SON DAKİKA
Hava Durumu

#Faiz

Porsuk Haber Ajansı - Faiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Faiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Karabat Ekonomi Yönetimini Uyardı Haber

CHP'li Karabat Ekonomi Yönetimini Uyardı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı açıklamada hükümetin ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Döviz kurunun baskılandığını belirten Karabat, bunun ekonomide ciddi bir kırılma riski yarattığını belirtti. “HÜKÜMET KRİZİ ERTELEMEYE ÇALIŞIYOR” Karabat, iktidarın halkın refahını artıracak bir kalkınma programı yerine döviz krizini geciktirmeye çalıştığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “AKP, halk için bir kalkınma programı uygulamak yerine döviz krizini engelleyecek ve hükümete kesintisiz finansman sağlayacak politikalar yürütüyor. İşsizlik, derin yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi temel sorunlar ise görmezden geliniyor.” “ZENGİN OLMADAN ZENGİN GİBİ TÜKETİYORUZ!” Türkiye ekonomisinde üretim temelli büyümenin zayıfladığını vurgulayan Karabat, sanayileşme yerine hizmet sektörü ağırlıklı bir anlayışa geçildiğini ifade etti. İthalata ve kısa vadeli sermaye girişlerine bağımlılığın arttığını da söyleyen Karabat: “Zengin olmadan zengin gibi tüketiyoruz. Bunun bedeli ağır olacak” dedi. PARA ARZI ARTIYOR, KUR BASKILANIYOR Karabat’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri para arzı ile döviz kuru arasındaki ilişki oldu. Ekonomideki para miktarını gösteren TRM2 verilerinin hızla arttığını belirten Karabat, buna rağmen döviz kurunun aynı hızla yükselmemesinin kur üzerindeki baskının sonucu olduğunu söyledi. “Para arzı genişlemeye devam ederken enflasyonla mücadelede neredeyse tek araç olarak kurun tutulması tercih ediliyor. Bu iki politika aynı anda yürütüldüğünde ekonomide ciddi çelişkiler ortaya çıkıyor.” “CARRY TRADE KAZANIYOR, HALK KAYBEDİYOR” Düşük kur politikasının yabancı yatırımcılar için cazip bir ortam yarattığını belirten Karabat, yüksek faiz ortamında gelen kısa vadeli sermayenin kazanç sağlayarak ülkeden çıktığını söyledi: “Kur düşük tutulacak sözü verilen yabancılar carry trade ile yüksek faizlerini alıp gidiyor. Soruyorum; bu işten kim kazançlı çıkıyor?” DEVALÜASYON RİSKİNE DİKKAT ÇEKTİ Karabat, geçmişte para arzı ile döviz kuru arasındaki makas belirli bir seviyeye ulaştığında devalüasyonların yaşandığını hatırlattı. Mevcut durumda bu farkın yüzde 40 civarında olduğunu belirten Karabat, farkın yüzde 50 seviyesine ulaşması halinde riskin ciddi biçimde artacağını söyledi. Bu hızla devam edilmesi halinde sonbahar aylarında kur şokunun en yüksek noktaya ulaşabileceğini belirten Karabat, ekonomi yönetimini uyardı. “YAPISAL REFORMLAR ŞART” Karabat’a göre enflasyonla kalıcı mücadele için sadece para politikası yeterli değil. Mali disiplin ve üretim odaklı yapısal reformların da devreye girmesi gerekiyor: “Para arzı kontrol altına alınmadan, bütçe disiplinini güçlendirmeden ve üretim verimliliğini artırmadan yalnızca kur üzerinden enflasyonla mücadele etmek sürdürülebilir bir çözüm değildir.” “ÖNCE HUKUK VE İÇ BARIŞ” Karabat, olası ekonomik şokların önüne geçebilmek için yalnızca ekonomik değil siyasi ve kurumsal alanlarda da güven ortamının sağlanması gerektiğini vurgulayarak açıklamasını şöyle noktaladı: “Önce hukukun üstünlüğü ve iç barış sağlanmalı. Ardından ekonomide yapısal reformlarla Türkiye gelecek şoklara karşı hazırlanabilir.”

İran Savaşı Devam Ederse TCMB’nin Döviz Rezervleri Yetmeyecek! Haber

İran Savaşı Devam Ederse TCMB’nin Döviz Rezervleri Yetmeyecek!

