. Laikliğin güvencesi. Demokrasinin namusu. Ve Tam Bağımsız Türkiye idealidir. 12 Eylül’ün yıldönümünde bir kez daha haykırıyoruz. Bu millet darbelerden çok çekti. Bu ülke vesayetlerden çok çekti. Bu Cumhuriyet, kendi evlatlarının birbirine düşman edilmesinden çok çekti. Artık yeter. Türkiye’nin geleceğini ne darbeler, ne vesayet odakları ne de yabancı güçlerin Türkiye üzerine kurduğu hesaplar belirleyecektir. Bu ülkenin geleceğini yalnızca ve yalnızca Türk Milleti belirleyecektir. Ve herkes bilmelidir ki. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet; geçici siyasi hesaplardan, makam hırslarından, dış baskılardan, emperyal projelerden ve demokrasi dışı heveslerden çok daha büyüktür. Bugün görevde olanlar da, yarın görevde olacaklar da, siyaset yapan herkes de şu gerçeği bilmek zorundadır. Cumhuriyet kimsenin makamı değil, milletin namusudur. Demokrasi kimsenin lütfu değil, milletin hakkıdır. Atatürk ilke ve devrimleri geçmişin değil, Türkiye’nin geleceğinin teminatıdır. 12 Eylül’ü unutmadık. Darbeleri unutmadık. İşkenceleri unutmadık. Darağaçlarını unutmadık. Kaybedilen gençliği unutmadık. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı üzerinde hesap yapanları da unutmadık. Bugün de aynı yerdeyiz. Cumhuriyetin yanındayız. Demokrasinin yanındayız. Laikliğin yanındayız. Tam Bağımsız Türkiye’nin yanındayız. Ve buradan açıkça ilan ediyoruz. Bu ülkede artık kimsenin “bizim çocukları” yoktur. Bu ülkenin sahibi, Türk Milletidir. Ne darbe. Ne vesayet. Ne teslimiyet. Yaşasın Tam Bağımsız, Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti."

