SON DAKİKA
Hava Durumu

#Girne

Porsuk Haber Ajansı - Girne haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Girne haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eskişehirli Gazilerin Dilinden “Kıbrıs Barış Harekâtı” Haber

Eskişehirli Gazilerin Dilinden “Kıbrıs Barış Harekâtı”

Barış ve Özgürlük Bayramı olarak kutlanan 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı, kahraman Türk askerinin adaya huzur getirmek ve kardeş bildiği canları katliam tehlikesinden kurtarmak amacıyla başlattığı Atilla Harekâtı ile bugün tam 52 yılı geride bıraktı. Tam 29 gün süren ve Türkiye genelinde 568 Mehmetciğin şehit düştüğü bu tarihi mücadelede toplam 33 bin kahraman asker katıldı. Eskişehir’den ise 176 gazi ve 7 şehit verdiği bu şanlı destanı, adadaki darbeci zihniyetin baskısı altındaki Türk ve Rum halkını kurtaran Kahraman Türk Askeri’nin mücadelesini, o günleri bizzat yaşayan Eskişehir Muharip Gaziler Derneği Başkanı Ekrem Dumlu, Başkan Yardımcısı Tahir Taşçı ve kahraman gazilerimizle bir araya gelerek konuştuk. “Ayşe tatile çıksın” Adada gerçekleştirilen Yunan destekli darbenin ardından Türkiye, uluslararası haklarını kullanarak 20 Temmuz'da adaya eş zamanlı bir operasyon başlattı. Rum radyolarının "Bekledim de Gelmedin" şarkısıyla yaptığı psikolojik baskıya Bayrak Radyosundan "Bir Gece Ansızın Gelebilirim" ile verilen yanıt operasyonun sembolü oldu. Havadan ve denizden yapılan ilk harekâtın Girne-Lefkoşa hattında stratejik başarı sağlamasından bir ay sonra, 14 Ağustos 1974'te kalıcı huzur için "Ayşe tatile çıksın" parolasıyla İkinci Barış Harekâtı düzenlendi. Harekâtın getirdiği coşkuyla o yıllarda yeni doğan bebeklere en çok "Barış" ve "Özgür" isimlerinin verilmesiyle toplumsal hafızamıza kazınan ve vatan savunmasında 568 şehit verdiğimiz bu tarihi zaferin 52. yıl dönümünde kendisi de bir gazi olan Dernek Başkanı Ekrem Dumlu o günleri; Van'dan ani bir kararla yola çıkışlarını ve Mersin Ovacık'a vardıklarında diğer birliklerin de katılımıyla yaklaşan savaşı nasıl hissettiklerini anlatarak şu sözlerle aktarıyor: "Anladık ki bir anda savaşa gidiyoruz. Birinci safhada üç gün Ovacık'ta kaldık. Üç gün sonra toplanma bölgesine helikopterlerle intikal ettik. Kayseri Hava İndirme Tugayı ile birlikte havadan Lefkoşa'ya, hepimiz Lefkoşa yolu üzerine indik. Orayı tamamen ablukaya alarak kontrol altına almıştık. Daha havadan karaya yeni iniyorduk henüz yere ayak basmadan çatışma daha biz inerken başladı üzerimize. Mermilerin, ateşin içine gökyüzünden indik. Biz havada hedefken denizden çıkan arkadaşlarımız bizden daha çok zayiat verdiler. Çünkü deniz çıkış yerleri sıkıntılıydı, o zamanki gemilerimiz tam kıyıya kadar yaklaşamıyordu. Karşılarında düşman varken denizde atışma şansları yoktu ancak karaya ulaşınca silah kullanabildiler. Biz zayiat da versek indik ve gereken cevabı onlara verdik. Zayiat da versek çok şükür, şu anda bir bayrağımız orada dalgalanıyor, KKTC diye bir devlet kuruldu." “Sadece Türk’ü değil Rumları da biz koruduk” Harekâtın ilk gecesi karşı tarafın taarruzuna karşı silah takımıyla hemen harekete geçtiklerini belirten Ekrem Dumlu, Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığını korumak için gönüllü olarak silahlanan yerel direnişçilerden, yani Mücahitlerden gelen baskın haberi üzerine hızlıca koordinat aldıklarını aktardı. Değirmenlik, Beşparmak Dağları, Boğaz ve Lefkoşa yolu hatlarına karanlıkta yapılan havan atışlarıyla düşman ateşinin kesildiğini ve sabahın ilk ışıklarıyla Türk savaş uçaklarının belirlenen noktaları imha ettiğini dile getiren gazi, Türk askerinin adadaki asıl misyonunu ise şu sözlerle vurguladı: "Biz hiçbir zaman durduk yere ilk taarruza çıkan taraf olmadık, amacımız her zaman barışı ve canı korumaktı. Biz onlar gibi değildik, adada sadece Türklerin değil yeri geldiğinde Rum sivillerin de can güvenliğini koruduk, kimseye zalimce