SON DAKİKA
Hava Durumu

#Fadime Arslan

Porsuk Haber Ajansı - Fadime Arslan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fadime Arslan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz Haber

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz

ADD Eskişehir Şubesi, ÇYDD Eskişehir Şubesi ve Eğitim-İş Eskişehir Şubesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Valilik Meydanı’ndan ortak ses yükseltti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 106’ncı yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Eskişehir’de anlamlı bir törenle kutlandı. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) tarafından düzenlenen çelenk sunma töreninde, çocuk hakları ve laik eğitim vurgusu yapıldı. ​Eskişehir Valilik Meydanı’nda Milli Egemenlik Vurgusu ​Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan törende, kurumlar adına ortak açıklamayı Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan gerçekleştirdi. Arslan, 23 Nisan’ın sadece bir kutlama değil, egemenliğin saraydan alınıp millete devredildiği bir halk devrimi olduğunu hatırlattı. ​"Çocuklarımız Sistematik Hak İhlalleriyle Karşı Karşıya" Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı ​Fadime Arslan tarafından okunan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenlik saraydan alınarak koşulsuz şartsız millete devredilmiştir. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhuriyetimizin temelini oluşturan bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. Başöğretmenimiz, “Ey yükselen nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” sözleriyle bu ülkenin ve cumhuriyetimizin asıl sahiplerinin çocuklar olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Ancak bugün, ulusal egemenliğimizi ve çocuk bayramımızı kutlarken cumhuriyetin asıl sahipleri olan çocuklarımızın yaşam, sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gibi en temel hakları dahi sistematik şekilde ihlal ediliyor. Biliyoruz ki gerçek bir egemenlikten söz edebilmenin en temel koşulu, her çocuğumuzun özgür doğduğu, kamusal haklara erişebildiği ve güvenle büyüyebildiği bir ülkeyi inşa etmektir. Ülkesinin kurucusu tarafından kendilerine armağan edilen bir günde milyonlarca çocuğumuz derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, laik ve bilimsel niteliği aşındırılan eğitim sistemiyle karşı karşıyadır. Ailelerin beslenme çantası maliyeti altında ezildiği, okullarında açlıktan bayılan çocukların olduğu bir ülkede, “en az bir öğün ücretsiz yemek” talebinin görmezden gelinmesi asla kabul edilemez. Çocuklarımızın en temel ihtiyaçlarını dahi ‘maliyet kalemi’ olarak gören bu zihniyet aydınlanma yuvası olan okulları sermayenin arka bahçesine dönüştürme gayretindedir. Eğitim sistemi kamusal bir hak olmaktan çıkarılmış, MESEM gibi uygulamalar eliyle sermayeye ucuz ve güvencesiz iş gücü sağlayan bir yapıya dönüştürülmüştür. Yüz binlerce çocuğumuz örgün eğitimden koparılmakta, “mesleki eğitim ve staj” kılıfı altında çocuk işçiliği devlet eliyle meşrulaştırılmaktadır. 2025 yılında sadece MESEM’e kayıtlı en az 85 çocuk, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Gencecik bedenler iş cinayetlerine kurban giderken çocuk yoksulluğu sistematik olarak kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bedenleri sömürülen çocuklarımızın zihinleri de dogmalarla kuşatılmak istenmektedir. Eleştirel düşünceden uzak, biat eden nesiller yetiştirme hedefi doğrultusunda, ideolojik tahakküm aracı olarak kullanılan tarikat ve cemaat uzantılı yapılar türlü protokollerle okullara sokuluyor. Eğitimin laik ve bilimsel niteliği gerici ve piyasacı kuşatmalarla aşındırılırken çocuklarımız aydınlanmadan ve pedagojik ilkelerden uzak müfredatlarla geleceksizliğe mahkûm ediliyor. Tüm bu tablonun çıktısı ise yapısal bir şiddet sarmalıdır. Güvencesizlik, geleceksizlik, yoksulluk ve öğretmenin değersizleştirilmesinin birleşimiyle çocuklarımız; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bu yapısal şiddetin en savunmasız hedefi ve doğrudan mağduru haline gelmektedir. Verdiğimiz laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesi, yalnızca bugünü değil; 23 Nisan’ın gerçek ruhuna sahip çıkarak çocuklarımızın geleceğini aydınlatma kavgasıdır. Başta aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımız olmak üzere tüm halkımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, bugünü çocuklarımız için gerçek anlamıyla bir bayram haline getirene dek laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi ilan ediyoruz."

