SON DAKİKA
Hava Durumu

#Finansman

Porsuk Haber Ajansı - Finansman haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finansman haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Üreten Kesim Desteklenirse Türkiye Kazanır Haber

Üreten Kesim Desteklenirse Türkiye Kazanır

Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş açıklanan ihracat rakamları ile ilgili değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaştı. Kesikbaş yaptığı açıklamada; “Türkiye’nin 2026 yılı ilk çeyrek dış ticaret verileri hepimize önemli mesajlar vermektedir. Ocak-Mart döneminde ihracatımız yüzde 3,1 azalarak 63 milyar 279 milyon dolar olurken, ithalatımız yüzde 4,7 artışla 91 milyar 957 milyon dolara yükselmiştir. Ortaya çıkan dış ticaret açığı, dikkatle yönetilmesi gereken bir tabloyu göstermektedir.” dedi. ESO Başkanı Kesikbaş değerlendirmesini şöyle sürdürdü; “Buna karşılık Eskişehir’imiz, yılın ilk üç ayında yüzde 0,5 artışla 969 milyon dolarlık ihracata ulaşmış ve üretim iradesinden vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu başarı, alın teriyle çalışan sanayicimizin, mühendisimizin, işçimizin ve girişimcimizin ortak emeğidir. Şehrimizle gurur duyuyoruz. Bu tabloda dış ticaret açığını dikkatli okumamız gerekiyor. Döviz ihtiyacının artması, finansman yükünün ağırlaşması, kur baskısının yükselmesi ve geleceğe dair belirsizliklerin çoğalması anlamına gelir. Türkiye’nin güçlü yarınlara ulaşması için tüketerek değil, üreterek büyümesi gerekmektedir. İmalat Sektörü Kendi Enflasyonunu Yenmiştir Bugün imalat sektörü verimlilik artışı, tasarruf anlayışı ve maliyet disipliniyle kendi enflasyonunu yüzde 18 seviyelerine kadar çekmiştir. Bu tablo, sanayicimizin direncini ve üretim kabiliyetini göstermektedir. Ancak hizmetler ve gıda tarafındaki yüksek artışların yükü; faizler, kredi maliyetleri ve finansmana erişim zorlukları üzerinden yine üreticinin omuzlarına binmektedir. Coğrafyamızda yaşanan savaşlar bir kez daha göstermiştir ki güçlü olmak isteyen ülkeler önce üretmek zorundadır. Sanayisi zayıf olan bir ülkenin ekonomik direnci de stratejik bağımsızlığı da zayıf kalır. Güçlü sanayi, güçlü ülke demektir. Bu şartlar altında sanayicimizin nefes almaya ihtiyacı vardır. İhracatçımız uygun maliyetli finansmana ulaşabilmeli, Eximbank ve merkez bankası reeskont kredi destekleri artırılmalı, üretici firmalara yönelik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Çünkü üreticiye verilen her destek ülkeye yatırım, istihdam ve ihracat olarak geri dönecektir. Türkiye’nin geleceği tüketimde değil, üretimdedir." dedi.

“Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” Paneline Büyük İlgi Haber

“Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” Paneline Büyük İlgi

Odunpazarı Belediyesi ile Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER) iş birliğinde düzenlenen “Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” paneli, Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi’nde geniş katılımla gerçekleşti. Panelde Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki kalkınma politikaları, tarım-sanayi dengesi ve kooperatifçilik anlayışı çok yönlü biçimde ele alındı. Panelde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili aynı zamanda da Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Eskişehir Şeker Fabrikası’nın nasıl kurulduğunu anlattı. Programa Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer ve İbrahim Arslan, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nihat Çuhadar, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım ile çok sayıda partili ve Eskişehirli katıldı. Panelde konuşmacı olarak Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili aynı zamanda da Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Eski Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız ve eğitimci Emin Dağlı yer aldı. KÖY ENSTİTÜLERİNDE ÜRETİMLE İÇ İÇE EĞİTİM MODELİ Panelin ilk konuşmacısı Eğitimci Emin Dağlı oldu. “Köy Enstitülerinde Eğitim Anlayışı ve Kooratif Anlayışı” ile ilgili konuşan Dağlı, Cumhuriyet devrimlerinin en önemlisinin Köy Enstitülerinin kurulması olduğunu belirtti. Türkiye’de yapılan devrimin dünyada eşi, benzeri az olan devrim olduğunu söyleyen Dağlı, köy enstitülerinin eğitiminin bugün ile kıyaslandığı arada çok fark olduğunu kaydetti. Köy Enstitülerinde iş içinde eğitimde yapıldığını vurgulayan Dağlı, “Her enstitünün bir arazisi vardı. İnsanlar, tarımın içindeydi. Çocuklar da o tarımın içinde okudular, öğrendiler; aynı zamanda da çalıştılar. Örneğin hala bizim programlarımıza olmayan Karadeniz’de balıkçılık dersi vardı. Akdeniz’de narenciye ürünleri yetiştirme dersi vardı. Kars’ta hayvancılık dersi vardı. Derslerin hepsi de uygulamalı yapılıyordu” dedi. ÜRETİMDEN TÜKETİME KOOPERATİF ZİNCİRİ ÖNERİSİ Panelin ikinci konuşmacısı olan Erdoğan Yıldız ise “Günümüz Kooperatifçiliği ve Yerel Yönetimler” konusunu masaya yatırdı. Ömrünün 25 yılını kooperatifçilik hareketine verdiğini belirten Yıldız, kırsal kalkınmanın ve gıda güvenliğinin, gıda fiyatlarının enflasyona etkisinin mutlaka kooperatifçilik eliyle mümkün olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu. Kooperatifçiliğin Türkiye’deki tarihini anlatan Yıldız, 80 ihtilalinden sonra Türkiye’de çok fazla kooperatif kurulduğunu kaydetti. Yıldız, o dönemde Avrupa’daki en yüksek kooperatif sayısının Türkiye’de olduğunu vurguladı. Kooperatiflerin nicelik olarak çok olduğunu ancak nitelik olarak hiç olmadığına dikkat çeken Yıldız, “Türkiye’de başarılı kooperatifçiliği saysak bir elin 5 parmağını geçmez” dedi. Yıldız, konuşmasında neden böyle sorusuna da cevap aradı. Tüketim kooperatiflerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Yıldız, “Köy kalkındırma kooperatifleri köyde üretim yapacak, tarım kredi kooperatifleri bu kooperatiflere finansman sağlayacak, tüketim kooperatifleri de köylerde kooperatiflerin ürettiği ürünleri pazarlayacak. Üretimden tüketime giden yolun kestirmesi, bu. Ne finansman, ne üretim ne de tüketim sorunu kalıyor” dedi. “CUMHURİYET, YOKLUK İÇİNDE RASYONEL BİR KALKINMA AKLI KURDU” Panelin en dikkat çeken ismi Gökhan Günaydın oldu. Konuşmasında “Kooperatifçilik Adına Ne Yapılmalı” sorusunun cevabını arayan Günaydın, konuşmasına Cumhuriyet’in kuruluş koşullarını hatırlatarak başladı. Türkiye’nin 1923’te son derece sınırlı bir sanayi altyapısıyla yola çıktığını vurgulayan Günaydın, “Cumhuriyet ilan edildiğinde nüfus yaklaşık 13 milyondu ve bunun yüzde 85’i köylerde yaşıyordu. Sanayi altyapısı neredeyse yoktu. Üstelik Osmanlı borcunun üçte ikisi genç Cumhuriyet’in omuzlarına yüklenmişti. 1929’a kadar gümrük politikalarında bile bağımsız değildiniz. Buna rağmen kurucu kadro rasyonel bir akılla hareket etti” diye konuştu. Lozan Antlaşması’nın önemine değinen Günaydın, bu sürecin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık mücadelesi olduğunu ifade etti. “TEK YOL VARDI: TARIMI AYAĞA KALDIRMAK” Cumhuriyet’in ilk politikalarının merkezine köylüyü ve üretimi koyduğunu belirten Günaydın, Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini hatırlattı: “Atatürk ‘Köylü milletin efendisidir’ derken, köyünde oturanı değil, üreteni işaret ediyordu. Anadolu köylüsü yıllarca savaşlarda yıpranmıştı. O nedenle üretimin yeniden canlandırılması gerekiyordu. Köy Kanunu çıkarıldı, toprakların satışı sınırlandı, muhtarlık kurumsallaştırıldı.” “ÜÇ BEYAZLA BAŞLAYAN SANAYİLEŞME HAMLESİ” Cumhuriyet’in erken dönem sanayileşme modelini “üç beyaz” üzerinden anlatan Günaydın, konuşmasını şu sözlere sürdürdü: “Buğday, şeker ve pamuk… Türkiye’nin dört bir yanında un fabrikaları kuruldu. Şeker fabrikalarıyla pancar üretimi organize edildi. Dokuma tesisleriyle pamuk işlenmeye başlandı. ‘Her fabrika bir kaledir’ anlayışıyla hareket edildi.” ATATÜRK VE ESKİŞEHİR ŞEKER FABRİKASI ANEKDOTU Günaydın, konuşmasının en çarpıcı bölümünü Mustafa Kemal Atatürk ile Eskişehir Şeker Fabrikası’nın kuruluşuna ilişkin bir anıyı paylaşması oldu. Günaydın: bu anekdotu şu sözlerle anlattı: “Atatürk’e soruyorlar: ‘Eskişehir’de şeker fabrikasını nereye yapalım?’ Treni durduruyor, Eskişehir’de iniyor ve fabrikanın yerini bizzat gösteriyor. ‘Kente yakın olsun ki insanlar her gün Cumhuriyet’in kurduğu bu fabrikayı görsün ve gurur duysun’ diyor.” Bu anlatım, salonda uzun süre alkış aldı. “1929 KRİZİYLE BİRLİKTE YÖN AĞIR SANAYİYE DÖNDÜ” Dünya ekonomisindeki kırılma noktalarına da değinen Günaydın, 1929 Büyük Buhranı sonrası Türkiye’nin strateji değiştirdiğini belirtti: “Tarım ürünleri satıp sanayi ürünü ithal eden bir model sürdürülemez hale geldi. Cumhuriyet aklı krizi fırsata çevirdi. Ağır sanayi yatırımları başladı. Maden Tetkik Arama ve Etibank gibi kurumlar bu dönemin ürünüdür.” “SAVAŞ YILLARINDA ÜLKE KORUNDU” İkinci Dünya Savaşı dönemine de değinen Günaydın, Türkiye’nin zorlu ama stratejik bir süreçten geçtiğini ifade etti. “Evet, 1 milyona yakın insan silahaltına alındı, depolar dolduruldu. Ama Avrupa’da yaşanan yıkımın hiçbiri bu topraklarda yaşanmadı. Bu, o dönemin yönetim aklının sonucudur” diyen Günaydın, konuşmasının bu noktasında İsmet İnönü’yü de andı. Cumhuriyet kadrolarının birlikte yürüttüğü mücadeleye vurgu yapan Günaydın, güncel ekonomik politikalara eleştiriler yöneltti. Özellikle TEKEL’in özelleştirilmesi üzerinden örnek veren Günaydın, “Bir zamanlar Tokat’ta, Samsun’da, Adana’da fabrikalar vardı. Yerli tütün üretiliyordu. Bugün o üretimden eser yok. İşçi işini kaybetti, köylü üretimden koptu” dedi. Madencilik politikalarına ilişkin de çarpıcı bir iddia ortaya koyan Günaydın, Türkiye’de çıkarılan altının büyük kısmının yabancı şirketler tarafından alındığına dikkat çekti.