Anahtar Parti Eskişehir'den 12 Eylül Çıkışı Haber

Anahtar Parti Eskişehir'den 12 Eylül Çıkışı

Anahtar Parti Eskişehir İl Başkan Yardımcısı Servet Kahramaner, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46. yıl dönümünde yaptığı basın toplantısında, vesayet dönemlerinin yaralarına dikkat çekti. Anahtar Parti Eskişehir İl Başkan Yardımcısı Servet Kahramaner basın toplantısında şu ifadeleri kullandı; "Darbelerin açtığı yaralar adaletle kapatılmalıdır. 12 Eylül 1980, yalnızca demokrasimizin kesintiye uğradığı bir tarih değildir. Hukukun askıya alındığı, millet iradesinin vesayet altına alındığı, binlerce insanın hayatında telafisi mümkün olmayan yaraların açıldığı karanlık bir dönemin adıdır. Aradan 46 yıl geçti. Ancak darbelerin takvim yapraklarından silinmesi, onların meydana getirdiği mağduriyetlerin de ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. 12 Eylül başta olmak üzere darbe ve vesayet dönemlerinde, siyasi görüşü, düşüncesi, inancı veya hakkında oluşturulan idari kanaatler nedeniyle insanların hayatları değiştirildi. Kamu görevlileri görevlerinden uzaklaştırıldı, aileler ekonomik ve sosyal bedeller ödedi. Bu mağduriyetlerin içerisinde özellikle bir kesimin sesini yeniden duyurmak zorundayız. Yargı kararı olmadan, haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadan, idari işlemler ve kararnamelerle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilen askerlerimiz. Subaylar, astsubaylar ve diğer askerî personel. Bir gecede üniformalarından, mesleklerinden, özlük haklarından ve yıllarca emek verdikleri kurumlarından ayrılmak zorunda bırakıldılar. Yıllar içerisinde bazı yasal düzenlemeler yapılmış, bazı mağduriyetler giderilmiş olsa da bütün darbe mağdurlarını kapsayan eksiksiz bir hukuki ve mali iade ne yazık ki gerçekleştirilememiştir. Bugün ise önümüzde üzerinde önemle düşünülmesi gereken yeni bir durum vardır. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” kapsamında, PKK/KCK terör örgütü mensupları ve örgüt faaliyetleri kapsamında belirlenen kişiler bakımından soruşturma, kovuşturma ve cezaların infazının ertelenmesine, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde hak yoksunluklarının sonuçlarının ortadan kaldırılmasına kadar uzanan düzenlemeler yapılmıştır. Burada devletimize ve Türkiye Büyük Millet Meclisine çok açık bir vicdan ve adalet sorusu sormak istiyoruz. Terör örgütü mensuplarının dahi hukuki durumlarını yeniden değerlendirebilen bir devlet, darbelerin mağdur ettiği kendi askerlerinin yarım asra yaklaşan mağduriyetini neden hâlâ tamamen giderememektedir. Elbette Türkiye terörü bitirsin. Elbette silahlar sussun. Elbette toplumsal huzur ve kardeşlik güçlensin. Ancak toplumsal bütünleşme, geçmişte devlet eliyle mağdur edilmiş insanların unutulması üzerine kurulamaz. Bir tarafta terör örgütü mensupları için hak yoksunluklarının kaldırılmasına kadar uzanabilecek yeni bir hukuk oluşturulurken, diğer tarafta hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet dahi bulunmadan mesleğinden koparılmış insanların “artık çok zaman geçti” denilerek görmezden gelinmesi, toplumun adalet duygusunu yaralar. Bizim talebimiz intikam değil, adalettir. Talebimiz ayrıcalık değil, hukuk önünde eşitliktir. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisini, 12 Mart’tan 12 Eylül’e ve 28 Şubat’a, sonraki bütün vesayet dönemlerine kadar, kesinleşmiş yargı kararına dayanmaksızın Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve kamu görevinden çıkartılan insanların durumlarını yeniden ele almaya davet ediyoruz. Mevcut düzenlemelerin dışında kalan mağdurlar tespit edilmeli. Özlük, emeklilik ve mali hakları ile itibarlarının iadesine ilişkin kapsamlı bir düzenleme yapılmalıdır. Ve bu mesele artık siyasi görüşlerin değil, devletin hukukla yüzleşmesinin meselesi olarak görülmelidir. 12 Eylül’ün 46. yılında bir kez daha söylüyoruz. Darbelerle gerçek hesaplaşma, yalnızca darbecileri kınamakla değil, darbelerin geride bıraktığı mağduriyetleri ortadan kaldırmakla mümkündür. Devlet güçlüdür. Ama devleti büyük yapan yalnızca gücü değil, kendi geçmişindeki yanlışlarla yüzleşebilmesi ve vatandaşına hakkını teslim edebilmesidir. Unutmadık. Unutturmayacağız. Ve adalet sağlanıncaya kadar darbe mağdurlarının sesi olmaya devam edeceğiz."

Yeni Partili İbrahim Arslan: "Kimse Kimsenin Örgütünü Çalmadı!" Haber

Yeni Partili İbrahim Arslan: "Kimse Kimsenin Örgütünü Çalmadı!"