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi Haber

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi

Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan kanlı saldırılara tepki göstermek amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması ve oturma eylemi başlattı. Şube Başkanı Fadime Arslan, "Okullar güvensiz hale geldi, yaşam hakkımız tehdit altında" diyerek sendikalara ortak mücadele çağrısı yaptı. ​Eskişehir’de Eğitim Emekçilerinden Sessiz Protesto ​Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta eğitimcilerin ve öğrencilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan saldırılar, Eskişehir’de büyük bir tepkiyle karşılandı. Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapılmak istenen yürüyüşün engellenmesini ve okullardaki şiddet sarmalını protesto etmek için Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi. ​"Hak Arama Özgürlüğü Engellenemez" ​Basın açıklamasında konuşan Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, Ankara’da yaşanan barikat engeline değinerek, "Eğitimde şiddeti protesto etmek isteyen eğitim emekçileri 9 saat boyunca alanda bekletilmiştir. Bu durum hak arama özgürlüğünün engellenmesidir" dedi. Arslan, saldırılarda hayatını kaybeden meslektaşları ve öğrenciler için taziye dileklerini iletti. ​Çözüm Önerisi: "Köy Enstitüleri Modeli" ​Eğitimdeki güvenlik sorununun sadece polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini savunan Arslan, tarihi bir referans vererek Köy Enstitüleri modelini işaret etti: ​"Köy Enstitüleri, güvenliğin dışsal önlemlerle değil; aidiyet, üretim ve eşitlik temelinde nasıl kurulabileceğini göstermiştir. O kurumlarda okul toplumdan kopuk değildi, öğrenciler okulunu sahipleniyordu. Güvenlik, dışarıdan dayatılan bir önlem değil, içeriden kurulan bir düzendi." ​Sendikalara Ortak Mücadele Çağrısı ​Fadime Arslan, eğitimde şiddet konusunun siyaset üstü bir mesele olduğunu vurgulayarak tüm eğitim sendikalarına şu çağrıda bulundu: ​Birlik Mesajı: "Eğitimde şiddet karşısında ayrı gayrı olmaz. Bu mesele hepimizin meselesidir." ​Ortak Ses: "Tüm sendikaları birlikte mücadele etmeye, ortak ses çıkarmaya davet ediyoruz." ​Sessiz Eylem: "İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde saat 17.00’ye kadar sürecek olan sessiz oturma eylemimiz, bu ortak mücadelenin çağrısıdır." ​"Bilimsel ve Kamusal Eğitim Şart" ​Eğitim sisteminin piyasacı ve güvencesiz yapısının değişmesi gerektiğini belirten Eğitim İş, çözümün hakçı, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışında olduğunu vurguladı. Açıklama, "Eğitim emekçileri susmayacak, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin yaşam hakkı için mücadeleye devam edeceğiz" sözleriyle noktalandı.

İstiklal Marşı Türk Milletinindir ve Dili Türkçedir! Haber

İstiklal Marşı Türk Milletinindir ve Dili Türkçedir!

Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan Karaman'da düzenlenen İstiklal Marşı’nın Kabulü ile ilgili törende İstiklal Marşı’nın Arapça olarak okunmasına tepki gösterdi. Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; “Karaman’da İstiklal Marşı’nın Arapça okunduğuna dair görüntüler kamuoyuna yansımış ve toplumda haklı bir rahatsızlık yaratmıştır. İstiklal Marşı, Türk milletinin kurtuluş mücadelesinin, bağımsızlık iradesinin ve ortak vicdanının ifadesidir. Bu marş, bu topraklarda verilen büyük mücadelenin, fedakârlığın ve özgür yaşama kararlılığının sembolüdür. İstiklal Marşı yalnızca bir şiir değil; bir milletin tarihinin, onurunun ve bağımsızlık iradesinin sesidir. Böylesine büyük bir anlam taşıyan marşın dili Türkçedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin marşı başka bir dilde okunamaz, okunmamalıdır. Dil, bir milletin kimliğidir. Dil, bir milletin hafızasıdır. İstiklal Marşı da bu milletin diliyle Türkçe ile anlam kazanmış ve kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bu nedenle Marş’ımıza ve dilimize sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Eğitim İş olarak bu sorumsuzluğu kabul etmiyor, yetkilileri göreve çağırıyoruz. Sorumluluğunu yerine getirmeyenler hakkında gerekli idari ve hukuki işlemler yapılmalıdır. Diline, kimliğine, Marş’ına sahip çıkmayanlar derhal cezalandırılmalıdır. Bağımsızlığımızın sembolü olan İstiklal Marşı, Türk milletinindir ve dili Türkçedir. Buna herkes saygı duymak zorundadır.”