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyesi ve Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, Merkez Bankası rezervleri ile ilgili bir açıklama yaparak uyarılarda bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Atabay yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "İran Savaşı sonu ne zaman geleceği belli olmayan bir enerji şoku ile ülkemizi karşı karşıya bırakmıştır. Yaşan şokla hızla ülkemizi terk etmeye başlayan sıcak para sonucu oluşan döviz talebini, TCMB yasada tanımlanan görevi gereği kur istikrarını sağlamak için döviz rezervlerinden karşılamaktadır. Kullanılabilir döviz rezervlerindeki sert düşüş ise İran Savaşı’nın devam etmesi halinde TCMB kaynaklarının yetmeyeceğini yansıtmaktadır. Mevcut iktidar siyasi kumpas kurmak yerine Sn. Ekrem İmamoğlu ile demokratik zeminde Cumhurbaşkanlığı için rekabet etmeyi tercih edecek gücü kendinde görseydi, İran Savaşına rağmen bugün karşı karşıya olduğumuz kırılgan ekonomik yapı içinde olmazdık. Sayılar ortadadır: Savaşın çıktığı 28 Şubat 2026 tarihinden bu yana TCMB’nin döviz satışları 25,5 milyar dolar olmuştur. Devam eden jeopolitik gerginlik sonucu savaşın daha ikinci haftası sonunda bu satışın 30 milyar dolara varması beklenmektedir. Savaşın devam etmesiyle döviz talebi de artarak devam edecektir. Doğal gaz ve petrol fiyatlarında izlediğimiz sert tırmanış sonucu cari açığın da hızla genişlemesi kaçınılmazdır. Döviz talebi ve artan cari açık bir arada değerlendirildiğinde merkez bankasının kullanılabilir rezervi çok daha fazla önem kazanmaktadır. İran Savaşı başlamadan hemen önce TCMB’nin nakde çevrilemeyen IMF-SDR hesaplarındaki 7,6 milyar dolar hariç döviz talebini karşılamakta kullanılabileceği “döviz likiditesi” 33,1 milyar dolardı. Savaşın ilk iki haftasında TCMB’nin döviz rezervlerinden 25,5 milyar doları piyasaya satmasının ardından döviz likiditesinin 7,6 milyar dolar gibi kritik bir seviyeye düşeceğini gören TCMB, bugün açıklanan 6 Mart tarihli bilançosuna göre elindeki tahvil stokunun yaklaşık yarısına karşılık gelen 12 milyar dolarlık tahvil satarak döviz likiditesi miktarını acilen yükseltmeye çalışmıştır. Şubat sonunda elinde bulunan 26,7 milyar dolar tahvil stoku 6 Mart’ta 14,3 milyar dolara inmiştir. 6 Mart tarihli bilançoda görünen kullanılabilir döviz seviyesi 20 milyar dolardadır. Elinde kalan 14,3 milyar dolarlık tahvil stokunun hepsini satarak likit döviz gücünü artırsa dahi bu rakamın devam edecek döviz talebini karşılamaya yetmeyeceği açıktır. Özetle: 28 Şubat’tan 13 Mart’a savaşın ilk iki haftasında oluşan yaklaşık 30 milyar dolarlık döviz talebine karşılık TCMB’nin 6 Mart itibarıyla potansiyel kullanılabilir döviz rezervi 34,3 milyar dolardır. Savaş ortamında bu seviyenin yetersizliği nettir. Mevcut iktidar TCMB rezervlerine ve yüksek faizine yaslanarak Sn. Ekrem İmamoğlu’na siyasi kumpas kurmak yerine demokratik zeminde en güçlü rakibiyle mücadele edecek mertlikte olsaydı, TCMB’nin nakit döviz rezervleri bugün en az 70-80 milyar dolar gibi Türkiye ekonomisini koruyabilecek bir seviyede olacaktı. Bir sonraki adım olarak elindeki 134,7 milyar dolarlık yüksek altın stokunu miktarsal sınırı dahilinde swap yaparak döviz nakdine çevirmesi halindeyse ödeyeceği yüksek faiz kuşkusuz tüm Türkiye vatandaşlarının ödeyeceği bir bedel olacaktır. Ak Parti dönemi boyunca bilinçli politikalarla kamu kurumlarının kapasitesi eksiltilmiştir. Bugün en çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz kasasının sağlam olmayışını likidite yönetimini doğru yapamayan üst yönetimin liyakat eksiliği ve Banka’nın siyasi araç haline dönüşmesinden bağımsız düşünemeyiz. Ancak TCMB döviz rezervlerini milletin zor günü için kasasında biriktirmek yerine, bundan neredeyse tam bir yıl önce iktidarın siyasi saiklerle Cumhurbaşkanı adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’mız Sn. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına destek olmak amacıyla kullanmıştır. Siyasi amaçlara alet olan TCMB’nin kurumsal güvenilirliğini zedelemesi ayrı bir tartışma konusu da olabilir; olmalıdır da. Bugünün tartışma konusu TCMB’nin esas görevi olan finansal istikrarı güçlendirmek yerine rezervlerini siyasi kumpas kuranların yarattığı finansal şoku yumuşatmak için ölçüsüzce harcayarak İran savaşı ortamında Türkiye ekonomisini kırılgan, korumasız bıraktığı gerçeğidir."

