SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hukuk

Porsuk Haber Ajansı - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Alpu Ovası İçin Tarihi Bir Karar! Haber

Alpu Ovası İçin Tarihi Bir Karar!

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin, Alpu Ovası'nın verimli tarım arazilerinin kömürlü termik santral projesi için tarım dışı amaçla kullanılmasına karşı verdiği hukuk mücadelesinde tarihi bir zafer daha kazanıldı. Danıştay 10. Dairesi, yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki kararını bozarak, projenin hukuki dayanağının kalmadığını hükme bağladı. ÇED RAPORU OLMAYAN PROJEYE ONAY VERİLEMEZ Danıştay kararında, projeye ilişkin verilen ''ÇED Olumlu'' kararının daha önce mahkemece iptal edildiği ve bu iptalin kesinleştiği vurgulandı. Çevre Kanunu uyarınca, hukuken geçerli ÇED raporu bulunmayan bir proje için herhangi bir izin veya onay verilmesinin mümkün olmadığı açıkça belirtildi. BÜYÜK OVA KORUMA ALTINDA, PROJEDE KAMU YARARI YOK Bozma kararında dikkat çeken en önemli hususlardan biri de Alpu Ovası'nın ''Büyük Ova Koruma Alanı'' statüsünde olduğu. Danıştay; bölgenin en verimli tarım arazilerinin bütünlüğünün bozulacağını, termik santralin hava, su ve toprak kirliliği yaratarak tarımsal üretimi tehdit edeceğini ve projenin uygulanmasında üstün bir kamu yararı bulunmadığını tescil etti. Konuyla ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, “Hukuk, Alpu Ovamızı bir kez daha korudu. Eskişehir’in bereketli topraklarını kömürlü termik santrale teslim etmeyeceğiz. Yıllardır bu konuda büyük mücadeleler veriyor, kazanımlar elde ediyoruz. Son olarak Danıştay 10. Dairesi’nin verdiği kararla, Alpu Ovası’na kömür santrali kurulamayacağı bir kez daha tescillenmiş oldu. ÇED raporu olmayan, ‘Büyük Ova Koruma Alanı’ statüsündeki tarım arazilerini tehdit eden bu projede üstün kamu yararı olmadığı açıkça ortaya kondu. Toprağı, suyu, havayı ve üreticimizi korumak; hukukun, bilimin ve vicdanın yanında durmaktır. Alpu Ovamızı savunmaya ve Eskişehir’in geleceğini korumaya kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi? Haber

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi?