Yeni Parti Parti Meclisi Üyesi ve Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, CHP cephesinden yöneltilen eleştirilere ve Jale Nur Süllü'nün açıklamalarına yanıt verdi. Milletvekili Arslan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Ayrışma sürecinden bugüne kadar CHP Eskişehir Milletvekili Sayın Jale Nur Süllü’nün şahsımız, yol arkadaşlarımız ve Yeni Parti hakkında yaptığı pek çok değerlendirmeye cevap vermedim. Çünkü siyasette yollar ayrılabilir, tercihler değişebilir. Dün aynı çatı altında mücadele eden insanlar bugün farklı siyasi tercihlerde bulunabilir. Bunu kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürmeyi doğru bulmadım. Ancak son günlerde kullanılan “maceraya atıldılar”, “örgütlerimizi çaldılar”, “tam bir siyasi hırsızlıkla gittiler”, “arınarak devam ediyoruz” ifadeleri artık siyasi eleştirinin ötesindedir. DÜN KARŞI ÇIKTIĞIMIZ DİLİ BUGÜN KULLANAMAYIZ Yıllardır iktidarın ve onunla aynı zeminde buluşan butlancı anlayışın; demokratik muhalefeti itibarsızlaştırmak, seçilmişleri kriminalize etmek ve siyasi tercihleri şaibeli göstermek için kullandığı dile hep birlikte karşı çıktık. Dün karşı çıktığımız dili bugün eski yol arkadaşlarımıza karşı kullanmak ciddi bir siyasi savrulmadır. Kimse kimsenin örgütünü “çalmadı”. İnsanlar eşya değildir; siyasi partilerin mülkü hiç değildir. Belediye başkanları, ilçe başkanları, yöneticiler, meclis üyeleri ve yurttaşlar yaşananları görmüş, değerlendirmiş ve özgür iradeleriyle siyasi tercihte bulunmuştur. Bu tercihleri eleştirebilirsiniz; ancak insanların iradesini yok sayamazsınız. HUKUK DA DEMOKRASİ DE SİYASİ POZİSYONA GÖRE DEĞİŞMEZ Genel Başkanımız Özgür Özel hakkında hazırlanan fezlekelerdeki suçlamaları öne çıkaran bir dil kullanılması da düşündürücüdür. Fezleke hüküm değildir. İddia suçun kanıtı değildir. Masumiyet karinesi siyasi konjonktüre göre değiştirilebilecek bir ilke hiç değildir. Aynı tutarlılık Cumhurbaşkanı adayımız ve İBB başkanımız Ekrem İmamoğlu konusunda da gösterilmelidir. Daha düne kadar uğradığı hukuksuzluklara karşı çıktığınız, Silivri’de ziyaret ettiğiniz ve “Cumhurbaşkanı adayımız” dediğiniz Ekrem İmamoğlu hakkında bugün iktidarın uzun süredir üretmeye çalıştığı şüphe ve itham diline yaklaşmadan önce, geçmişte söylediklerinize ve paylaşımlarınıza bakmak gerekir. Siyasi tutarlılık, dün savunduğunuz ilkeleri şartlar değiştiğinde de savunabilmektir. YENİ PARTİ BİR “MACERA” DEĞİLDİR Butlan sürecinde biz nerede durduğumuzu gösterdik. Siyasi partilerin iradesinin mahkeme kararlarıyla dizayn edilmesine, demokratik siyasetin yargı eliyle şekillendirilmesine karşı çıktık. Yol ayrımına geldiğimizde de tercihimizden tereddüt etmedik. Yeni Parti’yi birkaç kişinin tercihi ya da bir “macera” olarak göstermek ise ortaya çıkan toplumsal gerçeği görmezden gelmektir. Bu partiyi millet kurdu, adını millet koydu, bütçesini millet sağladı. Kuruluşunun hemen ardından yüz binlerce yurttaşımız üyelik için başvurdu; iki hafta gibi kısa bir sürede Türkiye’nin neredeyse bütün il ve ilçelerinde kurucu örgütlenmeler oluşturuldu. Bugünün ana muhalefet partisi, yarının iktidar iddiasını taşıyan Yeni Parti’nin gücü; “çalınmış” örgütlerden değil, kendi iradesiyle yan yana gelen milyonlarca yurttaşımızdan doğmaktadır. O nedenle bugün sorulması gereken asıl soru şudur: BUNCA İNSAN NEDEN AYNI SİYASİ TERCİHTE BULUŞTU? Bu sorunun cevabı ithamda, hakarette ya da geçmişi yeniden yazmakta değil; yaşanan siyasi süreçtedir. Biz dün hukuksuzluğa karşı nerede durduysak bugün de oradayız. Dün millet iradesini nasıl savunduysak bugün de aynı kararlılıkla savunuyoruz. Çünkü siyasette asıl mesele hangi çatının altında olduğunuz değil; yol ayrımına geldiğinizde hangi değerlerin yanında durduğunuzdur. Kimin rüzgâra göre yön değiştirdiğine, kimin şartlar değişse de sözünün ve değerlerinin arkasında durduğuna millet karar verir. Tarih de kaydını buna göre düşer."