CHP'li Gürer: ''Vatandaşın Borçları Şaha Kalktı'' Haber

CHP'li Gürer: ''Vatandaşın Borçları Şaha Kalktı''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de dış ticaret verileri, bankacılık sistemi borçları ve icra dosyalarına ilişkin güncel ekonomik verileri değerlendirerek ekonomide borç yükünün hızla büyüdüğünü söyledi. Gürer, ihracat ve ithalat dengesinden vatandaşın kredi borçlarına, KOBİ’lerin finansman sorunundan tarım sektöründeki borç artışına kadar birçok alanda ekonomik baskının giderek ağırlaştığını belirtti. Gürer, “Rakamlar açıkça gösteriyor ki ekonomide üretim yerine borçlanma, gelir artışı yerine faiz yükü büyüyor. Vatandaş, esnaf, çiftçi ve küçük işletmeler aynı anda ağır bir finansal baskı altında” dedi. DIŞ TİCARET AÇIĞI BÜYÜYOR Şubat ayına ilişkin dış ticaret verilerini değerlendiren CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ihracattaki sınırlı artışa rağmen ithalatın daha hızlı büyüdüğüne dikkat çekerek, “Türkiye’nin ihracatı şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,6 artarak 21,1 milyar dolar olurken, ithalat yüzde 6,1 artarak 30,3 milyar dolara yükseldi. Bu gelişme sonucunda dış ticaret açığı yüzde 14,9 oranında artarak 9,2 milyar dolara çıktı,” dedi. Gürer, ihracatın ithalatı karşılama oranındaki düşüşe de dikkat çekerek şunları söyledi: “İhracatın ithalatı karşılama oranı bir yılda yüzde 73,2’den yüzde 70,2’ye geriledi. Bu tablo, Türkiye ekonomisinin üretim ve ihracat kapasitesini artırmak yerine dışa bağımlı bir yapıya sürüklendiğini gösteriyor.” Yılın ilk iki aylık döneminde ise ihracat yüzde 1,2 azalarak 41,3 milyar dolara gerilerken ithalat yüzde 3,1 artarak 59 milyar dolara çıktığını, böylece iki aylık dış ticaret açığı yüzde 14,9 artarak 17,6 milyar dolara yükseldiğini belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Dış ticaretteki açık büyürken üretim maliyetleri artıyor, sanayici ve üretici zorlanıyor. Bu durum ekonomide kırılganlığı artırıyor” dedi. BATIK KREDİLERDE HIZLI ARTIŞ Bankacılık sistemindeki batık kredi miktarına da dikkat çeken CHP’li Ömer Fethi Gürer, ekonomideki riskin bankacılık verilerine de yansıdığını belirtti. “2025 yılında yüzde 101 oranında artan batık kredilerin bu yılın ilk iki ayında da yüzde 11,4 oranında büyüdüğünü ifade eden Gürer, 20–27 Şubat haftasında sınırlı bir gerileme yaşandığını ancak toplam büyüklüğün hâlâ çok yüksek olduğunu söyledi. Gürer, “Bu dönemde batık krediler 646,2 milyar liradan 644,1 milyar liraya geriledi. Batık kredilerdeki bu büyüme ekonomik sistemde ciddi bir risk oluşturuyor. Borçlar ödenemiyor, krediler takip sürecine düşüyor” diye konuştu. KOBİ’LERİN BANKA BORCU 6,5 TRİLYONA YÜKSELDİ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman yükünün hızla arttığını belirterek, “KOBİ’lerin bankalara olan borcunun 6 trilyon 548 milyar liraya ulaştı. Ocak ayında KOBİ borçlarının 129,2 milyar lira arttı. KOBİ’lerin vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alınan kredileri ise bir ayda 13,7 milyar lira artarak 214,2 milyar liraya çıktı,” ifadelerini kullandı. Bankalarda KOBİ’lere ait 4 milyon 983 bin kredi hesabı bulunduğunu belirten Gürer, bunların 304 bininin takipte olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “KOBİ’ler üretim yapıyor, istihdam sağlıyor. Ancak yüksek maliyetler ve finansman sorunları nedeniyle ciddi bir borç baskısı altındalar.” TARIM SEKTÖRÜNÜN BORCU 1,3 TRİLYONA DAYANDI Tarım sektörünün de ciddi bir borç yükü altında olduğunu ifade eden Gürer, çiftçilerin bankalara olan kredi borcunun 1 trilyon 297 milyar liraya ulaştığını belirterek, “Ocak ayında tarım borçlarının 30,5 milyar lira daha arttı, bu kredilerin büyük bölümünün kamu bankaları tarafından kullandırıldı”dedi. Tarım sektörüne verilen kredilerin: 1 trilyon lirası kamu bankalarından,265 milyar lirası özel bankalardan oluşuyor. Çiftçilerin ödeyemediği ve bankalar tarafından takibe alınan borçların da arttığını belirten Gürer, bu borçların 17,6 milyar liraya çıktığını söyledi. Gürer, “Çiftçi üretim yapabilmek için borçlanıyor. Ancak artan girdi maliyetleri ve düşük ürün fiyatları nedeniyle bu borçları ödemekte zorlanıyor” dedi. VATANDAŞIN FİNANSAL BORCU 6,3 TRİLYON LİRAYA ÇIKTI Vatandaşların bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının da hızla arttığını ifade eden Gürer, bu borcun 6 trilyon 235 milyar liraya ulaştığını söyledi. 20–27 Şubat haftasında borçların 65,1 milyar lira arttığını belirten Ömer Fethi Gürer, şu bilgileri paylaştı: Bireysel kredi borçları 3 trilyon 187 milyar liraKredi kartı borçları 3 trilyon 48 milyar lira Yılın ilk iki ayında vatandaşın borcu toplam 375,8 milyar lira arttı. Bu artışın: 148 milyar lirası bireysel kredilerden227 milyar lirası kredi kartlarından kaynaklandı. Gürer, vatandaşların ayrıca varlık yönetim şirketlerine 101 milyar lira borcu bulunduğunu belirterek bu borçlarla birlikte toplam finansal borcun 6 trilyon 336 milyar liraya ulaştığını ifade etti. BATIK BİREYSEL BORÇ 373 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI Bankalar ve finans kuruluşlarının tahsil edemediği bireysel kredi ve kredi kartı alacaklarının da hızla arttığını söyleyen Gürer, takipteki bireysel borçların 271,8 milyar liraya çıktığını belirtti. Bankaların varlık yönetim şirketlerine sattığı batık krediler de dikkate alındığında sistemdeki toplam batık bireysel borcun 373 milyar liraya ulaştığını ifade etti. VATANDAŞ BİR AYDA 118 MİLYAR LİRA FAİZ ÖDEDİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Vatandaşların kredi ve kredi kartı borçları nedeniyle bankalara ödediği faiz miktarının da hızla arttığını belirterek, “yalnızca 2026 yılının ilk ayında bankalara ödenen faiz tutarının 118 milyar liraya ulaştı. Bu tutarın; 71,3 milyar lirası bireysel kredi faizlerinden, 46,6 milyar lirası kredi kartı faizlerinden oluştu,” şeklinde konuştu. Gürer, bu faiz ödemelerinin geçen yıla göre ciddi biçimde arttığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bireysel kredi faizleri yüzde 35,2, kredi kartı faizleri ise yüzde 28,1 arttı. Bu tablo vatandaşın gelirinin önemli bir bölümünü faize ödediğini gösteriyor.” İCRA DOSYALARI 24,3 MİLYONA ÇIKTI Ekonomideki borç baskısının icra verilerine de yansıdığını belirten Gürer, icra dairelerindeki dosya sayısının hızla arttığını söyledi. Gürer, “1 Ocak – 6 Mart 2026 tarihleri arasında icra dairelerine 1 milyon 903 bin yeni dosya geldi. Aynı dönemde 1 milyon 534 bin dosya sonuçlandırıldı veya işlemden kaldırıldı. Ancak sistemdeki toplam dosya sayısı büyümeye devam etti. 6 Mart 2026 itibarıyla icra dairelerinde 24 milyon 364 bin derdest dosya bulunuyor” diye konuştu. Son bir yılda icra dosyası sayısının 1 milyon 700 bin arttığını belirten Ömer Fethi Gürer, şunları söyledi: “İcra dosyalarındaki artış ekonomik krizin toplum üzerindeki en somut göstergelerinden biridir.” “EKONOMİDE BORÇ SARMALI BÜYÜYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tüm bu verilerin Türkiye ekonomisinde ciddi bir borç sarmalının oluştuğunu gösterdiğini ifade ederek, “Dış ticaret açığı büyüyor, KOBİ’lerin borcu artıyor, çiftçi borçlanarak üretim yapmaya çalışıyor, vatandaş kredi kartıyla yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Gelirler artmazken borçlar büyüyor. Emekli, asgari ücretli de maaş artışı iki aylık enflasyon artışı ile eridi. Uygulanan ekonomik program zengini daha zengin fakiri daha fakir yapıyor,” dedi.

