SON DAKİKA
Hava Durumu

#Gıda Güvenliği

Porsuk Haber Ajansı - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Pestisit Bildiriminde Dünya İkincisi Sofradaki Tehlike Büyüyor Haber

Türkiye Pestisit Bildiriminde Dünya İkincisi Sofradaki Tehlike Büyüyor

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımdaki girdi maliyetlerinin kontrolsüz artışına ve Türkiye’nin pestisit kullanımındaki endişe verici tabloya dikkat çekti. Gürer, Türkiye'nin pestisit bildirimlerinde dünya ikincisi olduğunu vurgulayarak, "Vatandaş parasıyla zehir satın alıyor" uyarısında bulundu. ​CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, düzenlediği basın toplantısında Türkiye tarımının içinde bulunduğu krizi verilerle ortaya koydu. Mazot ve gübre fiyatlarındaki fahiş artışlar ile pestisit kullanımındaki tehlikeli boyutlar toplantının ana gündem maddeleriydi. ​Üretim Giderek İmkansızlaşıyor: Mazot 80 Liraya Dayandı ​Üretim maliyetlerinin çiftçiyi iflasın eşiğine getirdiğini belirten Ömer Fethi Gürer, girdi kalemlerindeki artışın sürdürülebilir olmadığını söyledi. Gürer, "Mazot Ocak ayında 54 liraydı, şimdi 80 liraya dayandı. Gübre, tohum ve elektrik zamları üretimi riskli kılıyor. Her gün yeni bir zam dalgasıyla karşı karşıyayız" ifadelerini kullandı. ​İran’daki Saldırı Gübre Fiyatlarını Vurdu ​4 Nisan 2026 tarihinde İran’daki petrokimya tesislerine düzenlenen hava saldırılarının Türkiye’deki gübre piyasasını doğrudan etkilediğini ifade eden Gürer, fiyatlardaki korkunç artışı rakamlarla özetledi. 2020 yılında tonu 1.860 TL olan Üre gübresinin 33.900 TL’ye, 1.100 TL olan Amonyum sülfatın 20.300 TL’ye ve 2.140 TL olan DAP gübresinin ise 41.900 TL’ye yükseldiğini belirtti. Gübretaş’ın iştiraki olan Razi Petrochemical tesislerindeki hasar nedeniyle üretime ara verilmesinin, piyasayı daha da zora soktuğu vurgulandı. ​Pestisit Tehlikesi: Türkiye Dünya İkincisi! ​Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden (RASFF) en çok pestisit bildirimi alan ikinci ülke olduğunu hatırlatan Gürer, gıda güvenliği konusunda çarpıcı veriler paylaştı. Dünya ortalaması hektar başına 2.6 kg iken, Türkiye’nin en yoğun üretim yapılan illerinde (Konya hariç) bu oranın 9.5 kg’a kadar çıktığını açıkladı. ​Gürer, "Özellikle biber, domates ve narda kalıntı sorunu çok büyük. 2026’nın ilk üç ayında şimdiden 118 bildirim yapıldı. Avrupa’nın kapıdan çevirdiği bu zehirli ürünlerin iç piyasada tüketilip tüketilmediği derhal açıklanmalıdır" dedi. ​Çözüm Önerileri: Analiz Zorunlu Olmalı ​Vatandaşın sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi için iktidara çağrıda bulunan CHP’li Gürer, acil çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı: ​Marketlerde Laboratuvar Zorunluluğu: Büyük marketlerin bünyelerinde analiz laboratuvarı kurması zorunlu hale getirilmeli ve sonuçlar müşteriye sunulmalıdır. ​Toptancı Halleri: Haller bünyesinde gelişmiş kalıntı analiz laboratuvarları kurulmalı, pestisitli ürünün şehre girişi engellenmelidir. ​Sıkı Denetim: Yasaklı ve kaçak pestisit satışı üzerindeki denetimler artırılmalı, çiftçiye doğru ilaçlama yöntemleri eğitimi verilmelidir. ​Gürer, açıklamasını şu sözlerle bitirdi: "Artan maliyetler nedeniyle her geçen gün daha pahalıya ürün alan yurttaş, bir de parasıyla zehirli ürün tüketmemelidir. Bu bir halk sağlığı meselesidir ve sorumluluk doğrudan iktidarın omuzlarındadır."