Kalıcı Barış Adalet ve Demokrasiyle Sağlanır Haber

Kalıcı Barış Adalet ve Demokrasiyle Sağlanır

Saadet Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı Eğitim Başkanı Nihat Çelik, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" süreciyle ilgili basın açıklaması düzenledi. Açıklamada toplumsal barış, kardeşlik ve ortak akıl vurgusu yapılırken, ekonomiden adalete ülkenin temel sorunlarına da dikkat çekildi. ​"Süreçte Emeği Geçenlere Teşekkür Ediyoruz" ​Saadet Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı'nda gerçekleştirilen basın açıklamasını Eğitim Başkanı Nihat Çelik yaptı. Konuşmasına kanunun kabulü yönünde irade ortaya koyan Saadet Partisi milletvekillerine ve Genel Başkan Mahmut Arıkan'a teşekkür ederek başlayan Çelik, farklı siyasi partilerden "kabul" oyu vererek sürecin Meclis zemininde ilerlemesine katkı sunan tüm milletvekillerine ve genel başkanlara minnettarlıklarını iletti. ​"Endişeler Dikkate Alınmalı, Değerlendirmeler Gerçek Hükümler Üzerinden Yapılmalı" ​Bunun daha büyük bir sorumluluğun başlangıcı olduğunun altını çizen Çelik, Saadet Partisi’nin genel yaklaşımının ‘Hayra motor, şerre fren olmak’ düsturuyla şekillendiğini belirtti. Çelik, süreçle ilgili kaygı taşıyan vatandaşların endişelerinin dikkate alınmasının elzem olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: ​"Hiç kimsenin soru işaretleri veya itirazları nedeniyle suçlanmaması gerekli ve önemlidir. Değerlendirmelerin söylentiler ve siyasi yorumlar üzerinden değil, yasanın gerçek hükümleri ile Türkiye’nin güvenliği açısından ortaya koyduğu imkân ve riskler üzerinden yapılması çok kıymetli olacaktır." ​"Kalıcı Barış Yalnızca Güvenlik Politikalarıyla Sağlanamaz" ​Kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın sadece güvenlik politikalarıyla tesis edilemeyeceğini belirten Nihat Çelik; adalet, hukuk, demokrasi, ekonomik kalkınma, istihdam, eğitim ve sosyal dayanışmanın da sürecin ayrılmaz parçaları olduğuna dikkat çekti. ​Çelik, Türkiye'nin kucaklayıcı vizyonunu şu sözlerle özetledi: ​Eşit ve Onurlu Vatandaşlık: Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla, Çerkes’iyle; doğusuyla, batısıyla bütün vatandaşların kendisini bu ülkenin eşit ve onurlu bir parçası olarak gördüğü bir Türkiye isteniyor. ​Ortak Kazanım: Barışın bir tarafın diğerine üstün gelmesi anlamına gelmediğini, asıl hedefin kardeşliğin güçlenmesi ve Türkiye’nin tamamının kazanması olduğu ifade edildi. ​"Çocuklarımızın Geleceğini Geçmişin Acılarına Mahkûm Etmemeliyiz" ​Bir evladın daha toprağa düşmemesi, annelerin evlat acısı yaşamaması ve gençlerin silahların değil eğitim ile üretimin peşinden gitmesi için bu imkânın değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Çelik, bu hedefe ulaşmanın yolunun düşmanlaştırmadan, istişare, sağduyu, samimi diyalog ve ortak akıldan geçtiğini belirterek, Meclis’te ortaya çıkan iradenin toplumsal mutabakata dönüştürülmesinin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi. ​"Türkiye Yeni Bir Siyasi ve Toplumsal Dile İhtiyaç Duyuyor" ​Öfke yerine sükûnet, çatışma yerine diyalog, intikam yerine adalet, ayrışma yerine kardeşlik, korku yerine güven ve kutuplaşma yerine istişarenin hayati önem taşıdığını dile getiren Çelik, Saadet Partisi'nin bu anlayışın takipçisi olmaya devam edeceğini belirtti: ​"Amacımız herhangi bir siyasi partinin başarısı değil, Türkiye’nin başarısıdır. İktidar ve muhalefetin üzerinde milletin hakkını ve Türkiye’nin geleceğini gözetmeye devam edeceğiz. Doğru gördüklerimizi destekleyecek, yanlış gördüklerimizi ise açıkça ifade etmekten çekinmeyeceğiz." ​Açıklama, ekonomi, adalet, eğitim, tarım, genç işsizliği ve yoksulluk başta olmak üzere ülkenin çözüm bekleyen diğer kronik sorunlarında da sorumluluk almaya devam edileceği mesajıyla sona erdi.

