SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hukuk

Porsuk Haber Ajansı - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Ünlüce Genç Hukukçularla Tecrübelerini Paylaştı Haber

Başkan Ünlüce Genç Hukukçularla Tecrübelerini Paylaştı

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Barosu ve Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi iş birliğiyle Anadolu Üniversitesi Hukuk ve Bilişim Kulübü tarafından “Hukuk Dünyasından Kadınlar” başlıklı bir etkinlik düzenlendi. Avukat olan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, genç hukukçularla tecrübelerini paylaştı. Eskişehir’de hukuk alanında kadınların emeği, mücadelesi ve eşitlik yolculuğu anlamlı bir etkinlikle ele alındı. Haller Gençlik Merkezi Frigya Salonu’nda gerçekleştirilen etkinliğe avukat olan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Funda Güney ve Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Damla Özden Çelt konuşmacı olarak katıldı. Yoğun ilgi gören programda, hukuk alanında kadınların üstlendiği roller, karşılaştıkları zorluklar ve eşitlik mücadelesi farklı yönleriyle ele alındı. Etkinlikte konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, kadınların hukuk alanındaki katkılarının ve mücadelesinin toplum için büyük önem taşıdığını vurguladı. Ünlüce, “Kadınların hukuk alanındaki emeğini, mücadelesini ve eşitlik yolculuğunu konuştuk. Bu anlamlı buluşmaya katkı sunan tüm kurumlara ve katılım sağlayan herkese teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. Katılımcıların sorularıyla interaktif bir şekilde devam eden etkinlikte, özellikle genç hukukçular ve hukuk fakültesi öğrencileri kadınların hukuk dünyasındaki deneyimlerini yakından dinleme fırsatı buldu.

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir Haber

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar, İstanbul’da bir okulda meydana gelen şiddet olayı ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesi ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı; "Bugün kelimelerin tükendiği, hangi cümleyi kursak acımızı dindirmeye yetmeyeceği bir anı yaşıyoruz. Bir öğretmenin iyi bir insan milletine faydalı bir vatandaş olması için ter döktüğü öğrencisi tarafından katledilmesi, yaşadığımız acıyı tarif edilemez boyuta taşımıştır. Eğitim sistemimizi nasıl daha verimli ve başarılı kılarız, eğitim çalışanlarının sorunlarına nasıl çözüm getirebiliriz düşüncesiyle çaba sarfeden eğitimciler olarak hazin bir cinayet haberiyle daha derinden sarsılmış bulunuyoruz. İstanbul Çekmeyeköy’de Fatma Nur Çelik öğretmenimiz vefat etmiş; bir diğer öğretmenimiz ile bir öğrencimizin hastanede tedavileri devam etmektedir Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve bütün eğitim camiamıza başsağlığı; yaralı öğretmenimiz ile öğrencimize acil şifalar diliyoruz. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş ve toplumun geleceği açısından vazgeçilmez olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesini sekteye uğratacak dereceye varmış bulunmaktadır. Öğretmenlerimize yönelen şiddet, eğitimcilerimizin canına kast edilmesi, eğitimin can güvenliği kaygısına teslimi, kabulü ve tahammülü mümkün olmayan bir sorun alanına dönüşmüştür. Eğitimciye yönelen şiddet, bir toplumsal çürüme belirtisidir. Yaşadığımız bu olay, eğitimciye, öğretmene karşı şiddetin ne ilk örneğidir ve korkumuz odur ki ne de son örneği olacaktır. Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i âdiyeden bir hale geldiği, eğitim çağındaki çocukların şiddetin faili haline geldiği bir dönemdeyiz. Eğitimciye şiddet ne yazık ki bir iş güvenliği ve iç güvenlik sorununa dönüşmüştür. Eğitimcilere yönelik saldırılar geleceğimizi karartmakta, eğitim camiasını tedirgin etmekte, can güvenliğinin çalışma hayatındaki başat sorun haline dönüşmesi riskini ortaya çıkarmaktadır. Eğitimcilere yönelik her saldırı, özellikle eğitim çağındaki çocuklardan, öğrencilerimizden kaynaklandığında aklımızı körleştirmekte, ruhumuzu karartmakta, benliğimizi esir almakta, irfanımızı yok etmektedir. Ancak daha vahimi son örneği İstanbul Çekmeköy’de yaşandığı gibi şiddetin failinin bizatihi öğrenci ve çocuk olduğu hallerde, bunun sıradan bir şiddet sorunu olmadığı, toplumsal bir sorun olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla toplumun karşısına çıkmaktadır. Çocuk suçluluğun çocuğun aile başta olmak üzere içinde bulunduğu sosyal çevrede çocuğun ruhsal, psikolojik, ahlakî gelişimi için gerekli ilgi, sevgi, şefkat, eğitim ve disiplini alamamasının sonucu olduğu gözetilmelidir. Çocuğun, ailenin bir üyesi olarak kişiliğini, karakterini, toplum içinde bir birey olarak sergilediği bireysel davranışlarını, değerlerini, ahlakî yargılarını, her şeyden önce ailesi içinde aldığı eğitimle kazanacağı unutulmamalıdır. Aile içindeki düzensizlik, ilgisizlik, sevgisizlik, saygısızlık, değersizlik, topluma, okula, işe, çevreye suç olarak yansıyacaktır. Bu sebeple, cehalete dayanan şiddeti veya şiddete dayanan cehaleti bir an evvel ortadan kaldırmak için çocuk ve genç eğitimine olduğu kadar yetişkin ve aile eğitimine de ağırlık vermeli; çocuk suçluluğunun arka planında aile olduğunu da görmeli; suçun faili olan çocuğun yanında ailenin de suçtan sorumluluğunu gözetmeliyiz. Göz göre göre gelen sorunu, gözümüzün önünde duran soruna, gözümüzü kapayarak çözüm bulamayız. Bugün yaşadığımız acılar, dünün ihmal ve umursamazlığının sonucudur. Yarın yaşanmasını istemediğimiz acılar da bugünkü ilgisizliğin sonucu olmamalıdır. Bu konuya ısrarla dikkat çekip çözüm önerilerimizi sunduğumuz her durumda karşılaştığımız “umursamazlık ve duyarsızlık” şeklindeki anlaşılmaz tutum, şiddetin ateşine benzin dökmekten başka bir anlama gelmemektedir. Uluslararası hukuk ve anayasada ifadesini bulan yaşam hakkı ilkesi çerçevesinde, devletin kasıtlı ve hukuksuz şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü yanında kendi hukukuna tabi kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu hatırlatmak isteriz. Devletin bu yükümlülük çerçevesinde suç işlemekten caydırıcı yasal zemini ve idari koşulları tesis ederek yaşam hakkını koruma ve ayrıca buna ilişkin ihlalleri önleyici, bastırıcı ve cezalandırıcı bir infaz mekanizması geliştirme ödevinin, okul güvenliğini tesis ederek eğitim kamu hizmetinin yürütülmesinde iş güvenliğinin sağlanması ve güvenli çalışma ortamının tesisi zorunluğunun, hukuk devleti olmanın gereği olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Eğitimciler her türlü şiddet ve saldırılar karşısında savunmasız, korumasız bırakılmamalı; yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartları sağlanmalıdır."