Güçlü Türkiye İçin Tarımı Yeniden Ayağa Kaldırmak Zorundayız! Haber

Güçlü Türkiye İçin Tarımı Yeniden Ayağa Kaldırmak Zorundayız!

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen haftalık basın toplantısında tarım ve hayvancılıkta ülkenin durumu gündeme getirildi. Basın toplantısında konuşan Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl şu ifadeleri kullandı; "Öncelikle gençlerimizin gerçekten sıkıntıda olduğunu, iş bulmada zorluk çektiğini; taşrada yaşayan insanların ilçelerde tarım ve hayvancılıktan elde edemedikleri gelirleri kazanamadıkları için şehir merkezine gelmek istediklerini görüyoruz. Dolayısıyla bu durum orada nüfus azalışına neden oluyor. Şehre geldikleri zaman da iş bulabilme imkanları çok zordur. Kaldı ki iş bulabilenler asgari ücretle ancak çalışabiliyorlar. Oysa asgari ücret insan haysiyet ve onuruna yakışmıyor. Bu asgari ücretle geçinebilmek hiç mümkün değil. Ülkenin kaynakları maalesef israf, faiz ve yolsuzluğa aktarılıyor. Bu sebeple hem asgari ücretle çalışan kardeşlerimize hem de emeklilere arzu ettikleri rakamlar verilemiyor. Tabii Saadet Partisi bu konuda Türkiye genelinde bir çalışma yaptı. Özellikle Türkiye'de tarımın geleceği ve gençlerin tarıma kazandırılmasıyla ilgili bir çalışması var. Bugün bu konuda açıklama yapmak istiyorum. Tarım bir milletin bağımsızlığının ve geleceğinin teminatıdır. Soframıza gelen ekmekten ülkemizin gıda güvenliğine kadar her alan doğrudan tarıma bağlıdır. Ancak bugün Türkiye'de tarımda çalışan sayısı hızla azalıyor, gençlerimiz ise tarımdan uzaklaşıyor. Saadet Partisi olarak bizler tarımı stratejik bir alan olarak görüyoruz. Üreten bir Türkiye olmadan güçlü ve bağımsız bir Türkiye asla mümkün değildir. Bugün çiftçimiz artan maliyetler, düşük alım fiyatları ve güvencesiz çalışma koşulları altında üretim yapmaya çalışıyor. Mazot, gübre, yem ve tohum fiyatları yükselirken çiftçinin kazancı aynı oranda artmıyor. Eğer bu gidişat durdurulamazsa tarım yapacak insan bulmak zorlaşacak, verimli topraklar boş kalacak ve Türkiye gıdada dışa bağımlı hale gelecektir. Zaten daha önce de ifade etmiştik; Dünya Tarım Örgütü'nün bir raporu var. Özellikle 2025 yılından bahsetmişti, şu an 2026 yılındayız. 2025 ve devamında tarımın stratejik bir ürün olduğunu, tarıma yönelik çalışmaların önemli olduğunu ifade etmişlerdi. O dönemde topu, tankı, tüfeği olan ülkelerin ayakta kalamayacağı; ancak tarım ve hayvancılığa yatırım yapan ülkelerin ayakta kalabileceği ifade edilmişti. Bu çerçevede Amerika yılda tarıma 100 milyar dolar destek veriyor. Bu rakam Avrupa'da 60 milyar dolar, ülkemizde ise sadece 3 milyar dolar civarındadır. Dolayısıyla bu da tarımın bilinçli bir şekilde ülkede yapılamaz hale geldiğini gösteriyor. Biz Saadet Partisi olarak Türkiye'nin bu konuda zaten dışa bağımlı hale geldiğini görüyoruz; bütün veriler o yöndedir. Ancak çözüm olarak önerileri ortaya koymak lazım. Biz sadece sorunu ifade etmiyoruz, sorunla birlikte neler yapılabileceğini de bu topluma anlatmaya çalışıyoruz. Öncelikle çözüm önerilerimiz şunlardır: Üreten çiftçi kazanmalıdır. Tarım destekleri göstermelik değil, üreticinin gerçek gelirini artıracak şekilde düzenlenmelidir. Çiftçi zarar eden değil, kazanan olmalıdır. Bu hükümet 2006 yılında bir yasa çıkartmıştı. Tarıma destekle ilgili gayrisafi milli hasılanın %1'inden az olamaz denmişti. 2026 bütçesindeki gayrisafi milli hasıla ile kıyasladığınızda bu rakamın 772 milyar olması gerekirken, maalesef 2026 bütçesinde tarıma bu anlamda ayrılan para 168 milyar liradır. Bununla tarım yapabilmenin çok mümkün olmadığını görebiliyoruz. Mutlaka genç çiftçiye güvence sağlanmalıdır. Tarımda sigortalı ve güvenceli çalışma yaygınlaştırılmalı, genç üreticilerin sosyal güvenlik primleri mutlaka desteklenmelidir. Tarım modern ve stratejik bir meslek olarak konumlandırılmalıdır. Tarım; teknoloji, bilgi ve planlama ile yapılan yüksek katma değerli bir üretim alanıdır. Gençlere bu vizyon anlatılmalı, tarım eğitim ve teknolojiyle güçlendirilmelidir. Özellikle bunu ifade ediyoruz; daha önce de belirttiğim gibi Tarım Bakanlığı'nda hem merkez hem taşra teşkilatlarında çalışan 240.000 tane personel var. Bu çok büyük bir rakamdır. Türkiye'de bir tarım planlaması yapılamadığı için maalesef bu kadrodan da arzu edilen şekilde istifade edilemiyor. Gençlerin de bu konuda mutlaka tarımla ilgili gelirleri hem güvenceli hem de geleceğe yönelik bir planlama yapıldığı zaman, gençler bu tarımı yapmaya meyil edebilir ve bunu bir kazanç kaynağı olarak görebilir. Gençlere bu vizyon anlatılmalı, tarım eğitim ve teknolojiyle güçlendirilmelidir. Kırsal kalkınma seferberliği başlatılmalıdır. Köylerde yaşam şartları iyileştirilmeli; tarıma dayalı sanayi, işletme ve kooperatifçilik desteklenerek kırsalda yeni istihdam alanları oluşturulmalıdır. Adil ve milli bir tarım politikası mutlaka inşa edilmelidir. Üretimi önceleyen, ithalata bağımlılığı azaltan, çiftçiyi koruyan ve milletin gıda güvenliğini esas alan bir tarım düzeni mutlaka kurulmalıdır. Bu topraklar bereketlidir. Bu millet üretkendir. Doğru politikalarla Türkiye kendi kendine yeten, hatta fazlasını üreten bir ülke olabilir. Tarımı ayağa kaldırmak, gençleri üretime kazandırmak ve gıda güvenliğimizi sağlamak milli bir sorumluluktur. Adil, üretken ve güçlü bir Türkiye için tarımı yeniden ayağa kaldırmak zorundayız. Saadet Partisi'nin öncelikleri arasında bu da vardır diyorum."