TZOB Başkanı Bayraktar’dan Gıda İsrafı Uyarısı Haber

TZOB Başkanı Bayraktar’dan Gıda İsrafı Uyarısı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada gıda israfının korkutucu boyutlarına dikkat çekti. Bayraktar, Türkiye’de her yıl 18-20 milyon ton gıdanın çöpe gittiğini belirterek "Gıdayı israf etmek, çiftçinin emeğini ve doğanın kaynaklarını yok etmektir" dedi. ​30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü Teması: "Gıda İsrafı" ​Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen ve bu yıl dördüncüsü kutlanan 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün ana teması bu yıl "Gıda İsrafı" olarak belirlendi. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı basın açıklamasında sıfır atık yaklaşımının sadece çevresel bir konu değil, gıda güvenliği ve üretim süreciyle doğrudan ilişkili bir yaşam disiplini olduğunu vurguladı. ​Korkutan Rakamlar: Küresel Kayıp 1 Trilyon Dolar ​Gıda israfının küresel ve yerel ölçekteki ekonomik bilançosunu paylaşan Bayraktar, çarpıcı veriler sundu: ​Dünya Genelinde: Üretilen gıdanın %30-35’i (yaklaşık 1,3 milyar ton) israf ediliyor. ​Ekonomik Kayıp: Küresel gıda israfının doğrudan maliyeti 1 trilyon dolar, çevresel ve sosyal etkileriyle birlikte bu rakam 2,6 trilyon dolara ulaşıyor. ​Türkiye Bilançosu: Yıllık 18-20 milyon ton gıda israfı yaşanıyor. ​Ekmek ve Sebze-Meyvede Büyük Kayıp ​Türkiye’deki israfın detaylarına değinen Bayraktar, özellikle temel gıda maddelerindeki kayıpların altını çizdi: ​Ekmek İsrafı: Günde yaklaşık 4,9 milyon adet ekmek çöpe gidiyor. ​Sebze ve Meyve: Yıllık 50 milyon tonu aşan üretimin 10-13 milyon tonu sofraya ulaşmadan veya tüketilmeden israf ediliyor. ​"Gıdayı Korumak, Üreticiyi Korumaktır" ​Tarımsal üretimin iklim değişikliği ve kuraklık gibi büyük risklerle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Bayraktar, tüketicilere şu çağrıda bulundu: ​"Gıda, sofraya gelene kadar büyük bir emek ve doğal kaynak kullanımı gerektirir. İsraf edilen her ürün, boşa harcanan su, toprak ve enerji demektir. İhtiyacımız kadar tüketmek ve planlı alışveriş yapmak bir tercih değil, geleceğimiz için bir zorunluluktur. Gıdayı korumak, çiftçimizi ve ülkemizin geleceğini güvence altına almaktır." ​Sıfır Atık İçin Bireysel Tedbirler ​İsrafın büyük bir kısmının hane halkı düzeyindeki yanlış alışkanlıklardan kaynaklandığını belirten TZOB Başkanı, çözümün "ihtiyaç odaklı tüketim" ve "planlı hareket etmekten" geçtiğini ifade etti. Bayraktar, sıfır atık bilincinin günlük hayatın bir parçası haline gelmesi gerektiğini belirterek açıklamasına son verdi.