yaklaşmadık. Zaten 'Ayşe tatile çıksın' parolasıyla başlayan o ikinci harekâtla birlikte adadaki stratejik noktaları tamamen güvence altına almış olduk." Gençlere çağrı Bugünün gençliğine de önemli bir mesaj veren Eskişehir Muharip Gaziler Derneği Başkanı Ekrem Dumlu, vatan savunmasının günümüzdeki en güçlü yolunun eğitim ve bilimden geçtiğine inanıyor. Bu amaçla birçok okulu ziyaret ederek öğrencilerle bir araya geldiğini ve konuşmalar yaptığını belirten Dumlu, gençlerin enerjilerini ve vizyonlarını sadece bilimle ilgilenmeye, üretmeye ve kendilerini geliştirmeye adamaları gerektiğini önemle vurguluyor. Hafızadan silinmeyen künyeler Harekâtın üzerinden yarım asır yıl geçmesine rağmen yaşadığı hiçbir detayı unutmayan Türkiye Muharip Gaziler Derneği İkinci Başkanı Tahir Taşçı, cephedeki birliğini ve kullandığı silahı adeta bir asker disipliniyle, anbean hafızasında koruyor. Birliğinin künyesini "2. Ordu, 11. Kolordu, 39. Tümen, 50. Piyade Alayı, 2. Tabur, 6. Bölük, 2. Takım" olarak eksiksiz sayan gazi, o dönem omuz omuza çarpıştığı tanksavar roketatarın teknik özelliklerini de "89 milimetre çapında, her iki ucu açık, yivsiz, setsiz, geri tepmesiz, elektrik manyetik akımla çalışan bir silah" sözleriyle ilk günkü gibi net hatırlıyor. Mersin Taşucu’ndan yola çıktıklarında henüz 3,5 aylık asker olan Tahir Taşçı, gemi kapaklarının açılmasıyla kendilerini mermi yağmurunun ortasında bulduklarını belirtiyor. Karaya ayak basar basmaz Alay Komutanı Albay Ali İbrahim Karaoğlanlı’nın şehit düştüğünü aktaran gazi, komutanlarının anısını yaşatmak adına 50. Piyade Alayı’nın adının daha sonra "Ali İbrahim Karaoğlanlı Alayı" olarak değiştirildiğini ifade ediyor. Kucakta verilen son nefes ve o son işaret Savaş meydanında sıhhiye birliklerinin önemine ve telsiz koordinasyonuna değinen Taşçı, ücra dağlık alanlarda ilerlemek zorunda oldukları için şehitlerin tahliyesini arkadan gelen takviye ve sıhhiye ekiplerinin topladığını belirtiyor. Ancak çarpışma anında kucağında son nefesini veren bir silah arkadaşıyla yaşadığı o sarsıcı vedayı hiç unutamıyor. Ne kadar sargı beziyle müdahale etmeye çalışsa da arkadaşının, kucağında ruhunu teslim ettiğini anlatan gazi, aralarında geçen o son sessiz diyaloğu şu sözlerle aktarıyor: "Bana işaret etti, göz ucuyla yani. Bana baktı, ileri baktı, ruhunu teslim etti. Ama ne demek istedi? 'Beni bırak, kendine bak,' demek istedi. Dönüp arkamıza bakacak vaktimiz yoktu, hemen ileri gitmek zorundaydık." Harekâtın en yoğun ve en çok askeri şehit verdiğimiz kritik noktalarından birinin Lefkoşa’daki Uluslararası Havaalanının hemen bitişiğinde yer alan Gramer Dil Okulu (Grammar School) bölgesi olduğunu ifade eden Tahir Taşçı, 14 Ağustos'taki bu şiddetli çarpışmalarda Yunan Alayı ile karşı karşıya geldiklerini belirtiyor. Türk askerinin güçlü taarruzu karşısında Yunan ordusunun sancaklarını ve tüm mühimmatlarını bile bırakarak kaçtığını aktaran Taşçı, bölgenin daha sonra Birleşmiş Milletler Barış Gücüne devredilmesi nedeniyle sonraki yıllarda orayı tekrar gidip göremediğini de derin bir buruklukla dile getiriyor. "Taşlar yastığımız, çimenler döşeğimiz, bulutlar yorganımızdı" 1. Jandarma Komando Taburu Gazisi Adil Özkan, cephedeki zorlu yaşamı "Taşlar yastığımız, çimenler döşeğimiz, bulutlar yorganımızdı" sözleriyle özetliyor. Harekât sırasında kendilerine verilen üç hedefi askeri disiplinle hızla ele geçirdiklerini belirten Özkan, düşmanın 20 kilometre menzilli etkili topunu susturan Türk savaş uçaklarının Beşparmak Dağları'na indirdiği o tarihi darbeyi ve zirveye çektikleri şanlı Türk bayrağını şu sözlerle aktarıyor: "Bizim bir uçağımız vardı adı Napoli. Bir patlattı oraya, Kıbrıs yerinden oynadı. Öyle bir şey oldu ki bütün harekât başladı. Biz Beşparmaklar' da olduğumuz için altımızda Lefkoşa yolu üzerindeki tarla olduğu gibi mayınlanmıştı bunu tespit ettik. İkinci harekât bizim için üç saat