Bu Bakış Açısı Ne Çağdaşlıktır, Ne de İlericiliktir! Haber

Bu Bakış Açısı Ne Çağdaşlıktır, Ne de İlericiliktir!

Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’e yönelik sosyal medya üzerinden yapılan saldırıya tepki gösterildi. Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; “Bugün burada sadece bir kıyafet tartışmasını değil, çok daha derin bir meseleyi konuşmak için bir aradayız. Anadolu kadınının yüzyıllardır alnının teriyle, emeğiyle, sabrıyla taşıdığı şalvarı ve geleneksel kıyafetleri “cahillik” olarak niteleyen üstenci anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir. Bu bakış açısı ne çağdaşlıktır ne de ilericiliktir. Aksine, bu toprakların ruhundan, milletimizin değerlerinden kopuk; sığ, önyargılı ve incitici bir zihniyetin dışa vurumudur. Kültürünü hor gören, halkın yaşam biçimini küçümseyen bir anlayışın bu topluma sunabileceği hiçbir şey yoktur. Anadolu kadını bu ülkenin mayasıdır. Tarlada, evde, fabrikada, hayatın her alanında var olmuş; bu vatanı ayakta tutmuştur. Onun kıyafetiyle, inancıyla, yaşam tarzıyla uğraşmak kimseye ilericilik payesi kazandırmaz. Bu noktada özellikle ifade etmek isterim ki Mihalgazi Belediye Başkanı Sayın Zeynep Güneş’in milletimizin değerlerini temsil eden duruşunun, emeğinin ve inancının sonuna kadar yanındayız. Kendisi sadece bir belediye başkanı değil, Anadolu kadınının bir temsilcisidir. Kılık kıyafet üzerinden yapılan hakaretler nedeniyle Mehmet Emin Korkmaz’ın tutuklanarak cezaevine gönderilmesini de hukuk ve toplumsal barış adına yerinde bulduğumuzu ifade etmek isteriz. Kimse bu toplumun değerlerini aşağılayarak siyaset yapma özgürlüğüne sahip değildir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; “Dünyada her şey kadının eseridir.” Atatürk’ün kadına bakışı; onu ötekileştiren değil, yücelten, toplumsal hayatın merkezine koyan bir bakıştır. Biz Anahtar Parti olarak kadınları baş tacı olarak kabul ediyoruz. Kadın bu toplumun mayasıdır. Kadınların huzurla, onurla yaşamadığı bir yere biz vatan diyemeyiz. Bu anlayışla, kadınlarımızla beraber yürümeye, milletimizin değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”

Tepebaşı Belediyesi Bir Bakkal Dükkanından Daha Kötü Yönetiliyor! Haber

Tepebaşı Belediyesi Bir Bakkal Dükkanından Daha Kötü Yönetiliyor!

