SON DAKİKA
Hava Durumu

#Genel Başkan

Porsuk Haber Ajansı - Genel Başkan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Genel Başkan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yerel Yönetimler Şehri Bir Oyalama Merkezi Haline Getirmekten Vazgeçmelidir! Haber

Yerel Yönetimler Şehri Bir Oyalama Merkezi Haline Getirmekten Vazgeçmelidir!

AK Parti Eskişehir İl Danışma Meclisi Toplantısı Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın katılımıyla gerçekleştirildi. İl Danışma Meclisi Toplantısında konuşan İl Başkanı Gürhan Albayrak yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; Sayın Genel Başkan Yardımcım, Kıymetli MKYK Üyelerimiz, Kadın Kolları ve Gençlik Kolları Başkanlarımız, İlçe Başkanlarımız, Belediye Başkanlarımız, Meclis Üyelerimiz, geçmiş dönem il başkanlarımız, teşkilâtımızın her kademesinden emek vermiş, alın teri dökmüş çok kıymetli dava arkadaşlarım, kıymetli basın emekçilerimiz, AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı olarak düzenlemiş olduğumuz İl Danışma Meclisi Toplantımıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bugün, Eskişehir’imizde partimizin hafızası ve siyasetin duayen ismi Sayın Hayati Yazıcı bakanımızı ağırlamanın onurunu yaşıyoruz. Sayın Bakanım, Yunus’un diyarına, Seyyid Battal Gazi’nin, Sücaeddin Veli hazretlerinin diyarına tekrar hoş geldiniz. AK Parti, milletin içinden doğmuş, milletin özlemlerini siyaset sahnesine taşımış bir medeniyet ve hizmet hareketidir. AK Parti, bir istişare ve gönül hareketidir. Biz gücümüzü kapalı kapılar ardındaki senaryolardan değil, ortak akıldan ve milletimizin dualarından alıyoruz. İl Danışma Meclislerimiz, birbirimize ayna olduğumuz, azmimizi tazelediğimiz en kıymetli duraklarımızdır. Kıymetli Hazirun, Değerli Basın Mensupları, Biz teşkilât olarak her gün sahada, vatandaşımızın yanındayız. Mübarek Ramazan ayında, bu birlikteliği çok daha özel bir boyuta taşıdık. “Soframız Seninle Eskişehir” sloganıyla çıktığımız yolda, Dede Korkut Parkı’nda her akşam binlerce hemşehrimizle aynı sofraya oturuyor, hem de hanelerinde misafir oluyoruz. Ramazan’ın bereketini ve kardeşliğini hep birlikte yaşıyoruz. Bizim için o sofralar sadece yemek yenilen yerler değil; Eskişehir’in her sokağından gelen vatandaşımızın derdini dinlediğimiz, taleplerini not ettiğimiz birer gönül köprüsüdür. Ancak biz sahada vatandaşın gerçek gündemiyle hemhal olurken, üzülerek görüyoruz ki; şehrimizi yönetenlerin gündemi ile vatandaşın gündemi arasında koca bir uçurum var. Eskişehir trafiği artık bir çile haline gelmiş, vatandaşımız yollarda ömür tüketir duruma düşürülmüştür. Peki CHP’li belediyeler ne yapıyor? Şehrin trafiğini, altyapısını, kronikleşmiş sorunlarını çözmek yerine; adına “Arabasız Pazar” dedikleri bir projeyle vatandaşın karşısına çıkıyorlar. Caddelere diktikleri yüzlerce duba yetmediği gibi üzerine bir de caddeleri trafiğe kapatma furyasını çıkarttılar. Vatandaşın trafik çilesinden sıtkı sıyrılmışken, çözüm üretmek yerine, "pazar günü araba kullanmayın" diyerek vizyonculuk oynamak Eskişehir’e haksızlıktır. Bu, sorunu çözmek değil, sorun yokmuş gibi yapmaktır! Diğer taraftan şehrin kıymetli noktalarında, katsız ve sadece 40 araçlık toprak zeminlere beton döküp tabela asarak otoparkçılık oynuyorlar! Kamu kaynağını plansız ve verimsiz işlerle çarçur ediyorlar. İşte bizim 'mış gibi belediyecilik' dediğimiz tam da budur: Sorunu çözmüyorlar, sadece çözüyormuş gibi görünüyorlar! Değerli Hemşehrilerim, Bu “mış gibi belediyecilik” örneklerini uzun zamandır anlatıyorum. Bakınız; mesafeye göre Türkiye’nin en pahalı ulaşımı Eskişehir’de, suya her ay otomatik zam geliyor. Daha da vahimi; sözde sosyal belediyecilik anlayışlarıyla, yardımlaşmanın ve dayanışmanın zirve yaptığı Ramazan ayında; ulaşımdan, suya, övündükleri Kent Lokantalarına kadar zam yaptılar. Sonra da çıkıp sanki büyük bir lütufmuş gibi, ayın 26’sında "incik boncuğa" indirim yaptık diyerek müjde veriyorlar. Akıl alır gibi değil. Vatandaşa suyu, ulaşımı pahalıya sunup, kent lokantalarındaki yemeğe Ramazan’ın hemen öncesi zam yapıp; ayın bir günü sembolik indirimlerle göz boyayamazsınız. Eskişehirli hemşehrilerimiz bu samimiyetsizliğini görmektedir. Biz AK Parti olarak, gerçek hizmetin reklamla değil, icraatla olduğunu anlatmaya devam edeceğiz. Gerçek hizmet, reklamla değil, somut icraatla olur. Algı belediyeciliği ile günü kurtarma derdinde olanlara inat, biz Eskişehir’imizin geleceğini inşa etmeye, şehrimize kalıcı eserler bırakmayı sürdüreceğiz. Kıymetli Kardeşlerim, Son 23 yılda Eskişehir’imize kazandırdığımız toplam yatırım tutarı 380,2 Milyar TL’yi aşmış durumdadır. Bu rakam, sadece bir istatistik değil; şehrimizin her bir köşesine dokunan, hemşehrilerimizin hayat standartlarını yükselten bir vizyonun sonucudur. Geçtiğimiz gün DSİ Genel Müdürümüz Mehmet Akif Balta’nın da duyurduğu üzere özellikle tarım ve su yönetimi alanında Eskişehir’in çehresini değiştirdik. 33,8 Milyar Lira değerindeki DSİ yatırımlarımızla, toprağımıza bereket, çiftçimize kazanç olduk. Tekrar hatırlatmakta fayda var: • 12 Adet Baraj ve 10 Adet Gölet ile suyun gücünü kontrol altına aldık. • 98 Adet Sulama Tesisi ile modern tarımı yaygınlaştırdık. • 4 Adet Yeraltı Depolaması ve 14 Adet Arazi Toplulaştırma Projesi ile verimliliği artırdık. • 1 Adet HES ve 33 Adet Taşkın Kontrol Tesisi ile hem enerji ürettik hem de şehrimizi doğa olaylarına karşı korunaklı hale getirdik. Bu tesisler sadece birer beton yapı değil; Eskişehir’in yarınları, soframızın bereketi ve çiftçimizin emeğinin teminatıdır. Değerli Yol Arkadaşlarım, Geçtiğimiz hafta bildiğiniz üzere Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu’nu şehrimizde ağırladık ve Mihalgazi Belediye Başkanımız Zeynep Güneş’i ziyaret ettik. Çok şükür Mihalgazi ilçemizden müjdelerle döndük. Bakanımızın söylediği gibi Mihalgazi yolumuz inşallah 2027 yılında bitiyor. Alpu ve Seyitgazi yollarında ise çalışmalar ivmelendi. Hızlıca o yollarımız da inşallah tamamlanacak. Geçtiğimiz yıl çalışmalara başlanan Eskişehir OSB – Hasanbey Lojistik Merkezi Demiryolu Bağlantı yolu da tamamlanmak üzere. Şehrimizi limanlara bağlama hususunda 50 yıllık bir hayaldi. Maşallah çalışmalar sıkıntısız ilerliyor. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var, Kuzey Çevreyolu’nda sona yaklaşmış durumdayız. Milletvekillerimizle birlikte Ulaştırma Bakanımızla defalarca bu konuyu görüştük. Şu an bir sıkıntı görünmüyor. İhaleye çıkılması eli kulağında diyebiliriz. İhale sürecinin ardından yaklaşık 2 buçuk yıl içinde çevre yolunun tamamlanması planlanıyor. Bunu da duyurmuş olalım. Öte yandan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın 24 yıllık süreçte Eskişehir’e sağladığı 124,9 Milyar TL’lik dev yatırımı kalem kalem inceleyecek olursak: • Karayolunda: 38,6 Milyar TL • Demiryolunda: 83 Milyar TL • Havayolunda: 1,1 Milyar TL • Haberleşmede ise : 1,4 Milyar TL yatırım yapıldı. Eskişehir’i demir ağlarla ören, karayollarında güvenliği ve konforu sağlayan bu yatırımlar, şehrimizin ekonomik hayatını diri tutmaktadır. Buradan tüm hemşehrilerime bir müjdeyi daha paylaşmak istiyorum. Çifteler Sakaryabaşı, iş bilmez yerel yönetim anlayışının ve CHP’li belediyeciliğin yaptığı yanlış hamleler sonucu maalesef eski ihtişamını kaybetmişti. Alanı gezdiğimizde içimizi acıtır bir haldeydi. Ancak biz duruma Sakaryabaşı siyaset üstü meseledir diyerek sessiz kalmadık. DSİ’nin müdahalesiyle Sakaryabaşı’nı bu atıl görüntüden kurtarıyoruz. Nasipse 1 aya kadar alanı ziyaret edecek ve Sakaryabaşı’nın eski hali kadar güzel ve halkımıza yakışır bir çehreye büründüğünü hep birlikte göreceğiz. Gördüğünüz gibi, bizim Eskişehir için ortaya koyduğumuz vizyonun sınırlarına, CHP zihniyetinin hayalleri bile yetişemez! Biz bu şehrin 50 yılını, 100 yılını planlarken; karşımızda hâlâ belediyeciliği sadece 'reklam' ve 'algı yönetimi' sanan bir ciddiyetsizlik var. Buradan açıkça ifade ediyorum: CHP’li yerel yönetimler, bu şehri bir 'oyalama merkezi' haline getirmekten vazgeçmelidir. Şehri yönetmek; çiçekle, böcekle, ya da sosyal medyada PR çalışmalarıyla olmaz. Şehir yönetmek dertlenme ister, liyakat ister, en önemlisi de ciddiyet ister! Eskişehirli hemşehrilerimizin vaktini boş işlerle çalmayı, beceriksizliğinizi mazeretlerin arkasına gizlemeyi bırakın. Eskişehir’in kaybedecek tek bir dakikası bile yoktur. Vatandaşın aklıyla alay etmeyi bırakıp işinizi yapın. Kıymetli Dava Arkadaşlarım, Bizler, hep birlikte Eskişehir’e olan sevdamızdan asla vazgeçmeyecek, şehrimiz için çalışmayı sürdüreceğiz. Her zaman söylediğimiz gibi… Durmak yok, şehrimiz için üretmeye ve hizmet etmeye devam! Sayın Genel Başkan Yardımcım, Eskişehir teşkilatı olarak bizler; bir ve beraberiz. Sizin tecrübelerinizden aldığımız ilhamla, bu "mış gibi" yapanlara karşı gerçek belediyeciliği, AK Parti’nin hizmet vizyonunu anlatmaya devam edeceğiz. Bu akşam burada ortaya koyduğumuz ortak irade, Eskişehir’in geleceği için en büyük teminatımızdır. Konuşmama son verirken, bir heyecanımızı da paylaşmak istiyorum. Bugün günlerden 26 Şubat... Milletimizin umudu, mazlumların gür sesi, bu kutlu davanın mimarı, Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın doğum günü. Rabbim, ömrünü bereketli, yolunu her daim açık eylesin. Bizler, onun çizdiği bu yolda, Eskişehir’den en güçlü desteği vermeye, gece gündüz çalışmaya söz veriyoruz! Katılımlarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, Danışma Meclisimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun."