Öğretmene Şiddet Öğretmeni İtibarsızlaştıran Politikaların Sonucudur Haber

Öğretmene Şiddet Öğretmeni İtibarsızlaştıran Politikaların Sonucudur

Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, Ankara'da yaşanan öğretmene şiddet olayı ile ilgili bir açıklama yaptı. Şube Başkanı Arslan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Son yaşanan öğretmene yönelik saldırı, artık tahammül sınırlarımızı aşan bir tabloyu gözler önüne sermiştir. Öğretmenin sınıfta hedef haline geldiği, şiddetin sıradanlaştırıldığı, saygının yerle bir edildiği bu ortamın sorumlusu birkaç öğrenci değildir. Bu, yıllardır öğretmeni değersizleştiren, haklarını yok sayan ve eğitim sistemini içten çürüten politikaların doğrudan sonucudur. Öğretmeni ekonomik olarak zorlayan, güvencesiz çalıştıran, mesleki itibarını zayıflatan, eğitimde nitelik yerine gösterişi ve propaganda amaçlı uygulamaları öne çıkaran politikaların faturası; bugün sınıflarda saygısızlık, şiddet, otorite krizi ve öğrenme ortamının bozulması olarak geri dönmektedir. Ayrıca yıllardır uygulanan protokoller aracılığıyla eğitimle hiçbir ilgisi olmayan kişi ve yapıların okullara sokulması; pedagojik yetkinliği olmayan aktörlerin okul ortamlarına müdahil edilmesi, sınıf düzenini ve öğretmen otoritesini sistematik biçimde erozyona uğratmaktadır. Yaklaşık bir milyon öğretmen atama beklerken, asgari ücretin altında yürütülen ücretli öğretmenlik sistemi hala sürdürülüyor. Bu durum, kamusal eğitimden sorumlu olanların öğretmeni ne kadar değersiz gördüğünün açık bir ifadesidir. Bu politikaların sonucunda öğretmenlik, gençler için umut veren bir meslek olmaktan çıkarılmış; meslektaşlarımız ekonomik baskı, güvencesizlik ve itibarsızlık nedeniyle tükenmişlik noktasına sürüklenmiştir. Ankara’da yaşanan son olay, “geliyorum” diyen bir çöküşün artık saklanamaz hale gelişidir. Bu yalnızca bir öğretmene saldırı değil; yıllardır yok sayılan bir mesleğin, bir kurumun ve bir geleceğin çığlığıdır. Bugün buradan açık ve net bir çağrı yapıyoruz: * Ataması yapılmayan öğretmen bırakılmamalıdır — bu gecikmiş bir haktır. * Ücretli öğretmenlik adı verilen güvencesiz istihdam derhal sona ermelidir. * Tüm öğretmenler kadrolu olmalı, maaşlar yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır. * Okulların altyapısı, güvenliği ve fiziki koşulları hızla iyileştirilmelidir. * Eğitim sistemi gençlere işsizlik ve belirsizlik değil; güvenli bir gelecek sunmalıdır. * Okullara eğitimle ilgisi olmayan yapıların müdahalesi tamamen bitirilmelidir. Bu ülkenin geleceğini yetiştiren biz öğretmenler, yıllardır görmezden gelinen sorunların yükünü daha fazla taşımayacağız. Öğretmeni güçlendirmeyen, saygı göstermeyen, yaşam koşullarını iyileştirmeyen hiçbir anlayışla yol alınamaz. Yaşananlar açık bir uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almayanlar, çok daha ağır sonuçların sorumluluğunu taşımak zorunda kalacaktır. Eğitimin gerçek öznesi olan öğretmeni güçlendiren, itibarını koruyan ve kamusal eğitimi yaşatan politikaların hayata geçirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Tekrar vurguluyoruz. Öğretmene şiddet, öğretmeni itibarsızlaştıran ve güvencesizleştiren politikaların sonucudur."

Şube Başkanı Arslan'dan Odunpazarı İlçe Milli Eğitim'e Sert Tepki! Haber

Şube Başkanı Arslan'dan Odunpazarı İlçe Milli Eğitim'e Sert Tepki!

Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullarda vaizler, din hizmetleri uzmanları, ilçe gençlik koordinatörleri ve manevi danışmanlar tarafından sunum yapılacak olmasına Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan sert tepki gösterdi. Şube Başkanı Fadime Arslan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ''Eskişehir Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen 14/10/2025 tarihli ve “Neslin Korunması ve Evliliğin Önemi” konulu yazıda ailenin kurulması, korunması ve güçlendirilmesi amacıyla MEB personeli ve velilere vaizler, din hizmetleri uzmanları, ilçe gençlik koordinatörleri ve manevi danışmanlar tarafından sunum yapılacağı belirtilmiştir. Öncelikle aile dinsel değil, sosyolojik bir kavramdır. Dolayısıyla bilimsel bir çerçevede ele alınmalıdır. Aile yapısı, korunması ve güçlendirilmesi ile ilgili konular sosyoloji alanını ilgilendirir. Bu yönüyle bu konu hakkında sosyoloji alanında eğitim almış ve uzmanlaşmış kişilerin yapacağı sunum ve bilgilendirmeler değerlidir. İkinci olarak nesli korumak için tarih boyunca özellikle çocukların sağlığını korumak, onlara eğitim öğretim vermek, güvenli ortam oluşturmak, duygusal, ekonomik destek vermek, onların beslenme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak ve sevgi ortamında sosyalleşmelerini sağlamak gereklidir. Ve çoğu aile daha en temel şartlardan olan beslenme, barınma ve güvenlik ihtiyaçlarını bile yerine getirememektedir. Her şeyden önce bu sorunların çözülmesi gerekmektedir. Bunun yanında MEB personeli, aile kurumunun önemini kavrayacak duyarlılıkta ve bilinçtedir. Ailenin kutsiyetini anlamak için kendilerine din adamları tarafından sunum yapılmasına, ders verilmesine ihtiyaçları yoktur. Kaldı ki sunum yapacak kişiler arasında sayılan manevi danışmanların kim oldukları, eğitimlerini hangi alanda aldıkları, bu eğitimi vermeye yeterli olup olmadıkları da belli değildir. Laik eğitim verilmesi gereken okullarımızda “farkındalık çalışması” adı altında MEB personeli ve velilere imamlar, vaizler tarafından sunum yapılması asla kabul edilemez. MEB personelinin imam ve vaizlerin anlatacağı dersle duyarlı kişiler olacağını düşünmek, öğretmen ve memurların meslek onurunu ayaklar altına almaktır. Eğitim İş olarak uyarıyoruz! MEB personelini bilinçlendireceğiz gerekçesiyle eğitim kurumlarımıza imam, vaiz, manevi danışmanları dolduramazsınız! Ailenin korunması ekonomik, sosyal, psikolojik, politik birçok konuda iyileştirici çalışmalara bağlıdır. Dini içerikli sunumlarla din adamları eliyle bu sorunları asla çözemezsiniz! Okulları cemaat ve dini yapılara teslim edemezsiniz! Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.'' dedi.

Üniversitelerimizi Kuşatan Karanlığa Teslim Olmayacağız! Haber

Üniversitelerimizi Kuşatan Karanlığa Teslim Olmayacağız!