AHPADİ Derneği tarafından 11’inci Yargı Paketi ile getirilen örtülü af ve yargı sorunlarına çözüm olup olamayacağı ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ertaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; "Değerli basın mensupları, 2026 Yılının ilk gününde, tatil gününde, yurttaşların haber alma hakkını temin için görevinin başında olup basın açıklamamıza katıldığınız için sizlere şükranlarımızı sunarız. Yurttaşlarımızın yeni yılını kutlarız. 2026 Yılının adalet, hukuk, demokrasi beklentilerimizin gerçekleşeceği mutlu bir geleceğin habercisi olabilecek gelişmelerin en azından ilk muştularını göreceğimiz ve bundan cesaretle umutlarımızı ileriye taşıyabileceğimiz yeni bir yıl olmasını dileriz. Yaşam hakkı diğer tüm insan haklarına kaynaklık eden temel bir insan hakkıdır. Yaşam hakkının özü bireyin hayatta kalmasıdır. Anayasamızın 17. Maddesinde düzenlenen Yaşam hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 6. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. maddesi, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi 4. maddesi, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı 4. maddesi ve AB Temel Haklar Şartı 2. maddesi gibi pek çok uluslararası sözleşmede de yer almıştır. Bireylerin yaşam hakkını sağlamak ve korumak devletin sorumluluğundadır. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleşebileceği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, Devletin doğrudan kendi yönetimi altında olan tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarını koruması da pozitif yükümlülüğünün bir gereğini oluşturmaktadır. Hatırlanacağı gibi, büyük tahribatlar yaratan, milyonlarca insanın ölümüne neden olan Covid 19 salgını döneminde, yaşam hakkı çerçevesinde, hapishanelerde salgın kaynaklı kitlesel ölümlerin önüne geçebilmek alınan önlemler çerçevesinde, dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde bazı koşulları taşıyan hükümlülerin önemli bir bölümü, bazı şartlarla ve denetimli olarak hapishanelerden tahliye edilmişti. Ülkemizde de buna benzer şekilde, 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, yani 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla yargılamaları sona ermiş, cezaları kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçilmiş hükümlülerin bir bölümü, denetimli serbestlik süresinin 1 yıldan 3 yıla çıkarılmasıyla daha erken olarak açık ceza infaz kurumundan tahliye olma hakkı kazanmışlardı. Ancak, düzenlemenin 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenmiş ancak 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra cezası kesinleşmiş hükümlüleri kapsamaması nedeniyle, cezaları 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra kesinleşmiş hükümlüler bu düzenlemeden yararlanamamışlar, bu durum da başka adaletsizliği beraberinde getirmişti. Ortaya çıkan bu adaletsizliğin giderilmesi, hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu gibi özellikle hükümlülerin ve ailelerinin uzun süren bir bekleyiş ve umutları da vardı. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla TBMM’de yapılan çalışmalar sona erdi. Değerli basın mensupları, sizlerin de takip ettiği gibi, 11. Yargı Paketi olarak isimlendirilen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 25 Aralık 2025 Tarihli ve 33118 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile ilk etapta 55 bin hükümlü erken tahliye oldu. 31 Temmuz 2023 tarihinde işlenen suçlar yönünden halen devam eden yargılamaları deevam eden hükümlülerin cezaları kesinleştikçe de ilerleyen sürelerde yaklaşık 40 bin hükümlünün daha bu düzenlemeden yararlanabileceği ön görülüyor. Tabi ki bu düzenleme özellikle hükümlüleri ve yakınlarını mutlu etmişse de, toplumun önemli bir bölümünde öfkeye ve kaygılara neden oldu. Tahliye edilenlerin bir kısmının daha tahliyelerinden bir kaç gün geçtikten sonra yeniden suç işlemleri bu kaygıları arttırdı. Kamuoyunda başlayan bu kaygılar etrafında şu soruların doğru cevaplarını bulmamız gerekiyor. Gerçekten, suçluların yeniden suç işlemelerinin tek nedeni, infaz düzenlemelerinde zaman zaman yapılan bu örtülü aflar mı? Bu örtülü aflar, suç işlemeyi teşfik mi ediyor? İnfaz sisteminin olması gereken şartlarından “caydırıcılık” etkisini azaltıyor mu? Evet, bu tespitler bir ölçüde doğru. Her ne kadar 2023 yılı düzenlemesi ile bu son düzenleme birbirine bağlı zorunluluklardan kaynaklanmışsa da cezanın “caydırıcılık” etkisi üzerinde olumsuz baskı oluşturuyor. Ancak, tahliye olan suçluların tekrar suç işlemelerinin tek nedenini bu örtülü aflara yüklemek gerçekçi değil. Bu yaklaşım, gerçek nedenleri tespit edememize ve suç oranlarında liderliğimizi devam ettirmemize neden olacaktır. Son düzenlemeyle gündeme gelen bu tartışmalar, yine infaz sisteminin yetersizliğini de bir kez daha gözler önüne serdi. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır. Eğer ki infaz sistemi, bu amacını gerçekleştirmiyorsa, tahliye olan hükümlülerin potansiyel suçlular olması ve toplum için risk taşıması kaçınılmazdır. Son düzenlemeyle birlikte yaklaışık 650 bin mahkum, denetimli serbestlik ya da şartlı tahliye sistemi gereği, toplum içinde, bizimle birlikte yaşıyorlar. Ülkemiz, Avrupa Konseyi ülkeleri içinde 100 bin kişi başına düşen 408 kişilik mahkum ve tutuklu sayısıyla en yüksek cezaevi nüfusuna sahip. Sivil Toplum Derneği'nin 3 Kasım 2025 verilerine göre Türkiye'de hapishanelerin doluluk oranı yüzde 140,5'e yükseldi. Türkiye genelinde 402 cezaevinde kapasitenin 116 bin kişi üzerinde mahpus bulunuyor. Bu çok kötü bir oran. Islah amacının önünde büyük bir engel oluşturuyor. Mahpusların yaklaşık %15’i tutuklu mahpus. Avrupa ortalaması ise %33. Bu oran da bize haklarında kuvvetli şuç şüphesi olup soruşturma aşamasında tutuklanmayanların hüküm giyene kadar yeni suçlar işlemeye devam etmelerine istenmeden de olsa olanak sağlandığını gösteriyor. Ülkemizde, personel başına 4,5 mahkum ve tutuklu düşüyor. Bu oran, Avrupa’daki en yüksek oran. Türkiye’yi 2,7 personel ile en yakın Makedonyanın izlediği dikkate alınırsa personel yetersizliğinin de ıslah sistemi üzerindeki olumsuz etkisi görülebilir. 2025 yılı verilerine göre Türkiye, 100.000 kişi başına 2.5 cinayet sayısıyla 19. sırada. Türkiye, organize suçlar konusunda ise Dünya Lideri. Ve son olarak şunu belirtelim. Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de cezaevinden çıkanların %45’i yeniden suç işliyor. Bu veriler; suç işlenmesini önleyemediğimiz, suç işleyenleri ise ıslah edip topluma kazandırmadığımız gerçeğini gözümüze sokuyor. Suç işleme oranlarının yüksekliği, başlıca eğitim eksikliğinden, kültür yozlaşmasından, başta siyasette olmak üzere hayatımızın her alanını çevreleyen şiddet ve nefret dilinden, önleyici kolluğun yetersizliğinden, yargılama süreçlerinin uzunluğundan kaynaklanıyor. İnfaz isteminin amaçlarını gerçekleştirememesinin başlıca nedenleri ise, nitelik ve nicelik açısından yetersiz personel istihdamı, etkisiz rehabilitasyon programları, cezaların caydırıcılık etkisinin sınırlı kalması, sık sık başvurulan örtülü aflar cezaevlerinde mahpusların kalabalık ortamlarda kalması olarak işaret edilebilir. Sıraladığımız bu olumsuz nedenleri ortadan kaldırmasını, çözümleri üretmesini beklediğimiz başta TBMM ve yürtme erki olmak üzere yetkililer ise hiç bir etkili çözüm üretmiyor, birbirini takip eden sıra sayılı paketlerle gün geçiriyor, bizleri oyalıyor. Bu artarak devam eden suç ve yeniden suç işleme oranlarına önlem alınmazsa, Türkiye’nin hiç bir yerinde yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğinin kalmayacağı açıkça görülüyor. Türkiye, uyuşturucu kartellerinin hakim olduğu orta amerika ülkelerine dönüşme riskiyle karşı karşıya. Örtülü aflarla ortaya çıkan bir kaç yeni cinayet, hırsızlık gibi münferit olayları bir kaç gün tartışıp, tartışmayı tüketip konforlu yaşam alanlarımıza dönmeyi bırakmalıyız. Bu sorunun önemini kavrayıp, ekonomi, yoksulluk ve gelir adaletsizliği yanında Ülkenin önemli gündem maddeleri içine koymalı, sürekli ve planlı çalışmalarla doğru çözüm programlarını oluşturarak uygulanmasını sağlamalıyız. Başta Barolar Birliği ve Barolar olmak üzere, alanla ilgili yetkin sivil toplum kuruluşları ile Üniversitelerimiz de bu konuda inisiyatif almalı, gündem oluşturmalıdır. İktidar ve muhalefeti oluşturan tüm milletvekillerinin asli görevleri bunlardır. Meclis, kısır ve göstermelik kavgaların yapılacağı yer değildir. Meclis, Ülke sorunlarının tespiti ile somut çözüm önerilerinin konuşulacağı, yasama faaliyetlerinin gerçekleştirileceği, yürütmenin denetleneceği yerdir. Yetkilileri, Ülkenin gerçek gündemine dönmeye davet ediyoruz."