Bütçe Harcamalarından Emekli ve Emekçiye Kırıntı Düştü! Haber

Bütçe Harcamalarından Emekli ve Emekçiye Kırıntı Düştü!

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı bütçe gerçekleşme verileri üzerinden yaptığı değerlendirmede, sosyal güvenlik sistemine ayrılan kaynağın bütçe artışının gerisinde bırakıldığını belirtti. Taşcıer yaptığı yazılı açıklamada, 2025 yılı ocak ayında merkezi bütçeden sosyal güvenlik sistemine ayrılan payın yüzde 15,48 olduğunu, 2026 yılı ocak ayında ise bu oranın yüzde 14,77’ye gerilediğini açıkladı. Bu düşüşün yüzde 4,6’lık bir kesintiye karşılık geldiğini belirten Taşcıer, bunun bütçe ölçeğinde milyarlarca liralık daralma anlamına geldiğini kaydetti. “Bütçe yüzde 55 arttı, sosyal güvenlik yüzde 48’de kaldı” 2026 yılı ocak ayında merkezi bütçe giderlerinin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 55 arttığını ifade eden Taşcıer, sosyal güvenlik sistemine yapılan artışın ise yüzde 48’de kaldığını belirtti. CHP’li Taşcıer, “Bütçe büyüyor ancak sosyal güvenliğe aynı oranda pay ayrılmıyor. Pastayı büyütenler, emeklinin payını küçültüyor” değerlendirmesinde bulundu. “Tek ayda 12 milyar liralık kesinti” Taşcıer, sosyal güvenlik sistemine yapılan aktarımın bütçe giderleriyle aynı oranda artırılması halinde ocak ayında 241,6 milyar TL yerine 253,4 milyar TL aktarılması gerektiğini, aradaki yaklaşık 12 milyar liralık farkın kesinti anlamına geldiğini söyledi. “Tek bir ayda ortaya çıkan bu kesintinin yıl geneline yayılması halinde çok daha ağır bir tablo ortaya çıkacaktır” diyen Taşcıer, bunun siyasi bir tercih olduğunu savundu. “12 milyar lira ile ne yapılabilirdi?” Taşcıer, söz konusu 12 milyar liranın farklı sosyal destek kalemlerinde kullanılabileceğini belirterek şu örnekleri verdi: 4,8 milyon haneye ayda 4’er kilo kırmızı et desteği sağlanabilirdi. 5,8 milyon haneye 4’er adet Ramazan kolisi dağıtılabilirdi. Gamze Taşcıer, emeklilere yapılan artışın Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirlenen bir aylık fitre tutarının yaklaşık 6,2 kat altında kaldığını da ifade etti. “Faiz ödemeleri bütçeyi yuttu” Ocak ayında bütçeden faize 456,4 milyar TL ayrıldığını hatırlatan Taşcıer, bunun günde 14,7 milyar, saatte 613 milyon, dakikada 10,2 milyon liraya karşılık geldiğini söyledi. Aynı dönemde sosyal güvenlik sisteminin finansmanı için hazineden aktarılan kaynağın bunun yarısı düzeyinde kaldığını belirten Taşcıer, “Bütçede faiz için ayrılan para, emeklinin, dulun, yetimin ve çalışanların sosyal güvenlik hakkına ayrılan kaynağın iki katına ulaştı” dedi. “Emekli aylıkları sefalet düzeyinden uzaklaştırılabilirdi” CHP’li Taşcıer, ocak ayında faiz için harcanan paranın günde 736 bin en düşük emekli aylığına denk geldiğini belirterek, “Sadece ocak ayında faize ayrılan kaynakla en düşük emekli aylığı alan 5 milyon yurttaşın geliri yaklaşık bir yıl boyunca asgari ücret düzeyine çıkarılabilirdi. Aynı şekilde ortalama emekli aylıkları da sefalet çizgisinden uzaklaştırılabilirdi” ifadelerini kullandı. “Bayram ikramiyeleri de artırılabilirdi” Taşcıer, 17 milyon emeklinin 4.000 lira olan bayram ikramiyesini asgari ücret düzeyi olan 28.075 liraya çıkarmak için gerekli kaynağın 409 milyar lira olduğunu belirterek, “Ocak ayında faize aktarılan 456,4 milyar liralık tutar dikkate alındığında bu tutar söz konusu düzenlemeyi karşılamaya yetiyordu. Buna rağmen bu tercih yapılmadı ve şimdi 1.000 liralık sınırlı artış ‘müjde’ olarak sunulacak” dedi. “Siyasi manipülasyon yürütülüyor” Taşcıer açıklamasında, iktidarın “CHP gelirse sosyal yardımlar kesilir” söylemi üzerinden kamuoyunda algı oluşturduğunu belirterek bunun açık bir siyasi manipülasyon olduğunu savundu. “Bütçe bir tercih meselesidir. Sosyal güvenlik sistemi toplumsal bir sözleşmedir. Bugünkü tablonun sorumluluğu muhalefete değil, bütçe tercihini emekten yana kullanmayan iktidara aittir” ifadelerini kullanan Taşcıer, merkezi bütçe giderleri yüzde 55 artarken sosyal güvenliğe ayrılan kaynağın yüzde 4,6 daraltılmasının siyasi sorumluluğunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olduğunu kaydetti. CHP’nin çözüm başlıkları Asgari ücret etrafında sıkışmış bir ücret yapısıyla sosyal güvenlik sistemin sağlıklı işlemesinin mümkün olmadığını ifade eden Taşcıer, ücretler yükselmeden prim gelirlerinin artmayacağını, prim gelirleri artmadan da sosyal güvenlik sisteminin dengelenemeyeceğini belirtti. CHP’nin sosyal güvenlik sistemine ilişkin yaklaşımını da şu başlıklarla açıkladı: Merkezi bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan payın artırılması Emeklilikte prime dayalı adaletin yeniden tesis edilmesi Aylık bağlama oranlarının yükseltilmesi Emekli aylıklarının büyümeden düzenli pay almasının sağlanması Kayıt dışı istihdamla etkin mücadele edilmesi ve prim tabanının genişletilmesi Taşcıer, açıklamasını, “Biz milyonlarca emekliyi sefalette buluşturan bu meseleyi çözeceğiz” sözleriyle tamamladı.