Eğitim - İş Sendikası Eskişehir Şubesi ''Özerk, Demokratik, Bilimsel Üniversiteler '' çin Eskişehir Osmangazi Üniversitesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan burada yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; ''Bugün üniversitelerimiz, Cumhuriyet tarihinin en ağır kuşatması altındadır. AKP iktidarı; yükseköğretimi, akademik özgürlüğü, bilimsel liyakati, düşünce özgürlüğünü ve gençliğin geleceğini gasp etmektedir. Üniversitelerimizi rant yuvalarına, apartman dairelerine sıkıştırılmış ticarethanelere dönüştüren bu düzen, gençliği geleceksiz bırakmaktadır. Ve biz Eğitim-İş olarak diyoruz ki: Bu karanlığa teslim olmayacağız! Türkiye’de üniversiteye girmek bir umut, üniversitede okumak ise artık büyük bir lüks haline gelmiştir. Yüksek enflasyon, ekonomik kriz ve iktidarın yanlış politikaları yüzünden milyonlarca gencimiz üniversite eğitimine ya hiç başlayamamakta ya da eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmaktadır. -TÜİK verilerine göre 2024 yılında 383 bin öğrenci ekonomik imkansızlıklar nedeniyle üniversiteyi terk etmiştir. -EUROSTAT (Avrupa İstatistik Ofisi) verilerine göre Türkiye, Avrupa’da eğitimi yarıda bırakan gençlerin oranının en yüksek olduğu ülkedir (%18,7). Üniversiteye girmeyi başaran milyonlarca gencimiz ise barınma, beslenme ve ulaşım masrafları altında ezilmektedir. KYK yurtları yetersizdir: 4 milyondan fazla öğrencinin sadece 1 milyona yakını KYK yurtlarında kalabilmektedir. Yani her 4 öğrenciden yalnızca 1’i barınma hakkına erişebilmektedir.İstanbul’da durum daha vahimdir: 917 bin öğrenciden yalnızca %6,3’ü KYK yurtlarında kalabilmektedir. Geri kalan öğrenciler ya fahiş kira fiyatlarına mahkûm edilmekte ya da özel yurtlara yönelmek zorunda bırakılmaktadır. Üstelik barınma sorununu çözmek yerine, KYK yurtlarında odalara ekstra yataklar koyularak öğrencilerin insanca yaşam hakkı gasp edilmektedir. Zaten kalabalık olan 4-6 kişilik odalar, bu uygulama ile adeta koğuşlara dönüştürülmüştür. Bu durum öğrencilerin sağlığını, güvenliğini, ders çalışma ortamını ve özel yaşam hakkını doğrudan ihlal etmektedir. Üniversite öğrencisi olmak artık ailelerin boyunu aşan maliyetler demektir. Ankara, İstanbul ve İzmir’de: Özel yurtta kalan bir öğrencinin açılış maliyeti 90 – 92 bin TL, aylık sabit gideri en az 48 – 58 bin TL’dir.Ev kiralayan bir öğrencinin açılış maliyeti 105 bin TL’nin üzerinde, aylık sabit gideri ise 47 bin TL civarındadır. Bu rakamlar, asgari ücretin iki katından fazla aylık masraf demektir. Bir öğrencinin ayakta kalabilmesi için sadece yemek masrafı 12 bin TL’yi bulurken, basit sosyal ihtiyaçlar bile (bir kahve içmek, sinemaya gitmek) öğrenciler için ulaşılamaz hale gelmiştir. OECD raporuna göre Türkiye, üniversite okumanın net getirisi bakımından sondan ikinci sıradadır. Yani üniversite bitirilse bile karşılığı düşük ücretli işsizliktir. EUROSTAT verilerine