Baro Başkanı Günaydın 11'inci Yargı Paketini Değerlendirdi Haber

Baro Başkanı Günaydın 11'inci Yargı Paketini Değerlendirdi

Eskişehir Baro Başkanı Avukat Barış Günaydın 11'inci Yargı Paketi ve tutuklu gazetecilerle ilgili olarak bir açıklama yaptı. Baro Başkanı Barış Günaydın Baro Binasında yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Son günlerde özellikle yargı kararlarında ifade özgürlüğünün önünde engeller olduğuna tanıklık ediyoruz. Bunun en son örneğini Fatih Altaylı'nın bir YouTube kanalındaki yayınlar nedeniyle hapis cezasına çarptırılması ancak tutukluluğun devamına hükmedilmesi oluşturdu. Bildiğiniz üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Anayasa Mahkemesi kararları ve taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ifade özgürlüğü noktasında, özellikle gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle eleştiri hakkının bu özgürlüğün kapsamının çok daha geniş değerlendirilmesi gerektiğini ilişkin bütün yargı kararlarına yansımış bir durum varken, tutukluluk gibi, tutuklama gibi aslında geçici bir tedbir olması gereken ve hükümle birlikte tutukluluğun devam edilmesi kabul edilebilir olmamaktadır. Dolayısıyla ifade özgürlüğü esastır. Gazetecilik faaliyeti bu anlamda bir suç değildir. Gazetecilerin, kamuoyunun habere ulaşma, kamuoyunun bilgilenmesine en önemli görevi yerine getiren bir meslek örgütü olmasıyla birlikte, ifade özgürlüğü, yani kamunun doğru bilgiye ulaşması ve eleştiri hakkını da içerdiği için, taraf olduğumuz sözleşmelerle korunması gereken en temel yaşam hakkından sonraki en önemli hak olarak karşımıza çıkmaktadır. 11.Yargı Paketi aslında 23 Ocak 2025'teki Yargı Reformu Stratejisi'nin göndermeleriyle ilgili birkaç paket olarak karşımıza çıkıyor. Gönül ister ki bu tür farklı düzenlemeler aslında topyekûn, birçok kurumun, yani bunun paydaşı olan kişilerin katkılarıyla düzenlenmesi anlamına gelsin. Meclise gönderilen bu 11.Yargı Paketi, esas itibarıyla baktığımızda Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği bazı kanuni düzenlemelerle oluşan boşluğu düzenlediğini görüyoruz. Bunlar nedir? Özellikle Avukatlık Kanunu'ndaki disiplin hükümleri, kendi mesleğimiz anlamında yeniden bir iptal nedeniyle boşta kalan hükümlerin, avukatların mesleki faaliyetlerini dayanışmayla yürütürken disiplin cezalarının neler olacağına ilişkin bir düzenleme var. Bunun yanı sıra 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanunun 9. maddesi vardı biliyorsunuz. Kişilik hakları ve içeriğin yayından kaldırılması, yine medyayı ilgilendiren ve kişilik hakları konusuyla oluşan bir boşluk (iptali nedeniyle). Buna ilişkin bir düzenlemelerin olduğunu görüyoruz. Ancak özellikle İcra İflas Kanunu açısından baktığımızda, çok sıklıkla belki gündeme geldi: İhalenin feshi davası. İcra İflas Kanunu, alacaklı ile borçlu arasındaki dengeyi sağlamakla görevli. Dolayısıyla burada ihaleye katılan ama sırf sadece uzatmak ve kötü niyetli olarak ihalenin feshi davalarının açılmasına engel olan bir düzenleme var. Bu olumlu bir düzenleme olarak karşımıza çıkmakta. Bu yeni düzenlemeyle aslında sadece ilgililerin bu davayı açma hakkıyla sınırlandırıldığını görüyoruz. Yine bunun yanı sıra belirttiğim gibi Avukatlık Kanunu ve bazı cezai düzenlemeler var. Dolandırıcılık, biliyorsunuz, çok sıklıkla gündeme getirdik. Dolandırıcılığın nitelikli dolandırıcılık haliyle ilgili hem ihtisas mahkemesi anlamında artık bir asliye cezalarda görülmesiyle ilgili bir düzenleme var. Ve Bankacılık Kanununda ve kredi kartı dolandırıcılığı gibi ekonomik suçlarda bunun önüne geçmek için de özellikle dijital teknolojilerin ve yüz tanıma gibi bazı özelliklere sahip olmasını arayan bir düzenleme var. Bu da bence olumlu, çünkü çok fazla sayıda dolandırıcılık hükümlerinin arttığını görüyoruz. 5651 sayılı Kanun'daki bu içeriğin yayından çıkarılması meselesinde sadece ilgili içeriğin çıkarılmasıyla ilgili bir düzenleme var. Bu da olumlu bir gelişme, çünkü genelde ifade özgürlüğü nedeniyle sadece bir içerik değil de topyekûn o sisteme, yani ilgili haber sitesine ya da o web sitesinin erişim engellenmesinden ziyade ilgili yayın içeriğinden çıkarılmasına olanak veren bir düzenleme olduğunu da görüyoruz.”