AK Parti Tepebaşı İlçe Başkanı Serhat Tunç, düzenlediği basın toplantısında Tepebaşı Belediyesi’nin 2024 yılı Sayıştay Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı. Raporun "ihmaller ve usulsüzlükler zinciri" olduğunu savunan Tunç, Belediye Başkanı Ahmet Ataç ve ilgililer hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. ​"Halkın Parası Seçim Propagandasına Harcandı" ​Serhat Tunç, Sayıştay raporundaki en çarpıcı bulgunun, belediye bütçesinin seçim döneminde Ahmet Ataç’ın kişisel reklam kampanyası için kullanılması olduğunu belirtti. Tunç, şu ifadeleri kullandı: ​"Belediye kaynakları, seçim kazanmak uğruna hem mevzuata hem de tasarruf tedbirlerine aykırı şekilde harcanmıştır. Raporda, sadece duvar cephesi reklamları için belediye kasasından 15 milyon TL ödendiği, toplamda ise 20 milyon TL’yi aşan bir propaganda harcamasının belediye bütçesinden karşılandığı açıkça yer almaktadır. Bu para hepimizin cebinden çıkmıştır." ​"Doğrudan Teminle İhale Kanunu Arkadan Dolanıldı" ​Belediyenin mal ve hizmet alımlarında "parçalara bölme" yöntemiyle ihale kanununu devre dışı bıraktığını iddia eden Tunç, Basın Yayın, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlükleri tarafından toplamda 43 milyon TL + KDV tutarında doğrudan temin yapıldığını söyledi. Tunç, "Rekabet engellenmiş, kaynaklar verimsiz kullanılmış ve belirli çevrelere haksız avantaj sağlanmıştır," dedi. ​"Otopark ve Gecekondu Fonları Cari Giderlere Gitti" ​Sayıştay raporundaki mali usulsüzlüklere de değinen Tunç, kanunen başka amaçla kullanılması yasak olan fonların akıbetini sordu: ​Otopark Fonu: "Hesapta olması gereken 30,1 milyon TL’den geriye sadece 643 bin TL kalmış. 29,5 milyon TL personel maaşı gibi cari ödemelere aktarılmış."​Gecekondu Fonu: "Kentsel dönüşüm için kullanılması gereken fonlar, belediyenin rutin giderlerine harcanarak kamu zararına yol açılmıştır."​"Bedelsiz İhale ve Ecrimisil Kıyağı" ​Belediye mülkiyetindeki reklam panolarının, otoparkların ve ambalaj atığı toplama işinin ihalesiz veya düşük bedellerle kullandırıldığını belirten Tunç, "Ambalaj atıkları toplama imtiyazı hiçbir bedel alınmadan özel bir firmaya devredilmiştir. Bu iş kimlere peşkeş çekildi? Tepebaşı halkının hakkı olan gelirler neden engellendi?" sorularını yöneltti. ​"Tepebaşı 1999 Zihniyetiyle Hizmet Alamaz Hale Geldi" ​Konuşmasının sonunda Belediye Başkanı Ahmet Ataç’a sert eleştirilerde bulunan Serhat Tunç, Tepebaşı’nın 27 yıldır vizyonsuz bir yönetimle karşı karşıya olduğunu savundu: ​"Hayat Tepebaşı’nda diyerek yaptığınız propagandayı; Şirintepe’de, Fevzi Çakmak’ta, Şarhöyük’te gezerken gülümseyerek hatırlıyorum. 27 yıldır yönettiğiniz bu belediye, bir bakkal dükkanından daha kötü yönetilmektedir. Bu usulsüzlüklerin hesabını hukuk önünde soracağız."

Çağdaş Gazeteciler Derneği Olarak Saldırıyı En Güçlü Şekilde Kınıyoruz. Haber

Çağdaş Gazeteciler Derneği Olarak Saldırıyı En Güçlü Şekilde Kınıyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Eskişehir Şubesi tarafından Sakarya Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hakkı Sağlam’a yönelik saldırıyı kınayan bir basın açıklaması yapıldı. ÇGD Eskişehir Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Sakarya Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hakkı Sağlam’ın kimliği belirsiz iki kişi tarafından motosikletle takip edilerek aracına çarptıktan sonra yumrukla saldırıya uğramasından derin bir kaygı ve üzüntü duyuyoruz. Bir gazetecinin mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alınması, hukuk devleti ilkesini ve demokratik toplum düzenini yakından ilgilendiren vahim bir durumdur. Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak bu menfur saldırıyı en güçlü şekilde kınıyoruz. Gazetecilik mesleğini icra eden bir meslektaşımıza yönelik bu tür fiziksel saldırılar, sadece bir bireye değil; toplumun haber alma hakkına, ifade özgürlüğüne ve demokrasimizin temel taşlarına ağır bir darbedir. Basın özgürlüğü, halkın bilgi edinme hakkının korunması ve demokratik işleyişin sürdürülmesi açısından vazgeçilmez bir değerdir. Gazetecilere yönelik saldırıların artması; meslektaşlarımızın korku ve baskı altında bırakılması, haber takibini, sorgulamayı ve kamu yararına bilgiyi toplumla buluşturmayı zorlaştırmaktadır. Ne fiziksel saldırılar ne de tehditler, gazetecilerin görevlerini özgürce yapma iradesini zayıflatmamalıdır. Bu bağlamda; Gazeteci Hakkı Sağlam’a yönelik saldırının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde aydınlatılmasını, Saldırıyı gerçekleştirenlerin ve varsa azmettiricilerin derhal tespit edilerek kamuoyuna açıklanmasını, Yargı sürecinin etkin, hızlı ve caydırıcı biçimde yürütülmesini, talep ediyoruz. Ülke genelinde gazetecilere yönelik saldırı ve tehditlerin ciddi ve sürdürülebilir bir biçimde önlenmesi, medya çalışanlarının emniyetinin ve çalışma özgürlüğünün garanti altına alınması için yetkili tüm kurum ve kuruluşları göreve çağırıyoruz. Gazetecilik, bir meslekten öte kamusal bir hizmettir. Bu hizmeti ifa edenlerin can güvenliğinin sağlanması, sadece medya dünyası için değil; toplumun tüm kesimleri için temel bir haktır. Gazetecilerin güvenliğinin sağlanması, bir ayrıcalık değil; hukukun ve demokrasinin zorunlu bir gereğidir. Basın özgürlüğünün fiilen korunmadığı bir ortamda, toplumsal barıştan ve sağlıklı bir demokratik işleyişten söz etmek mümkün değildir. Bu karanlık saldırı karşısında dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha belirtiyor, meslektaşımız Hakkı Sağlam’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz."

Kuvayı Milliye Ruhunu Ortadan Kaldırmaya Hiç Kimsenin Gücü Yetmez! Haber

Kuvayı Milliye Ruhunu Ortadan Kaldırmaya Hiç Kimsenin Gücü Yetmez!