göre Türkiye, Avrupa’da üniversite mezunlarının en düşük gelire sahip olduğu ülkedir. Üniversite mezunları işsiz kalmakta, iş bulanlar ise açlık sınırında maaşlarla yaşamaya mahkum edilmektedir. Gençlerimiz “üniversite okusam da işsiz kalacağım” düşüncesine sürüklenmiştir. İşte bu tablo, AKP’nin üniversite politikalarının iflas ettiğinin kanıtıdır. YÖK 12 EYLÜL’ÜN MİRASI, AKP’NİN SOPASI 12 Eylül darbesinin ürünü olan YÖK, bugün AKP eliyle üniversitelerin boğazına geçirilmiş bir pranga haline gelmiştir. Avrupa Üniversiteler Birliği’nin raporuna göre Türkiye, akademik özerklik açısından 35 ülke arasında sonuncudur! Rektör atamaları Cumhurbaşkanı’nın iki dudağı arasına bırakılmış, Anayasa Mahkemesi kararları hiçe sayılmış, 56 üniversiteye anayasaya aykırı biçimde rektör atanmıştır. Bu, sadece bir anayasa ihlali değil, üniversitelerimizin özerkliğine doğrudan saldırıdır. Bilimsel liyakat çöpe atılmış, akademik kadrolar siyasi sadakat üzerinden şekillendirilmiştir. 2016’da URAP sıralamasında ilk 1000’de 18 üniversitemiz varken, 2025’te bu sayı 10’a düşmüştür. BÜTÇE VAR, ANCAK ÜNİVERSİTELERE YOK! 2025 bütçesinde devlet üniversitelerine 487 milyar TL ayrılmışken, Diyanet İşleri Başkanlığı’na 130 milyar TL ayrılmıştır. Üniversitelerimiz laboratuvar, kütüphane, yurt ve derslik açısından yetersiz bırakılırken; ülke bilime değil, itaate yatırım yapmaktadır. ÜNİVERSİTELERDE İDARİ PERSONELİN SORUNLARI ARTIYOR! Üniversitelerdeki idari ve teknik personel görmezden gelinmekte, ağır biçimde ayrımcı uygulamalara maruz kalmaktadır. Görevde Yükselme ve Unvan değişikliği sınavının merkezi olarak her yıl açılmaması ve mülakat uygulamaları haksızlıklara yol açmaktadır. Bu sınavlar her yıl en az iki kez yapılmalı ve atamalar bu sınav sonuçlarına göre gerçekleştirilmelidir. Ayrıca bu sınavlar, sadece şef ve şube müdürlüğü gibi kadroları değil, fakülte/enstitü/yüksekokul sekreteri ve daire başkanı gibi kadroları da kapsamalıdır. İdari personelin çalışma ortamları fiziki olarak yetersizdir. Döner sermaye payları adil bir şekilde dağıtılmamaktadır. Eğitim-İş olarak uyarıyoruz: Üniversitelerimizi karanlığa teslim etmeyeceğiz.12 Eylül’ün mirası YÖK kaldırılmalı, üniversiteler demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.Akademisyenler üzerindeki baskılar son bulmalı, öğrencilerin demokratik hakları güvence altına alınmalıdır.Üniversiteye ayrılan bütçe artırılmalı, öğrencilerin barınma ve beslenme sorunu çözülmelidir.Akademik ve idari personelin maaş, hak ve çalışma koşulları insanca yaşama uygun hale getirilmelidir. AKP’nin politikaları üniversitelerimizi çürütse de biz biliyoruz: Bilim susmaz, gençlik teslim alınamaz! Eğitim-İş olarak, üniversitelerimizi rantın, gericiliğin ve siyasi baskının elinden kurtarmak için mücadeleyi sürdüreceğiz. Üniversitelerimizi kurtarmak için hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz!''