Dünya Su Günü Kapsamında "Su ve İnsan" Paneli Düzenlendi Haber

Dünya Su Günü Kapsamında "Su ve İnsan" Paneli Düzenlendi

Tepebaşı Belediyesi tarafından Dünya Su Günü kapsamında “Su ve İnsan” temalı panel düzenlendi. Panelde konuşan Başkan Ataç, “Siyasi iradenin iklimsel krizin çözümünde büyük bir rol oynaması gerekiyor.” dedi. Suyun hayatımızdaki önemini, sürdürülebilirlik kavramının su kaynakları üzerindeki etkisini vurgulamak, suyun verimli kullanımının sanayi ve diğer sektörler için ne kadar kritik olduğunu ele almak amacıyla düzenlenen “Su ve İnsan” konulu panel Tepebaşı Belediyesi Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı’nda gerçekleştirildi. Panele Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe, konuşmalarını yapmak üzere ise Eskişehir Teknik Üniversitesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Ali Arda Şorman, Doç. Dr. Fadime Karaer Özmen, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü İçme Suyu Havzaları Şube Müdür Vekili Eylem Sıla Özer, Çevre Yüksek Mühendisi Sezen Aka, EOSB Yeşil Birim Yöneticisi Suzan Eroğlu Önpeker ile çok sayıda vatandaş katıldı. “Doğamız için büyük zararları var” Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, katıldığı panelde su krizine, iklim değişikliğine ve çevresel yıkıma dikkat çekerek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Suyun, toprak ve hava ile birlikte yaşamın temel unsurlarından biri olduğunu belirten Ataç, Türkiye’de iklim krizine karşı yeterli siyasi iradenin ortaya konulmadığını söyledi. Vahşi madencilik ve termik santrallerin büyük ölçüde su tükettiğini, yeraltı sularını kirlettiğini ve doğaya ağır zarar verdiğini vurgulayan Ataç, bu alanlarda ya sıkı denetim uygulanması ya da faaliyetlere ara verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Başkan Ataç, “İnsanın yaşaması için üç bileşen var. Su, toprak ve hava. Bugün burada suyun önemini konuşmak için bir araya geldik. Su sonsuz değildir. Bugün dünyada milyonlarca insan güvenli suya ulaşmakta zorlanıyor. Su yönetimi sadece yerel yönetimlerin konusu değildir. Siyasi iradenin iklimsel krizin çözümünde büyük bir rol oynaması gerekiyor. Ama maalesef Türkiye’de öyle bir görüntü yok. Aksine vahşi madencilikte çok fazla su kullanılıyor. Termik santralde müthiş su kullanılıyor. Bunların önlenmesi lazım. Altın madenciliği ve termik santraller ya denetime alınması lazım ya da bir süre ara verilmesi lazım. Altın madenciliği ve termik santraller hem doğaya zarar veriyor hem yeraltı sularını kirletiyor. Doğamız için büyük zararları var” ifadelerini kullandı. “Kuraklıkla savaşıyoruz” Eskişehir Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Arda Sorman, “Bazı tasarruf yöntemlerinin değişmesi lazım. Atık su olsun yağmur suyu olsun… İklim değişikliği nedeniyle değişen yağışların değerlendirilmesi lazım. Bulunduğumuz bölge açısından bakarsak İç Anadolu Bölgesi çok parlak görünmüyor. Son yıllarda özellikle kuraklıkla savaşıyoruz. Kuraklık en önemli problem. Bu nedenle ekilecek ürünlerin ve sulama tekniklerinin planlanması gerekir” diye konuştu. “Temiz suya ulaşım zorlaşacak” Su yönetimi, sağlık ve gelecek perspektifi konularının konuşulduğu panelde Eskişehir Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fadime Karaer Özmen, Küresel ısınma ve iklim değişikliği denildiğinde en temel sorunlardan birinin atmosferde bulunan sera gazları olduğuna dikkat çekti. Özmen, “Küresel ısınma ve iklim değişikliğinde su mekansal ve zamansal olarak değiştiği için su arzında riskler taşıyor. Temiz suya olan ulaşım zorlaşacak. Arz ve taleplerdeki dengesizlikler önümüze çıkacak” dedi. “Suyun kalitesi ve miktarı düşecek” Çevre Yüksek Mühendisi Sezen Aka, “Gelecek dönemde yaşayacağımız sıkıntılardan en önemlisi içme suyu özelinde hem kalite hem miktar yönünden azalmış suyun tahsis yönünde sıkıntılar olabilir. Hem tarımda gıda güvenliği açısından kaliteli suya ihtiyaç var. İçme suyunu da önceliği var. İleride biz bu düşük kaliteli suyun dağıtımında ve tahsisinde büyük sorunlar yaşayacağız. Bu nedenle şimdiden önlemler alarak ilerleyen yıllarda daha dengeli su dağıtımı sağlanmalı” diye konuştu. “Yağmur sularını depolamamız gerekiyor” Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü İçme Suyu Havzaları Şube Müdür Vekili Eylem Sıla Özer, “Ani taşkınlar küresel ısınmanın en önemli göstergelerinden ve sonuçlarından biri. Aslında ön göremediğimiz miktarda uzun dönem süren yağış rejimlerinin değişmesi altyapılarımızı yetersiz hale getirdi. Bu şehirlerde gerçekten can ve mal kaybına sebep olmakta. Bu kadar suyun bir yerde depolamadığımız için de kaybetmekteyiz. Bu da ileride bir problem olarak karşımıza çıkacak. Bu nedenle depolamayı öğrenmemiz gerekiyor” dedi. “Kuraklık ve su taşkınları karşımıza sorun olarak çıkıyor” EOSB Yeşil Birim Yöneticisi Suzan Eroğlu Önpeker ise “İklim değişikliğinin sebep olduğu kuraklık ve ani yağışlar sorun olarak karşımıza çıkıyor. Su kalitesi, içme suyuna ulaşım temel sorunlar olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı. Panel sonunda katılımcılarla beraber atölye çalışması gerçekleştirildi.