Odunpazarı Belediyesi, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın infilak etmesiyle hayatını kaybeden gazeteci ve yazar Uğur Mumcu’yu unutmadı. 33 yıl önce katledilen Uğur Mumcu için bombalı suikasta uğradığı “06 YR 245” plakalı aracının bulunduğu Uğur Mumcu Parkı’nda anma töreni düzenlendi. Anma töreninde konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, 2015 yılından bu yana anmaların Uğur Mumcu Parkı’nda yapıldığını hatırlattı. Cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamadığına dikkat çeken Başkan Kurt, “Uğur Mumcu'nun katillerinden, Uğur Mumcu'yu cinayetle karşı karşıya bırakan düzenden henüz bir hesap soramadık. O günler yakındır, bunun hesabı sorulacaktır” dedi. Anma törenine Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Eskişehir Milletvekilleri Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, Mumcu’nun mesai arkadaşı gazeteci-yazar Işık Kansu ile çok sayıda gazeteci ve vatandaş katıldı. Törende Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğünden Hüseyin Yılmaz, Tayfun Duman müzik dinletisi, Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’ndan Ferhat Karataş ve Abdullah Çiftçi ise şiir dinletisi gerçekleştirdi. Emekli Albay Dr. Murat Durukan ve Öğretmen Barış Baran Gelir de anmaya katılanlar için müzik dinletisi düzenledi. Anma töreninde, törene katılanlar Uğur Mumcu’nun saldırıya uğradığı “06 YR 245” plakalı aracının sergilendiği kaideye kırmızı karanfil bırakarak, barış güvercini uçurdu. “24 OCAK ARTIK SADECE MATEM GÜNÜ OLMAMALI” Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, anma töreninde yaptığı konuşmada, 24 Ocak’ın artık sadece bir yas günü olarak kalmaması gerektiğini vurguladı. Konuşmasında adalet, hukuk ve demokrasi çağrısı yapan Başkan Kurt, “Bugün 24 Ocak. 33 yıldır bu günü bir matem günü, bir yas günü olarak anıyoruz” dedi. 2015 yılından bu yana anmaların Uğur Mumcu Parkı’nda yapıldığını hatırlatan Başkan Kurt, “2015 yılından bu yana da bu parkta Uğur Mumcu'nun patlayan otomobilinin önünde minnetle anıyoruz, saygıyla anıyoruz” ifadelerini kullandı. Cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamadığına dikkat çeken Başkan Kurt, “Ama Uğur Mumcu'nun katillerinden, Uğur Mumcu'yu cinayetle karşı karşıya bırakan düzenden henüz bir hesap soramadık. O günler yakındır, bunun hesabı sorulacaktır” diye konuştu. LAİKLİK VE DEMOKRASİ VURGUSU! Mumcu cinayetinin hesabının sorulamamasının yeni cinayetlerin önünü açtığını dile getiren Başkan Kurt, “Uğur Mumcu'nun cinayetinin hesabı sorulamadığı için, Gaffar Okkan'ın cinayetine de engel olunamadı” dedi. Sorunun bireylerden çok sistemle ilgili olduğunu belirten Başkan Kurt, “Demek ki terörün kendisi dışında herkes düşmanı. O zaman sorun terörü bitirmekte, terörün sonuna kadar ortadan kaldırılması için bir hukuk düzeninin kurulmasında” şeklinde konuştu. Laiklik ve demokrasi vurgusu da yapan Başkan Kurt, “Eğer bunu kuramazsak, eğer bunu çözemezsek Uğur Mumcu gibi demokrat olanlar, Uğur Mumcu gibi laikliği savunanlar, Uğur Mumcu gibi cumhuriyeti savunanlar her zaman tehlikededir” dedi. Konuşmasının devamında küresel güçlere de atıfta bulunan Başkan Kurt, “Çünkü Amerika, işte Mossad, birtakım düzenekleri kuruyor ve dünyayı kendi istemi doğrultusunda yönetmeye çalışıyor. Esas görmemiz gereken bataklık orasıdır” diye konuştu. “2026 yılında da Amerika katil” diyen Başkan Kurt, “Bu hesabı soramayan dünya teslim olmak durumundadır. Buna itiraz ediyoruz. Buna hayır diyoruz” ifadelerini kullandı. Türkiye’de direniş ruhunun yok edilemeyeceğini vurgulayan Başkan Kurt, “Türkiye'de buna direnecek Kuvayı Milliye ruhunu ortadan kaldırmaya hiç kimsenin gücü yetmez” dedi. “BİZ 24 OCAK'IN HESABINI SORACAĞIZ” Konuşmasında birlik çağrısı yapan Başkan Kurt, “Laikler burada, cumhuriyetçiler burada, demokratlar burada, halkçılar burada, devrimciler burada. Biz birlikte olduğumuz sürece bu işin sonunu doğru noktaya getireceğiz” ifadelerini kullandı. 24 Ocak’ın matem günü olmaktan çıkması gerektiğini söyleyen Başkan Kurt, konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Ben 24 Ocakları artık matem günü olsun istemeyenlerdenim. Biz 24 Ocak'ın hesabını soracağız ama yeni yeni düzenekleri biz kuracağız. Halktan yana, ezilenlerden yana, sömürülenlerden yana bir düzenin kurulması yakındır. Çünkü bugünkü düzen artık tükendi. Bugün bu düzenden memnun olan hiç kimse yok. Çok net söylüyorum; yakın çevredeki yandaşların dışında ne işçiler memnun, ne köylüler memnun, ne esnaf memnun, ne ticaretçiler memnun, ne sanayiciler memnun. O halde bu düzenin değişmesi gerekiyor. Biz iddialıyız, umutluyuz, halkımıza güveniyoruz. Bu düzeni değiştireceğiz ve bu düzendeki sorulmayan hesapları ilgililerinden soracağız. Bu noktada bugün bu yüreklilikle, bu azimle, bu kararlılıkla buraya gelen bütün herkese teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.” “UĞUR MUMCU CİNAYETİ FAİLİ MEÇHUL DEĞİLDİR” Anma töreninde konuşan bir diğer isim, Uğur Mumcu’nun mesai arkadaşı gazeteci-yazar Işık Kansu oldu. Kansu, konuşmasında Uğur Mumcu suikastına ilişkin kamuoyundaki “faili meçhul” algısına dikkat çekerek, cinayetin arka planını ayrıntılarıyla anlattı. Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözünü hatırlatarak konuşmasına başlayan Kansu, “Bu arabanın önündeyken Uğur ağabeyi öldürenlerle ilgili biraz bilgi vermek istiyorum” dedi. Toplumda yaygın olan kanaatin aksine, cinayetin aydınlatıldığını vurgulayan Kansu, “Toplumda bu cinayetin ‘faili meçhul’ olduğu yönünde bir algı vardır. Ancak bu doğru değildir; Uğur Mumcu cinayeti faili meçhul değildir” dedi. Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelik saldırıların aynı yapı tarafından gerçekleştirildiğini belirten Kansu, “Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelik dörtlü suikastı gerçekleştiren sanıklar, yani katiller bulunmuştur ve bugün çoğu cezaevindedir. Bu cinayetleri gerçekleştiren yapı, İran’da Humeyni devrimini ihraç etmek üzere görevlendirilmiş, İran’da yetiştirilmiş Kudüs Ordusu adlı bir çetedir; bir katil örgüttür. Uzun süre boyunca bu olaylar, ne yazık ki Türkiye’de devletin istihbarat mekanizmaları tarafından yeterince üzerine gidilmeden ortada bırakılmıştır. Sayın Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde, dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’a bu konuda görev verilmiştir. Saadettin Tantan bugün rahatsızlığı nedeniyle evindedir; kendisine minnet duyuyorum. Bu katillerin ortaya çıkarılmasında önemli bir rol oynamıştır. Hatırlayacağınız üzere, 1990’lı yılların sonlarında Hizbullah örgütüne yönelik “ceset evler” operasyonları yapılmıştır. Saadettin Tantan döneminde Beykoz’da bir eve operasyon düzenlenmiş ve Hizbullah’ın lideri orada öldürülmüştür. Örgüt, evdeki bilgisayarları yakmıştır; ancak Türk Emniyeti bu bilgisayarların hafızasından örgütün şemasını çıkarmayı başarmış ve bu çalışmalar sonucunda Kudüs Ordusu yapılanmasına ulaşılmıştır. Ankara’nın Sincan ilçesinde yapılan kazılarda, Muammer hocamızı arkadan kalleşçe vuran tabanca bulunmuştur. Uğur ağabeyi, Ahmet Taner Kışlalı’yı ve Bahriye Üçok’u aramızdan alan C-4 patlayıcıların fünyeleri ve benzeri materyaller de ele geçirilmiştir. Sonuç olarak bu Kudüs Ordusu yapılanması yakalanmıştır” dedi. “RABITA BAĞLANTILARI MUMCU’NUN YAZILARINDA AÇIK” Konuşmasında Mumcu’nun öldürüldüğü otomobilin sembolik önemine de değinen Kansu, örgütün daha önce diplomatlara yönelik bombalı saldırılar gerçekleştirdiğini hatırlattı. “Son eylemlerinde hedef ölmediği için Uğur ağabeyin arabasına yerleştirilen C-4’ün miktarını artırdılar” diyen Kansu, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bu nedenle aracın üst kısmı yok olmuştur ve Uğur ağabeyin bedeni çeşitli yerlere savrulmuştur. Bu, son derece vahşi ve canice bir olaydır. Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabını okursanız, oradaki tüm bağlantıları açıkça görebilirsiniz. Rabıta, Suudi Arabistan ve Amerika bağlantılı bir örgüttür ve dünyada Müslüman ülkelerin şeriatla yönetilmesini savunur. Uğur Mumcu bu örgütle bağlantılı vakıfları ve isimleri tek tek sıralamıştır. Bunlar arasında Ensar Vakfı ve Bereket Vakfı da vardır. Bu vakıfların yöneticilerinden bazıları, AKP döneminde Maliye Bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Uğur Mumcu, Ömer Dinçer’i de yazmıştır. Ömer Dinçer daha sonra Milli Eğitim Bakanı ve Çalışma Bakanı olmuştur. Milli Türk Talebe Birliği’nin Rabıta ile bağlantısı vardır. Bu birliğin 1970’li yıllarda yöneticiliğini yapan Recep Tayyip Erdoğan bugün Cumhurbaşkanıdır. Yine bu yapının yöneticilerinden İsmail Kahraman Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olmuştur; Abdullah Gül ise Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuştur.” “KUVAYI MİLLİYE RUHU HÂLÂ AYAKTA” Konuşmasının sonunda Mumcu’nun neden hedef alındığını özetleyen Kansu, “Uğur Mumcu sadece bir gazeteci değildi; önemli bir yurtseverdi ve her şeyden önemlisi bir Kuvayı Milliyeciydi” dedi. Yaklaşık çeyrek asırdır süren karşı devrimci dalgaya rağmen mücadelenin sürdüğünü vurgulayan Kansu, “İçimizdeki Kuvayı Milliye ruhunu ve Atatürk sevgisini bu halkın yüreğinden söküp atamadılar” ifadelerini kullandı. Kansu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadeleyi demokrasiyle çözeceğiz, yenilmeyeceğiz. Atatürk’ün yolunda yürümeyi sürdüreceğiz. Hiç kimse enseyi karartmasın.” “UĞUR MUMCU GERÇEĞİN BEDELİNİ CANIYLA ÖDEMİŞTİR” Anma töreninde konuşan CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, Uğur Mumcu’nun yalnızca bir gazeteci değil, Türkiye’nin vicdanını ve aydınlanma mücadelesini temsil eden bir aydın olduğunu vurguladı. “Bugün burada yalnızca aramızdan ayrılmış bir gazeteciyi anmak için değil; bu ülkede bir vicdanı, bir aklı, bir mücadeleyi ve kararlı bir direnişi temsil eden yiğit ve onurlu bir duruşu anmak için toplandık. Bugün burada Uğur Mumcu’yu anıyoruz” diyen Yalaz, Uğur Mumcu’nun gerçeğin bedelini canıyla ödemiş bir aydın olduğunu söyledi. Yalaz konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Uğur Mumcu, kalemini iktidara kiralamayan, hakikat için mücadele eden, bir an olsun vazgeçmeyen ve ‘Ben susarsam kim konuşacak?’ diyen yiğit bir yurtseverdir. Bugün hâlâ sorduğumuz sorular, onun yıllar önce sorduğu sorulardır. “Faili meçhul cinayetler neden aydınlatılmıyor?” diye soruyoruz; bu, onun sorusudur. “Bu ülkenin karanlık ilişkileri ve karanlık bağlantıları neden bir türlü ortaya çıkarılamıyor?” diyoruz; bu da onun sorusudur. “Hukuk ve yargı neden zalimin, iktidarın ve güçlünün sopası hâline getiriliyor?” diye soruyoruz; bunlar da Uğur Mumcu’nun sorularıdır. Biliyoruz ki onun sorularını sormaya devam ettiğimiz sürece Uğur Mumcu yaşayacaktır. Çünkü onun kalemi gömülmemiştir. O öldürüldükten sonra kalemi, binlerce yiğit ve gözü pek gazetecinin, hukukçunun elinde çoğalmaya devam etmiştir. O kalemler çoğaldıkça, o duruşlar sürdükçe ve bizler onun sorularını sormayı bırakmadıkça, Uğur Mumcu mücadelemizde yaşamayı sürdürecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, “Vurulduk ey halkım, unutma bizi” diyen o yiğit insana, o yiğit mücadele adamına ve o yiğit devrimciye sonsuz saygı, minnet ve şükranlarımızı sunuyorum.” Anma töreninde CHP Eskişehir Milletvekilleri Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan da konuşma yapan diğer isimler oldu.