2026 Eskişehir Yılı'nda Ekonomi Zirvesi Haber

2026 Eskişehir Yılı'nda Ekonomi Zirvesi

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, “2026 Eskişehir Yılı” etkinlikleri kapsamında kentin ekonomik geleceğine yön verecek önemli bir organizasyona imza attı. Nasıl Bir Ekonomi (NBE) gazetesi iş birliğiyle düzenlenen “Ekonomi 26 Paneli”, iş dünyasının önde gelen temsilcilerini bir araya getirdi. Haller Gençlik Merkezi’nde gerçekleştirilen panelde; üretim, sanayi, ticaret ve yatırım vizyonu gibi Eskişehir’in bugününü ve yarınını şekillendirecek kritik başlıklar ele alındı. Etkinlik, iş dünyası ile yerel yönetimi aynı platformda buluşturarak dikkat çekti. Panelin açılış konuşmalarını Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ile NBE Eskişehir Temsilcisi Ali Baş yaptı. Programın moderatörlüğünü ise NBE Genel Koordinatörü Vahap Munyar üstlendi. Panele konuşmacı olarak; Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB) Başkanı Nadir Küpeli, Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Başkanı Celalettin Kesikbaş, Eskişehir Ticaret Odası (ETO) Başkanı Metin Güler ve NBE Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ katıldı. Açılışta konuşan Başkan Ünlüce, “2026 Eskişehir Yılı”nın yalnızca kültür ve sanat projeleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayarak, ekonomik katkının da öncelikli hedefler arasında yer aldığını belirtti. Ünlüce, bu doğrultuda Eskişehir Ticaret Odası başta olmak üzere çeşitli kurumlarla iş birliği içinde düzenlenen “26 indirim günleri” ile şehir ekonomisine canlılık kazandırmayı amaçladıklarını ifade etti. Ünlüce, “Bu kadar kıymetli konuklarla bir araya gelerek hem Eskişehir’i hem ülkemizi hem de küresel ekonomiyi konuşma fırsatı bulduk. Bu, şehrimiz için çok özel bir gün.” dedi. Daha sonra konuşan NBE Eskişehir Temsilcisi Ali Baş, “Biz, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımızın bu konudaki düşüncelerinden ilham alarak böyle bir çalışma gerçekleştirmek istedik. Elbette şehirdeki önemli kurumlar, özellikle sanayi odası gibi yapılar tarafından çeşitli paneller düzenleniyor; ancak bu etkinlikler çoğunlukla kendi üyelerine yönelik oluyor. Biz ise bu bakış açısını şehrin geneline yaymayı amaçladık. Eskişehir’de yaşayan insanların şehre nasıl baktığını, ne düşündüğünü ve nasıl bir gelecek hayal ettiğini doğrudan kendilerinden dinlemek istedik. Kısacası, Eskişehir’de Eskişehirlilerle bir araya gelmeyi hedefledik. Bu düşünceyle böyle bir panel düzenledik. Katılım gösterdiğiniz ve bizleri yalnız bırakmadığınız için hepinize içtenlikle teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. Açılış konuşmalarının ardından NBE Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde konuşan ETO Başkanı Metin Güler, iş dünyasının üç temel sorunla karşı karşıya olduğunu belirterek enflasyon, yüksek finansman maliyetleri ve çalışma barışındaki bozulmaya dikkat çekti. Güler, 2026’nın ilk çeyreğinde enflasyonun yüzde 10’un üzerine çıktığını hatırlatarak, yılsonu hedeflerinin gerçekçi görünmediğini ifade etti. Kredi faizlerinin yüzde 48-49 seviyelerine ulaştığını vurgulayan Güler, bu durumun işletmeler üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu söyledi. Artan maliyetler nedeniyle hem işverenin hem de çalışanların memnuniyetsiz olduğunu dile getiren Güler, “Bir yandan bizler birim başına maliyetlerimizi hesapladığımız zaman maalesef o çalışanımızın mutlu olduğu rakamlara ulaşamıyoruz. Bir yandan da çalışanlarımızın aldığı maaşlarla mutlu olma şansı maalesef şu an itibarıyla oluşmuyor. Bu şu demek, aslında mutsuz bir tablo çıktı ortaya. Mutsuz insandan ne kadar verim alabilirsiniz psikolojik olarak? Asıl hikâye burada bu. Şimdi ben zaman zaman düşünüyorum, acaba çalışanlarımız adına asgari ücrette tekrar bir revize olabilir mi? Ama artık bunu şu anda iş insanlarının üzerine yükleyerek de bunu yönetme şansınız kalmadı çünkü bizler de şu anda duvara toslatmış durumdayız. Bu anlamda maliyet açısından söylüyorum, rekabet gücümüzü kaybettik.” dedi. Panelistlerden ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş da Eskişehir’in köklü sanayi geçmişine dikkat çekerek kentin tarihsel olarak üretim ve teknolojiyle geliştiğini vurguladı. Kesikbaş, 1970’li yıllarda hazırlanan sanayici bildirgesindeki sorunların büyük bölümünün bugün de geçerliliğini koruduğunu belirterek özellikle enflasyon, tarım politikaları, finansmana erişim ve planlama eksikliklerinin hâlâ çözülemediğini ifade etti. Sanayicilerin son yıllarda üretimde önemli çaba gösterdiğini ancak artan maliyetler ve sektörel dengesizlikler nedeniyle zorlandığını dile getiren Kesikbaş, plansız yatırımların ve kaynak israfının da ekonomik verimliliği düşürdüğünü söyledi. Konuşmasında genç nüfusun şehirde tutulmasının önemine de değinen Kesikbaş, “Artık teknoloji ve bilgi çağındayız. İşte burada o ikiz dönüşüm dediğimiz dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, bununla birlikte verimlilik, toplumsal dönüşüm, zihniyet dönüşümü, zihniyet açısından farklı bir bakış açısıyla yeni üretim teknikleri geliştirmek, bizim şehrimizin çocuklarına gerçekten iş bulabiliyor olmak, hatta üniversiteye eğitime gelmiş çocuklarımızı şehrimizde tutabiliyor olmak için hem yaratıcı endüstriler kısmında hem üretim kısmında hem teknolojik fabrikalar kısmında hem de yazılım kısmında gerçekten planlı yeni çalışmalar, yeni vizyon projeleri ortaya koymamız gerekiyor.” diye konuştu. EOSB Başkanı Nadir Küpeli, yaptığı konuşmada üretimin Türkiye’nin geleceği açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Üretmeden büyümenin ve güçlenmenin mümkün olmadığını ifade eden Küpeli, mevcut ekonomik koşullarda üretimi önceleyen bir yaklaşımın zorunluluk haline geldiğini belirtti. Kaynakların sınırlı, maliyetlerin yüksek ve teknolojik dönüşümün hızla devam ettiğine dikkat çeken Küpeli, bu süreçte üreticinin desteklenmesinin kritik olduğunu dile getirdi. Üretimin yalnızca gerçekleştirilmesinin yeterli olmadığını, asıl hedefin verimli, sürdürülebilir ve yüksek katma değerli üretim olması gerektiğini kaydeden Küpeli, birçok sektörde teorik kapasite ile fiili üretim arasında ciddi farklar bulunduğunu söyledi. Makinaların tam kapasite çalışabilecek durumda olmasına rağmen ekonomik şartlar nedeniyle üretimin çoğu zaman yüzde 70–80 seviyelerinde kaldığını belirten Küpeli, bunun maliyetleri artırarak rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti. Mevcut ekonomik ortamda yeni yatırımların ve teknolojik yenilenmenin zorlaştığını da dile getiren Küpeli, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılara ve artan risklere dikkat çekti. Bu nedenle üreticinin doğru teşvikler ve uzun vadeli politikalarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Küpeli, konuşmasının sonunda üretimin kalkınmanın temel unsuru olduğunu belirterek, “Üretim yoksa kalkınma olmaz. Üretici güçlenmezse ekonomi ayakta kalamaz. Kapasite kullanılmazsa potansiyel gerçeğe dönüşemez.” ifadelerini kullandı. NBE Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ da, kentin üretim gücünün yanı sıra yaşam kalitesi ve dinamizmiyle de öne çıktığını belirtti. Eskişehir’in her yönüyle dikkat çeken bir şehir olduğunu ifade eden Güldağ, kente yalnızca üretim açısından bakılmaması gerektiğini vurgulayarak, aynı zamanda yaşayan, dinamik ve güçlü bir kent profili çizdiğini söyledi. Güldağ, üretim ile yaşam kalitesinin bir arada bulunmasının Eskişehir’i özel kıldığını dile getirdi. Kentin sahip olduğu altyapının önemli avantajlar sunduğunu kaydeden Güldağ, bundan sonraki sürecin izlenecek politikalar ve küresel gelişmelerin doğru analiz edilmesine bağlı olduğunu ifade etti. Güldağ, küresel ölçekte yaşanan belirsizlikler ve rekabet ortamında dengeli ve akılcı adımlar atılması gerektiğine dikkat çekti. Eskişehir’in güçlü potansiyeline işaret eden Güldağ, “Doğru politikalarla bu kentin, Türkiye’nin yeni gelişim rotasında öncü şehirlerden biri olabileceğine inanıyorum. Bugün dünyada çok hızlı bir değişim ve ciddi bir belirsizlik ortamı yaşanıyor. Ancak tam da bu süreçte, Eskişehir’in öne çıkabilecek kentlerden biri olduğunu düşünüyorum. Bunun için de şehrin uluslararası bağlantılarını her alanda güçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Eğer bu yönde doğru adımları atabilirsek, Eskişehir’in geleceğinin çok daha parlak olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.” dedi. Konuşmaların ardından Başkan Ayşe Ünlüce, Kesikbaş, Küpeli, Güler ve Güldağ’a değerli katkılarından dolayı teşekkür plaketi takdim etti.