Başkan Ataç: "Tepebaşı Modeli Türkiye'ye Örnek Oluyor" Haber

Başkan Ataç: "Tepebaşı Modeli Türkiye'ye Örnek Oluyor"

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Ankara’da gerçekleştirdiği temaslarla hem yerel yönetim çalışmalarını hem de Tepebaşı’nda inşa edilen sosyal demokrat belediyecilik modelini parti yönetimine aktardı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım, Tepebaşı Belediyesi Meclis Üyeleri ve ilçe yönetimi ile birlikte Ankara’da bir dizi ziyarette bulundu. TBMM’de Eskişehir gündemi Ankara programına Türkiye Büyük Millet Meclisi ziyareti ile başlayan Başkan Ataç, Utku Çakırözer ve Jale Nur Süllü ile bir araya geldi. Görüşmede Tepebaşı’nın öncelikli ihtiyaçları, devam eden projeler ve merkezi yönetim ile yürütülen süreçler ele alındı. CHP’li vekiller ile yapılan görüşmenin ardından CHP Lideri Özgür Özel ile özel görüşme gerçekleştirildi. Özel görüşmede Tepebaşı’nda hayata geçirilen sosyal belediyecilik uygulamaları ayrıntılı biçimde paylaşıldı. “Tepebaşı’nda sosyal demokrat anlayış mahalle mahalle inşa edildi” Görüşmede, 2019 yılında CHP Tepebaşı İlçe Başkanlığı tarafından başlatılan mahalle örgütlenmesi çalışmasının sonuçları da gündeme geldi. Başkan Ataç’ın seçim bölgesi olan mahallelerde yürütülen çalışmalarla sosyal demokrat anlayışın tabana yayıldığı ifade edildi. Başkan Ataç ve beraberindeki heyet daha sonra CHP Grup Toplantısı’na katılarak Özgür Özel’in konuşmasını dinledi. “Sosyal belediyecilik anlayışımız Türkiye genelinde güçlenecek” Ankara temaslarının ardından değerlendirmelerde bulunan Başkan Ataç, şunları kaydetti: “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile bir araya gelerek Tepebaşı’nda hayata geçirdiğimiz projeleri ve yurttaşlarımızın beklentilerini aktarma fırsatı bulduk. Sosyal demokrat anlayışı mahalle mahalle güçlendirdik. Yerel yönetimlerde sosyal belediyecilik anlayışıyla sürdürdüğümüz çalışmaların, ülke genelinde daha da yaygınlaşması adına karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Eskişehir Milletvekillerimizle gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de kentimizin ihtiyaçlarını değerlendirdik. Tepebaşı’nda halkçı, katılımcı ve sosyal belediyecilik anlayışıyla çalışmaya devam edeceğiz.” “Bu tartışma dürüstlükle yönetilenlerle yönetilmeyenler arasında” CHP Grup Toplantısı’ndaki atmosfere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ataç, Genel Başkan Özgür Özel’in grup toplantısındaki konuşmasına dikkat çekerek, “Sayın Genel Başkan’ın tarihi bir konuşma yapacağını tahmin ediyordum ve öyle de oldu. Tartışmalı konularda kafası karışık olanlara doğruyu son derece net bir şekilde anlattı.” ifadelerini kullandı. Yaşanan siyasi tartışmaların özünde bir ahlak ve yönetim anlayışı meselesi olduğunu vurgulayan Ataç, “Bu tartışma dürüstlükle yönetilenlerle yönetilmeyenler arasındaki bir ayrımdır. Bu çizgi bugün çok açık biçimde ortaya konmuştur.” dedi. Ataç, Keçiören Belediye Başkanının parti değiştirme iddiaları üzerinden yürüyen tartışmalara da değinerek, kamuoyunun bu süreci dikkatle izlediğini belirtti ve alınacak siyasi kararların sonuçlarının toplum nezdinde değerlendirileceğini ifade etti.

Biz Yeni Yılda da Korkuyu Değil Umudu Büyütmeye Devam Edeceğiz Haber

Biz Yeni Yılda da Korkuyu Değil Umudu Büyütmeye Devam Edeceğiz

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel yeni yıl dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Genel Başkan Özel mesajında şu ifadelere yer verdi; ''Hep birlikte ülkemiz ve milletimiz için zorlu bir yılı geride bırakıyor; büyük umutlarla, sarsılmaz bir inançla yeni bir yıla adım atıyoruz. 2025 yılı, ne yazık ki Türkiye’ye iyi gelmedi. Ekonomide, 2018’den bu yana süren kötüye gidiş daha da derinleşti. Derin yoksulluk ve önlenemeyen hayat pahalılığı ülkemizin her köşesini sardı. İşçiler ve emekliler aylarca açlık sınırının altında ücret aldı ve yeni asgari ücret tarihimizde ilk kez açıklandığında açlık sınırının altında kaldı. Çiftçilerimiz, besicilerimiz ağır üretim maliyetleri altında ezilirken, kuraklık ve don afetlerinde yalnız bırakıldı. Tarım Kanunu’nda öngörülen destekleme tutarı 2025’te verilmedi, gelecek yıl da verilmeyeceği şimdiden ilan edildi. Çiftçi desteklenmediği için gıda zamları durmadı, gıda enflasyonumuz tarihi zirvesine çıktı. Ne yazık ki Ak Parti iktidarı ülkemizi bugün; Avrupa’nın en yüksek enflasyonuna, en yüksek işsizliğine, en yüksek faizine, en adaletsiz gelir ve vergi düzeni ile en yüksek yoksulluk oranına sahip ülkesi haline getirdi. Bu düzen, milletin ekonomik güvenini sağlayamadığı gibi insanlarımızı da koruyamadı. Şiddete uğrayan kadınlarımız güvende tutulamadı. Vatandaşın devletine güvenip de MESEM’lere gönderdiği evlatlarımız başta olmak üzere 1.956 çocuk ve yetişkin işçi iş kazalarında hayattan koparıldı. Kartalkaya’da, Dilovası’nda dinmeyecek acılar yaşadık. Metan gazından, güneş altında bekletilmekten, uçak kazasından 34 kahraman askerlerimizi şehit verdik. Derin yoksulluğun neden olduğu sosyal kriz ve denetimsizlikler yüzünden; bahis, kumar, uyuşturucu girdabına sürüklendik. Ülkeyi bu duruma getiren, millete umut olamayan ve son yerel seçimleri kaybeden Ak Parti’nin genel seçimlerle artık iktidardan gideceğini herkes biliyordu. Ama, iyi işler yaparak yeniden milletin gönlüne girmeye çalışması gerekenler, tarihimizde görülmemiş bir yola tenezzül ederek, 19 Mart 2025’te siyasi rakibine darbe yaptılar. Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarımız hapse atıldı, partimize kapatma tehdidine varan ağır saldırılar yapıldı. Biz, demokrasi fikrine inananların partisiyiz. Bu yüzden teslim olmadık, ayağa kalktık. Darbeye karşı demokratik direniş başlattık. 23 Mart’ta 15,5 milyon vatandaşımız sandıklara giderek Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı yaptı. 9 ayda 77 eylem düzenledik. Sadece bu eylemlere sayısı 11 milyonu aşan insanımız katıldı. Ardından başlattığımız imza kampanyasında, İmamoğlu’nun özgürlüğü ve erken seçim talebiyle 25,1 milyon imza toplandı. 2025, Ak Parti için “darbe” yılı bizim için ise “mücadele” yılı oldu. 2025 yılının iki fotoğrafı vardı. Biri, bir sivil darbe ve sonrasındaki baskı düzeniyle gözaltına alınanların fotoğrafları, diğeri ise meydanlarda direnen milyonların fotoğrafı… Biz yeni yılda da korkuyu değil umudu büyütmeye devam edeceğiz. Kötülüğe, vasata teslim olmayacağız. Milletin safında duracağız. Elbette sorunları anlatacağız tepkimizi göstereceğiz. Ama bu sorunları nasıl çözeceğimize de 86 milyona anlatacağız. Çalışkan örgütümüzle, Parti Meclisimizle, Merkez Yönetim Kurulumuzla, Milletvekili Grubumuzla ve gücümüze güç katan Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizle milletin en yakıcı sorunlarına, en yapıcı çözümlerimizle geliyoruz. Milletimiz müsterih olsun. Bugün CHP, fikren ve zikren iktidar partisidir. Fiilen iktidar ise bir sandık mesafesi kadar yakındır. Liyakatli kadrolarımızla, disiplinle, ciddiyetle, çözüm projelerimizle biz Türkiye’yi, Ak Parti’den çok daha iyi yöneteceğiz. Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, rövanşizmi reddederek, milletin tüm hak ve özgürlüklerinin teminatı olarak yöneteceğiz. 2026’nın takvim yaprakları, Türkiye’deki büyük değişim için düşecek. Her yanı dağılan bu evi, yani vatanımızı tekrar toparlayacağız. Bu evin yıllarca hor görülen sakinleri, bizim dönemimizde aynı yemek masasına birlikte oturacak. Düşen çatıyı onaran, güneş girmeyen odaları aydınlatan, sönen ocağı yeniden yakan eller olacağız. Bu ülkeye barışı, kardeşliği, huzuru ve refahı getireceğiz. Milletimize söz veriyoruz. Hangi siyasi görüşten olursa olsun, tüm vatandaşımızın yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese sağlık, huzur, refah ve adalet getirmesini diliyorum. Bu yılki kayıplarımızı; kardeşim Ferdi Zeyrek’i, evladımız Gülşah Durbay’ı ve önceki Genel Başkanımız Altan Öymen ile acı olaylarda kaybettiğimiz yurttaşlarımızı ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.''