CHP’li Gülcan Kış: "Emekliye 28 Bin Lira Çok Görüldü" Haber

CHP’li Gülcan Kış: "Emekliye 28 Bin Lira Çok Görüldü"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, AKP iktidarının ekonomi politikalarının emeklileri yoksulluğa, toplumu ise borç ve icra sarmalına mahkûm ettiğini belirterek, “Bu tablo bir kaynak sorunu değil, bilinçli bir tercihin sonucudur” dedi. En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine, yani 28.075 TL’ye çıkarılması yönündeki CHP önerisinin AKP tarafından reddedildiğini hatırlatan Kış, iktidarın emekliye 20 bin lirayı reva gördüğünü söyledi. Kış, “Faize, geçiş garantilerine ve şirket sözleşmelerine sınırsız kaynak bulanlar, konu emekli olunca ‘bütçe yok’ diyebiliyor. Bu kabul edilemez” ifadelerini kullandı. Faize para var, emekliye yok AKP iktidarı boyunca yalnızca dış borç faizleri için ödenen 228 milyar doların, bugün emeklilerin neden açlık sınırında yaşadığının en açık göstergesi olduğunu vurgulayan Kış, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu para kendiliğinden buharlaşmadı. Faize gitti, köprü ve otoyol garantilerine gitti, dövizli sözleşmelere gitti. Ama emekliye gelince ‘kaynak yok’ denildi. İtiraz ettiğimiz düzen tam olarak budur.” 228 milyar dolar ne demek? Kış, kamuoyunda sıkça dile getirilen milyar dolarlık rakamların somut karşılığının bilinmediğini belirterek çarpıcı karşılaştırmalar yaptı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapım maliyeti yaklaşık 818 milyon dolar. 228 milyar dolar ile yaklaşık 280 adet bu ölçekte köprü yapılabilirdi. İstanbul–İzmir Otoyolu’nun maliyeti yaklaşık 6 milyar dolar. Aynı kaynakla 38 adet bu otoyol inşa edilebilirdi. “Bugün ‘bütçe yok’ denilen her alanda aslında bu ülkenin parası vardı. Ama o para halk için değil, garanti verilen projeler ve faiz için kullanıldı” dedi. Geçiş garantileriyle risk halka yüklendi Bu projelerin yalnızca yapım maliyetleriyle değil, geçiş garantileriyle de kamuya uzun vadeli yük bindirdiğini ifade eden Kış, “Bu köprülerden geçseniz de geçmeseniz de bedelini ödüyorsunuz. Çünkü AKP şirketlere müşteri garantisi verdi. Risk kamuya, kazanç özel sektöre bırakıldı. Bütçedeki tahribatın temel nedeni budur” diye konuştu. Bu para emekliye yetiyordu Türkiye’de yaklaşık 16 milyon emekli bulunduğunu hatırlatan Kış, 228 milyar doların bugünkü kur karşılığıyla trilyonlarca liralık bir kaynağa denk geldiğini belirtti. “Bu kaynakla yıllar boyunca en düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesinde tutulabilirdi. Emekliye 20 bin lirayı çok görenler, aynı bütçeden milyarlarca doları faize ve garanti ödemelerine aktarmakta tereddüt etmedi” dedi. Emeklilik hayatta kalma mücadelesine dönüştü Emeklilerin önemli bir bölümünün kredi kartı ve tüketici kredileriyle geçinmeye çalıştığını vurgulayan Kış, emekliliğin bugün dinlenme değil hayatta kalma mücadelesi anlamına geldiğini söyledi: “Emekli maaşıyla kira ödeyemeyen, faturalarını karşılayamayan, torununa harçlık veremeyen bir kuşak yaratıldı. Bu tablo kader değil; siyasi tercihlerin sonucudur.” Özelleştirdiler, borçlandılar, faizi büyüttüler AKP dönemindeki özelleştirmelere de dikkat çeken Kış, “Telekomu sattılar, limanları sattılar, enerji tesislerini sattılar. Devletin varlıkları elden çıktı ama borç azalmadı. Aksine faiz ödemeleri büyüdü. Çünkü bu satışlar kamuyu güçlendirmek için değil, günü kurtarmak için yapıldı” ifadelerini kullandı. “Bu bir tercih meselesidir” Kış açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “228 milyar dolar bu ülkenin kayıp yıllarıdır. Bu para emekliye, konuta, üretime, istihdama gitseydi bugün kredi kartıyla ayakta durmaya çalışan bir toplum olmazdı. Emekli sadaka istemiyor, hakkını istiyor. Yoksulluk bir kader değil; AKP’nin faiz ve garanti düzeninin sonucudur.”