ESGİAD ve EGİAD Melekleri’nden İş Birliği Haber

ESGİAD ve EGİAD Melekleri’nden İş Birliği

Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği (ESGİAD) ve Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) Melekleri, Eskişehir’in gelecekteki "Unicorn" girişimlerini desteklemek amacıyla stratejik bir iş birliği protokolüne imza attı. ​Eskişehir’in girişimcilik ekosistemini ulusal düzeye taşımayı hedefleyen ESGİAD, Türkiye’nin en güçlü yatırım ağlarından biri olan EGİAD Melekleri ile güçlerini birleştirdi. Atılan bu imza, Eskişehirli genç girişimciler için sermayeye ulaşımı kolaylaştırırken, şehirdeki yatırımcılar için de yeni fırsatların kapısını aralıyor. ​Eskişehirli Girişimciler İçin Ulusal Yatırım ve Network Fırsatı ​ESGİAD Genel Sekreteri Ahmet Can Sucuoğlu ve EGİAD Melekleri İcra Kurulu Başkanı Arda Yılmaz tarafından imzalanan protokol, iki şehir arasındaki ekonomik bağı teknoloji ve yenilikçilik ekseninde güçlendiriyor. ​Anlaşmanın öne çıkan avantajları: ​Girişimciler İçin: Eskişehir merkezli yenilikçi projeler, EGİAD Melekleri’nin geniş yatırımcı ağına doğrudan erişim sağlayacak. ​Yatırımcılar İçin: ESGİAD üyeleri, ulusal çaptaki yüksek potansiyelli girişimleri değerlendirme ve bu projelere yatırım yapma şansı yakalayacak. ​Ekosistem Desteği: Ortak eğitimler, mentorluk programları ve yatırımcı-girişimci buluşmaları düzenlenecek. ​Batuhan Eldem: "Hedefimiz Eskişehir’den Unicorn Çıkarmak" ​İş birliği hakkında açıklamalarda bulunan ESGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Batuhan Eldem, projenin tarihi bir adım olduğunu vurguladı. Eldem, şu ifadeleri kullandı: ​"ESGİAD olarak önceliğimiz, çağın ötesinde bir girişimcilik kültürünü Eskişehir’e kazandırmak. EGİAD Melekleri ile kurduğumuz bu köprü, şehrimizin dinamik beyinlerine can suyu olacak. Bu protokol, Eskişehir’den çıkacak gelecekteki milyar dolarlık 'unicorn' adayları için atılmış en güçlü adımdır." ​Melek Yatırımcılık Kültürü Anadolu’ya Yayılıyor ​Bu iş birliği sadece bir finansman kaynağı değil, aynı zamanda bir bilgi ve deneyim paylaşımı platformu olarak kurgulandı. Melek yatırımcılık kültürünün Anadolu’da yaygınlaşmasını hedefleyen protokol kapsamında; profesyonel mentorluk süreçleri ve iş geliştirme odaklı çalışmalar hızla hayata geçirilecek.