Norm Fazlası Bahanesiyle Yapılan Atamalar Sürgün Politikasıdır Haber

Norm Fazlası Bahanesiyle Yapılan Atamalar Sürgün Politikasıdır

Eğitim İş Eskişehir Şubesi tarafından okulların açılmasına az bir süre kala norm fazlası resen atamalara ve alan dışı görevlendirmelere tepki gösterildi. Eğitim İş Eskişehir Şubesi tarafından Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapılan basın açıklamasında konuşan Şube Başkanı Fadime Arslan şu ifadeleri kullandı; “Milli Eğitim Bakanlığı’nda adaletsizlik ve keyfiyet kural haline gelmiştir. “Norm fazlası” bahanesiyle yapılan re’sen atamalar, öğretmenlerimizin mesleki ve insani haklarını yok sayan açık bir sürgün politikasıdır. Yusuf Tekin döneminde MEB, öğretmeni koruyan değil cezalandıran bir kuruma dönüşmüştür. Normlar güncellenmemekte, Talim Terbiye Kurulu’nun daralttığı alanlar ve okul müdürlerinin inisiyatifine bırakılan seçmeli dersler nedeniyle; bilişimden görsel sanatlara, müzikten felsefeye, matematikten daha birçok alana kadar ders saatleri azaltılmış, iş bilmez idarecilerin kararlarıyla yüzlerce öğretmen norm fazlası durumuna düşürülmüştür. Örneğin, riskli gebelik taşıyan bir üyemiz 140 km uzaklıktaki Günyüzü ilçesine atanmıştır. Bu atama yapılırken hiçbir şekilde bu öğretmenimizin riskli gebelik raporuna bakılmamıştır. Bir başka örneğimiz de kırk günlük bebeğiyle 70 km uzaklıktaki Çifteler içesine gönderilmiştir. İşte AKP’nin “Aile Yılı”! Sözde aileyi kutsuyorlar, gerçekte aileleri parçalıyorlar. Üstelik, 2025 yılı Ağustos ayında gerçekleştirilen norm fazlası atamalarda mevzuatta yeri olmayan “ilçe grubu” uygulamasına gidilmiştir. Birbirinden uzak ve ulaşımı imkânsız ilçeler aynı grup içine alınarak öğretmenlerimiz yüzlerce kilometrelik mesafelere zorunlu olarak gönderilmiştir. Bu hukuki zeminden yoksun uygulama sonucunda aile bütünlükleri zedelenmiş, ciddi mağduriyetler doğmuştur. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun (ÖMK) 6. maddesi açıkça öğretmenlere il içinde tercih hakkı tanınmadan re’sen atama yapılamayacağını söylerken, Bakanlık hukuku çiğnemiştir. Dahası, ÖMK’nın 7. maddesinde düzenlenen yönetmelik hâlen yayımlanmamışken, sözleşmeli öğretmenlerin yönetmeliği esas alınarak kadrolu öğretmenlerin re’sen atanması, tamamen hukuksuzdur. Daha önce de benzer hukuksuzluklarda Danıştay, Eğitim-İş’in açtığı davalarla yürütmeyi durdurmuş ve atamaları iptal etmiştir. Kasım 2024 sürecinde kazanılan davalar bunun en açık örneğidir. Nisan 2025 ve sonrasında yapılan düzenlemelere karşı da dava açılmıştır. Bugün de aynı şekilde kılavuza dava açılmış, ilçe grupları davamız sürmektedir. Ayrıca mağdur öğretmenlerimizin açtığı bireysel davalar da devam etmektedir. Norm güncellemesi yapılmadan yapılan atamalar, sıra tayin sisteminin amacını boşa çıkarmış; aynı branşlarda tekrar norm fazlası yaratmış ve öğretmen ihtiyacını doğurmuştur. Yani MEB’in plansızlığı yalnızca öğretmenleri değil, eğitim sistemini de çıkmaza sürüklemiştir. Dahası, norm fazlası öğretmenlerin önemli bir bölümü isteği ve branşı dikkate alınmaksızın, branşı ve kademesi dışında re’sen görevlendirilmiştir. Örneğin: lise İngilizce öğretmeni özel eğitim anaokuluna, lise tarih öğretmeni ilkokul özel eğitim sınıfına, lise Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni ise ilkokul destek eğitimine gönderilmiştir. Bu uygulamalar, öğretmenlik mesleğinin uzmanlık alanlarını yok saymakta, mesleki itibarı zedelemekte ve eğitimin niteliğini düşürmektedir. Eğitim-İş olarak altını çiziyoruz: -MEB’in plansızlığının ve beceriksizliğinin bedelini öğretmenler ödeyemez! -Hukuka aykırı olan bu süreç derhal sonlandırılmalı, mağduriyetler giderilmelidir! Aile birliğini bozan bu politikalar, AKP’nin “Aile Yılı” söyleminin koca bir yalandan ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. Bir yandan aileyi kutsal ilan eden AKP, diğer yandan öğretmeni yüzlerce kilometre uzağa göndererek aile bütünlüğünü yok etmektedir. Eğitim-İş olarak kılavuzlara dava açtık, bireysel davaları başlattık ve MEB geri adım atana kadar tüm hukuki yollara başvuracağız. Dün olduğu gibi bugün de öğretmenlerimizin yanında olacağız, hukuksuzlukları ifşa edecek ve mutlaka durduracağız.”