CHP'li Arslan: ''Yeni Bir Siyasal Yürüyüş Başlatıyoruz'' Haber

CHP'li Arslan: ''Yeni Bir Siyasal Yürüyüş Başlatıyoruz''

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, TBMM Meclis Grup toplantısının ardından siyasetteki yeni yapılanma ve parti süreçlerini değerlendirerek Genel Başkan Özgür Özel öncülüğünde halkın iktidarını kurma kararlılığında olduklarını vurguladı. TBMM’de gerçekleştirilen CHP Meclis Grup toplantısı sonrasında sosyal medya hesabından değerlendirmelerde bulunan Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, siyasette yeni bir mücadelenin ve yürüyüşün başladığına işaret ederek mevcut düzenin değişmesi gerektiğine dikkat çekti. "Milletin İradesine Zincir Vurulamaz" Siyasetteki gelişmeleri ve yeni parti süreçlerini değerlendiren İbrahim Arslan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Milletin iradesine zincir vurmak isteyenlere karşı, yeni bir siyasal yürüyüş başlatıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; mevcut düzen kendiliğinden değişmeyecek. Hukuk, adalet ve demokrasi kendiliğinden geri gelmeyecek. Türkiye, cesaretle sorumluluk alanların omuzlarında yeniden yükselecek. Bu yüzden geri çekilmiyoruz, bu yüzden susmuyoruz." "Koltuk İçin Değil, Cumhuriyet İçin Yürüyoruz" Muhalefet anlayışını ve siyasetteki temel hedeflerini net bir dille ortaya koyan CHP'li Arslan, başlattıkları mücadelenin amacını şu maddelerle özetledi: ''Koltuk için değil, Cumhuriyet için, Makam için değil, millet için, Muhalefette kalmak için değil, iktidar olmak için.'' "Özgür Özel Öncülüğünde İktidar Yakın" CHP Genel Başkanı Özgür Özel liderliğinde yürütülen siyasete tam destek veren Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, "Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel öncülüğünde; umudu büyütmeye, halkın iktidarını kurmaya ve Türkiye’yi yeniden demokrasiyle buluşturmaya kararlıyız. Milletin iradesinden daha büyük bir güç yoktur. Yolumuz açık, iktidarımız yakın olsun. Yürüyelim arkadaşlar" diyerek sözlerini tamamladı.

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi" Haber

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi"