Çiftçiden Ucuza Alındı, İthal Ürün Pahalıya Satıldı Haber

Çiftçiden Ucuza Alındı, İthal Ürün Pahalıya Satıldı

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) 350 bin ton ithal mısırı 12 bin 200 TL/ton fiyatla satışa sunmasını, hem ithalat verileri hem de önceki alım fiyatları üzerinden değerlendirdi. “İTHALAT UCUZA, SATIŞ PAHALI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2026 yılı ithalat verilerini belirterek, “2026 yılında 513 bin 595 ton mısır ithal edilmiş ve bunun karşılığında 121 milyon 760 bin 961 dolar ödenmiş. Bu da ton başına yaklaşık 237 dolar, yani 10 bin 185 TL demektir. Siz bu ürünü getirip 12 bin 200 TL’ye satıyorsunuz. Arada yaklaşık 2 bin TL fark var. Çiftçi değil kurum kazanmanın peşinde ,” dedi. “2025’TE MİLYARLARCA DOLARLIK İTHALAT” CHP’li Ömer Fethi Gürer, ithalata dayalı politikanın sürekliliğine dikkat çekerek 2025 verilerini de paylaştı. Gürer, “2025 yılında 5 milyon 70 bin ton mısır ithal edilmiş, bunun için 1 milyar 256 milyon dolar ödenmiş. Ton başına fiyat yaklaşık 248 dolar, yani 9 bin 596 TL. Türkiye her yıl milyarlarca doları ithalata harcıyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİDEN DÜŞÜK FİYATA AL, İTHALİ DAHA PAHALIYA SAT” Ömer Fethi Gürer, en çarpıcı çelişkinin ise TMO’nun alım ve satış fiyatları arasında olduğunu belirterek, “2025 yılında TMO, yerli üreticiden mısırı 11 bin 300 TL/ton fiyatla aldı. Bugün ithal ettiği mısırı 12 bin 200 TL’ye satıyor. Yani çiftçinin ürününü daha düşük fiyata alırken, ithal ürünü daha yüksek fiyata piyasaya veriyor.,” diye konuştu. “350 BİN TONLUK SATIŞ İTHALAT ZİNCİRİNİN DEVAMI” TMO’nun 350 bin tonluk satış kararının yapısal sorunun bir parçası olduğunu belirten Gürer, “Piyasayı düzenlemek adına yapılan bu satış, aslında üretim planlamasının yapılmadığının itirafıdır. Yerli üretim desteklenmediği için çözüm ithalatta aranıyor. TÜİK verilerine göre Ülkemizde mısır üretimi ise 2023 yılına göre 2024 yılında %10,0 oranında azalarak 8,1 milyon ton oldu. 2024 yılına göre de 2025 yılında mısır üretimi ise %4,9 oranında artarak 8,5 milyon ton oldu. Ülkemizin Mısır ürünü ihtiyacı 10 milyon ton civarında olduğu ifade ediliyor. Bu açık giderilebilir. İktidar bu açığı gidermek yerine ithalat yapıyor. Yurt içi fiyatın altında fiyatla mısır getirip yurt içi verdiği fiyat üzerinde fiyatla satış yaparak kar etmeye çalışıyor. Kamu kar için değil piyasayı dengelemek ve destek için var” dedi “PEŞİN ÖDEME ŞARTI” Peşin ödeme zorunluluğunu da eleştiren CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Besici ve sanayici zaten yüksek maliyetler altında eziliyor. Ahır giderleri, elektrik, yem ve finansman maliyetleri ortada. Buna rağmen ‘peşin öde’ demek desteklemek değil” ifadelerini kullandı. “DENETİM DEĞİL, POLİTİKA YANLIŞ” TMO’nun “fiili tüketim” ve sıkı denetim uygulamalarına da değinen Ömer Fethi Gürer, “Sorun denetim eksikliği değil, yanlış tarım politikalarıdır. Siz üretimi artıracak adımlar atmazsanız, ithalat bağımlılığı büyümeye devam eder.” dedi. “ÇÖZÜM: ÇİFTÇİYİ DESTEKLE, İTHALATI AZALT” Gürer açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye’nin toprağı da var, çiftçisi de var. Yapılması gereken ithalat kapılarını açmak değil, üreticiyi desteklemektir. Alım fiyatları maliyetin üzerinde belirlenmeli, girdi maliyetleri düşürülmeli ve planlı üretime geçilmelidir. Aksi halde bu tablo değişmez; kazanan ithalatçı, kaybeden çiftçi olur.”