Beylikova Mezbahası Tekrar Hizmete Açılıyor Haber

Beylikova Mezbahası Tekrar Hizmete Açılıyor

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile Beylikova Belediyesi iş birliğinde, Beylikova Mezbahası’nın yeniden hizmete kazandırılması için yenileme çalışmaları başladı. Uzun yıllardır atıl durumda bulunan tesis, yapılacak çalışmaların ardından modern, hijyenik ve günün standartlarına uygun şekilde yeniden faaliyete geçirilecek. Avrupa Birliği uyum yasaları kapsamında gerekli şartları karşılamadığı gerekçesiyle 2014 yılında kapatılan ve yaklaşık 12 yıldır kapalı bulunan Beylikova Mezbahası, başlatılan çalışmalarla birlikte yeniden ilçeye ve bölgeye kazandırılıyor. Yenileme süreci kapsamında tesisin teknik altyapısı güçlendirilirken, hijyen ve gıda güvenliği standartlarına uygun hale getirilmesi hedefleniyor. Çalışmaları yerinde inceleyen Beylikova Belediye Başkanı Av. Hakan Karabacak, yürütülen çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Başkan Karabacak, mezbahanın yeniden açılmasının bölge hayvancılığı ve üreticiler açısından önemli bir ihtiyacı karşılayacağını belirtti. Karabacak açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Uzun yıllardır kapalı olan Beylikova Mezbahası’nı yeniden hizmete kazandırmak için çalışmalarımıza başladık. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile yürüttüğümüz iş birliği sayesinde tesisimizi modern ve sağlıklı koşullara uygun hale getirerek en kısa sürede faaliyete geçirmeyi hedefliyoruz. Yenilenen mezbahamız yalnızca Beylikova’ya değil, civar ilçelere ve Eskişehir şehir merkezine de hizmet verecek önemli bir tesis olacak.” Yenileme çalışmalarının tamamlanmasının ardından Beylikova Mezbahası, Eskişehir’de uzun yıllar sonra yeniden hizmete giren ilk kamu mezbahası olma özelliğini taşıyacak. Modern altyapısı ve hijyen standartlarıyla hizmet verecek tesisin, hem üreticilere kolaylık sağlaması hem de güvenli gıda üretimine katkı sunması bekleniyor. Beylikova Belediye Başkanı Av. Hakan Karabacak, projeye verdikleri büyük destekten dolayı başta Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ayşe Ünlüce olmak üzere Eskişehir Büyükşehir Belediyesi yetkililerine teşekkür ederek çalışmaların en kısa sürede tamamlanacağını ve tesisin yeniden hizmete açılacağını ifade etti.

Dünyada Sağlık Sorunu Yarattığı İddia Edilen Çin Tuzu Neden İthal Ediliyor? Haber

Dünyada Sağlık Sorunu Yarattığı İddia Edilen Çin Tuzu Neden İthal Ediliyor?