gibi sürdü ve bitti. Biz sürekli ilerledik zaten düşman kaçıyordu. En tepedeydik. Bayrakları çekmesek uçaklarımız bizi ayırt edemezdi, biz o en tepeye ulaştık ve bayrağımızı çektik." Savaş meydanında omuz omuza çarpıştığı Konyalı silah arkadaşı Ahmet Göyer ile tam 50 yıl sonra Eskişehir’de bir araya geliş hikayesini de duygulanarak paylaşan Özkan, arkadaşının yarım asır önce Beşparmak Dağları'nda kendi elleriyle bir kâğıda yazdığı ve bugün hala çantasında sakladığı o anlamlı şiiri dile getiriyor: "Güller ne güzel, dikenleri olmasa, / Sevmek sevilmekten güzel, ayrılıklar olmasa." Eskişehir’deki C-47 askeri kargo uçağının kanatlarında “Kıbrıs Hatırası” Harekâta Ankara'dan paraşütçü olarak katılan 1953 Eskişehir doğumlu gazi Orhan Çöken, Kıbrıs'a doğru yola çıktıkları askeri kargo uçağını bugün Eskişehir'deki Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı'nda sergilenen C-47 tipi askeri uçak üzerinden örneklendiriyor. O dönem havada yaşadıkları büyük tehlikeyi ve düşman ateşini şu sözlerle aktarıyor: "Biz o C-47'lerle gittik Kıbrıs'a. Daha Girne taraflarındayken uçaklarımız aşağıdan taranmaya başladı. Uçağa mermi her isabet ettiğinde 'tık' diye bir ses geliyor ve gövde deliniyordu. Ankara'ya döndüğümüzde pilot, bindiğimiz uçakta tam 96 kurşun yarası olduğunu söyledi. Havada resmen canlı hedeftik. Sağ olsunlar bizi koruyan savaş uçaklarımız vardı da Beşparmak Dağları'na cephane ikmalimizi başarıyla yapabildik. Karşı tarafın mühimmatı bizden çok daha üstündü ama bizde de cesaret ve iman gücü vardı." “Biz de korku olmaz, bile bile ölümüne gidersin” Savaşın en çetin anlarında ölüm korkusunun bir an bile akıllarına gelmediğini ve vatan savunmasının her şeyin önünde olduğunu vurgulayan Orhan Çöken, Türk askerinin cephedeki sarsılmaz ruhunu ve şahit olduğu iman gücünü şu sözlerle dile getiriyor: "Bizde korku yok. Tarandığını gördüğün an ölüm aklına gelmiyor. Bir tek amacın var: Şehit olmak. Biz oraya zaten ölmeye gittik ama ölmeden geldik. Türk askerinde korku olmaz. Ölümüne gidersin, bile bile gidersin böyle. Adam seni taradığı halde üzerine üzerine gidersin ama Allah işte o anda ölüm aklına zaten getirmiyor. O iman gücü bambaşka bir şey, ben o iman gücüne yukarıda, cephede şahit oldum." Savaş için değil barış için gittik Terhisine 3 ay kala kendisini Kıbrıs Harekâtı’nın ortasında bulan Bolu Komando Tugayı 2. Tabur 1. Bölük Çavuşu Cüneyt Sözen, Isparta Eğirdir Dağ Komando Okulu'nda aldıkları ağır ve disiplinli eğitimin cephede büyük bir fark yarattığını belirtiyor. Düşmanın "Mavi berelileri gönderin" diyerek kendilerinden büyük korku duyduğunu ifade eden Sözen, Lapta'da ve Beşparmak Dağları'nda verdikleri çetin mücadeleyi aktarırken adaya aslında bir savaş için değil, tamamen "Barış" getirmek ve sivilleri kurtarmak için gittiklerini vurguluyor. Gazi Sözen, üzerinden yıllar geçse de her anlattığında gözyaşlarını tutamadığı en derin yarasını ise şu sözlerle paylaşıyor: "Denizlili bir astsubayım vardı, benden bir yaş küçüktü ve eşi hamileydi. Uçaklara bineceğimiz sırada bana döndü, 'Cüneyt, yengen hamile biliyorsun. Gidip de dönmemek var, gelip de görmemek var. Oğlum olursa adını Ali koy, kızım olursa Aliye koy.' dedi. Komutanım orada şehit düştü. Oğlu şu an Erciyes Üniversitesinde profesör, kendisiyle hâlâ görüşüyoruz. Denizli'ye gidip komutanımın kardeşini ve anneciğini de buldum, ellerini öptüm." Eskişehir, İstiklal Savaşı Gazisi Hacı Yakup Cüreklibatır’dan Kıbrıs Harekâtı şehidi pilot Cengiz Topel’e uzanan askerî geçmişini, son Kore gazisi Sefer Durukan’ın vefatının ardından artık tamamen Kıbrıs gazileriyle temsil ediyor. Gerek harekâtın izlerini taşıyan malul gaziler gerekse hayatta olan tüm muharip gaziler, şehrin bu tarihi hafızasını canlı tutmaya devam ediyor. Anadolu Üniversitesi Haber Ajansı(AnaHaber) anahaber.anadolu.edu.tr

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.