CHP'li Karabat Ekonomi Yönetimini Uyardı Haber

CHP'li Karabat Ekonomi Yönetimini Uyardı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı açıklamada hükümetin ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Döviz kurunun baskılandığını belirten Karabat, bunun ekonomide ciddi bir kırılma riski yarattığını belirtti. “HÜKÜMET KRİZİ ERTELEMEYE ÇALIŞIYOR” Karabat, iktidarın halkın refahını artıracak bir kalkınma programı yerine döviz krizini geciktirmeye çalıştığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “AKP, halk için bir kalkınma programı uygulamak yerine döviz krizini engelleyecek ve hükümete kesintisiz finansman sağlayacak politikalar yürütüyor. İşsizlik, derin yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi temel sorunlar ise görmezden geliniyor.” “ZENGİN OLMADAN ZENGİN GİBİ TÜKETİYORUZ!” Türkiye ekonomisinde üretim temelli büyümenin zayıfladığını vurgulayan Karabat, sanayileşme yerine hizmet sektörü ağırlıklı bir anlayışa geçildiğini ifade etti. İthalata ve kısa vadeli sermaye girişlerine bağımlılığın arttığını da söyleyen Karabat: “Zengin olmadan zengin gibi tüketiyoruz. Bunun bedeli ağır olacak” dedi. PARA ARZI ARTIYOR, KUR BASKILANIYOR Karabat’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri para arzı ile döviz kuru arasındaki ilişki oldu. Ekonomideki para miktarını gösteren TRM2 verilerinin hızla arttığını belirten Karabat, buna rağmen döviz kurunun aynı hızla yükselmemesinin kur üzerindeki baskının sonucu olduğunu söyledi. “Para arzı genişlemeye devam ederken enflasyonla mücadelede neredeyse tek araç olarak kurun tutulması tercih ediliyor. Bu iki politika aynı anda yürütüldüğünde ekonomide ciddi çelişkiler ortaya çıkıyor.” “CARRY TRADE KAZANIYOR, HALK KAYBEDİYOR” Düşük kur politikasının yabancı yatırımcılar için cazip bir ortam yarattığını belirten Karabat, yüksek faiz ortamında gelen kısa vadeli sermayenin kazanç sağlayarak ülkeden çıktığını söyledi: “Kur düşük tutulacak sözü verilen yabancılar carry trade ile yüksek faizlerini alıp gidiyor. Soruyorum; bu işten kim kazançlı çıkıyor?” DEVALÜASYON RİSKİNE DİKKAT ÇEKTİ Karabat, geçmişte para arzı ile döviz kuru arasındaki makas belirli bir seviyeye ulaştığında devalüasyonların yaşandığını hatırlattı. Mevcut durumda bu farkın yüzde 40 civarında olduğunu belirten Karabat, farkın yüzde 50 seviyesine ulaşması halinde riskin ciddi biçimde artacağını söyledi. Bu hızla devam edilmesi halinde sonbahar aylarında kur şokunun en yüksek noktaya ulaşabileceğini belirten Karabat, ekonomi yönetimini uyardı. “YAPISAL REFORMLAR ŞART” Karabat’a göre enflasyonla kalıcı mücadele için sadece para politikası yeterli değil. Mali disiplin ve üretim odaklı yapısal reformların da devreye girmesi gerekiyor: “Para arzı kontrol altına alınmadan, bütçe disiplinini güçlendirmeden ve üretim verimliliğini artırmadan yalnızca kur üzerinden enflasyonla mücadele etmek sürdürülebilir bir çözüm değildir.” “ÖNCE HUKUK VE İÇ BARIŞ” Karabat, olası ekonomik şokların önüne geçebilmek için yalnızca ekonomik değil siyasi ve kurumsal alanlarda da güven ortamının sağlanması gerektiğini vurgulayarak açıklamasını şöyle noktaladı: “Önce hukukun üstünlüğü ve iç barış sağlanmalı. Ardından ekonomide yapısal reformlarla Türkiye gelecek şoklara karşı hazırlanabilir.”

ESOGÜ'de Kadın Girişimciler Zirvesi Düzenlendi Haber

ESOGÜ'de Kadın Girişimciler Zirvesi Düzenlendi

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezi (ETTOM) tarafından, kadın girişimciliğini desteklemek ve girişimcilik ekosisteminde kadınların rolünü güçlendirmek amacıyla “Kadın Girişimciler Zirvesi” düzenlendi. Tüm gün süren etkinlikte girişimcilik yolculuğunun farklı aşamaları, alanında uzman konuşmacılar tarafından ele alındı. Zirve açılışına ESOGÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Emine Gümüşsoy ve Prof. Dr. Hakan Demiral da katıldı. Programın açılış konuşmaları ETTOM Merkez Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Mehmet Ay, KOSGEB Eskişehir İl Müdürü Tarık Yılmaz, Eskişehir Sosyal Hizmetler İl Müdür Yardımcısı Dilek Çamursoy ve ESOGÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emine Gümüşsoy tarafından gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarında kadınların girişimcilik ekosisteminde daha fazla yer almasının önemine vurgu yapıldı. Girişimcilik alanında farkındalık oluşturmayı ve kadınların girişimcilik ekosisteminde daha aktif rol almalarını teşvik etmeyi amaçlayan zirve kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda girişimcilik sürecinin farklı aşamaları ele alındı. Prof. Dr. Canan Akay moderatörlüğünde düzenlenen ilk oturumda TOBB Eskişehir İl Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Elif Gürkaynak ve Doç. Dr. Gamze Karanfil Kaçmaz girişimcilik deneyimlerini paylaştı. Doç. Dr. Figen Çalışkan moderatörlüğündeki ikinci oturumda Çiğdem Micozkadıoğlu ve Burcu Bilaç Ete girişim fikrinin hayata geçirilmesi sürecini katılımcılarla paylaştı. Prof. Dr. Meryem Uluskan moderatörlüğünde gerçekleştirilen üçüncü oturumda ATAP A.Ş. Genel Müdürü Duygu Yalnızoğlu ve Prof. Dr. Zehra Kamışlı Öztürk girişimcilere sunulan destek mekanizmaları hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Arzum Erken Çelik moderatörlüğündeki oturumda ise Mehtap Yıldız ve KOSGEB’i temsilen Kezban Çelik finansman ve destek programlarına ilişkin deneyimlerini aktardı. Zirvenin ilerleyen oturumlarında Prof. Dr. Güldane Araz Ay moderatörlüğünde Hande Özer Gürbüz ve Gayenur İğdeci, girişimcilikte karşılaşılan zorluklar ve başarısızlık deneyimleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Son oturumda ise Prof. Dr. Elif Gürsoy moderatörlüğünde Nezihe Hanecioğlu, Duygu Eryaşar ve Dr. Dilek Turan girişimciliğin toplumsal etkisi ve sosyal katkıları üzerine konuştu. Yoğun katılımla gerçekleştirilen Kadın Girişimciler Zirvesi, katılımcıların soru-cevap bölümleri ve deneyim paylaşımları ile tamamlandı. Etkinlik toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