Baro Başkanı Günaydın Dolandırıcılık Olaylarına Karşı Uyardı Haber

Baro Başkanı Günaydın Dolandırıcılık Olaylarına Karşı Uyardı

Eskişehir Baro Başkanı Avukat Barış Günaydın, son zamanlarda avukatlık ve hukuk bürolarının isimleri kullanılarak yaşanan dolandırıcılık olaylarına karşı uyarılarda bulundu. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın şunları söyledi; "Maalesef dolandırıcılığın o kadar farklı boyutları var ki, sonunda bizim mesleğimizi de alet etmeye başladılar. Bir hukuk bürosundan aranıyormuş gibi mesajlar geliyor. Fakat bu tür birimler zaten bir mesajla ulaşmaz, gerçek anlamda bir tebligat yapılır. Dolayısıyla bu anlamda tüm vatandaşlarımızı uyarıyorum. “Hakkınızda şikâyet var, uzlaşmak için son gün” gibi telefonlara çok itibar etmesinler. Mutlaka, eğer yazılı bir tebligat yapılırsa böyle bir süreç olur. Bu vesileyle sizlerin aracılığıyla da uyarmış olalım. Dolandırıcılar şeytanca yöntemlerde sınır tanımıyor. Dolayısıyla biraz daha uyanık olmalarını tavsiye ediyorum. Dolandırıcılığın birçok boyutu var ve dijital teknolojilerin hızla gelişmesi de buna zemin hazırlıyor. Dolayısıyla özellikle dezavantajlı grup olarak tanımladığımız, yani yaşlılar ve teknolojiyi daha az kullanan kişiler, bu tür dolandırıcılıkların hedef kitlesini oluşturuyor. Rakamlar da bunun giderek arttığını gösteriyor. Hiçbir savcılık makamı yahut bir hukuk birimi doğrudan size mesajla ulaşmaz. Öncelikle buna şüpheyle yaklaşmak lazım. Bu bilginin doğruluğunu mutlaka teyit etmek lazım. Tüm önlemleri alsak da maalesef bu tür dolandırıcılıklarla mücadelede sınır tanınmıyor.Hep dolandırıcılar, yani kötülük, bir adım önden gidiyor. Ama özellikle altını çizmek istediğim nokta şu. Bu farkındalığa vararak daha dikkatli davranmaları ve bizlerin de vatandaşları daha çok uyarması gerekiyor." dedi.

Adalet Devletimizin Temel Direğidir Haber

Adalet Devletimizin Temel Direğidir

2025-2026 adli yılı başlangıcı dolayısıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca adli yıl açılış kokteyli düzenlendi. Programda konuşan Başsavcı Üzeyir Karakülah, "Adalet devletimizin temel direğidir" dedi. Eskişehir Adliyesinde gerçekleştirilen Adli Yıl Açılış Kokteyline, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Üzeyir Karakülah, Eskişehir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı Arif Hamdi Sazak, İl Emniyet Müdürü Tolga Yılmaz, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir, Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, Eskişehir Teknik Üniversitesi (ESTÜ) Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, CHP İl Başkanı Talat Yalaz ve yargı mensupları katıldı. Programda söz alan Başsavcı Üzeyir Karakülah, adaletin devletin temel direği olduğunu vurgulayarak, "Adalet, devletimizin temel direği, toplumun huzur ve güvenliğinin en güçlü teminatıdır. Tarih boyunca milletimizin en büyük değerlerinden biri adalet olmuştur. Bizler, yargı mensupları olarak bu sorumluluğun bilinciyle hareket ederek, hukukun üstünlüğünü korumak ve vatandaşlarımızın adalete olan güvenini daha da güçlendirmek için çalışıyoruz. Yeni adli yılda da bizlere düşen görev; tarafsızlık, bağımsızlık ve hakkaniyet ilkelerinden ödün vermeden görevimizi yerine getirmek olacaktır. Adaletin gecikmeden, en doğru şekilde tecelli etmesi; halkımızın güven duygusunu artıracak, toplumsal barışı pekiştirecek ve devletimizin temel direğini daha da sağlamlaştıracaktır. Bu vesileyle, yeni adli yılın ülkemize, milletimize, yargı camiamıza ve tüm meslektaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Görevi başında şehit düşen yargı mensuplarımızı da rahmet ve minnetle yad ediyoruz. Görevlerini yerine getirirken özveriyle çalışan tüm hakim, Cumhuriyet savcısı, avukat ve adalet personelimize başarı, sağlık ve kolaylıklar temenni ediyorum" şeklinde konuştu. Müzik dinletisinin gerçekleştiği kokteyle katılım oldukça yoğun olurken, bir araya gelen yargı mensupları ve protokol üyeleri, yargı gündemi ile ilgili değerlendirmelerde bulundular.