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve Eskişehir gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu. İl Başkanı Demir, mevcut iktidarı ve muhalefet içindeki gelişmeleri sert bir dille eleştirdi. ​"Demokrasi, Adalet ve Liyakat Esas Olmalı" ​Konuşmasına Türkiye’nin temel değerlerine vurgu yaparak başlayan Hasan Demir, bir ülkenin kalkınmasının demokrasi, adalet ve liyakat ilkelerine bağlı olduğunu belirtti. Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini "üstünlerin hukukuna" bıraktığını savunan Demir şu ifadelere yer verdi; "Basın açıklamamı, Türk milletinin yaşam kalitesini arttırmak için ne gibi unsurlara dört elle sarılmak gerektiğini beyan ederek başlamak istiyorum. Bir ülkenin ekonomisi, kültürü, birçok dokusu öncelikle demokrasi, daha sonra adalet ve liyakat ilkelerine bağlıdır. Evet, demokrasi, adalet ve liyakat. Başta Zafer Partisi lideri Profesör Doktor Ümit Özdağ olmak üzere muhalif partilere ve kadrolara yapılanlar bize net olarak göstermektedir ki hukukun üstünlüğü ilkesi yerini üstünlerin hukukuna bırakmış durumdadır. Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923 yılında kurulduğu zaman diliminde hukukun üstünlüğünü her daim şiar edinmiş bir devletken maalesef son süreçler bize net olarak göstermektedir ki üstünlerin hukuku anitibarıyla ülkemizde hızlı bir ilerleme katetmiş ve hukuk gerçekten rafa kaldırılmış durumda. Bu hadiseyi ne zaman yaşamaya başladık? Son 3 sene içerisinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turu sonrası Sayın Bahçeli'nin "Her şey değişecek, umarız Türkiye değişmez." söylemleri sonrası görmeye başladık. Bir süreç başladı 2024 Ekim'de ve bu süreç terörü yasallaştırma, terörist başına da statü sahibi etme üzerine tayin edilmeye çalışıldı ve devam ediyor. İran Savaşı her ne kadar baskılamış olsa da belli unsurlar bu konuda çalışmalarını yapmaya devam ediyor. Beraberinde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası söylediğim gibi muhalif kadrolara ve sivil inisiyatife sürekli bir operasyon, sürekli anlamsız sıkıntılarla hemhal olmak zorunda bırakılıyor. Bugün, tarihsel bir demokrasi rezilliğinin yaşandığı günlerden birisi. Cumhuriyet Halk Partisinin biliyorsunuz anitibarıyla kanunen bir ama görünen 2 tane genel başkanı var. Kanunen kabul edilmiş, YSK tarafından kabul edilmiş genel başkanı Özgür Özel ortadan kaldırılıp yerine ikame bir genel başkan arayışı ve arzusuyla Kemal Kılıçdaroğlu konuşlandırılmak isteniyor. Türk demokrasisi çok ciddi sınavlardan, geçmişte beyan ettiğimiz gibi çok ciddi sınavlardan geçiyor. Bu sınavlardan geçerken Türk milleti ne gibi sorunlar yaşıyor? Bunları da kesinlikle es geçmeden anlatmak zorundayız. Türk milleti yoğun bir ekonomik krizin altında ezilme eşiğinde. Memuruyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, hayvancısıyla, esnafıyla herkes bu krizin altında ezilme ve hayatını idame etmede sorunlar yaşamakta. Geçen hafta belirlenen özellikle tarımsal faaliyet yapan çiftçimizin taban fiyat denkleminde yaşadığı hadiselerde gösteriyor ki çiftçimiz de unutulmuş durumda ve tarım, bir şekilde mevcut hükûmetin plansız planları üzerinden maalesef zora sokulmaya çalışılmakta. Hayvancılık aynı şekilde, et ve süt ürünleri artık ulaşılamaz hal almaya başlarken maalesef üretici, aracı ve tüketici, herkes muzdarip. İnsanlar gıdaya erişmekte gerçekten zorlanır hal almış durumda. İnsanlar yaşayamıyor. Mutluluk, doğru yaşam kalitesine entegre bir kavramdır. Maalesef mutluluğumuzu her gün mevcut süreçlerin bize yaşattıkları vasıtasıyla kaybeder bir toplum haline gelmeye başladık. Özellikle son dönemlerde üstüne basa basa Türk milletini bir, bütün, beraber olma noktasında sevk ettiğimiz her arayış, birtakım mihraklar ve odaklar tarafından bölünme noktasına sevk edilmeye çalışılıyor. Son dönemlerde yaşadığımız olayları da en son sunumumda belli örneklerle sizlerle paylaşacağım. Eskişehir'de bu esnada neler yaşanıyor? Eskişehir'de gariptir ki hafta sonu bir sendika seçiminde transfer vekil bir cümle sarf etti. Dedi ki: "Ben olduğum sürece, kendisi olduğu sürece sağlık sektöründeki kamu arazileri hiçbir şart altında özelleştirilemeyecekmiş." Neymiş efendim? Kendisi olduğu sürece. Yani kendisi olmadığı zaman bu ülkede neler yaşanacağını hiç kimse zihninde canlandıramayacak bu ülkede. Cumhuriyet