CHP'li Gürer: ''Vatandaşın Borçları Şaha Kalktı'' Haber

CHP'li Gürer: ''Vatandaşın Borçları Şaha Kalktı''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de dış ticaret verileri, bankacılık sistemi borçları ve icra dosyalarına ilişkin güncel ekonomik verileri değerlendirerek ekonomide borç yükünün hızla büyüdüğünü söyledi. Gürer, ihracat ve ithalat dengesinden vatandaşın kredi borçlarına, KOBİ’lerin finansman sorunundan tarım sektöründeki borç artışına kadar birçok alanda ekonomik baskının giderek ağırlaştığını belirtti. Gürer, “Rakamlar açıkça gösteriyor ki ekonomide üretim yerine borçlanma, gelir artışı yerine faiz yükü büyüyor. Vatandaş, esnaf, çiftçi ve küçük işletmeler aynı anda ağır bir finansal baskı altında” dedi. DIŞ TİCARET AÇIĞI BÜYÜYOR Şubat ayına ilişkin dış ticaret verilerini değerlendiren CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ihracattaki sınırlı artışa rağmen ithalatın daha hızlı büyüdüğüne dikkat çekerek, “Türkiye’nin ihracatı şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,6 artarak 21,1 milyar dolar olurken, ithalat yüzde 6,1 artarak 30,3 milyar dolara yükseldi. Bu gelişme sonucunda dış ticaret açığı yüzde 14,9 oranında artarak 9,2 milyar dolara çıktı,” dedi. Gürer, ihracatın ithalatı karşılama oranındaki düşüşe de dikkat çekerek şunları söyledi: “İhracatın ithalatı karşılama oranı bir yılda yüzde 73,2’den yüzde 70,2’ye geriledi. Bu tablo, Türkiye ekonomisinin üretim ve ihracat kapasitesini artırmak yerine dışa bağımlı bir yapıya sürüklendiğini gösteriyor.” Yılın ilk iki aylık döneminde ise ihracat yüzde 1,2 azalarak 41,3 milyar dolara gerilerken ithalat yüzde 3,1 artarak 59 milyar dolara çıktığını, böylece iki aylık dış ticaret açığı yüzde 14,9 artarak 17,6 milyar dolara yükseldiğini belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Dış ticaretteki açık büyürken üretim maliyetleri artıyor, sanayici ve üretici zorlanıyor. Bu durum ekonomide kırılganlığı artırıyor” dedi. BATIK KREDİLERDE HIZLI ARTIŞ Bankacılık sistemindeki batık kredi miktarına da dikkat çeken CHP’li Ömer Fethi Gürer, ekonomideki riskin bankacılık verilerine de yansıdığını belirtti. “2025 yılında yüzde 101 oranında artan batık kredilerin bu yılın ilk iki ayında da yüzde 11,4 oranında büyüdüğünü ifade eden Gürer, 20–27 Şubat haftasında sınırlı bir gerileme yaşandığını ancak toplam büyüklüğün hâlâ çok yüksek olduğunu söyledi. Gürer, “Bu dönemde batık krediler 646,2 milyar liradan 644,1 milyar liraya geriledi. Batık kredilerdeki bu büyüme ekonomik sistemde ciddi bir risk oluşturuyor. Borçlar ödenemiyor, krediler takip sürecine düşüyor” diye konuştu. KOBİ’LERİN BANKA BORCU 6,5 TRİLYONA YÜKSELDİ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman yükünün hızla arttığını belirterek, “KOBİ’lerin bankalara olan borcunun 6 trilyon 548 milyar liraya ulaştı. Ocak ayında KOBİ borçlarının 129,2 milyar lira arttı. KOBİ’lerin vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alınan kredileri ise bir ayda 13,7 milyar lira artarak 214,2 milyar liraya çıktı,” ifadelerini kullandı. Bankalarda KOBİ’lere ait 4 milyon 983 bin kredi hesabı bulunduğunu belirten Gürer, bunların 304 bininin takipte olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “KOBİ’ler üretim yapıyor, istihdam sağlıyor. Ancak yüksek maliyetler ve finansman sorunları nedeniyle ciddi bir borç baskısı altındalar.” TARIM SEKTÖRÜNÜN BORCU 1,3 TRİLYONA DAYANDI Tarım sektörünün de ciddi bir borç yükü altında olduğunu ifade eden Gürer, çiftçilerin bankalara olan kredi borcunun 1 trilyon 297 milyar liraya ulaştığını belirterek, “Ocak ayında tarım borçlarının 30,5 milyar lira daha arttı, bu kredilerin büyük bölümünün kamu bankaları tarafından kullandırıldı”dedi. Tarım sektörüne verilen kredilerin: 1 trilyon lirası kamu bankalarından,265 milyar lirası özel bankalardan oluşuyor. Çiftçilerin ödeyemediği ve bankalar tarafından takibe alınan borçların da arttığını belirten Gürer, bu borçların 17,6 milyar liraya çıktığını söyledi. Gürer, “Çiftçi üretim yapabilmek için borçlanıyor. Ancak artan girdi maliyetleri ve düşük ürün fiyatları nedeniyle bu borçları ödemekte zorlanıyor” dedi. VATANDAŞIN FİNANSAL BORCU 6,3 TRİLYON LİRAYA ÇIKTI Vatandaşların bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının da hızla arttığını ifade eden Gürer, bu borcun 6 trilyon 235 milyar liraya ulaştığını söyledi. 20–27 Şubat haftasında borçların 65,1 milyar lira arttığını belirten Ömer Fethi Gürer, şu bilgileri paylaştı: Bireysel kredi borçları 3 trilyon 187 milyar liraKredi kartı borçları 3 trilyon 48 milyar lira Yılın ilk iki ayında vatandaşın borcu toplam 375,8 milyar lira arttı. Bu artışın: 148 milyar lirası bireysel kredilerden227 milyar lirası kredi kartlarından kaynaklandı. Gürer, vatandaşların ayrıca varlık yönetim şirketlerine 101 milyar lira borcu bulunduğunu belirterek bu borçlarla birlikte toplam finansal borcun 6 trilyon 336 milyar liraya ulaştığını ifade etti. BATIK BİREYSEL BORÇ 373 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI Bankalar ve finans kuruluşlarının tahsil edemediği bireysel kredi ve kredi kartı alacaklarının da hızla arttığını söyleyen Gürer, takipteki bireysel borçların 271,8 milyar liraya çıktığını belirtti. Bankaların varlık yönetim şirketlerine sattığı batık krediler de dikkate alındığında sistemdeki toplam batık bireysel borcun 373 milyar liraya ulaştığını ifade etti. VATANDAŞ BİR AYDA 118 MİLYAR LİRA FAİZ ÖDEDİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Vatandaşların kredi ve kredi kartı borçları nedeniyle bankalara ödediği faiz miktarının da hızla arttığını belirterek, “yalnızca 2026 yılının ilk ayında bankalara ödenen faiz tutarının 118 milyar liraya ulaştı. Bu tutarın; 71,3 milyar lirası bireysel kredi faizlerinden, 46,6 milyar lirası kredi kartı faizlerinden oluştu,” şeklinde konuştu. Gürer, bu faiz ödemelerinin geçen yıla göre ciddi biçimde arttığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bireysel kredi faizleri yüzde 35,2, kredi kartı faizleri ise yüzde 28,1 arttı. Bu tablo vatandaşın gelirinin önemli bir bölümünü faize ödediğini gösteriyor.” İCRA DOSYALARI 24,3 MİLYONA ÇIKTI Ekonomideki borç baskısının icra verilerine de yansıdığını belirten Gürer, icra dairelerindeki dosya sayısının hızla arttığını söyledi. Gürer, “1 Ocak – 6 Mart 2026 tarihleri arasında icra dairelerine 1 milyon 903 bin yeni dosya geldi. Aynı dönemde 1 milyon 534 bin dosya sonuçlandırıldı veya işlemden kaldırıldı. Ancak sistemdeki toplam dosya sayısı büyümeye devam etti. 6 Mart 2026 itibarıyla icra dairelerinde 24 milyon 364 bin derdest dosya bulunuyor” diye konuştu. Son bir yılda icra dosyası sayısının 1 milyon 700 bin arttığını belirten Ömer Fethi Gürer, şunları söyledi: “İcra dosyalarındaki artış ekonomik krizin toplum üzerindeki en somut göstergelerinden biridir.” “EKONOMİDE BORÇ SARMALI BÜYÜYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tüm bu verilerin Türkiye ekonomisinde ciddi bir borç sarmalının oluştuğunu gösterdiğini ifade ederek, “Dış ticaret açığı büyüyor, KOBİ’lerin borcu artıyor, çiftçi borçlanarak üretim yapmaya çalışıyor, vatandaş kredi kartıyla yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Gelirler artmazken borçlar büyüyor. Emekli, asgari ücretli de maaş artışı iki aylık enflasyon artışı ile eridi. Uygulanan ekonomik program zengini daha zengin fakiri daha fakir yapıyor,” dedi.