Yeni Adli Yıl Bütün Yurttaşların Adalet Mücadelesinin Yılı Olmalıdır Haber

Yeni Adli Yıl Bütün Yurttaşların Adalet Mücadelesinin Yılı Olmalıdır

Eskişehir Barosu tarafından 2025 - 2026 Adli Yıl açılışı dolayısıyla Eskişehir Adalet Sarayı önünde bir tören düzenlendi. Düzenlenen törende konuşan Eskişehir Baro Başkanı Avukat Barış Günaydın şu ifadelere yer verdi; "Çok değerli meslektaşlarım kıymetli basın mensupları 2025-2026 Adli Yıl Açılış Törenimize hoş geldiniz. Sizleri şahsım ve Eskişehir Barosu Yönetim Kurulu adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Katılımlarınız için hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. Yeni adli yıla başlarken, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın ve 2 Eylül Eskişehir’in kurtuluşunun coşkusunu ve anlamını yüreklerimizde taşıyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesi, yalnızca vatan topraklarını değil, aynı zamanda milletimizin onurunu ve özgürlüğünü de kurtarmıştır. O mücadele bizlere şunu göstermiştir: Bağımsızlık olmadan adalet, adalet olmadan özgürlük mümkün değildir. Bugün Savunmanın temsilcileri olarak bizler de aynı ruhla, bağımsız yargının, özgür savunmanın ve hukuk devletinin teminatı olarak görevimizin başındayız. Geçtiğimiz dönemde aramızdan ayrılan meslektaşlarımız da oldu Av. Yılmaz Aydın, Av. Halim İmadoğlu, Av. Ali Sorulmaz meslektaşlarımızı rahmetle anıyorum ruhları şad olsun. Cumhuriyetin yolunu aydınlatan ışığın kaynağı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm dünyaya söylediği şu sözleri hatırlatarak konuşmama başlamak istiyorum: “Herhalde âlemde bir hak vardır. Ve hak kuvvetin fevkindedir.” Filistin’de soykırım tüm hızıyla sürerken Uluslararası kamuoyunun; on binlerce çocuğun, kadının, sivilin yaşamını kaybettiği ve kaybetmeye de devam ettiği Gazze’de insanlığa karşı sistematik olarak işlenen suça seyirci kalması utanç vericidir. Adalet arayışı, sınırlara hapsedilemeyecek kadar büyük bir arayıştır. Bir yerde insanlığa karşı suç işlenirken susmak, suça ortak olmaktır. Buradan da tüm dünyaya, bir kez daha “elbette bir hak vardır ve hak güçten üstündür” diyerek, Filistin halkının yanında olduğumuzu, acılarını yürekten paylaştığımızı ve insanlık suçlarına karşı mücadeleyi birlikte yürütme azminden hiçbir şey kaybetmediğimizi ifade etmek isterim. Kıymetli meslektaşlarım, Demokrasinin gelişimi, devlet anlayışını da dönüştürmüştür. Bekçi devletten refah devletine, oradan sosyal devlete ve nihayet anayasal devlete… Anayasal devlet, iktidarın birey hak ve özgürlükleri lehine sınırlandırıldığı, kuvvetler ayrılığının uygulandığı, yargının bağımsız ve tarafsız kılındığı devlettir. Bu nedenle demokrasiyi sadece seçimlere indirgemek yanlıştır. Anayasal demokrasi, çoğunluk iradesinin yanında bireyin haklarını, eşitliği, hoşgörüyü ve hukukun üstünlüğünü merkeze alır. Unutulmamalıdır ki yar gı bağımsızlığı, toplumun adalet ihtiyacının güvencesidir Adalet, yalnızca mahkemelerin değil toplumun ortak vicdanıdır. Yeni adli yılın başlangıcında, yargının kurucu unsurlarından biri olan savunmanın temsilcileri olarak; mesleğimizin onurunu, hukuk devletinin vazgeçilmez ilkelerini ve adil yargılanma hakkının yaşamsal önemini, toplumun ortak vicdanına katkı sunmak amacıyla bir kez daha kamuoyuna hatırlatma sorumluluğundayız. Hukuk devleti, ancak bağımsız bir yargı ve özgür bir savunma makamıyla var olabilir. Bugün ise yargının bağımsızlığının zedelendiği, savunmanın sistematik biçimde baskı altına alınmaya çalışıldığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Yürütmenin yargı süreçlerine doğrudan müdahalesi, mahkeme kararlarının uygulanmaması ve keyfî tutuklama pratikleri yurttaşların hukuka ve adalete olan güvenini derinden sarsmaktadır. Tutuklama tedbiri bir ceza aracına dönüştürülmüş; yalnızca avukatlar değil, gazeteciler, seçilmiş belediye başkanları, demokratik ve Anayasal haklarını kullanan geleceğimiz olan öğrenciler de gözaltına alınıp tutuklanarak keyfî uygulamaların hedefi hâline getirilmiştir. Bu durum yalnızca bireylerin özgürlüğünü değil, doğrudan toplumsal barışı ve hukuk devletinin temelini tehdit etmektedir. Savunmanın ve toplumsal muhalefetin cezalandırılması, aslında adaletin yargılanmasıdır. Baroların bağımsızlığına yönelik yargı müdahaleleri de, yalnızca yönetimsel bir tasarruf değil, doğrudan hukukun üstünlüğüne yöneltilmiş ağır bir saldırıdır. Baroların