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, gıda ürünlerinde yaygın olarak kullanılan monosodyum glutamat (MSG) katkı maddesi dünyada tartışılırken ülkemizde ithalatının neden devam ettiğini sordu. Gürer, özellikle hazır gıdalarda kullanılan ve “Çin tuzu” olarak da bilinen MSG’nin ithalat verilerine dikkat çekti. İnsan sağlığı açısından dünyada süren tartışmaların görmezden gelindiğini ifade etti. “Bazı ülkeler yasaklamış, bazı ülkeler kısıtlamış, bazı ülkelerde ise tartışmalar sürüyor; buna rağmen ülkemize ithalatı devam ediyor.” dedi. Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de E621 koduyla kullanılan MSG’nin özellikle paketli ve işlenmiş gıdalarda bulunduğunu, ancak tüketicilerin bu konuda yeterince bilgilendirilmediğini belirtti. “GIDALARDA BEŞİNCİ TAT: UMAMİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın teknik olarak glutamik asidin sodyum tuzu olduğunu ve gıdalarda tat artırıcı olarak kullanıldığını söyledi. MSG’nin yiyeceklere “umami” olarak adlandırılan beşinci temel tadı verdiğini ifade eden Gürer, bu tadın etsi, yoğun ve doyurucu bir lezzet hissi oluşturduğunu söyledi. Gürer, bilimsel araştırmalarda gıda sanayisinin ürünü daha cazip hale getirmesi için kullanılan bir araç hâline geldiğinin belirtildiğini ifade etti. Gürer, “Lezzet artırıcı adı altında kullanılan bu katkı maddesi, özellikle bazı hazır ve işlenmiş gıdalarda yer alıyor. İştah açması yanında bağımlılıkta yaptığı ifade edilen ürünü tüketicinin çoğu zaman neyi tükettiğinin farkında bile olmuyor.” dedi. HAZIR GIDALARDA KULLANIM CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın çok farklı gıda ürünlerinde yer aldığını, tüketicinin özellikle paketli gıda ve hazır gıdalarda içeriğini irdelemesinin sağlığı için önemli olduğunun farkına varmalıdır” dedi. “DÜNYADA TARTIŞMALI BİR KATKI MADDESİ” Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın dünyada uzun süredir tartışılan bir katkı maddesi olduğunu belirterek bazı ülkelerde farklı uygulamaların bulunduğunu ifade etti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Türkiye dahil 50’den fazla ülkede bebek mamalarında MSG kullanımı yasak. Tayland ve Vietnam gibi ülkelerde kullanım yaygın olsa da hükümetler aşırı tüketim konusunda kamuoyu uyarıları yapıyor. Bazı ülkelerde okul kantinleri gibi alanlarda yerel kısıtlamalar uygulanıyor. Pakistan’ın 2018 yılında MSG’yi tamamen yasakladı. Bir ülke bu maddenin sağlık riskleri nedeniyle satışını, ithalatını ve ihracatını yasaklarken, tonlarca ithalat yapıyoruz” diye konuştu. BİLİMSEL TARTIŞMALAR Dünya genelinde bazı sağlık kurumları makul miktarlarda tüketildiğinde MSG’nin ciddi bir tehdit oluşturmadığı yönünde değerlendirmesine karşın bazı bilim insanlarının katkı ürünün olumsuz etkilerini tartıştığını belirten Ömer Fethi Gürer, bazı araştırmalarda yüksek doz tüketimin çeşitli sağlık sorunlarına neden olduğu ifade ediliyor.MSG Semptom Kompleksi Bazı bireylerde MSG tüketiminin ardından baş ağrısı, çarpıntı, terleme, halsizlik ve mide bulantısı gibi belirtiler görülebiliyor. Bu durum halk arasında “Çin restoranı sendromu” olarak biliniyor.” Dedi. TÜRKİYE’DE MSG İTHALATI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer “2026 yılı itibarıyla monosodyum glutamat ithalatı üç ülkeden gerçekleştirildi. Brezilya’dan 100 ton ithalat karşılığında 112 bin 73 dolar, Endonezya’dan 21 ton karşılığında 35 bin 490 dolar, Çin’den 664 ton karşılığında 572 bin 863 dolar, toplamda 785 ton MSG ithalatı için 720 bin 426 dolar ödeme yapıldı. 2025 yılı boyunca Türkiye’nin MSG ithalatının yaklaşık 6 bin 866 ton olduğunu ve bunun için 7 milyon 280 bin 281 dolar ödendi” dedi. “GIDA GÜVENLİĞİ POLİTİKALARI TARTIŞILMALI” Gürer, “Bir yandan halk sağlığı konuşuluyor, diğer yandan tartışmalı katkı maddeleri tonlarca ithal edilip gıda zincirine giriyor.” diyen Gürer, MSG’nin kullanımının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. MSG İTHALATININ YASAKLANMASI İÇİN KANUN TEKLİFİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bu tartışmaların ardından monosodyum glutamatın Türkiye’ye ithalatının yasaklanmasına yönelik bir kanun teklifi hazırlayarak TBMM Başkanlığı’na sunduğunu da açıkladı. Gürer, “Gıda güvenliği yalnızca üretim miktarıyla değil, tüketilen ürünlerin sağlıklı olmasıyla da ilgilidir. Halkın sağlığını önceleyen bir gıda politikası önemlidir” diye konuştu.