CHP'li Kış'tan Milyonları İlgilendiren Borç Krizine İlişkin Kanun Teklifi Haber

CHP'li Kış'tan Milyonları İlgilendiren Borç Krizine İlişkin Kanun Teklifi

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, kredi kartı ve bireysel kredi borçları nedeniyle ödeme gücünü kaybeden milyonlarca yurttaşı ilgilendiren kapsamlı bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Teklif, 6 trilyon lirayı aşan bireysel borç stokunu ve milyonlarca kişiyi etkileyen icra baskısını hedef alıyor. Milyonlar borçlu, borç trilyonları aştı Resmî verilere göre Türkiye’de vatandaşların bankalara ve finans kuruluşlarına olan kredi kartı ve bireysel kredi borcu 6 trilyon 77 milyar TL’ye ulaştı. Bunun yaklaşık 2 trilyon 9 milyar TL’sini kredi kartı borçları, 3 trilyon 89 milyar TL’sini ise bireysel krediler oluşturuyor. Varlık yönetim şirketlerine devredilen borçlarla birlikte tablo daha da ağırlaşıyor. Borç krizinin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığına dikkat çekilirken, bankalar ve finans kuruluşları tarafından icra takibine alınan kişi sayısının 4 milyonu aştığı, icra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısının ise 24 milyona yaklaştığı belirtiliyor. Faiz ve icra yükü borcu katlıyor Mevcut sistemde bireysel kredi faizlerinin yüzde 60’ın üzerine, kredi kartı gecikme faizlerinin ise çok daha yüksek oranlara çıktığına işaret eden Kış, borçların önemli bir bölümünün artık anaparadan değil faiz, ceza, icra ve avukatlık masraflarından oluştuğunu vurguladı. Bu durumun borçların çevrilebilirliğini ortadan kaldırdığı, yurttaşı sürekli bir icra tehdidi altında yaşamaya zorladığı ifade ediliyor. Teklif ne getiriyor? TBMM’ye sunulan kanun teklifine göre; Kredi kartı ve bireysel kredi borçları anapara esas alınarak yeniden yapılandırılacakTemerrüt faizi, gecikme faizi, ceza faizi ile icra ve avukatlık masrafları tamamen silinecekBorçlar 60 ila 72 ay vadeyle taksitlendirilecekYapılandırmada uygulanacak faiz oranına üst sınır getirilecekYapılandırmaya başvuran yurttaşlar hakkında icra ve haciz işlemleri durdurulacak, maaş hacizleri ve banka hesaplarındaki blokeler kaldırılacakÖdeme planına uyan yurttaşların kredi siciline ilişkin olumsuz kayıtları yapılandırma sonunda silinecek “Bu bir borç değil, yaşam krizi” Kanun teklifine ilişkin değerlendirmede bulunan CHP’li Kış, borç sorununun geldiği noktaya şu sözlerle dikkat çekti: “Bugün kredi kartı borcu bir tüketim tercihi değil, mutfağın borcudur. Bireysel kredi ise refahın değil, hayatta kalma mücadelesinin sonucudur. 6 trilyon lirayı aşan bu tablo artık bireysel bir ödeme sorunu değil, açık bir yaşam krizidir.” “Borcu silmiyoruz, ödenebilir hale getiriyoruz” Teklifin bir “af” düzenlemesi olmadığını vurgulayan Kış, amaçlarının yurttaşı yeniden ekonomik hayata dahil etmek olduğunu belirterek şunları söyledi: “Biz borcu silmiyoruz; faizi, cezayı ve icra baskısını siliyoruz. Yurttaşı borçtan kaçan değil, borcunu ödeyebilen hale getiriyoruz. Bu teklif sosyal devlet ilkesinin ve Anayasa’nın açık bir gereğidir.” CHP’li Kış, milyonlarca yurttaşı doğrudan ilgilendiren düzenleme için tüm siyasi partilere çağrıda bulunarak, “Bu tabloya kayıtsız kalmak faizi ve icra düzenini savunmaktır. Meclis, yurttaşın yanında durmalıdır” dedi.