Bizim Reçetemiz Belli: Güçlü Sosyal Devlet, Sosyal Demokrasi Haber

Bizim Reçetemiz Belli: Güçlü Sosyal Devlet, Sosyal Demokrasi

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablonun değiştirilemez olmadığını belirterek, "CHP olarak biz varız. Bu ülkenin birinci partisiyiz. İstikrarlı bir şekilde oyumuzu arttırıyoruz. Hep birlikte rantı değil ekonomiyi, üretimi önceleyen, verdiği tabana değil tavana yayan, faiz lobileri değil emekçiyi güldüren ekonomi programımızla hazırız. Türkiye'yi hep birlikte daha yaşanabilir bir ülke haline getirebiliriz. Birlikte mücadele edelim, omuz omuza mücadele edelim. Ve güzel bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim" dedi. CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Partisinin Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin kanayan yaralarına parmak bastı. Uğur Mumcu’nun 33. ölüm yıl dönümü vesilesiyle adalet vurgusu yapan Sözcü; emekli maaşlarından yargıdaki "siyasi" davalara, sanal kumar bağımlılığından İliç ve Kartalkaya facialarına kadar birçok konuda iktidarı sert sözlerle eleştirdi. "Hesap Sorulsaydı İliç ve Kartalkaya Olmazdı" Konuşmasına yarın yıl dönümü olan Uğur Mumcu’yu anarak başlayan CHP Sözcüsü Emre, Türkiye’deki faciaların temelinde "cezasızlık kültürü" yattığını savundu. Soma Maden Faciası’nda gerçek sorumlulardan hesap sorulsaydı, bugün İliç ve Kartalkaya gibi acıların yaşanmayacağını belirten Sözcü, "İktidara yakınsan sorumluluktan kurtulabiliyorsun mantığı canlarımıza mal oluyor" dedi. "İmamoğlu’na Yapılanlar Hukuk Değil, Siyasi Mühendislik" İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik "diploma davası" ve diğer hukuki süreçlere değinen Zeynel Emre, davalarda sürekli hakim değiştirilmesine dikkat çekti. İmamoğlu’nun anketlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10-15 puan önünde olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:"86 milyon biliyor ki bu kararlar 'İmamoğlu aday olmasın' diye alınıyor. Bugün cezaevinden aday olsa bile açık farkla kazanacak durumdadır." Emeklinin Sofrasından 6 Çeyrek Altın Gitti Ekonomideki kötü gidişatın faturasının emekliye kesildiğini söyleyen Emre, 2002 yılıyla günümüzü kıyasladı: 2002: En düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,5 katıydı (8 çeyrek altın alınabiliyordu). 2026: Emekli maaşı asgari ücretin 0,7’sine geriledi (Sadece 2 çeyrek altın alınabiliyor). "Kaynak yok diyenler yalan söylüyor" diyen Sözcü, bütçenin faiz lobilerine ve yandaş müteahhitlere aktarıldığını, 2026 faiz bütçesinin 2 trilyon 742 milyar lira olduğunu hatırlattı. Toplumsal Çürüme Alarm Veriyor: Uyuşturucu ve Kumar Sanal kumar ve uyuşturucu kullanımındaki korkunç artışa dikkat çeken Emre, 2015 yılında 80 bin olan uyuşturucu suç sayısının 2024’te 438 bine fırladığını açıkladı. Sınır güvenliğinin yetersizliğini ve sokaklardaki şiddet sarmalını "milli güvenlik sorunu" olarak tanımladı. "Biz Hazırız: Reçetemiz Sosyal Demokrasi" CHP’nin çözüm önerilerini de sıralayan Zeynel Emre, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş yapacaklarını belirtti. Seyfe Gölü gibi doğa harikalarının maden sahalarına feda edilmesine karşı çıkacaklarını ve hayvancılıkta ithalatı bitireceklerini söyledi. Sözcü, tüm vatandaşları yarın Genel Başkan’ın katılımıyla Yalova’da düzenlenecek mitinge davet ederek konuşmasını noktaladı.

Alpu Ovası İçin Tarihi Bir Karar! Haber

Alpu Ovası İçin Tarihi Bir Karar!