ifade özgürlüğünü kullandıkları için hedef alınması ve yönetimlerine müdahale edilmesi, demokratik meşruiyeti zedelemektedir. Meslektaşlarımız yalnızca mesleklerini icra ederken karşılaştıkları baskılarla değil, ağırlaşan ekonomik koşullar ve saldırılar nedeniyle de ciddi bir varoluş mücadelesi vermektedir. Avukatların ekonomik ve mesleki güvenceden yoksun bırakılması, savunmayı işlevsiz hâle getirmekte; bu da doğrudan adil yargılanma hakkını imkânsızlaştırmaktadır. Öngörüsüzce açılan hukuk fakülteleri, mesleğin niteliğini ve geleceğini tehdit etmektedir. Devlet üniversitelerinin kontenjanlarının azaltılması olumlu bir adım olsa da yeterli değildir; vakıf üniversitelerinin kontenjanlarının da aynı şekilde azaltılması, başarı sırasının yükseltilmesi ve hukuk eğitiminin niteliğini artıracak adımların atılması zorunludur. 23 Ocak 2025’te açıklanan 2025–2029 Yargı Reformu Stratejisi’nde avukatlara ilişkin hedefler dikkat çekicidir. Serbest çalışan avukatların iş alanlarının genişletilmesi, bağlı çalışan avukatlar için mesleğin onuruna uygun bir ücret rejimi oluşturulması, stajyer avukatlara destek sağlanması, kamu avukatlarının özlük haklarının düzenlenmesi, zorunlu müdafilik ödemelerinin artırılması ve adli yardım ödeneğinin yükseltilmesi hayati önem taşımaktadır. Türkiye Barolar Birliği’nin ve baroların ısrarlı taleplerini içeren bu düzenlemelerin yalnızca meslek için değil, toplumun adalete erişim hakkı için de kritik önemde olduğunu hatırlatıyoruz. Ancak, bu hedeflerin hayata geçebilmesi için toplumda hukuka güvenin yeniden tesis edilmesi zorunludur. Bu yalnızca yeni yasaların çıkarılmasıyla değil, Anayasa ve mevcut yasaların eksiksiz uygulanmasıyla mümkündür. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı güvence altına alınmadıkça, adalet duygusu onarılamaz. Bağımsız yargının ve güçlü bir savunmanın teminatı; ekonomik ve mesleki açıdan güvenceli avukatlardır. Avukatların, gazetecilerin, öğrencilerin ve seçilmiş yöneticilerin özgür olmadığı bir ülkede adaletten söz edilemez!... Bizler, bağımsız savunmayı, meslek örgütlerimizin özerkliğini ve hukukun üstünlüğünü koruma kararlılığımızı bir kez daha kamuoyuna duyuruyoruz. Bununla birlikte şu an gündemde olan Cebrî İcra Kanunu Tasarısı, avukatlık mesleğini doğrudan ilgilendiren hükümler öngörmektedir. Avukatlar aleyhine sonu doğuracak olan bu düzenlemeleri kabul etmemiz mümkün değildir. Avukatların ortak kaygısı, alacaklı ile borçlu arasındaki denge sağlanırken savunmanın rolünün zayıflatılmaması, aksine güçlendirilmesidir. Düzenlemenin uygulamada hukuki güvenliği sağlaması için baroların ve avukatların sürece daha etkin şekilde dahil edilmesi gerektiğini de bir kez daha vurgulamak isterim. Değerli meslektaşlarım, Yeni adli yıl, yalnızca yargının kurucu unsurları olan avukat, hakim ve savcıların değil, bütün yurttaşların adalet mücadelesinin yılı olmalıdır. Yeni adli yılın; bağımsız yargının güçlendiği, baroların özerkliğinin güvence altına alındığı, yargı mensuplarının ve toplumun tüm kesimlerinin adaletle buluştuğu, gazetecilerin, öğrencilerin ve seçilmiş belediye başkanlarının özgürlüğüne kavuştuğu bir yıl olmasını diliyoruz. Yargının kurucu unsurlarından olan savunma hakkının temsilcileri olarak biz Avukatlar; görevimizi layıkıyla yerine getirebileceğimiz tek sistemin, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelindeki, insan haklarına dayalı demokratik ve lâik hukuk sistemi olduğunu çok iyi biliyoruz. Adaletin, barışın, refahın teminatı olan Cumhuriyetimizin temel ilkelerini sonsuza dek yaşatmak, adalet arayan her bir yurttaşımızın yanında olmak, adil yargılanmanın teminatı olan mesleğimizi ve meslektaşlarımızı savunmak bizim için bir görev değil, mecburiyettir. Her şeye rağmen bizler umudumuzu diri tutuyoruz. Çünkü adalet arayışı bu ülkenin toprağına, tarihine ve insanının vicdanına işlemiştir. Yeni adli yılın; haklının güçlü olduğu, hukukun üstün tutulduğu, yargı bağımsızlığının güvence altına alındığı bir yıl olmasını diliyoruz. Adaletin terazisini birlikte taşımaya devam edecek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında mesleğimizi daha onurlu, toplumumuzu daha adil yarınlara taşımak için omuz omuza yürüyeceğiz. Umudumuz da, inancımız da budur. Bu temennilerle; yeni adli yılın meslektaşlarımıza, tüm yargı mensupları, çalışanları ve yurttaşlarımız için adil bir yıl olmasını diliyorum."