MÜSİAD Şube Başkanı Özdemir: "Faiz İndirimleri Umut Veriyor" Haber

MÜSİAD Şube Başkanı Özdemir: "Faiz İndirimleri Umut Veriyor"

Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) Eskişehir Şube Başkanı Avukat Oğuz Özdemir, Merkez Bankasının iki ayda gösterge faizini yüzde 50'den yüzde 45 seviyesine düşürmesinin memnuniyet verici olduğunu belirterek "Yıl sonuna kadar yüzde 30'un altına indirilmesi öngörülüyor. Üretimin canlanması adına bu hedefe ciddiyetle yürünmeli" dedi. Konuya ilişkin bir basın açıklaması yapan Özdemir şu ifadelere yer verdi: “Biliyorsunuz geçen yılın Mart ayından bu yılın Aralık ayına kadar gösterge faizi yüzde 50 idi. Faizlerin yüzde 40'ın üzerine çıkması ise bir yıldan daha önce bir zamanda gerçekleşmişti. Faizlerin bu derece yükselmesi mevduat faizini de cazip hale getirdi ve insanları buraya yönlendirdi. Üretim tarafında bulunanlar ise yüksek kredi faizlerinden ve üretim yapmayanların kazanmasından yakınmaya başladı. Merkez Bankası geçen ay 250 baz puan bu ay bugün de 250 baz puan faiz indirimi yaptı. Gösterge faizi yüzde 45 mertebesine geriledi. Enflasyonla mücadele konusunda gösterilen istikrarlı yürüyüş faiz indirimleriyle taçlandırıldığı sürece önümüzdeki aylarda üretimin hızlanmaya başlandığını, piyasaların açıldığını göreceğiz. Ekonomi yönetimi enflasyonla mücadelede ve faiz indirimleri konusunda aynı kararlılıkla yürümeye devam etmeli." dedi                                                                                             

2025 Yılı Enflasyon Hedefi Yüzde 21! Haber

2025 Yılı Enflasyon Hedefi Yüzde 21!

Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan, Para Politikası ve Makroekonomik Görünüm toplantısı için Eskişehir'e geldi. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ilk olarak Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy'u ziyaret etti. Eskişehir Ticaret Odasını ve Anadolu Üniversitesi'ni ziyaret eden Karahan'ın düzenlediği toplantıya; Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Üzeyir Karaküllah, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Yusuf Adıgüzel, protokol üyeleri, iş insanları ve sanayiciler katılım sağladı. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan toplantıda yaptığı sunumda,  Merkez Bankası rezervlerinde 115 Milyar dolar artış sağlandığını, Kur Korumalı Mevduat bakiyesinde 110 Milyar dolar düşüş sağlandığını söyledi. Karahan enflasyonla mücadele kapsamında ilk olarak alınan tedbirlerle enflasyonun daha yüksek seviyelere çıkmasının önlendiğini ve haziran ayı itibariyle de dezenflasyonun tesis edildiğini söyledi. 2025 yılı sonu itibariyle enflasyonun yüzde 21'e gerilemesini beklediklerini söyleyen Karahan risk priminde ki gerilemenin yurt dışı faiz yükünü yıllık 7 Milyar dolar azalttığını ve fiyat istikrarı ile reel sektörün yatırım kararlarında ki öngörülebilirliğin artacağını ifade etti. Fiyat istikrarının, sürdürülebilir büyüme, alım gücü ve verimlilik açısından önemli olduğunu ifade eden Karahan, fiyat istikrarının, öngürülebilirlik, kalıcı düşük faiz, uzun vadeli finansman imkanı, yatırım ve üretim ortamında iyileşme, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışını sağlayacağını belirtti. Karahan enflasyonun nasıl düşürüleceği ile ilgili olarak, talepte ki dengelenmenin enflasyonda ki düşüşe katkı vereceğini, fiyatlama davranışlarında normalleşmenin sağlanacağını ve beklentilerde iyileşme sağlanacağını söyledi. Dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ifade eden Karahan 2022 yılında %64,3, 2023 yılında %64,8, 2024 yılında %44,4 olarak görülen enflasyonun 2025 yıl sonu itibariyle %21'e düşmesinin hedeflendiğini ifade etti. Mal enflasyonun düşük olmasına rağmen hizmet enflasyonunda ki düşüşün daha kademeli gerçekleştiğini ifade eden Karahan, sanayi tarafında firmaların fiyatlama davranışlarının iyileştiğini ve tüketici ile firmaların enflasyon beklentilerinin de gerileme eğilimine girdiğini söyledi. Döviz kuru ile ilgili olarak bir seviye hedeflerinin olmadığını söyleyen Karahan, cari açıkta ki düşüşün dış finansman ihtiyacını azalttığını, ülkeye sermaye girişlerinin başladığını ve döviz arzının artarken döviz talebinde düşüş talebinin görüldüğünü söyledi. Merkez Bankası rezervlerin 115 milyar dolar arttığını belirten Karahan KKM'de azalışın devam ettiğini ve TL talebinin güçlü olduğunu söyledi. Rezervlerde ki iyileşmenin yurt içi kaynaklı olduğunu belirten Karahan kurla ilgili bir taahhüdün olmadığını ve risk priminde ki iyileşme ve düşüşün dış finansmana erişimi kolaylaştırdığını, yurt dışı faiz ödemelerinin ise yıllık 7 milyar düştüğünü söyledi. İhracatın belirleyicisinin dış talep olduğunu söyleyen Karahan, küresel ekonomide ki zayıf seyre karşılık ihracatın gücünü koruduğunu söyledi. Ülkenin ihracatının artarken ithalatının azaldığını ve küresel ihracatta ki payın arttığını belirten Karahan reeskont kredisi limitlerinin arttırıldığını, faiz maliyetinin düşürüldüğünü ve yp reeskont kullanım imkanı sağlandığını söyledi. Avrupa'nın mal ithalatının yavaş seyrettiğini söyleyen Karahan Türkiye'nin Avrupa'da ki pazar payını arttırdığının altını çizdi. Reel sektöre sağlanan desteklerin arrttığını belirten Karahan reeskont kredisi kullanımının başta kobiler olmak üzere genele yayıldığını söyledi. Karahan aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceğini söyledi. Politika faizinin seviyesinin, enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentileri göz önünde bulundurularak öngörülen dezenflasyon sürecinin gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleneceğini söyleyen Karahan, enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası araçlarının etkili şekilde kullanılacağını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.