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin, Alpu Ovası'nın verimli tarım arazilerinin kömürlü termik santral projesi için tarım dışı amaçla kullanılmasına karşı verdiği hukuk mücadelesinde tarihi bir zafer daha kazanıldı. Danıştay 10. Dairesi, yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki kararını bozarak, projenin hukuki dayanağının kalmadığını hükme bağladı. ÇED RAPORU OLMAYAN PROJEYE ONAY VERİLEMEZ Danıştay kararında, projeye ilişkin verilen ''ÇED Olumlu'' kararının daha önce mahkemece iptal edildiği ve bu iptalin kesinleştiği vurgulandı. Çevre Kanunu uyarınca, hukuken geçerli ÇED raporu bulunmayan bir proje için herhangi bir izin veya onay verilmesinin mümkün olmadığı açıkça belirtildi. BÜYÜK OVA KORUMA ALTINDA, PROJEDE KAMU YARARI YOK Bozma kararında dikkat çeken en önemli hususlardan biri de Alpu Ovası'nın ''Büyük Ova Koruma Alanı'' statüsünde olduğu. Danıştay; bölgenin en verimli tarım arazilerinin bütünlüğünün bozulacağını, termik santralin hava, su ve toprak kirliliği yaratarak tarımsal üretimi tehdit edeceğini ve projenin uygulanmasında üstün bir kamu yararı bulunmadığını tescil etti. Konuyla ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, “Hukuk, Alpu Ovamızı bir kez daha korudu. Eskişehir’in bereketli topraklarını kömürlü termik santrale teslim etmeyeceğiz. Yıllardır bu konuda büyük mücadeleler veriyor, kazanımlar elde ediyoruz. Son olarak Danıştay 10. Dairesi’nin verdiği kararla, Alpu Ovası’na kömür santrali kurulamayacağı bir kez daha tescillenmiş oldu. ÇED raporu olmayan, ‘Büyük Ova Koruma Alanı’ statüsündeki tarım arazilerini tehdit eden bu projede üstün kamu yararı olmadığı açıkça ortaya kondu. Toprağı, suyu, havayı ve üreticimizi korumak; hukukun, bilimin ve vicdanın yanında durmaktır. Alpu Ovamızı savunmaya ve Eskişehir’in geleceğini korumaya kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi? Haber

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi?