Nitelikli, Özerk, Demokratik Üniversite Her Gencin Hakkı Haber

Nitelikli, Özerk, Demokratik Üniversite Her Gencin Hakkı

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel , Eskişehir’de "Her Gencin Hakkı: Nitelikli, Özerk, Demokratik ve Yaşanabilir Üniversite" paneline katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel'in katılımıyla Haller Gençlik Merkezi'nde “Her Gencin Hakkı: Nitelikli, Özerk, Demokratik ve Yaşanabilir Üniversite” paneli düzenlendi. Panele; CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gölge Milli Eğitim Bakanı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, Milletvekilleri, Belediye Başkanları, Parti Meclisi Üyeleri ve gençler katılım sağladı. Panelde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Hepiniz hoş geldiniz. Biraz önce sağ olsun her zaman sunuşları, takdimlerini beğeniyle takip ettiğimiz değerli dostumuzun hak ettiğimizin çok ötesinde övgülerle yaptığı anonsla buraya geldik. Bir - iki kere esnedim. Dün mitingden sonra bütün gece yol yaptık, geldik. Herhalde dikkatini çekti. Ondan ‘Uyumadan geldi’ diye söylüyor. Ama uyuduk tabii, güzel de bir uyku uyuduk. Sabah da gözümüzü dünya güzeli bir şehre açtık. Bunda emeği olan herkese, başta Yılmaz Büyükerşen’e ve yıllarca onunla birlikte bu kente hizmet etmiş olan belediye başkanlarımıza, belediye meclis üyelerimize, belediye emekçilerimize, şimdi de bir kadın belediye başkanı burayı yönetiyor, sevgili Ayşe Ünlüce’ye teşekkür ediyorum bu muhteşem şehir için” dedi. Genel Başkan Özgür Özel konuşmasında şunları söyledi: “EN ÖNEMLİ HEDEFLERİMİZDEN İKİSİ, KADINLARIN VE GENÇLERİN SİYASETE KATILIMI” “Şüphesiz üniversite rektörlüğünden büyükşehir belediye başkanlığına ve halen daha tecrübesiyle, himayesiyle Eskişehir’e katkı sağlayan, Anadolu’nun ortasında bozkırdan adeta bir cennet, vaha yaratan, bugün de 100 binin üzerinde öğrenciyi kentte misafir eden bir vizyonun sahibi Sayın Yılmaz Büyükerşen. Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu değişim, dönüşüm ve Türkiye’yi değiştirme sürecinde en önemli iki hedefi var. Aslında bu hedefler, 100 yıl önce ortaya konmuş ve kurucumuz, kurucu kadrolarımız tarafından o dönemde başarıyla hayata geçirilmiş hedefler. Bunlardan bir tanesi, kadınların toplumsal yaşamda, çalışma yaşamında ve siyasette varoluşları. Dünyadaki çok sayıda ülke daha kadınlara oy hakkını tanımamışken, Türkiye’de seçmenin yanında seçilme hakkının da kadınlara tanındığı bir ülkede böyle bir mirasın üzerindeyiz. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok daha fazla kadın belediye başkanı, milletvekili ve yönetici istiyoruz. Bununla ilgili geçtiğimiz dönemlerde attığımız önemli adımlardan bir tanesi, Eskişehir’de efsaneleşmiş birinin yerini yanında genel sekreterlik görevini de yapmış olan hem usta - çırak ilişkisiyle birlikte bu kentte hizmeti öğrendikleri ve yerine getirdikleri Ayşe Ünlüce’nin göreve gelmesiydi. Diğer yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’nin en önemli hedeflerinden bir tanesi, gençlere verdiği önem ve onların siyasete katılımı. Genç bir il başkanımız var, Talat’ın huzurunda tüm örgütümüzdeki gençleri ve bu salondaki tüm gençleri bir kez daha sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.” “AKP, BIRAKIN YÖK’Ü KALDIRMAYI BASKIYI ARTIRDI” “6 Kasım 1981, YÖK’ün kuruluşu. Bugün de 44’üncü yılı. YÖK’ün kuruluşunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüksek öğrenime, öğrencilere, akademiye dair söyleyeceği sözler var. Bunları nerede söylemeli? Elbette bir üniversite kentinde söylemeli. Yedi yıldır aralıksız olarak bir üniversite kentinde, Türkiye’nin en önemli, en iyi üniversite kenti olarak seçilen bir kentte bu etkinliği yapıyor değerli Gölge Bakanımız Suat Özçağdaş. Ben de davet alıyorum ve diyorum ki ‘Madem üniversiteye dair bir şeyler söyleyeceğiz, onun söyleneceği yer şüphesiz Eskişehir’dir.’ O yüzden bugün bir kez daha birlikteyiz. 12 Eylül darbesi Türkiye’de pek çok şeyin üzerinden silindir gibi geçti. En başında siyasi partiler, siyaset kurumu, sendikalar olmak üzere örgütlenme özgürlüğü, bir de özerk üniversitenin üzerinden silindir gibi geçti. O gün de eksikleri vardı ama bundan 45 yıl önce bile bugünkü halinden çok, çok daha iyi bir noktadaydı. Ancak darbeciler sandığa, demokrasiye, özgür düşünceye ve özgür düşünenlerin seçme hakkına düşman oldukları için ilk saldırdıkları sandık şu oldu: Üniversitelerde rektörlerin, bölüm başkanlarının seçildiği üniversite içi seçimlere saldırdılar ve bunu geri alabilmek çok uzun yıllar sürdü. Daha önce pek çok parti iktidara gelirken YÖK’ü kaldıracağını söyledi. Kimi o güçte gelemedi, kimi geldiğinde yerleşmiş bu vesayet odağıyla mücadele edecek yeterli vakti bulamadı. AK Parti, çok iddialı şekilde bunu söyleyerek geldi ve çok az partiye imkan olacak kadar uzun süredir görevde. İstediği tüm güçleri, tüm yetkileri elinde tuttu ama YÖK gibi Kenan Evren’den kötü bir miras olan bir kurumu bırakın kaldırmayı, uygulamaları çok daha baskıcı, çok daha tahakkümcü, çok daha ortak düşünceyi reddeden ve dayatan bir şekle çevirdi.” “ERDOĞAN DAHA BETERİNİ KENDİNE YAKIŞTIRDI” “Tabii üniversitelerdeki seçim sandığını, seçim hakkını üniversitelerin elinden alan Kenan Evren, bunu 1980’de yapmıştı. Üniversitelerde 1946’dan beri 54 yıl seçim vardı. 1980’de kaldırmıştı. O günden sonra tabii bu yeniden demokratik kurumlar yerleşip, ülkede özgürlüklerle ilgili talep yükselmeye başladıkça, siyaset kurumu bunun karşısında duramadı. 1992’de bir kanuni değişiklikle seçim geri geldi. Tam olarak seçim mi geldi? Tam olarak gelmedi. Üniversitedeki öğretim üyeleri rektör seçmek için oy kullanıyorlardı. En yüksek oy alan altı aday, altıncı bir oy bile almış olsa YÖK’e bildiriliyordu. YÖK içinden üçünü seçiyordu. O üçünü Cumhurbaşkanı’na yolluyordu. O da üçünün içinde birini seçiyordu. Ama yerleşik uygulama, bildirilenler içinde en çok oyu alanın olması ve onun da atanmasıydı. Zaman zaman önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, en çok oyu alanı değil de ikinci en çok oy alanı çeşitli gerekçelerle yetkisini kullanarak ama 10 atamadan birinde yaptığında en çok karşı çıkanlar bugün iktidarda olanlardı. ‘Nasıl yaparsınız, en çok oy alanı nasıl atamazsınız?’ Onların tercih ettikleri bir yapıdan Ahmet Necdet Sezer de üniversitenin geleceği için ikinciyi seçmiş. Büyük bir isyan, büyük bir itirazda bulunurlardı. Allah var ya ben de gencecik yaşımda, ‘En çok oyu alan atansın. Neden bu kanun böyle yapılmış?’ diye aklımdan geçirir, gönlümden ben dahi itiraz ederdim. İstisna olan ikincinin atanmasına. Gün geldi Cumhurbaşkanlığı el değiştirdi. Bugünkü Cumhurbaşkanı, o yetkiyi kendisi kullandığı dönemlerde şunu dahi yaptı: Seçimde altıncı olan; bir oy almış, iki oy almış. Kendine bildirildi. 800 oy almış kişiyi değil, iki oy almış kişiyi atadı. Vaktinde bağırıp, ‘Nasıl yaparsın, bu bundan 10 oy fazla almış? Onu nasıl atamazsın denen iki oy almış sonuncuyu atadı. Yakıştı mı? Vallahi kendine yakıştı. Türkiye’ye yakıştı mı? Vallahi Türkiye’ye yakışmadı ama o daha beterini yakıştırdı.” “DARBEYE KARŞI DURDUK AMA OHAL’E İTİRAZ ETTİK” “15 Temmuz akşamı gerek üniversitelerde ne istediyse verdikleri, altına F16 verdikleri, tank verdikleri, üstüne cübbe giydirdikleri, omzuna, apoletine yıldızlar doldurdukları Fethullah Gülen cemaati kendisine darbe yapmaya kalktı. O gün Meclis kapalıydı. Aradık biz, ‘Meclis’i açın, biz Meclis’i kuran partiyiz. Demokrasi hedefte. Meclis’in, seçilmişlerin arkasında ve darbecilerin karşısında durmalıyız’ dedik. Kapalı Meclis’i açtırdık. Kürsüden bu minvalde konuşmalarımızı yaptık. Hedef olduk, F16’dan bomba yedik. Bize dünya kadar kötülük yapmış da olsa seçilmiş parlamentodaki ve seçilmiş hükümetteki iktidarın arkasında durduk. Çünkü biz demokrasi fikrinin sahibiyiz. Çünkü biz zaten ‘Gücü yeten yönetsin’ deseydik, padişahın gücü yetiyordu hepimize. Ya da en güçlü olan yönetecek olsaydı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e padişahlık teklif ettiler, reddetti. İngiliz tipi krallığı reddetti. Amerikan tipi başkanlık o dönemde de vardı, kaç yüzyıldır var. Reddetti. ‘Biz bir Meclis kurduk, ne görev verilirse onu yaparız’ dedi. Kanun getirdiler, ‘ebedi Cumhurbaşkanı.’ ‘Ebedileşmesi gereken millet iradesidir. Birinin şahsi geleceğini değil, milletin iradesinin belirleyici olmasını ebedileştirin’ dedi. Biz bu demokrasi fikrinden geldiğimiz için darbe gecesi doğru tutum takındık. Tek bir Cumhuriyet Halk Partili çıkıp da darbeden medet ummadı. Ertesi gün önce bir tebrik telefonu… Reddettik, ne münasebet. Darbeye karşı çıktık diye Cumhuriyet Halk Partisi’ne kim teşekkür edecek? Teşekkür edecek birisi varsa milletin kendisidir, demokrasinin arkasında kim durduysa ona teşekkür eder. ‘Darbecinin yanında durmadım’ diye kimse teşekkür almaz. Ama ertesi gün ikinci bir telefon, ‘Biz olağanüstü hal ilan edeceğiz, desteğinizi bekliyoruz.’ Dedik ki ‘Bizden destek alamazsınız. Biz darbeye direniriz ama OHAL yönetimine, sıkıyönetime, keyfi yönetime, hukuki denetim olmayan yönetime de direnir, itiraz ederiz.’ ‘Üç aylığına ilan ediyoruz. 45 günde terk edeceğiz.’ Üç yıl sürdürdüler, üç yıl.” “O GÜN BUGÜNDÜR REKTÖR ATAMASI KAYYIM ATAMASI ŞEKLİNDE” “Bu üç yılda Kanun Hükmünde Kararname çıkarma imkanı aldılar. Meclis yerine Cumhurbaşkanı ve bakanlar imzasıyla OHAL KHK’ları çıkardılar. Bu üç yılda Anayasa’yı değiştirdiler. Bu üç yılda referandum yaptılar. Bu üç yılda o Anayasa ile rejime kasteden Anayasa değişikliğiyle genel seçim yaptılar. Yani darbeye fırsata çevirdiler ve darbeciler geldiğinde ne yapacaksa… Kenan Evren de 1980’de geldi, 1983’te gitti zaten. O üç yılda ne yapacaksa, darbeyi yapmışçasına onlar yapıtlar. İşte o sırada rektör atamasını da kaldırıp, ‘Rektörü Cumhurbaşkanı atar’ dediler. Bakın iki oy almış altıncıyı atamayı bile, ‘Ya bizimki iki oy almazsa ya önüme gelmezse. Doğrudan ben belirleyeyim’ dediler. O gün bugündür 2016’dan beri rektör atamalarını kayyım ataması şeklinde yapıyorlar. Üniversitelerin başına günü, süresi dolanın yerine kayyım bir rektör atıyorlar ve öyle yönetmeye devam ediyorlar. OHAL kalktı, Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. İptal ettirdik. Geçen sene tekrar iptal ettirdik. Anayasa Mahkemesi en son 4 Haziran 2024’te Cumhurbaşkanı’nın rektör atama yetkisini yeniden iptal edip, ‘Anayasaya göre seçimle belirlenecek’ dedi. Bir yıl süre verdi. O süre bu yıl 4 Haziran’da doldu. 