Şehrin Dört Bir Yanında Gıda Denetimleri Sürüyor Haber

Şehrin Dört Bir Yanında Gıda Denetimleri Sürüyor

Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Ramazan ayı öncesinde başladığı kapsamlı gıda denetimlerini, halk sağlığını korumak ve güvenilir gıdaya erişimi sağlamak amacıyla şehrin dört bir yanında aralıksız sürdürüyor. ​Eskişehir’de sofraların huzurunu ve sağlığını güvence altına almak için kollar sıvandı. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında yürütülen denetimlerde, İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerine bağlı teknik personel adeta şehri mercek altına aldı. ​Fırından Markete Sıkı Takip ​Denetimler, özellikle Ramazan ayında tüketimi artan ürün grupları üzerinde yoğunlaştı. Ekipler; fırınlar, pastaneler, et ve süt ürünleri satış noktaları ile marketlerde detaylı incelemelerde bulunuyor. Sadece ürünlerin tazeliği değil; ​İşletmelerin genel hijyen koşulları, ​Üretim ve muhafaza şartları, ​Son tüketim tarihleri, ​İzlenebilirlik ve kayıt sistemleri titizlikle kontrol ediliyor. ​Ticaret Bakanlığı ile Omuz Omuza ​Piyasa denetimlerinde etkinliği artırmak amacıyla Ticaret Bakanlığı ekipleriyle koordineli şekilde hareket ediliyor. Eş zamanlı yürütülen bu kontrollerde, hem gıda güvenliği hem de piyasa gözetimi sağlanarak tüketicinin mağdur edilmesinin önüne geçiliyor. Mevzuata aykırı hareket ettiği belirlenen işletmelere ise tavizsiz şekilde idari yaptırım uygulanıyor. ​"Halk sağlığını riske atabilecek hiçbir uygulamaya müsamaha gösterilmeyecektir." ​Vatandaşlara "Alo 174" Çağrısı ​Yetkililer, denetimlerin Ramazan ayı boyunca ve sonrasında da aynı kararlılıkla devam edeceğini vurgularken, vatandaşların en etkili denetçiler olduğunu hatırlattı. Tüketicilerin karşılaştıkları her türlü olumsuzluğu Alo Gıda 174 hattına bildirmeleri, güvenilir gıda zincirinin korunmasında kritik rol oynuyor.

Tavuk Eti İhracatına Getirilen Kısıtlamalar Çok Boyutlu Değerlendirilmelidir Haber