bu değil, demokrasi bu değil, adalet bu değil. Sayın vekile buradan Zafer Partisi İl Başkanı olarak sesleniyorum. Senin varlığın 86 milyonu ne kadar etkileyebilir? Yokluğun ne kadar etkileyebilir? Sen ancak kendi alanında ufak oyunlarınla hemhal ol. Türk milletinin derdiyle hemhal olsaydın zaten göstermiş olduğun tavrı göstermez, muhaliflerin oylarına sahip çıkar, muhalefet partinizde milletvekilliğine devam ederdin. Amma velakin 80.000'in üzerindeki oyu hükûmete resmen peşkeş çektin ve utanmadan kalkıyorsun, "Ben olduğum sürece bu arsalar devletin olmaya devam edecek." diyorsun. Hadi canım sen de. Şatafattan, saray yaşantısından hiçbir tasarruf sağlamayan hükümet, Türk milletine hizmet odaklı kurulan, başta postaneler olmak üzere birçok alanda maalesef tasarrufu öngördü. Geçen hafta standart yaptığımız mahalle ziyaretleri esnasında Orhangazi Mahallemizde gördük ki haftanın 2 gününe açılması, 2 gününe planlanan PTT şubesi, orada yaşayan binlerce insanı mağdur ediyor. Bu uygulama Türkiye'nin, pardon Eskişehir'in her mahallesinde net olarak görünüyor. Tasarruf tedbirlerini halka hizmet üzerine şekillendiren ama kendi şatafatlı hayatlarına hiçbir tasarruf getirmeyen hükümet, zaten o yüzden mevcut süreçleri örseliyor, baltalıyor ve sandığı önümüze getirme cesaretini sergileyemiyor. Ve beraberinde başka bir konumuz var Eskişehir özelinde. Devlet Demiryollarına ait atıl bölgelerin Eskişehir halkının hizmetine sunulması arzusu. Evet, 4 Haziran'da gerçekleşmesi planlanan, AKP İl Başkanı tarafından beyan edilen, milyonlarca liranın müteşebbis tarafından yatırılacağı beyan edilen bir ihale vardı 4 Haziran'da. Bildiğimiz kadarıyla ayın 22'sine ertelendi ve bu ihale neticesinde Eskişehir halkının kazanacağı ne var sorularını da buradan Sayın Başkana net olarak sormak istiyorum. Bu alanlar, bir an önce Eskişehir halkının sosyal hayatına dahil edilmesi gereken alanlar. Eskişehir, Türkiye'deki standartların üzerinde yeşil alana sahip bir şehir olsa da merkezi sıkışmış durumda. Hoşnudiye Mahallesi'nde insanlar nefes alacak yer arıyor ve bu yerler maalesef şu an atıl vaziyette duruyor. Evet, gelelim son hadiseye. Türk milletini böldürmeyeceğiz. Bütünlüğü asla ve asla ortadan kaldırtmayacağız. Hangi odak, hangi sistem bunu arzu ederse etsin Zafer Partisi, Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileri hiçbir şartta Türk milletini böldürmeyecek. Bir Suriye, bir Irak buradan çıkartmayacak. Bununla beraber 3 tane görselle sizin, bir paylaşım yapmak istiyorum. Şu an elimde gördüğünüz 1. görsel. Bu görselde bir yayınevinin genel yayın yönetmeni olduğunu bildiğimiz bir zatımuhterem, Türk milletinin, Türk toplumunun ayrılmaz parçası olan Çerkezlere yönelik sosyal medyasında yaptığı iğrenç paylaşımı görüyorsunuz. Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Çerkezlere yaptığı iğrenç bir paylaşım. Bu paylaşımı kendisine Zafer Partisi İl Başkanı olarak iade ediyorum. İkincisi, burada gördüğünüz görsel yine Türk milletini bölmek, parçalamak adına tayin edilmiş Samsun'un Terme ilçesinde hükümetin belediye meclis üyesi Rümeysa Eker tarafından sosyal medyada yayınlanmış bir paylaşım. Türkiye Cumhuriyeti'ğinin kurucu felsefesine hakaret üstüne hakaret yağdıran bir paylaşım. Aynı şekilde Türk milletini bölüp parçalama üzerine tayin ediliyor. Ve son olarak, bununla alakalı onlarca örnek var ama son bir hafta yaşadığımız 3. örnek. Evet, bu da Rahmi Koç. Rahmi Koç ne yaptı. Kendisi meşhur Koç ailesinin onursal başkanı. Ne yaptı. Bir sağlık kuruluşu açılışında bir kelam sarf etti, iğrenç bir kelam. Yine Türk milletini bölecek, parçalayacak, değerlerini yok edecek bir kelam. Biz buna müsaade etmeyeceğiz ama şu altta gördüğünüz görselde 32 dişi görünen dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım'a da buradan sormak istiyorum. Bu iğrenç hikaye anlatılırken kahkahalar içerisinde gülecek ne gördünüz. Bu toplumu neden birbirinden ayrıştırma arzusundasınız. Neden bu ülkeyi Suriye gibi, Irak gibi parça parça hale getirmeye çalışıyorsunuz. Biz İstiklal Harbi'ni vermiş yüce Türk milletinin evlatları olarak tekrar tekrar beyan ediyoruz. Bu oyunlara, bu tuzaklara 86 milyon Türk vatandaşı düşmeyecek ve biz bunun için kanımızın son damlasına kadar net olarak mücadele edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.