18 Haziran günü yeniden kanun yapıp, bir kelimenin yerine değiştirip, yine kanuna ‘Cumhurbaşkanı belirler’ yazdılar. Anayasa Mahkemesi’nin Sayın Başkanı Özkaya’ya gittim, iki başkanvekili de oradaydı. Dedim ki ‘Bu yapılan işler, tam olarak Anayasa Mahkemesi’ni saymama, keyfi yönetimin önünde, hukuki denetimin olmasını kabul etmeme, Anayasa’nın bir sayfasını yırtıp atmak. Anayasa’nın bir sayfasını yırtıp atmak çok kolay bir iştir. Ama herkesin hangi sayfanın yırtılıp atılacağına dikkat etmesi lazım. ‘Anayasa Mahkemesi üst mahkemedir. Kararları, gerekçeleriyle yayınlanır. Yargı, yasama, yürütme için bağlayıcıdır’ hükmü duruyorken o sayfada sen Cumhurbaşkanı olarak ‘Anayasa Mahkemesi’ni tanımıyorum, saygı da duymuyorum’ dersen ya da filanca partiyi kapatmadı diye ‘Anayasa Mahkemesi kapatılsın’ diyen bir ortağın varsa ve Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları hiçe sayıyorsan, seçilmiş milletvekilleri içeride duruyorsa, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlara uymuyorsan, en son aldığı karara karşı sana verdiği sürenin sonunda aynı kanunu çıkarıp, burnuna dayıyorsan, bu bir sayfayı yırtıp atmak. O sayfayı sen attın. Yarın biri tutar, Meclis’in yetkilerini atar. Öbürü gelir, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini atar. Anayasa ortadan kalktığında ne olur? Karşı dükkanda yağma başlar. Anayasal düzen ortadan kalkınca artık polis, jandarma, tapu, hiçbirinin bir anlamı kalmaz. Eldeki hiçbir kağıdın değeri kalmadığında o zaman devlet ortadan kalkar. O zaman yağma başlar, zorbalık başlar, ‘kimin kime gücü yetiyorsa’ dönemi başlar.” “AKADEMİK ÖZGÜRLÜKLERDE EN ALTTAKİ YÜZDE 10 İÇİNDEYİZ” “Bunu yapanlara karşı Anayasa Mahkemesi’nden beklentimiz şu: Daha önce içtihaden kazanılmış bir hakkı var Anayasa Mahkemesi’nin; yürütmeyi durdurma. Çok ivedi konularda birisi arkandan dolanıyorsa… Dokuz ay süre vermişsin, sonunda aynı kanunu getirip dayıyorsa vuracaksın yürütmeyi durdurmayı. Bak, bir daha yapıyor mu? Maalesef Anayasa Mahkemesi, neredeyse 10 yıldır bu içtihaden kazandığı uygulamadaki yürütmeyi durdurma kararlarından vazgeçmiş durumda. Bu yüzden yok sayılıyor şu anda. Bu yüzden memlekette Anayasa askıda şu anda. Tayyip Erdoğan’ın uyduğu maddelere uyuluyor, uymadığı maddelere uyulmuyor. Yeni bir düzen, ikili bir hukuk sistemi, kendisine hukuk, ama kendinden olmayan muhaliflere düşman hukuk sisteminin uygulandığı bir sürecin içindeyiz. Peki bu bizi nereye getiriyor? Getirdiği yer şu: Bu yıl açıklanan Akademik Özgürlükler endeksinde Türkiye yine en alttaki yüzde 10’luk dilimde yer aldı. Türkiye’de akademinin özgürlüğü; yani rektörün böyle seçildiği, böyle atandığı, üniversiteye sorulmadığı, en lazım olduğu yerden sandık ilk kaldırıldığı için Türkiye’nin bulunduğu dilimdeki ülkeler Kuzey Kore, Güney Kore, Güney Sudan, Katar ve İran. Bu seviyedeyiz. Geçtiğimiz grup toplantısında ‘Avrupa’da enflasyonda birinciyiz, genç işsizliğinde birinciyiz…’ Bir sürü rakamı verdim. İşte üniversite özerkliğinde de Kuzey Kore’yle Güney Sudan’la, Katar’la, İran’la aynı noktadayız. Öyle her bir endeks bir kez daha ürpermemizi, bir kez daha ne durumda olduğumuzu bize gösteren bir noktaya geliyor.” “TÜRKİYE’Yİ BU CENDEREDEN ÇIKARMAYA TALİBİZ” “Peki siz ne yapacaksınız? Ben konuşmalarımın yarısını, üçte birini mevcut durum ve buraya niye geldik konusuna ayırırken, kalan kısmını da bizim ne yapacağımıza ayırıyorum. Çünkü ne kötülük yaptılar, 23 senede biriken bir şey var. Bundan sonraki 23 - 25 yılda AK Parti yok. Ama önümüzdeki seçimlerden sonra Türkiye’yi bu cendereden çıkaracak bir Cumhuriyet hükümetini kurmaya talibiz. Onun için ne yapacağımızı anlatmak durumundayız. Biz iktidarımızda, ki geçen sene 4-9 Eylül tarihlerinde tüzüğümüzü değiştirmiş ve bir start vermiştik. ‘Bir yıl içinde programımızı da yenileceğiz ve bu bir iktidar programı olacak’ demiştik. Verdiğimiz sözü tüm zorluklara rağmen tuttuk. 81 ilde bir başta ve bir sonda il danışma kurullarıyla, 973 ilçede ilçe danışma kurallarıyla, bütün meslek örgütleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, akademiyle yapılan karşılıklı ziyaretlerle, 600 örgüt temsilcisi, 600 akademisyen, Türkiye’deki gençliği temsil eden 250 temsilcimizle bir yıl boyunca program çalıştık. Bu sene 4-9 Eylül’de detaylarını çalıştık. Önümüzdeki kurultayımızda da oylanarak resmiyet kazanacak. Şu anda artık hem son yazımlarının yapılacağı ve kurultayımızda önergeler dışında bir değişiklik, yani önerge işlemlerine tabii tutulacağı halde o programa baktığınızda neler göreceksiniz? Birkaç tane oradan önem verdiğim başlıktan bahsedeceğim ama çok daha kapsamlısını Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında göreceksiniz.” “APAR TOPAR SOSYAL KONUT PROJESİ AÇIKLADILAR” “Ümit ediyorum kopya çekerler. Geçtiğimiz günlerde şöyle bir şey oldu: Biz programımıza barınma sorununu aşmak için kiralık sosyal konutu yazdık. Dünyadaki sosyal demokratların en başarılı uyguladıkları işlerden biri. Apar topar kiralık sosyal konut projesi gelince bizim arkadaşlar dedi ki ‘Erken söyledik. Çaldırdık.’ Dedim ki ‘Çaldırmış olmuyorsun ki. Çalındığında bir şey hırsızın işine yarar. Milletin işine yarayan bir şeyi çalıyorlarsa ben buna hırsızlık demem, iyiyi örnek almışlar derim. Memnun olurum. Nasılsa 1 - 1,5 yıl sonra gelip de kiralık sosyal konutların temelini biz atacaktık. Bunlar bir takım eksiklikleri, hatalarına rağmen bu projeleriyle kiralık sosyal konutun temelini atsınlar, anahtarlarını da biz teslim ederiz.’ Ümit ediyoruz bunları da alsınlar aynıyla yapsınlar da görelim.” “NİTELİKLİ, ÖZERK, DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE HER GENCİN HAKKI” “Biraz önce söyledim. Herkes gelirken ‘YÖK’ü kaldıracağız’ dedi, kimse kaldırmadı. Biz o yüzden biz ‘YÖK’ü kaldıracağız’ demiyoruz. ‘YÖK’ü kaldıracağız’ dersek yalan. Kaldıramayız. Biz YÖK’ü yok etmeye geliyoruz arkadaşlar. YÖK’ü yok edeceğiz. Çünkü bir şeyi kaldırınca başka bir yere kondurmak lazım. Orada da bir takım mahsurlar var. YÖK’ü yok edip, akademinin özerkliğinin ve özgürlüğünün önündeki bütün engelleri kaldıracağız. Nitelikli, özerk, demokratik ve yaşanabilir bir üniversitenin her gencin hakkı olduğuna inanıyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Rektörlerin liyakatli, şeffaflığı esas alan kriterlerle başvurmasını. Yani rektör adayının başvuracağı zaman hangi kriterleri yerine getirmesi gerektiği, hangi liyakat sisteminin içinden bir şeyleri ispat etmiş olarak gelmesinin şeffaf ölçütlerini görmek istiyoruz. Sonra? Sonrasında o adaylar içinden sandık kurulacak. Kim oy kullanacak? Belli katsayılarla üniversitenin akademisyenleri oy kullanacak. Üniversitenin öğrencileri ve emekçileri oy kullanacak. Üniversite ile bağını koparmamış mezunlar oy kullanacak. Rektör adayı olmaya layık adaylar içinden bir sandıkla kim seçiliyorsa, o seçilecek. Cumhurbaşkanı sadece ve sadece onu atayabilecek arkadaşlar. Eğitimi, öğretimi, eleştirel düşünceyi, üretkenliği, inovasyonu teşvik eden, disiplinler arası yaklaşıma sahip, dijital ve yapay zeka teknolojileri desteklenen şekilde yepyeni bir eğitim - öğretim tasarımı hazırladık, onu hepinizin takdirlerinize sunacağız.” “AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞÜN KOŞULLARINI OLUŞTURACAĞIZ” “Akademisyenlerin akademik özgürlüğe, akademik etiğe ve liyakate sahip olacakları bir çalışma ortamı ve özlük koşulları oluşturacağız. Bugün TÜİK’e göre her üç üniversite mezunu gençten bir tanesi işsiz. Eurostat raporu yayınlandı, 2024. Hocalarım biliyor, ilgili arkadaşlarımız takip ediyor. İnanılmaz bir veri var. 33 ülkeye bakıyorlar. Bu 33 ülkeden sadece Türkiye’de üniversite mezunlarının işsizlik oranı, genel işsizlik oranından fazla. Yanlış duymadınız. Bir tek bu ülkede, okursan işsiz kalıyorsun. Millet iş bulmak için okuyor, meslek sahibi oluyor. Bu ülkede okuyan okumayandan daha işsiz. Sanayiye gidiyorsun, diyorsun ki, ‘Eleman ihtiyacı çok. Bize mühendis lazım değil, ara eleman lazım, aranan eleman lazım. Bir mühendis lazım on tekniker lazım. Mühendisin sürüsüne bereket aradığımız eleman yok.’ Niye yok? Doğru zamanda doğru yerde, doğru yönlendirme yapılmadığı için yok. Doğru eğitim tasarımı yapılmadığı için yok. Üniversiteyle sanayinin doğru teması olmadığı için yok. Devlet Planlama Teşkilatı kaldırıldı. Yerine kurulan, görevlendirilen yapılar bile kaldırıldığı, yok sayıldığı için yok. Ülkenin geleceği için, ülkenin iktidarının bir tasarımı yok. Öyle olunca da böyle sorunlarla karşılaşıyoruz. Utanç verici şeylerle. 18 yaşında doğru alana yönlendirilse 22 yaşında, 23 yaşında mesleğinin sahibi, güvenceli çalışan birisi olabilecekler; aynı alanda yanlış yönlendirmeyle asla iş bulamayacakları, atanamayacakları duruma geliyorlar. Bu ülkede rahmetli Ecevit’e, Allah gani gani rahmet eylesin. Dün ölüm yıldönümüydü, mezarı başındaydık. Sayın hocamı siyasete de kazandıran kişidir Bülent Ecevit. Bülent Ecevit‘in zamanında 65 bin öğretmen atanamamıştı. Tayyip Erdoğan ‘Niye atamıyorsun be adam? Madem atamayacaksın, niye okuttun?’ diyordu. Bugün 1 milyon 35 bin öğretmen mezun edilmiş ve atanmamış durumda. Öyle bir noktadayız ki, artık işin içinden nasıl çıkılacak? Bu yönetim anlayışıyla asla çıkılmayacak. O yüzden bambaşka bir bakış açısına, bambaşka bir yola, bir yöne ihtiyaç var.” “ÜNİVERSİTELERE ÖDENEK, FAİZE AYRILANIN DÖRTTE BİRİ” “129 devlet üniversitemiz var. Bunlara ayrılan ödeneği toplamı faize ayrılanın dörtte biri. Böyle bir ödenekle üniversitede ne bilim olur, ne eğitim olur, ne temizlik olur, ne özerklik, hiçbir şey olmaz. Bu yüzden bunun mutlaka artırılması lazım. Örneğin, örgün eğitimde olan 4 milyon üniversitelimiz var. Ama devlet yurdumuz bir milyon. Toplam üniversitelinin yüzde 15’ine, ama hadi açık öğretimi bunun dışına alalım. Örgün eğitimde olanların yüzde 25’ine yurt sağlayabilir durumdayız sadece. Dört öğrenciden üçünün babasının, annesinin ekonomik durumu yerinde değilse barınma sorunu var. Peki her şeyi yapmakla övünenler, ki hiçbirinin finansmanını gerçekten olması gerektiği yerden, olması gerektiği gibi yapmadıkları için, havaalanı yapıp yolcu garantisi veren, uçmayan uçaklara para ödeyenler, geçiş garantili köprüleri yaptıranlar, otoyollar yaptıranlar, TOKİ‘ye pahalı pahalı konut yaptıranlar, aklına niye gelmemiş de yurt yaptırmamışlar? Çok net. Politik bir tercih. Eskişehir garında öğrenci inince, ya da otogarında onu bir takım cemaatlerin, tarikatların masaları karşılasın, barınma sorunundan kendisine gelecek için mürit devşirme imkanı yakalasınlar diye birileri bu olanı boş bırakıyor arkadaşlar. Bu alanı boş bırakıyor. Biz gelecek seçimlerde bir Cumhuriyet Halk Partiliyi yürütmenin başına getireceğiz. O Cumhuriyet Halk Partili ilk telefonunu TOKİ’nin Başkanına açacak. Diyecek ki, ‘İlk talimatımdır. Bir yıl süreniz var. Cumhuriyet yurtlarını inşa edin, her üniversite öğrencisine yetecek yurt olacaktır.’” “ÖĞRENCİ KREDİSİ HEDEFİMİZ KADEMELİ OLARAK 1,5 ÇEYREK ALTINDIR” “Üniversite öğrencisi, yine Erdoğan’dan konuşacağız. Hiç gözünün yaşına bakmadan hatırlatacağız. Ya yaşına hürmetim var. Onun yoktu kimsenin yaşına hürmeti. Erdoğan kendi benim yaşımdaydı, rahmetli Erbakan onun yaşındaydı. ‘Yaş 70, iş bitmiş’ diyordu kendini yetiştiren hocaya. Oysa bizi yetiştiren hocaya kim diyebilir ‘Yaş 70, iş bitmiş.’ Ya da rahmetli Ecevit‘e ‘Ölünce mi bırakacaksın be adam? Bırak biraz da gençler yönetsin’ diyordu. O Ecevit’in o kadar hakkını yedi, o kadar ahını aldı ki, fitil fitil burnundan çıkıyor. Ne olmuştu? Deprem olmuştu. Deprem İstanbul, İzmit, Yalova, Gebze. Hepimizi perişan etti. Depremden üç gün sonra, daha depremin üçüncü günü, ‘Çadır bekleyenler var, hükümet istifa’ diyordu. 2023’te 6 Şubat‘ta depremin 33’üncü gününde çadır bekleyenler vardı. Kızılay, depremin üçüncü gününde çadır dağıtmak yerine, çadır satmıştı. 33’üncü gün, ‘Üç günde çadır veremeyen Başbakan istifa etsin’ diyen, 33’üncü gün bu soruları duymazdan geliyordu. Şimdi de dediği lafa bakın. ‘Biz geldiğimizde Ecevit’in verdiği burs 45 liracıktı. Biz onu şimdi 3 bin lira yaptık’ diyor. Gençler, bana en çok kızdığı şey, ‘Çıkmış bütün Türkiye’yi geziyor sarraf sarraf, kuyumcu dolaşıyor. Altın hesabı yapıyor’ diyor. Bir altın hesabı da sizin için yaptım. Karşıdaki en yakın kuyumcuya girin yapın. ‘45 liracık’ Ecevit‘in son verdiği yani Ekim 2002’de ‘45 liracık’ üniversite bursu 30 liracık olan çeyrek altından 1,5 tane alıyormuş. Bugün çeyrek altın 11 bin lira. Ecevit‘in verdiği 1,5 çeyrek altını versen, üniversite bursunun 16 bin 500 lira olması lazım. ‘3 bin lira yaptım’ diye övünüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında kademeli olarak 1,5 çeyrek altın hedeftir. Ancak iktidara geldikten bir yıl sonra öğrenci bursları bugünkü parayla, bugünkü kurla 11 bin 500 liraya, bir çeyrek altın düzeyine çıkarılacak. Sonra kademeli olarak 1,5 çeyrek altın hedefine ulaşılacaktır.” “NİTELİKLİ EĞİTİMİ SINIFSAL BİR AYRIM OLMAKTAN ÇIKARACAĞIZ” “Bizim gençliğimizde devlet tiyatrolarına giderdik, bizi yormayacak bilet ücretleri ile öğrenci bileti ücretleri ile oyun izlerdik. Geçen yıla kadar da bilet fiyatları uygundu ve salon açısından tek fiyat vardı. Ama şimdi Erdoğan’ın atadığı genel müdür bir kast sistemi getirmiş tiyatrolarda. Biletler önde pahalı, arkada ucuz. Ve 115 lira olan bileti 450 liraya çıkarmışlar. Yüzde 290, bire üç artırmışlar. Geçen sene 115 liraya en önden izlediğin oyunu, şimdi 490 lira verirsen arka sıralardan izleyebiliyorsun. Üniversite öğrencilerinin tiyatro, ki Eskişehir’de ne kadar önemli olduğunu, ne kadar değer verdiğinizi biliyorum, bu noktaya gelmiş durumda. Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyelerinde 77’nci yurdu geçen hafta Şişli’de açtım. İstanbul’daki yurt sayısı sıfırdı, 16’ya çıkardık. Türkiye’de de yurt sayımızı 77’ye çıkardık. Bu dönemin sonunda hedefimiz 100’dür. Ama biraz önce söylediğim gibi iktidarımızda belediyelerin yurt yapmasına dahi ihtiyaç kalmayacak, devlet Kredi Yurtlar Kurumu ihtiyacı olan her öğrenciye bu yurdu sağlayacaktır. Nitelikli eğitimin sınıfsal bir imkan, bir ayrım olmaktan en kısa sürede çıkaracağız. Gençlerin nitelikli eğitim aldığı, ekonomik güvenceye sahip olabildiği, barınma imkanlarına erişebildiği bir üniversite ortamını hep birlikte oluşturacağız.” “CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN SIRALARI GENÇLERİ BEKLEMEKTEDİR” “Buradan salondaki genç arkadaşlarımıza şunu söylemek isterim. Sizi hangi siyasi partide olursa olsun siyasete davet ediyorum. Çünkü siyaset kendi dışında olan, sözünü içeriden kurmayan, mekanizmalarına etki etmeyenlerin sesini duymuyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, şimdi kendisini anmak isterim. Türkiye’de ilk gençlik kotasını önceki Genel Başkanlarımızdan Murat Karayalçın hayata geçirmiştir. Partimizle birleşen CHP’nin tüzüğünde yüzde 20 gençlik kotası koymuştur. Burada Gençlik Kolları Genel Başkanım Cem Aydın var, Gençlik Politikalarından Sorumlu Gölge Bakanımız, Gençlik ve Spor Bakanımız Sevgi Kılıç var. Arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi’nin gençlerle ilgili bütün süreçlerinde çok güçlü bir gençlik kollarıyla, üye sayımız iki milyona ulaştı. Son yedi ayda 600 binden fazla üye kazandık. Bunların çok önemli bir kısmı, yarıdan fazlası genç ve kadın üyelerden oluşuyor. Parti zaten gençlere önem veren bir parti. Bülent Ecevit 32 yaşında partiden milletvekili olmuş, 36 yaşında bakan olmuş, 47 yaşında genel başkan olmuş birisi. Ahmet Taner Kışlalı’dan tutun Deniz Baykal’a, Önder Sav’a. Ama maalesef 1970’lerin 30’lu yaşlarındaki gençleri; yerlerini 1990’larda, 2000’lerde, 30’lu 20’li yaşlarda gençlere bırakamadıkları için, hem 12 Eylül’ün örgütlenmeyi ortadan kaldıran, siyaseti uzaklaşan, gençlerin istemediği, ailelerinin ‘Uzak durun’ dediği bir yere getirdiği için bu hale geldi. Biz şimdi seçildiğinde, geçen iki yıl önce 42 yaşında olan bir PM ile partiyi yönetiyoruz. MYK’mızın yaş ortalaması 44’tür. Partimizde gençlik kotası kademeli olarak yüzde 25’e kadar artırılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’nde geçmişteki bazı tüzük uygulamalarında, örneğin işte ‘Gençlik kotasını uygula, kadın kotasını uygula, üç kişiden biri kadın olacak, beş kişiden biri genç olacak ya da dört kişiden biri genç olacak’ şimdiki uygulamayla, o zaman beş kişiden biri. 20 kişilik listenin son beşine yazarlar bunları. Ve seçilmeyecek yerden kota doldurulurdu. Pencere uygulaması getirdik. Her ilk üçten biri kadın, ikinci üçten biri kadın, ilk beşten biri genç, ikinci beşten, üçüncü beşten biri genç. Bu sayede belediye meclislerimiz gençleşti, parti meclisimiz zaten gençleşti. Göreceksiniz gelecek dönem Cumhuriyet Halk Partisi ümit ediyorum 300’ün üzerinde bir milletvekili ile temsil edilecek parlamentoda. O parlamentonun koltukları gençlere açıktır, gençleri beklemektedir Cumhuriyet Halk Parti’nin sıraları. Bakanlık koltukları gençleri beklemektedir. Cumhuriyet Halk Partisi gençlerin partisi olarak, gençler için hayal kuran bir partidir.” “NASIL BERTARAF EDİLDİĞİNİ TÜM DÜNYA BİLİR” “Devlet Bey’le benim aramda bir fark var. O da beka sorunları tarif ediyor, ben de beka sorunu tarif ediyorum. Devlet Bey’in tarif ettiği beka sorununda ‘Dünyanın güçlü ülkelerinin Türkiye’de gözü var, bu beka sorunudur’ diyor. Evet bu varsa beka sorunudur. 100 yıl önce denediler. O beka sorunu nasıl bertaraf edildi, bütün dünya bunu bilir. İhtiyaç olursa gözümüzü kırpmayacağımızı da bilir. Ama ben başka bir beka sorunu görüyorum. Anketlere bakıyorum, her dört gençten bir tanesi Türkiye’de kalmayı, üç tanesi fırsatını bulursa dünyanın gelişmiş ülkelerine gitmeyi hayal ediyor. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hayal kurması beka sorunu değildir. Türkiye’nin gençlerinin o ülkelerde hayal kurması beka sorunudur. Bunu ortadan kaldıracağız. Seçim akşamı demiştim, valizleri zihinlerinde toplamış gençler, ki en kötüsü bu. Valiz toplamının iki evresi var arkadaşlar yapılan çalışmalarda. İlk ve uzun evresi 2,5 - 3 yıl sürüyor. Zihnin valizin zihninde toplanması, kopuş fikri. Ama o fikir yerleşince valizi yatağın üstüne atıp içini doldurmak 15 dakika. O yüzden ‘Zihinlerinde valizlerini toplamış gençlerin bir seçim daha kalmaya karar verdiklerini’ söylemiştim. O gençlere diyorum ki; biliyorum zor, katlanmak zor. Ama sandık da geliyor. Lütfen 31 Mart gecesi kalmakla ilgili verdiğiniz karardan vazgeçmeyin.” “HER SABAH BİR KORKU GARK ETMEYE ÇALIŞIYORLAR” “Bu sabah kalktık, gazeteci arkadaşlarımız, dünya kadar gazeteci yine gözaltına alınmış. Her sabah bir korkuya gark etmeye çalışıyorlar. Ama taktik bu. Umudu örgütleyemeyenler, sevgiyi büyütemeyenler, korkuyu örgütlemeyi, tehdidi büyütmeyi kendilerine yol seçmişler. Böyle kalabileceklerini düşünüyorlar iktidarda. Oysaki karanlığın panzehri yanan bir tek ışıktır. Günün en karanlık zamanı, sabahın en yakın olduğu zamandır. Hiçbir zaman sonunda kötüler kazanmaz. Kötüler kaybeder, iyiler kazanır. Gece kazanmaz, güneş doğar, gündüz kazanır. Karanlık yerine aydınlık kazanır. Hurafe yerine bilim kazanır. Tembele karşı çalışkan kazanır. Korkağa karşı cesur olanlar kazanır. Ben hepinize inanıyorum ve güveniyorum. Bu darbe kurumunun kuruluşunun 44’ncü yılında inşallah YÖK’ün yok oluşunun, YÖK’ün defin töreninde de iktidarımızda bir 6 Kasım’da Eskişehir’de buluşmak üzere hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan Güven Tazeledi Haber

İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan Güven Tazeledi

İYİ Parti Eskişehir 4'üncü Olağan İl Kongresi, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun katılımı ile Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu'nun katılımı ile gerçekleştirilen kongreye, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, İYİ Parti Milletvekilleri, İYİ Parti Genel Merkez Yöneticileri, Siyasi Parti Temsilcileri, Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileri ile partililer katıldı. Kongrenin açılış konuşmasını yapan İlçe Başkanı Serdar Ulucan şu ifadelere yer verdi; Saygıdeğer Genel Başkanım, Değerli divan, Sayın Genel Başkan Yardımcılarım, Değerli Milletvekillerimiz, Partimizin kıymetli Genel Merkez yöneticileri, Büyükşehir ve İlçe Belediye Başkanlarımız, Siyasi partilerimizin değerli temsilcileri, Eskişehir İl ve İlçe Teşkilatlarımızın çok kıymetli Başkanları, Sivil toplum kuruluşlarımızın değerli başkanları ve temsilcileri, Demokrasimizin temel taşı olan kıymetli muhtarlarımız, Basınımızın fedakâr emekçileri ve çok değerli hazirun, Hepinizi en içten sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Bugün burada, aziz vatanımızı yeniden hak ettiği aydınlığa kavuşturacak olan milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı anlayışın bayraktarı İYİ Parti’nin Eskişehir’deki 4. Olağan İl Kongresi’nde bir aradayız. Bu kutlu gün, yalnızca bir kongre değil; bir yenilenme, bir kararlılık ve bir inanç beyanıdır. Saygıdeğer Genel Başkanımız Musavat Dervişoğlu’nun Eskişehir’e teşrifleri, bizlere yeni bir mücadele azmi ve kararlılığı aşılamıştır. Hoş geldiniz Sayın Genel Başkanım; varlığınız bizlere güç, moral ve onur vermektedir. Bizler inanıyoruz ki, Türkiye’nin yarınlarını inşa edecek olan irade; bu salondaki vatansever, çalışkan ve cesur kadrolardır. Bizler, bu ülkenin umudunu diri tutan, milletin vicdanında yer etmiş “İYİ’ler hareketinin” mensuplarıyız. Bu inançla çıktığımız yolda; birlik, beraberlik ve adalet rehberimiz, milletimiz en büyük gücümüzdür. “Ben varlığını Türk varlığına adamış bir memleket evladıyım!” Bu söz, sadece bir ifade değil; benim hayatımın, duruşumun, mücadelesimin özetidir. Bu inançla çıktım yola. Doğup büyüdüğüm, havasını soluduğum, suyunu içtiğim Eskişehir’in her köşesinde, bu toprağın insanına hizmet etmek, onların sesine kulak vermek, dertlerine çare olmak için mücadele ettim. Bu şehir, sadece taşından toprağından ibaret değildir; Yunus’un hoşgörüsünü, Nasreddin Hoca’nın aklını,Seyyid Sultan Şücaaddin Veli inancını. Şehit Gün Sazak’ın hayallerini taşımaktadır. Biz de o ruhla, samimiyetle, gayretle, inançla çalışıyoruz. Bu mücadelede hiçbir zaman makamın, unvanın, koltuğun peşinde olmadım. Benim için esas olan, milletimin onurunu, Eskişehir’in geleceğini savunmaktı. Birileri konuşurken biz koştuk, Birileri menfaat peşindeyken biz adaletin izinde yürüdük. Çünkü biliyorduk ki; bu ülke sevdayla, bu şehir inançla, bu dava yürekle taşınır! Her adımda, her zorlukta, her dönemeçte kalbimizde tek bir inanç vardı: “Türk milleti için, Eskişehir için, gelecek nesiller için…” Bugün burada, bu kongrede bir kez daha aynı inançla söz veriyorum: Ne olursa olsun, Türk’ün iradesine, milletin egemenliğine, vatanın bütünlüğüne sahip çıkmaya devam edeceğim. Çünkü ben bu davaya gönül verdim, Çünkü ben varlığını Türk varlığına adamış bir memleket evladıyım! Çünkü hepimiz biliyoruz: Teşkilatlar yönlendirilirse değil, yön verirlerse büyür. Bizim davamızın gücü de buradan gelir! Eskişehir teşkilatlarımız, bugüne kadar hiçbir zaman talimatla değil, milletin vicdanıyla, aklın ve yüreğin rehberliğiyle hareket etti. Şimdi önümüzde yeni bir yol, yeni bir dönem var. Bu il kongresi, sadece bir seçim değil; Eskişehir’in yeniden dirilişinin, Türk milliyetçiliğinin yeniden şahlanışının bir adımıdır. Bizim yolumuz açık, çünkü yönümüz belli: Millet, memleket ve Eskişehir’in geleceği! Ne diyor Yunus Emre; “Dervişlik olaydı taç ile hırka, biz de alırdık otuza kırka…” Ama o cümlede asıl mesele hırka değil; dürüstlük, ahlak, adanmışlık. Biz de bu yola çıkarken taç için değil, millet için, hırka için değil, hakkaniyet için yürüdük. Bizim gücümüz koltukta değil, vicdanda ve yüreklerde. Biz Yunus’un evlatlarıyız. Biz, hakikatte eğilmeden, rüzgâra dönmeden, doğruluğu namus bilen bir teşkilatız. Çünkü biliyoruz: Bir hareketin büyüklüğü, tabelasında değil; teşkilatının inancında, samimiyetinde, emeğinde gizlidir. Biz İYİ Parti teşkilatıyız, Gücün değil, hakkın yanında olduk. Korkunun değil, umudun sesi olduk. Birlikte yürürken kimseden menfaat beklemedik; çünkü biz menfaate değil, milletine inanan bir dava hareketiyiz. Bugün bu kongre, yalnızca bir seçim değil; yeniden dirilişin, yeniden inanmışlığın adıdır. Biz varız, çünkü inanıyoruz: Bu ülkenin kalbinde hâlâ iyilik var, adalet var, vicdan var ve o kalbin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir Kıymetli dava arkadaşlarım, Bu topraklarda makam geçicidir ama milletin hizmeti ebedidir. Biz, güce paraya tapmadık; boyun eğmedik, kul olmadık. Biz, Türk milletinin şanlı tarihine, Cumhuriyetimizin kutlu değerlerine, Atatürk’ün aydınlık yoluna sadakatle bağlı kaldık. Bugün bu kürsüden bir kez daha söylüyorum: Biz varız! Biz buradayız! Ve biz, hak için, halk için, Cumhuriyet için mücadele etmeye devam edeceğiz! Çünkü biz; iyi oynayanların değil, iyi olanların mutlaka bir gün kazanacağına inanan, kutlu bir davanın atsız neferleriyiz. Saygıdeğer Genel Başkanım, Ben sizden; cesaretin, vicdanın ve adaletin sadece birer kelime değil, birer duruş olduğunu öğrendim.Ben sizden, siyasetin bir makam değil, bir emanet olduğunu öğrendim. Ve ben sizden, bu emaneti taşırken baş eğmeden, doğru bildiğinden sapmadan yürümeyi öğrendim. Bugün burada, Eskişehir teşkilatımızın her bir ferdiyle birlikte o duruşun, o kararlılığın bir yansıması olarak karşınızdayız. Çünkü biz, inandığı yoldan dönmeyenlerin, menfaat yerine memleket diyenlerin, “önce millet, önce vatan” diyenlerin yolundayız. Teşkilatım adına söz veriyorum; İYİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı olarak biz, sizin öğrettiğiniz o mücadele ruhunu, o tertemiz inancı son nefesimize kadar yaşatacağız. Sözlerime son verirken, Eskişehir İl Kongremizin öncelikle şehrimize, ardından da aziz vatanımıza hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Artık, iyi oynayanların değil; gerçekten iyi olanların kazandığı bir düzenin hâkim olmasını yüce Allah’tan temenni ediyorum. Ve buradan, huzurlarınızda bir kez daha, Saygıdeğer Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi; Talihi de, tarihi de değiştirmek için son nefesimize kadar mücadele edeceğimizi tüm samimiyetimle ve kararlılığımla yeniden beyan ediyorum. Hepinize katılımlarınız, destekleriniz ve inancınız için en içten teşekkürlerimi sunuyor; Kongremizin, partimize, milletimize ve Türkiye’ye hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Tanrı Türk’ü korusun! O zaten yücedir. Varlığımız, Türk varlığına armağan olsun! Ne mutlu Türküm diyene!" Tek listeyle gidilen İYİ Parti Eskişehir 4'üncü Olağan İl Kongresi’nde kongreye katılan 473 delegenin tamamının oyunu alan mevcut İl Başkanı ve İl Başkan Adayı Serdar Ulucan güven tazeleyerek tekrar İl Başkanlığına seçildi. Yönetim Kurulu ise şu isimlerden oluştu; Ahmet Aydın, Ayhan Denizli, Ayperi Vural, Ayşen İçinak, Ayten Yıldırım, Bahar Sandal, Burcu İmrek, Bülent Kocabaş, Canan Rüzger Temiz El, Cevat Aydoğdu, Dilek Buğrul, Ekrem Küçükbalaban, Engin Dik, Erol Alper Gürsoy, Erol Çankaya, Ersin Uysal, Fatma Gül Özcan, Halil İbrahim Cangöz, Halime Dönmez Karatay, Hamza Altuner, Hayati Yendi, Irmak Oktay Eroy, İlyas Yiğit, İsmail Hakkı Yılancı, İzzet Altın, Kani Ülkümen, Kerem Akyıl, Leyla Çam, Mehmet Ali Baysak, Mehmet Karayavuz, Mehmet Sevim, Metin Eyvaz, Mevlüt Küçük, Mukaddes Diker, Mustafa Uğur Günaydın, Nihat Turan, Oğuzhan Sak, Orhan Gökçe, Ramazan Bayraklı, Reşat Çobansoy, Salih Çetin, Salih Yıldırım, Sedat Taşdemir, Serdar Çiğdem, Serkan Akçalı, Tamer Toraman, Turgut Seliti, Yavuz Yıldırım, Yıldız Boz