Tavuk Eti İhracatına Getirilen Kısıtlamalar Çok Boyutlu Değerlendirilmelidir

Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından Ticaret Bakanlığı tarafından kanatlı eti ihracatının durdurulmasının olası ekonomik ve üretimsel sonuçları ile ilgili bir açıklama yapıldı. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Ticaret Bakanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde yapılan yazılı açıklamada; son dönemde bölgesel gelişmelerin gıda piyasaları üzerindeki etkileri, iç talepte gözlemlenen artış ve dönemsel tüketim eğilimlerindeki değişimlerin bazı ürün gruplarında fiyat hareketlerini hızlandırabildiği belirtilmiş; bu kapsamda kanatlı eti piyasasındaki fiyat oluşumlarının yakından takip edildiği ve arz-talep dengesini destekleyici bir tedbir olarak kanatlı eti ihracatının durdurulmasına yönelik kararın hayata geçirildiği kamuoyuna duyurulmuştur. Söz konusu gelişmeler üzerine, kanatlı eti üretimi ve ihracatının mevcut durumu ile alınan kararların muhtemel etkilerinin bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gereği doğmuştur. Türkiye’de kanatlı eti üretimi ve ihracatına ilişkin güncel veriler, sektörün son yirmi beş yılda kayda değer bir üretim kapasitesine ulaştığını açıkça göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2001 yılında 614 bin ton düzeyinde olan tavuk eti üretimi, 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 2,6–2,8 milyon ton bandına yükselmiştir. Aynı dönemde kişi başına düşen üretim miktarı 15 kilogram seviyelerinden 32 kilogramın üzerine çıkmıştır. Bu tablo, kanatlı sektörünün ülkemizin hayvansal protein arzında stratejik bir konuma sahip olduğunu ve iç talebi karşılayabilecek bir üretim gücüne ulaştığını ortaya koymaktadır. Kanatlı sektörü; dikey entegrasyonun güçlü olduğu, sözleşmeli üretim modeliyle yaygın istihdam oluşturan, hem iç piyasaya hem de dış pazarlara üretim yapabilen önemli bir üretim alanıdır. Bununla birlikte sektör; yem hammaddeleri başta olmak üzere canlı materyal temini bakımından büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapı arz etmektedir. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve girdi maliyetlerindeki artışlar doğrudan üretim maliyetlerine yansımakta; bu durum nihai ürün fiyatlarında baskı oluşturmaktadır. İhracat verileri incelendiğinde, tavuk eti ihracatının son on beş yıllık süreçte önemli bir ivme kazandığı görülmektedir. 2010 yılında 138 bin ton olan ihracat miktarı 2024 yılı itibarıyla 370 bin tonun üzerine çıkmış; 2025 yılında ise yaklaşık 378 bin tonluk ihracat düzeyine ulaşılmıştır. İhracat değeri aynı dönemde yaklaşık üç kat artış göstermiştir. Başta Irak olmak üzere Orta Doğu, Afrika ve Asya pazarlarına yönelik ihracat, sektörün dış ticaretteki stratejik konumunu güçlendirmiş; tavuk eti ihracatı tarım, ormancılık ve balıkçılık toplam ihracatı içerisinde kayda değer bir paya ulaşmıştır. Bu çerçevede, tavuk eti ihracatına yönelik getirilen kısıtlamaların muhtemel etkilerinin çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmektedir. Kısa vadede ihracatın sınırlandırılması veya tamamen durdurulması, iç piyasada arz artışı sağlayarak fiyatlarda geçici bir gerilemeye yol açabilecektir. Ancak kanatlı eti üretimi biyolojik üretim döngüsüne dayalıdır ve kapasite planlaması belirli bir süreklilik gerektirir. Üretimin kârlılık temelinde sürdürülemediği bir fiyat düzeyi; kapasite daralmasına, işletmelerin üretimden çekilmesine, istihdam kayıplarına ve sözleşmeli üretim zincirinin zayıflamasına neden olabilecektir. Orta ve uzun vadede üretimde yaşanacak daralma ise bu kez arz yetersizliği oluşturarak fiyatların daha sert dalgalanmasına zemin hazırlayabilecektir. Ayrıca ihracat, yalnızca üreticinin gelir kalemi değil; aynı zamanda ülkemize döviz kazandıran önemli bir faaliyettir. İhracat gelirlerindeki azalma, ithal girdilere bağımlı olan sektörde maliyet baskısını artırmakta; finansman ve yatırım kapasitesini zayıflatmaktadır. Bunun yanında dış pazarlarda güven kaybı, ticari ilişkilerin zedelenmesi ve uzun yıllar emek ve yatırım ile oluşturulan pazar ağlarının kaybedilmesi riski bulunmaktadır. Uluslararası pazarlarda kaybedilen payın kısa sürede yeniden kazanılması ise çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Üretim döngüsünün biyolojik niteliği dikkate alındığında, düşürülen kapasitenin kısa sürede yeniden artırılması mümkün değildir. Ani ve kapsamlı ticari kısıtlamalar, fiyat istikrarını sağlama amacı taşısa da, öngörülebilirlikten uzak uygulamalar üretim planlamasını zorlaştırmakta ve sektörün rekabet gücünü zayıflatabilmektedir. Türkiye Veteriner Hekimleri Birliği olarak; gıda arz güvenliğinin sağlanması, tüketicinin makul fiyatlarla güvenilir hayvansal proteine erişimi ve üreticinin sürdürülebilir üretim yapabilmesi arasında hassas bir denge bulunduğunu önemle vurguluyoruz. Hayvansal üretim politikalarının kısa vadeli fiyat dalgalanmalarına odaklanmak yerine; maliyetleri azaltıcı, üretimi planlayan, stratejik stok yönetimini içeren ve özel sektörle koordinasyon içerisinde yürütülen öngörülebilir politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Kanatlı sektörü; halk sağlığı, gıda güvenliği, istihdam ve ihracat boyutlarıyla stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle alınacak her kararın; bilimsel veriler ışığında, üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten ve ülke ekonomisini güçlendiren bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Çiğ Süt Fiyatı Yem Fiyatının Gerisinde Kaldı Haber