AHPADİ Derneği tarafından 11’inci Yargı Paketi ile getirilen örtülü af ve yargı sorunlarına çözüm olup olamayacağı ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ertaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; "Değerli basın mensupları, 2026 Yılının ilk gününde, tatil gününde, yurttaşların haber alma hakkını temin için görevinin başında olup basın açıklamamıza katıldığınız için sizlere şükranlarımızı sunarız. Yurttaşlarımızın yeni yılını kutlarız. 2026 Yılının adalet, hukuk, demokrasi beklentilerimizin gerçekleşeceği mutlu bir geleceğin habercisi olabilecek gelişmelerin en azından ilk muştularını göreceğimiz ve bundan cesaretle umutlarımızı ileriye taşıyabileceğimiz yeni bir yıl olmasını dileriz. Yaşam hakkı diğer tüm insan haklarına kaynaklık eden temel bir insan hakkıdır. Yaşam hakkının özü bireyin hayatta kalmasıdır. Anayasamızın 17. Maddesinde düzenlenen Yaşam hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 6. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. maddesi, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi 4. maddesi, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı 4. maddesi ve AB Temel Haklar Şartı 2. maddesi gibi pek çok uluslararası sözleşmede de yer almıştır. Bireylerin yaşam hakkını sağlamak ve korumak devletin sorumluluğundadır. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleşebileceği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, Devletin doğrudan kendi yönetimi altında olan tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarını koruması da pozitif yükümlülüğünün bir gereğini oluşturmaktadır. Hatırlanacağı gibi, büyük tahribatlar yaratan, milyonlarca insanın ölümüne neden olan Covid 19 salgını döneminde, yaşam hakkı çerçevesinde, hapishanelerde salgın kaynaklı kitlesel ölümlerin önüne geçebilmek alınan önlemler çerçevesinde, dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde bazı koşulları taşıyan hükümlülerin önemli bir bölümü, bazı şartlarla ve denetimli olarak hapishanelerden tahliye edilmişti. Ülkemizde de buna benzer şekilde, 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, yani 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla yargılamaları sona ermiş, cezaları kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçilmiş hükümlülerin bir bölümü, denetimli serbestlik süresinin 1 yıldan 3 yıla çıkarılmasıyla daha erken olarak açık ceza infaz kurumundan tahliye olma hakkı kazanmışlardı. Ancak, düzenlemenin 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenmiş ancak 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra cezası kesinleşmiş hükümlüleri kapsamaması nedeniyle, cezaları 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra kesinleşmiş hükümlüler bu düzenlemeden yararlanamamışlar, bu durum da başka adaletsizliği beraberinde getirmişti. Ortaya çıkan bu adaletsizliğin giderilmesi, hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu gibi özellikle hükümlülerin ve ailelerinin uzun süren bir bekleyiş ve umutları da vardı. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla TBMM’de yapılan çalışmalar sona erdi. Değerli basın mensupları, sizlerin de takip ettiği gibi, 11. Yargı Paketi olarak isimlendirilen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 25 Aralık 2025 Tarihli ve 33118 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile ilk etapta 55 bin hükümlü erken tahliye oldu. 31 Temmuz 2023 tarihinde işlenen suçlar yönünden halen devam eden yargılamaları deevam eden hükümlülerin cezaları kesinleştikçe de ilerleyen sürelerde yaklaşık 40 bin hükümlünün daha bu düzenlemeden yararlanabileceği ön görülüyor. Tabi ki bu düzenleme özellikle hükümlüleri ve yakınlarını mutlu etmişse de, toplumun önemli bir bölümünde öfkeye ve kaygılara neden oldu. Tahliye edilenlerin bir kısmının daha tahliyelerinden bir kaç gün geçtikten sonra yeniden suç işlemleri bu kaygıları arttırdı. Kamuoyunda başlayan bu kaygılar etrafında şu soruların doğru cevaplarını bulmamız gerekiyor. Gerçekten, suçluların yeniden suç işlemelerinin tek nedeni, infaz düzenlemelerinde zaman zaman yapılan bu örtülü aflar mı? Bu örtülü aflar, suç işlemeyi teşfik mi ediyor? İnfaz sisteminin olması gereken şartlarından “caydırıcılık” etkisini azaltıyor mu? Evet, bu tespitler bir ölçüde doğru. Her ne kadar 2023 yılı düzenlemesi ile bu son düzenleme birbirine bağlı zorunluluklardan kaynaklanmışsa da cezanın “caydırıcılık” etkisi üzerinde olumsuz baskı oluşturuyor. Ancak, tahliye olan suçluların tekrar suç işlemelerinin tek nedenini bu örtülü aflara yüklemek gerçekçi değil. Bu yaklaşım, gerçek nedenleri tespit edememize ve suç oranlarında liderliğimizi devam ettirmemize neden olacaktır. Son düzenlemeyle gündeme gelen bu tartışmalar, yine infaz sisteminin yetersizliğini de bir kez daha gözler önüne serdi. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır. Eğer ki infaz sistemi, bu amacını gerçekleştirmiyorsa, tahliye olan hükümlülerin potansiyel suçlular olması ve toplum için risk taşıması kaçınılmazdır. Son düzenlemeyle birlikte yaklaışık 650 bin mahkum, denetimli serbestlik ya da şartlı tahliye sistemi gereği, toplum içinde, bizimle birlikte yaşıyorlar. Ülkemiz, Avrupa Konseyi ülkeleri içinde 100 bin kişi başına düşen 408 kişilik mahkum ve tutuklu sayısıyla en yüksek cezaevi nüfusuna sahip. Sivil Toplum Derneği'nin 3 Kasım 2025 verilerine göre Türkiye'de hapishanelerin doluluk oranı yüzde 140,5'e yükseldi. Türkiye genelinde 402 cezaevinde kapasitenin 116 bin kişi üzerinde mahpus bulunuyor. Bu çok kötü bir oran. Islah amacının önünde büyük bir engel oluşturuyor. Mahpusların yaklaşık %15’i tutuklu mahpus. Avrupa ortalaması ise %33. Bu oran da bize haklarında kuvvetli şuç şüphesi olup soruşturma aşamasında tutuklanmayanların hüküm giyene kadar yeni suçlar işlemeye devam etmelerine istenmeden de olsa olanak sağlandığını gösteriyor. Ülkemizde, personel başına 4,5 mahkum ve tutuklu düşüyor. Bu oran, Avrupa’daki en yüksek oran. Türkiye’yi 2,7 personel ile en yakın Makedonyanın izlediği dikkate alınırsa personel yetersizliğinin de ıslah sistemi üzerindeki olumsuz etkisi görülebilir. 2025 yılı verilerine göre Türkiye, 100.000 kişi başına 2.5 cinayet sayısıyla 19. sırada. Türkiye, organize suçlar konusunda ise Dünya Lideri. Ve son olarak şunu belirtelim. Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de cezaevinden çıkanların %45’i yeniden suç işliyor. Bu veriler; suç işlenmesini önleyemediğimiz, suç işleyenleri ise ıslah edip topluma kazandırmadığımız gerçeğini gözümüze sokuyor. Suç işleme oranlarının yüksekliği, başlıca eğitim eksikliğinden, kültür yozlaşmasından, başta siyasette olmak üzere hayatımızın her alanını çevreleyen şiddet ve nefret dilinden, önleyici kolluğun yetersizliğinden, yargılama süreçlerinin uzunluğundan kaynaklanıyor. İnfaz isteminin amaçlarını gerçekleştirememesinin başlıca nedenleri ise, nitelik ve nicelik açısından yetersiz personel istihdamı, etkisiz rehabilitasyon programları, cezaların caydırıcılık etkisinin sınırlı kalması, sık sık başvurulan örtülü aflar cezaevlerinde mahpusların kalabalık ortamlarda kalması olarak işaret edilebilir. Sıraladığımız bu olumsuz nedenleri ortadan kaldırmasını, çözümleri üretmesini beklediğimiz başta TBMM ve yürtme erki olmak üzere yetkililer ise hiç bir etkili çözüm üretmiyor, birbirini takip eden sıra sayılı paketlerle gün geçiriyor, bizleri oyalıyor. Bu artarak devam eden suç ve yeniden suç işleme oranlarına önlem alınmazsa, Türkiye’nin hiç bir yerinde yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğinin kalmayacağı açıkça görülüyor. Türkiye, uyuşturucu kartellerinin hakim olduğu orta amerika ülkelerine dönüşme riskiyle karşı karşıya. Örtülü aflarla ortaya çıkan bir kaç yeni cinayet, hırsızlık gibi münferit olayları bir kaç gün tartışıp, tartışmayı tüketip konforlu yaşam alanlarımıza dönmeyi bırakmalıyız. Bu sorunun önemini kavrayıp, ekonomi, yoksulluk ve gelir adaletsizliği yanında Ülkenin önemli gündem maddeleri içine koymalı, sürekli ve planlı çalışmalarla doğru çözüm programlarını oluşturarak uygulanmasını sağlamalıyız. Başta Barolar Birliği ve Barolar olmak üzere, alanla ilgili yetkin sivil toplum kuruluşları ile Üniversitelerimiz de bu konuda inisiyatif almalı, gündem oluşturmalıdır. İktidar ve muhalefeti oluşturan tüm milletvekillerinin asli görevleri bunlardır. Meclis, kısır ve göstermelik kavgaların yapılacağı yer değildir. Meclis, Ülke sorunlarının tespiti ile somut çözüm önerilerinin konuşulacağı, yasama faaliyetlerinin gerçekleştirileceği, yürütmenin denetleneceği yerdir. Yetkilileri, Ülkenin gerçek gündemine dönmeye davet ediyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.