Adaletin Güçlü Olduğu Yerde Devlet de Güçlüdür Haber

Adaletin Güçlü Olduğu Yerde Devlet de Güçlüdür

DEVA Partisi Eskişehir İl Başkanı Avukat Resul Ertürk Adli Yıl açılışı ile ilgili bir mesaj yayınladı. DEVA Partisi Eskişehir İl Başkanı Av. Resul Ertürk yayınladığı mesajda şu ifadelere yer verdi; "DEVA Partisi Eskişehir İl Başkanı ve bir hukukçu olarak yeni adli yılın ülkemize, yargı camiamıza ve tüm vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Adalet; huzurun, güvenin ve refahın temelidir. Güçlü bir hukuk devleti; bağımsız ve tarafsız yargı, adil yargılanma hakkı, makul sürede yargılama, savunmanın etkin temsili ve liyakat esasına dayanan bir sistemle mümkündür. Yeni adli yılda beklentimiz; • Yargı bağımsızlığının her durumda güvence altına alınması, • Savunma hakkının fiili ve idari engellerden arındırılması, • Tutuklamanın istisna olduğunun titizlikle gözetilmesi, • Makul sürede yargılama ve şeffaflık ilkelerinin güçlendirilmesi, • Genç hukukçuların mesleğe erişim ve mesleki gelişim imkânlarının iyileştirilmesidir. Hâkimlerimizin, savcılarımızın, avukatlarımızın ve adliye personelimizin emeği, toplumun adalete olan güvenini inşa eder. Bu vesileyle, adliye koridorlarında gece gündüz emek veren tüm meslektaşlarımıza başarı ve kolaylık diliyorum. Adalet talebi; siyaset üstü, milletin ortak talebidir. Bizler, Eskişehir’de ve ülkemizin her köşesinde, hakkın ve hukukun üstünlüğü için çalışmayı kararlılıkla sürdüreceğiz."

Baro Başkanı Günaydın: "Bu Tür Suçlar Kabul Edilemez!" Haber

Baro Başkanı Günaydın: "Bu Tür Suçlar Kabul Edilemez!"