Çiğ Süt Fiyatı Yem Fiyatının Gerisinde Kaldı

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu üyesi Ömer Fethi Gürer, enflasyonu düşürmek adına çiğ süt fiyatının baskılanmasının süt inekçiliği için ciddi bir risk olduğunu belirtti. Bir litre süt satıp bir buçuk kilo yem alamadığı için üreticinin zarar ettiğini söyledi. Gürer, “Türkiye’de hayvancılık sektörü, özellikle son yıllarda uygulanan yanlış fiyatlama politikaları, yetersiz destek mekanizmaları, artan girdi maliyetleri, üreticilerin krediye erişimde karşılaştığı engeller ve denetimsiz piyasa koşulları nedeniyle ciddi bir yapısal krizle karşı karşıya kalmıştır. Bu krizden en fazla etkilenen alanların başında ise süt hayvancılığı gelmektedir,” dedi. CHP milletvekili Ömer Fethi Gürer “Ulusal Süt Konseyi tarafından 22 Ocak 2026 tarihinden geçerli olmak üzere çiğ süt tavsiye fiyatı litre başına 22 lira 22 kuruş olarak açıklanmıştı. Açıklanan bu fiyat, yem başta olmak üzere mazot, elektrik, su, veterinerlik hizmetleri, aşı, bakım ve işçilik gibi temel girdi maliyetlerindeki artışlar dikkate alındığında üreticinin maliyetini dahi karşılayamamaktadır. Çiğ süt fiyatına yapılan artış oranı yaklaşık yüzde 13 seviyesinde kalırken, resmi enflasyon oranının yüzde 30’lar düzeyinde seyretmesi, üreticinin reel gelirinin ciddi biçimde gerilemesine yol açmıştır.” Diye konuştu. TBMM Plan ve Bütçe Plan Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer,“Çiğ süt fiyatları “enflasyonla mücadele” gerekçesiyle baskılanırken, süt ve süt ürünlerinin raf fiyatlarında birkaç katı bulan artışlar yaşanmakta; bu artışlara yönelik etkin bir denetim mekanizması işletilmemektedir. Bu durum hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur etmekte, ancak aracı ve zincir marketlerin yüksek kâr marjları korunmaktadır,” dedi. SÜT İNEKLERİ SATILIYOR Ömer Fethi Gürer, “Süt hayvancılığında yaşanan bu baskı, üreticinin zarar etmesine ve çözümü hayvanlarını kesime göndermekte bulmasına yol açmaktadır. Dişi hayvanların kesime gitmesi, yalnızca mevcut üretimin değil, gelecekteki hayvan varlığının da yok edilmesi anlamına gelmektedir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın (USDA) yayımladığı raporlara göre, Türkiye’de 16 milyon 800 bin civarında olan sığır varlığının 14 milyon 300 bin seviyelerine kadar düşmesi beklenmektedir. Bu tablo, hayvancılıkta sürdürülebilirliğin ciddi biçimde tehlikeye girdiğini göstermektedir,” diye konuştu. BORCUN VARSA KREDİDE YOK CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer-“üreticiler yalnızca fiyat baskısıyla değil, finansmana erişimde karşılaştıkları engellerle de üretimden kopmaktadır. Bankalar, kredi talebinde bulunan çiftçilere BAĞ-KUR prim borçlarını gerekçe göstererek kredi kullandırmamakta; “önce borcunu öde, sonra gel” yaklaşımıyla üreticinin üretim için gerekli finansmana ulaşmasının önü kesilmektedir. Artan girdi maliyetleri karşısında krediye erişemeyen üretici, borçlarını çevirememekte ve icra süreçleriyle karşı karşıya kalmaktadır. İcra işlemlerinin ertelenmesi yönündeki çağrılara rağmen, tarım sektöründe icra takipleri sürmektedir. Tüm bu gelişmeler, süt hayvancılığında yaşanan krizin yalnızca fiyat meselesi olmadığını; kredi politikalarından sosyal güvenlik primlerine, piyasa denetimlerinden ithalat politikalarına kadar çok boyutlu bir yapısal sorunla karşı karşıya olunduğunu ortaya koymaktadır. Hayvancılığın tasfiye noktasına gelmesi, gıda güvenliği, kırsal istihdam, fiyat istikrarı ve ulusal tarım politikaları açısından telafisi güç sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenlerle; çiğ süt fiyatının belirlenme süreci ile maliyetler arasındaki uyumun, artan girdi maliyetlerinin üretici üzerindeki etkilerinin, raf fiyatları ile üretici fiyatları arasındaki uçurumun nedenlerinin, küçük aile tipi işletmelerin neden üretimden çekildiğinin, dişi hayvan kesimlerinin ve hayvan varlığındaki azalışın boyutlarının, çiftçilerin krediye erişimde karşılaştıkları engellerin ve BAĞ-KUR prim borçlarının üretim üzerindeki etkisinin, tarım sektöründe artan icra ve haciz işlemlerinin sonuçlarının ve ithalat politikalarının yerli hayvancılığa etkilerinin tüm yönleriyle araştırılması; alınması gereken yapısal önlemlerin belirlenmesi ve sürdürülebilir bir hayvancılık politikasının oluşturulması amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılması gerekli görülmüştür,” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.