Eskişehir OSB'de Yeşil Dönüşüm Eğitimi Haber

Eskişehir OSB'de Yeşil Dönüşüm Eğitimi

Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü iş birliğinde ve Akbank organizasyonu ile GEFF Türkiye, Yeşil Ekonomi Finansman Programı kapsamında sanayicilere yönelik kapsamlı bir eğitim programı gerçekleştirildi. İki gün devam eden programda, sanayinin yeşil dönüşüm sürecinde karşı karşıya olduğu düzenleyici çerçeve, teknik gereklilikler ve finansman olanakları bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. Programda; Akbank Sürdürülebilir Finansman Yöneticisi Sena Ödensoy Ayhan, GEFF Türkiye Baş Mühendis Mesut Avcı, GEFF Türkiye Baş Uzman Özlem Yakut ve GEFF Türkiye Teknik Uzman Aysu Hamzakadı sunum gerçekleştirdi. Programın açılışında konuşan Esart A.Ş. Genel Müdür Vekili ve OSB Çevre Birim Sorumlusu Suzan Eroğlu Önpeker, yeşil dönüşümün sanayiciler için artık bir tercih değil, rekabetin temel şartı olduğunu belirterek, teknik bilgi ile finansman imkânlarının bir araya gelmesinin firmalar açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Önpeker, organizasyona katkı sunan kurumlara teşekkür etti. Programın ilk gününde GEFF Türkiye’nin sunduğu finansman imkanları tanıtıldı. Ardından AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) detaylı şekilde değerlendirildi. Eğitim kapsamında SKDM’nin hukuki altyapısı, Emisyon Ticaret Sistemi ile bağlantısı, öncelikli sektörler, geçiş ve uygulama dönemi süreçleri ile İzleme, Raporlama ve Doğrulama (MRV) sistemi ele alındı. Ayrıca SKDM’nin Türkiye ihracatına olası etkileri ve firmalara yönelik kısa, orta ve uzun vadeli uyum stratejileri katılımcılarla paylaşıldı. Aynı gün gerçekleştirilen Su Verimliliği oturumunda; küresel ve yerel ölçekte su stresi, Türkiye’nin su potansiyelindeki değişimler, sanayide su kullanımı ve mevzuat bağlantıları değerlendirildi. ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi, atıksu geri kazanım çalışmaları ve iyi uygulama örnekleri hakkında teknik bilgiler aktarıldı. Eğitimin ikinci gününde ise enerji verimliliği ve güneş enerjisi yatırımları ele alındı. Enerji verimliliği, enerji yoğunluğu, enerji yönetimi ve yasal çerçeve başlıkları değerlendirilirken, yardımcı sistemlerde verimlilik önlemleri konusunda teknik paylaşımlar yapıldı. Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarında lisanssız elektrik üretim mevzuatı, çatı ve arazi projeleri, sistem bileşenleri ve risk unsurları katılımcılara anlatıldı. Teknik ekip temsilcileri ile yatırım karar vericilerin birlikte katılım sağladığı programda, teknik bilgi ile finansman mekanizmalarının bütünleşmesinin önemi vurgulandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.