Eskişehir Baro Başkanı Avukat Barış Günaydın ülke gündemlerine ilişkin basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu. Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın yaptığı değerlendirmelerde şu ifadelere yer verdi; “Özellikle çocuk istismarı dediğimizde, çok ciddi suçlardır ve toplum vicdanını en derinden yaralayan eylemlerdir. Hepimizin yüreğini kanatan bu eylemler en ağır biçimde cezalandırılması gereken suçlardır, öyle değil mi? Ceza adaleti dediğimiz şey, sadece o anki öfkeyi yatıştırmak değil; kalıcı ve etkili çözümler üretmeyi de gerektirir. İdam cezası ise şu an hukuk sistemimizde, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve evrensel insan hakları standartlarıyla tam anlamıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla sadece popülist bir yaklaşımla idamın geri getirilmesini savunmak doğru değildir. Bu tür suçlar kabul edilemez. Özellikle çocuk istismarı söz konusu olduğunda, bir baba olarak beni de derinden yaralıyor. Çocuklarımızı koruyacak güçlü sosyal politikaların, etkin kolluk hizmetlerinin ve adil bir yargı mekanizmasının kurulması daha etkili bir çözüm olacaktır. Mevcut durumda, Türkiye’nin taraf olduğu anlaşmalara ve yapısal açıdan bakıldığında, idam cezasının geri getirilmesi mümkün görünmemektedir. İdam cezasını hukuksal olarak incelediğimizde, hangi konularda uygulanacağı, hangi suçlarda devreye gireceği gibi çok ciddi tartışmalar ortaya çıkmaktadır. Ceza adaletinde temel ilke şudur: Şüpheden sanık yararlanır. Zaten yargılamanın amacı da budur. Aksi halde “yargısız infaz” dediğimiz bir durum ortaya çıkar. Bugün dünyada idam cezası yalnızca 5-6 ülkede fiilen uygulanmaktadır. Çünkü çok ağır bir ceza olup telafisi yoktur. En ağır ceza, müebbet hapis olabilir. Farklı yöntemler denenebilir; ancak yargılamanın sonucunda idam kararı verildiğinde, kişinin hayatına son verme iradesi ortaya konmuş olur. Bu da çağdaş hukuk sistemlerinde kabul gören bir yöntem değildir. Bizim için önemli olan, suçların caydırıcı şekilde cezalandırılmasıdır. Bu cezaların artırılması gereklidir. Mümkünse en ağır ceza, yani ağırlaştırılmış müebbet hapis uygulanmalıdır. Fakat daha da önemlisi, özellikle çocukların korunmasına yönelik sosyal politikaların geliştirilmesine ve etkin yöntemlere ağırlık verilmelidir. Hukuk fakültelerine talep, önceki yıllara kıyasla nispeten azalmış durumda. Bu yıl hukuk fakültelerinin kontenjanlarında çok ciddi bir düşüş yaşandı. Geçen yıl yaklaşık 14 bin öğrencinin yerleştiği fakültelere, bu yıl ülke genelinde 9.291 kişi yerleşti. Yani kontenjanlarda %30’a yakın bir azalma söz konusu. Bu azalmanın büyük kısmı devlet üniversitelerinde görülürken, vakıf üniversitelerinin kontenjanlarını korudukları dikkat çekiyor. Vakıf üniversitelerinde doluluk oranı %87 seviyesinde gerçekleşti. Yalnızca 569 boş kontenjan kaldı. Bu tablo, uzun süredir dile getirdiğim bir noktayı da doğruluyor: Hukuk fakültelerinin sayılarının azaltılması ve kalitelerinin artırılması gerekiyor. Tıpkı tıp fakültelerinde olduğu gibi, ilk 50 bin başarı sırasının şart koşulması gerektiğine inanıyorum. Bilindiği üzere bu yıl başarı sırası barajı 150.000’den 100.000’e düşürülmüştü. Ancak Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı nedeniyle bu uygulama hayata geçirilemedi. Önümüzdeki yıl ise 100.000 sınırı geçerli olacak. Fakat bana göre bu da yeterli değil; bu barajın 50.000 olması gerekir. Veriler de bu görüşü destekliyor. Devlet üniversitelerinin hukuk fakültelerine giren öğrenci sayısı yaklaşık 37 bin 500 civarında kaldı. Bu da kaliteyi artıran bir yapı olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, ilgideki azalmanın sebeplerinden biri de yeni getirilen Hukuk Mesleğine Giriş Sınavı (HMGS) olabilir. Artık hukuk fakültesini bitirenlerin bu sınavdan en az 70 puan almaları gerekiyor. Avukatlık stajına kabul edilmek veya hâkim-savcılık sınavına girmek için bu şart aranıyor. Dolayısıyla bu durumun da tercihlerde etkili olmuş olabileceğini düşünüyorum. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 6 Ağustos’ta aldığı ve Resmî Gazete’de yayımlanan karar doğrultusunda, İnönü Adliyesi’nin yargı çevresi değiştirildi. Daha önce Bozüyük Adliyesi’ne bağlı olan İnönü, bu kararla birlikte artık Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nin yargı çevresine dahil edildi. Böylece İnönü, Eskişehir’in diğer ilçeleri gibi Eskişehir merkezine bağlanmış oldu. Ancak kararın fiilen uygulanabilmesi için adliye binasının açılması ve gerekli atamaların yapılması gerekiyor. Şu an için İnönü’de adliye binası bulunmadığı gibi hâkim, savcı ve adli personel atamaları da yapılmış değil. Bu sürecin muhtemelen ekim-kasım aylarında gerçekleşmesi bekleniyor. Fiziksel koşullar sağlandığında İnönü kendi adliyesine kavuşacak. Bu gelişme önemli çünkü idari ve coğrafi açıdan İnönü, Eskişehir’in bir ilçesi olmasına rağmen daha önce Bilecik’in Bozüyük ilçesine bağlanmıştı. Yeni kararla bu durum düzeltilmiş oldu. Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti konusuna gelirsek. “Suça sürüklenen çocuk” tabiri vardır. Hukuken de tanımı şöyledir. 18 yaşının altındaki herkes çocuktur. Ceza yargılamasında da bu yaş grubuna göre farklı değerlendirmeler yapılır. Ceza ehliyeti açısından yaş gruplarına göre ayrımlar vardır. Buradaki tabir önemli ama özellikle son zamanlarda ceza adalet sisteminin, pedagogların katkısıyla ve çocukların suça yönelmesini önlemek için daha çok sosyal politikalarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çocuğun bulunduğu ortam, ağır cezalardan çok daha belirleyicidir. Eğer biz çocukların suç işlemesine zemin hazırlayan koşulları ortadan kaldırabilirsek, cezaların ağırlaştırılması gibi bir konu zaten gündeme gelmeyecektir. Bu nedenle, çözümün cezaları artırmaktan çok; çocukları suçtan uzaklaştıracak ortamları oluşturmak, onları destekleyecek sosyal politikaları hayata geçirmek olduğunu düşünüyorum. Ağır cezalar tek başına çözüm değildir. Aksine, bu mesele çok yönlü ve farklı disiplinlerle ele alınması gereken bir konudur.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.