Uzun Çarşı Boydan Boya! Buyurun Gelin, Bekliyoruz! Haber

Uzun Çarşı Boydan Boya! Buyurun Gelin, Bekliyoruz!

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Abdullah Öcalan'ı getirtip konuşturacağını zanneden varsa Uzun Çarşı boydan boya gelsinler bakalım. Abdullah Öcalan’ı umut hakkı çerçevesinde serbest bırakacağını düşünen varsa buyursun gelsinler, Uzun Çarşı boydan boya. Bu milletin birliğini, dirliğini, dilini, beraberliğini bozmaya cesaret edecek olanlar varsa; işte onlar orada, Türk milleti de burada. Uzun Çarşı boydan boya! Buyurun gelin, bekliyoruz” dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta arasında Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaşanan tartışmaya değinen Dervişoğlu, “Erhan Usta’nın söylediği sözlerin, yönelttiği eleştirilerin, sorduğu soruların sonuna kadar arkasındayım” diye ekledi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Eskişehir 4. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. İYİ Parti’nin kurulma aşamasında oynanmak istenen oyunlara ve partiye vade biçilme çabalarına işaret eden Dervişoğlu, Bunların hepsini müştereken yaşadık. Hangi zorlukları geçerek bu noktaya geldiğimizi benden iyi biliyorsunuz. Ben ‘Şöyle, böyle olaylar yaşadık’ diyerek, bundan siyaseten sığ ve çiğ bir söylem üretmekten yana değilim. Ama eğer bir kötülüğün muhatabı kılınmak isteniyorsak herkes bilmelidir ki; biz sadece İYİ Parti değiliz, aynı zamanda da cesurlar hareketiyiz. Her zorluğa her ihanete her bize yöneltilmiş olumsuzluğa karşı da direnç göstermeyi biliriz. Siyasi ömrümüzde vade biçmişlerdi. Gelsinler Eskişehir'de görsünler, İYİ Parti bitmiş mi?” dedi. “Cehennemin dibine kadar yolları var” İYİ Parti’yi bitirmek için milletvekili transferleri yaptıklarını savunan Dervişoğlu, “Bunlardan bir tanesi de sizin helal oylarınızla seçilmiş ama haramzadelere teslim olmuş biri. Onlara ne zaman cevap vereceğimizi göreceksiniz, zaman gösterecek. Sandık bu milletin önüne geldiğinde, millet kimi nasıl ödüllendirecek, kime de hangi cezayı verecek göreceksiniz. Şimdi o dönemlerde bunlar çok rahat yapıldı. Neden? Çünkü herkesin ortak bir kabulü ve inanmışlığı vardı. İYİ Parti'nin siyasi ömrünün tükeneceğine inanmışlardı. O dönemlerde bu gidişler gelişler olduğunda da hiç kimse bir şey söylemiyordu. Başta ben olmak üzere, bu partiden ayrılmak isteyen bir tek kişiye kararını değiştirmesi noktasında tek bir kelam sarf etmedim. Çünkü ben siyasetin gidenlerle değil, kalanlarla yapılacağına tecrübeyle sınanmış birisiyim. Buradan bir kişiyi kaybedersem sabahlara kadar uykusuz kalırım ama gidenler gittiği yere kadar gitsinler. Cehennemin dibine kadar yolları var. Siyasi cennette gittikleri kanaatini de taşımıyorum. Elbette ki ödeyecekleri bir bedel var. Demokrasilerde bu bedelleri millet ödetir” ifadesini kullandı. “Birbirinizi öyle sıkı sarılacaksınız ki aranıza şeytan sızamayacak” O dönemlerde çok fazla etkilenmediklerini belirten Dervişoğlu, “Ama şimdiki kayıplarımızdan etkileniriz. Bunu asla ve kata aklınızdan çıkarmayın. Onun için birbirinize sıkı sıkıya sarılmak mecburiyetindesiniz. Karıncalar gibi çalışmak, arılar gibi bal üretmek mecburiyetindesiniz. Yatarak siyaset yapılamaz. Dün bizi hiç kimse yerimizde tutunacağımızı ön görmeyerek önemsemiyordu belki ama artık bilin; siz büyüdünüz, partinizi büyüttünüz. Partiniz Türk siyasi hayatında vazgeçilmez bir temel yapıya dönüştü ve toplumun büyük kesimi tarafından vazgeçilmez tek kale haline geldi. Artık bilin ki içeriden de dışarıdan da düşmanlar olacaktır. Bizi çok fazla rahat bırakmamak için, içeriden ve dışarıdan bir takım olumsuz işlerle karşı karşıya kalma ihtimalimiz muhtemeldir. İYİ Parti’yi büyüttünüz, itibarını yükselttiniz diyorum. Bunu hazmedemeyenler olacaktır. Türkiye'de demokrasiyi katletmek isteyenler buna rıza göstermeyecektir. Türkiye'de adaleti yok etmek isteyenler buna karşı bir direnç sergileyeceklerdir. İYİ Parti’nin üzerine birtakım oyunlar, birtakım senaryolar kurgulamak isteyeceklerdir. Bunlara karşı son derece uyanık olmanızı öneriyorum. Birbirinizi öyle sıkı sarılacaksınız ki aranıza şeytan sızamayacak” şeklinde konuştu. “Milletin emeğinden çalınanları, karınlarından çıkarmak boynumuzun borcu” Gerçekleştirdiği ziyaretler sırasında halinden memnun bir tek kişiye bile rastlamadığını kaydeden Dervişoğlu, “Ne tarlasını eken ve toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamayan çiftçi memnundur. Ne kepenk kapatmak mecburiyetinde kalan kredi, faiz ve SGK borçlarıyla uğraşan esnaf halinden memnundur. Ne sanayici halinden memnundur. Emekli zaten açlık sınırının altında hayatını idame ettirmek ve tenceresini kaynatamamaktan muzdariptir. Memur zor şartlarda hayatını idame ettirmeye çabalamaktadır. Velhasıl Türkiye'de halinden memnun hiç kimseye rastlanmamaktadır. Halinden memnun olan sadece bu iktidar ve bu iktidarın yandaşlarıdır. Çalmakla doymayanlar, geleceğe taşıyacakları bir şey olmadığını bilmelerine rağmen hallerinden memnundur. O haramzade çetesinin, bu milletin emeğinden çalıp da kursaklarından geçirdiklerini onların karınlarından çıkarmak da boynumuzun borcu olmalıdır” değerlendirmesini yaptı. “Türkiye'nin tükenişine vesile olabilecek bir bütçeyle karşı karşıyayız” Tükeniş Bütçesi dediği 2026 bütçesine dair eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Bu bütçenin şimdiden 2 trilyon 700 milyar açık vereceği ve yine bütçeden 2 trilyon 700 milyar lira faiz ödeneceğini görüyoruz. Bu bütçede para kur ve faiz politikalarına dair milletin refahına vesile olabilecek hiçbir düzenleme yok. Bu bütçede kamu maliyesinin israfını engelleyecek hiçbir düzenleme yok. Bu bütçede yapısal reformlarla ilgili hiçbir düzenleme yok. Dolayısıyla Türkiye'nin tükenişine vesile olabilecek bir bütçeyle karşı karşıyayız. Parlamentoda görev yaptığımız zamanlar içerisinde, bürokratlar tarafından saraydan hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderilen bütçenin tek bir kelimesini tek bir rakamını Meclis değiştirmeye muvaffak olamamıştır. Saraydan binlerce sayfa dokümanla gelen bütçe, iktidarın oy çokluğuyla onaylanmış ve yaşama geçirilmiştir. Yine aynı durumla karşı karşıyayız ama bu duruma karşı sessiz kalabilme ihtimalimiz söz konusu değildir” dedi. “İşte o zaman anladım ki; hepsi bir, biz tekiz” TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta arasında Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaşanan tartışmaya değinen Dervişoğlu, “Aman efendim, nasıl konuşuyormuşuz diye Türkiye ayağa kalk. Sorduğu soru da çok manidar değil. Türkiye'nin bildiği bir gerçeği ifade etti ama bütün Türkiye'nin bildiği bir gerçeğin dile getirilmesinden bile o denli rahatsız oldular ki, bu anlamsız tepkiye anlam yükleyebilmek için zihnimde çaba sarf ettim Hadi ben Numan Kurtulmuş’u biliyor ve tanıyorum. Onun böyle bir şeye tepki göstermesi son derece de normal geliyor. Ama Türkiye'de neredeyse bütün siyasi partilerin sözcüleri sayın Erhan Usta'nın yapmış olduğu eleştirilerin üslubunu tartışmaya başladı. İşte o zaman anladım ki hepsi bir yana, biz tekiz tek.” ifadelerini kullandı. “Bu soruları sormayalım mı?” Usta’nın yönelttiği soruları hatırlatan Dervişoğlu, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’na ‘Siz bir komisyon kurdunuz. Meclis iç tüzüğüne göre sizin böyle bir yetkiniz yok. Olmayan bir yetkiyle bu komisyonu nasıl kurdunuz? Bu soruyu cevaplayın’ dedi. Biz Türkiye’de bu soruyu soramayacak mıyız? ‘Türkiye'de birinci açılım süreci esnasında. Abdullah Öcalan denen cani İmralı'da ziyaret edilince, o zamanki adıyla bir hakikat komisyonu kurulmasını arzuladığını dile getirmiş. Kurmuş olduğunuz bu komisyonu, Abdullah Öcalan'ın bu emeline hizmet etmiş olmaz mı?’ diye sordu. Biz şimdi bu soruyu sormayacak mıyız? ‘Sizin Abdullah Öcalan sevdamızı anlıyorum. Ama Abdullah Öcalan 2013 yılında -bir anayasa konvansiyonu kurulursa Sayın Numan Kurtulmuş'tan istifade edilmesi gerekiyor- diyor. Abdullah Öcalan'ın bu Numan Kurtulmuş sevdası nereden geliyor’ diye soruyor. Sormayalım mı Eskişehirliler? Meclis Başkanı bunların hiçbirine herhangi bir cevap vermeden kalkıyor, üslubu yönüyle de parti sözümüzü ağır bir dille eleştiriyor. Buradan söylüyorum; Erhan Usta’nın söylediği sözlerin, yönelttiği eleştirilerin, sorduğu soruların sonuna kadar arkasında durmaya devam edeceğim” şeklinde konuştu. “Uzun Çarşı boydan boya!” Süreç kapsamında kurulan komisyona katılmadıklarını hatırlatan Dervişoğlu, “Ne demişlerdi bizlere ‘Herhangi bir pazarlık yok, örgüt silah bırakacak, Türkiye'de barış olacak’ Peki Türkiye bugünlerde neyi konuşuyor? Abdullah Öcalan'a komisyon gidecek ziyarette bulunacak mı, onu konuşuyor. Peki neyi konuşuyor? ‘Umut hakkı üzerinden özgürlüğüne kavuşturulacak mı? Bir siyasi af durumu söz konusu olabilecek mi?’ Örgüt neyi söylüyor? ‘Abdullah Öcalan serbest bırakılmadan silahları bırakmayız’ diyor. Bunların hiçbiri benim lafım değil, sizin de lafınız değil. Bunlar örgüt mensuplarının lafı. Bu komisyonu kuran Cumhur İttifakı'nın oluşturduğu siyasi yapıların lafı. Ne söylüyorlarsa kendileri söylüyorlar. Anayasa’dan Türklüğün çıkarılabilmesi için 66. Madde’yi, ana dilde eğitimi mümkün kılabilmek ve dil çokluğuna vesile olabilmek için ana dilde eğitim meselesinin gündeme getirilmesini ben söylemiyorum. Biz sadece bunların niyetlerini ifşa ediyoruz. Yapmak istediklerinin neye mal olacağını anlatmaya çalışıyoruz. Türkiye elbette ki 3-5 tane eşkıyanın ya da onları destekleyen emperyalist güçlerin mücadelesiyle yıkılacak kadar ucuz bir devlet değildir, biz bunu biliyoruz. Biliyoruz ama tartışılmaz değerlerimizin tartışma masasına yatırılması suretiyle aşındırılmasına rıza göstermediğimizi ifade etmek amacıyla karşı çıktığımızı dile getiriyoruz. Bizim söylediğimiz bir şey yok. Biz zaten en başında söylemişiz kardeşim, daha ne söyleyeceğiz? ‘Cumhuriyeti yıktırtmayacağız. Bu büyük milleti böldürtmeyeceğiz. Kardeşliğimize zarar verdirtmeyeceğiz’ demişiz. Bu meseleler tartışılsın istiyorlar, hiç boş yere tartışmayın. Eğer gücünüz yetiyorsa yaşama geçirin. Bakın söylüyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Abdullah Öcalan'ı getirtip konuşturacağını zanneden varsa Uzun Çarşı boydan boya gelsinler bakalım. Abdullah Öcalan’ı umut hakkı çerçevesinde serbest bırakacağını düşünen varsa buyursun gelsinler, Uzun Çarşı boydan boya. Bu milletin birliğini, dirliğini, dilini, beraberliğini bozmaya cesaret edecek olanlar varsa; işte onlar orada, Türk milleti de burada. Uzun Çarşı boydan boya, buyurun gelin bekliyoruz. Hepiniz bir, biz tekiz” diye ekledi. “Bu memlekette açlık varsa iman zafiyeti içindedir” Türkiye’nin AK Parti iktidarı dönemindeki değişikliklerine değinen Dervişoğlu, “Bunların zamanında deist ve ateist sayısı arttı. Bunların zamanında gençlerimiz arasında en çok din değiştirme zuhur etti. Dini istismar ederek dinden çıkanın yönettiği bir ülke konumuna geldiğimiz için bunlarla karşı karşıya kaldık. Kimsenin imanını sorgulamak gibi de bir şeyimiz yok. Ama ben imanı sadece secdeye gelmekle ya da elleri açıp Allah'a yakalamakla tarif etmiyorum. Bu memlekette açlık varsa iman zafiyeti içindedir. Bu memlekette yoksulluk varsa, bu memlekette yolsuzluk varsa, bu memlekette liyakatsizlik varsa, bu memlekette haksızlık, hukuksuzluk varsa sabahtan akşama kadar secdeden başınızı kaldırmazsanız bile imanınız tartışılır. Bu açık ve net bir durumdur. Bu gerçekleri göreceğiz. Biz şimdi asgari ücreti konuşmayalım mı? Açlık sınırının 30 bin liranın üzerine çıktığı, yoksulluk sınırının 100 bin liraya yaklaştığı bir dönemde, asgari ücret olarak 30 bin lira bile olmayacak bir rakamın tartışılıyor olmasını konuşmayacak mıyız? Bunu konuştuğumuzda haksızlık, hukuksuzluk, seviyesizlik mi yapmış olacağız?” dedi. “İYİ Parti bunlara sessiz mi kalsın?” Türkiye ve Almanya’nın İngiltere’den gerçekleştirdiği uçak alımlarındaki fiyat farkına işaret eden Dervişoğlu, “Almanya'nın almış olduğu uçak bizim aldığımızdan 235 milyon pound ucuz. Adamlar 165 milyona almışlar, biz 400 milyona almışız. 20 tane uçak için bu fakir milletin cebinden çıkacak olan paranın Türk lirası karşılığı 263 milyar. Bu para kimin cebine giriyor diye sormayacak mıyız? Bu nasıl bir iştir? Bu millet buna nasıl sessiz ve seyirci kalsın? İYİ Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu yolsuzluğu, bu usulsüzlüğü dile getirmesin mi? Dile getirdiği zaman da iktidara karşı seviyesizlik mi yapmış olacak? Böyle bir saçmalık söz konusu olabilir mi? Tarlasını ekip toprağa düşürdüğü terinin karşılığını alamayan çiftçinin hakkını savunmak noktasında İYİ Parti sessiz mi kalsın? Gençler üstlerine başlarına çeki düzen verip işe gitmeleri gerekirken, valizlerini toplayıp yurt dışına kaçmak için yer arıyor. İYİ Parti buna sessiz mi kalsın? Esnaf borçlarıyla, vergisiyle uğraşıyor. İYİ Parti buna sessiz mi kalsın?” diye sordu. “Rahatsız etmeye devam edeceğiz” İYİ Parti, nerede haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik varsa orada ses çıkarmak için kurulduğunu vurgulayan Dervişoğlu, İYİ Parti’yi şahıslar kurmadı, İYİ Parti'yi büyük Türk milleti kurdu. İYİ Parti millet adına konuşmaya sonuna kadar devam edecektir. İYİ Parti’nin üslubundan rahatsız olduğunu söyleyen varsa herkes iyi bilsin ki; onları rahatsız etmeye devam edeceğiz. Yine altını çizerek ifade ediyorum, onları rahatsız etmemizden rahatsız olanlar varsa, onları da sonuna kadar rahatsız etmeye devam edeceğiz. Kimse bizim üzerimizden başka yerlerle ve yapılarla pazarlık yapabilme imkanına sahip olmayacak, olamayacak” ifadelerini kullandı. “Milliyetçilerin birliğini elbette önemsiyorum ama…” Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerde bulunarak parlamenter demokratik sisteme geçiş için verdiklerini sözün arkasında olduklarının altını çizen Dervişoğlu, “Her geçen gün tek adamlığa evrilen ve dışarıdan bakıldığında da meşruiyet tartışması yaratan bu otokratlaşmaya son vereceğiz. Bunun yapılabilmesi için milletin bize desteğinin arttırılması lazım. İYİ Parti emekleriniz ve çabalarımızla Türk siyasetinin vazgeçilmez siyasi kurumlarından birisi haline geldi. Bazen anketlerde yüzde 9-10 çıkıyor. Arkadaşlarımızın bundan memnun olduklarını görüyorum. Yüzde 10 bize yetmez. Bizi yüzde 10-12’lerde sıkıştırmak için bir takım siyaset mühendisleri çeşitli manipülasyonlar da yapıyor olabilir. Bütün siyasi geçmişimi biliyorsunuz. Ama önce şunu bilin, ben nerede olursam olayım merkez siyaset yanlısıydım. Hatta merkez siyasetin de ötesinde merkez sağ kafalı bir adamımdır ben. Milli ve manevi değerlerimize bağlı kalarak, siyasi yolculuğumuzu sürdüreceğiz ama, İYİ Parti’yi Rahmetlik Süleyman Demirel'in 1965’inde Adalet Partisi'ne dönüştürebilirsek Türkiye'nin geleceğini kurtarırız. İYİ Parti’yi, 1983 yılındaki Turgut Özal'ın Anavatan Partisi gibi yapılandırmaya muvaffak olursak da Türkiye'nin geleceğini kurtarırız. Siyasi geleceğimizi klikleşmede ya da ayrılıkçılıkta arayacağımız yerde birlikte, beraberlikte, bütünlükle aramak mecburiyetindeyiz. Bize diyorlar; ‘Şu kesimleri birleştirir misiniz?’ Bana göre o kesimler bir zaten. ‘Milliyetçilerin birliğine ne diyorsunuz?’ diyorlar. Milliyetçilerin birliğini elbette önemsiyorum ama Türk milletinin birliğini her şeyden daha fazla önemsiyorum. Sağcıyla solcuyu, Alevi’yle Sünni’yi, Türkmen'le Kürt’ü birleştirmektir bizim vazifemiz. Onun dışında farklı farklı siyasi görüşlerin oluşturduğu dar alanlarda kısa paslaşmalar yaparak siyasi varlığımızı muhafaza ederiz ama Türkiye'nin kurtuluşuna vesile olacak adımları atmakta zorlanırız” diye ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.