Ya İnsani Ücretler, Ya Meydanlar! Haber

Ya İnsani Ücretler, Ya Meydanlar!

Birleşik Kamu İş Eskişehir İl Temsilciliği tarafından düzenlenen basın toplantısında devam eden 8'inci Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerine tepki gösterildi. Birleşik Kamu İş Eskişehir İl Temsilcisi Fadime Arslan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Bugün hem Çalışma Bakanlığı önünde hem de Türkiye'nin tüm illerinde meydanlarındayız. Bugün sesimizi duyurmak, irademizi göstermek, haklarımızın altını çizmek için bir aradayız. Bilindiği üzere; milyonlarca kamu emekçisi, emeklisi ve onların ailelerini ilgilendiren 8.Dönem Toplu Sözleşme sürecinde Bakanlık, taktiksel olarak son ana kadar sakladığı teklifini nihayet salı günü vermiştir. Gülünç bile denemeyecek teklifteki oranlar, teklifin neden son günlere sıkıştırıldığının da anlaşılmasını sağlamıştır. Kamu emekçisinin evine meyve sebzenin taneyle, etin ayda bir girdiği; maaşın yarısına yakınının kira ve faturalar gibi kaçınılmaz giderlerle eridiği şu dönemde hiç utanmadan verilen ücret zammı teklifi şöyledir: “2026'nın ilk altı ayı için yüzde 10, ikinci altı ayı için yüzde 6, 2027'nin ilk altı ayı için de ikinci altı ayı için de yüzde 4.” Oysa konfederasyonumuza bağlı AR-GE birimi Kamu Ar'ın araştırmasına göre Temmuz ayında bile açlık sınırı 27 bin 670, yoksulluk sınırı ise 85 bin 344 lirayı bulmuştur. Bu verilen teklifle memura açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasındaki alan reva görülmüş, ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiği devreye sokulmuştur. Kabul etmiyoruz Sürecin en başından beri bu kez toplu sözleşme masasında Birleşik Kamu-İş olarak bizim de olduğumuzu belirtmiş, müzakere görünümlü müsamerelere geçit vermeyeceğimizi vurgulamıştık. Ne demiştik: Kamu emekçisinin hakkını, alın terini, umudunu, geleceğini sattırmayacağız! Şimdi karşımıza gelen teklif “Biz satarız” demektir. Bu teklif kamu emekçisine de emeklisine de “daha da sürün” demektir. “Biz yıl içinde iyimser tutup sonra 10 defa değiştirdiğimiz enflasyon öngörülerimizin bile altında bir teklifi yapmaktan utanmıyoruz” demektir. Memur çocuğunu okutamasın, evine boynu bükük girsin, en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamasın demektir. Kamuoyu huzurunda açıkça söylüyoruz: Bu sefalet teklifinin gerçek hayatta, gerçek enflasyon karşısında ve vicdanlarda karşılığı yoktur. Birleşik Kamu-İş olarak bir kez daha ilan ediyoruz, olması gereken açıktır: 1- Taban aylığı katsayısı, aylık katsayısı, yan ödeme katsayısı, ek ödeme ve diğer maaş kalemlerinde önceki yıllardan kaynaklanan ve devredip duran kayıpların telafisi nedeniyle bu kalemlerde yüzde 72 artış kaçınılmazdır. 2- Ayrıca 31.12.2025 itibariyle taban aylığı katsayısı, aylık katsayısı, yan ödeme katsayısı, ek ödeme ve diğer maaş kalemlerinde ise; 2026'nın ve 2027'nin her yarısında yüzde 25 oranında artış, insanca ücretler almamız için şarttır. Bu gerçeklerin yanından bile geçmeyen hiçbir teklifin milyonlarca kamu emekçisi nazarında kıymeti yoktur. Biz hoşlarına gitmeyen bu gerçekleri söylediğimizde bize kendilerince bıyık altından gülüp “Bu rakamları nasıl kazanacaksınız?” diye soranlar oluyor, yol belli, cevap verelim: İnsani koşullarda çalışmak hakkımız. İnsanlık onuruna yaraşır ücretler almak hakkımız. Gelir adaleti, yaşanabilir ve haysiyetli memuriyet hakkımız. Bu hakları yedirmeyiz. Kamu emekçisinin emeğini, geleceğini masa oyunlarına kurban ettirmeyiz. Milyonlarca emekçinin hak arama ruhsatını nişan gibi göğsümüzde taşıyoruz, bu kıymetli sorumluluğun hakkını verecek ve masa oyunlarını bozacağız! Yanlış yönetimin elinde ülke tel tel dökülüyor. Büyük önder Atatürk'ün “en büyük eserim” dediği ve bize çatısı altında eşit yaşam hakkı sunan Cumhuriyet, dört koldan saldırıya uğruyor, kazanımlarını yitiriyor. Adalet yok, eğitim yok, geçim yok, liyakat yok, vergi adaleti yok, Bakanlığın bize verdiği teklife bakınca bir kez daha anlıyoruz ki utanma da yok! En son çıkan diploma skandalı bile ortaya koydu ki kamu çalışanlarının haklarını korumasını talep ettiğimiz yöneticiler daha kamu çalışanlarının devlete teslim ettiği resmi evrakları korumaktan bile aciz. Ama bir itiraf bile yok. Türkiye'nin her yerinden bize bu sefalet teklifini yapanlara sesleniyoruz: Hodri Meydan! Gelin bakalım bir memur ailesinin evine bir günlük konuk olun. Kirasını, faturasını, evin gıdasını, mecburi giderleri bir hesaplayın bakalım ay sonunu getirmeye matematiğiniz yetecek mi! İddia ediyoruz, o evde 1 gün bile kalamazlar. Ama dayanamayacakları bu sefaleti bize 2 yıl boyunca dayatmaya çalışıyorlar! Olmaz öyle şey, olmayacak! TÜİK'in verdiği enflasyon oranları, vatandaşın cebini yakan krizin yarısını bile anlatmıyor. Siz kimi kandırıyorsunuz! Yarın hükümet bize verdiği teklifi yenileyecek. Buradan, kamuoyu önünde ilan ediyoruz ki: insanca bir teklif önümüze konmazsa tüm örgütlü irademizi ortaya koyacağız. Cuma günü önümüze başka bir sefalet teklifi koyulursa, utanç verici bu teklifte önceki dönemlerde yapıldığı gibi mikroskobik artışlar yapılıp müjde gibi sunulmaya çalışılırsa devlet dairelerinde hayat duracak, meydanlar bizim isyanımızla çınlayacak. Eğer hükümet, emek körü bu teklifi geri çekmezse pazartesi her yerde iş bırakacağımızı ve Ankara'da toplanıp Bakanlık önüne yürüyeceğimizi ilan ediyoruz. Ve bilinsin ki haklarımızı alana kadar vereceğimiz mücadelenin dozu giderek artacak. Uzun zamandır yanlış ekonomi politikalarında sürdürülen ısrar; çalışanın geçinemediği, çalışmak isteyenin iş bulamadığı, gelecek umudunu yitiren gençlerimizin yurt dışına gittiği, gıda fiyatlarının dahi günlük olarak arttığı, toplumun sadece bir avuç ayrıcalıklı zümresinin zenginleştiği bir iklim yaratmıştır. Şimdi bunun faturasının kamu emekçisine kesilmesine geçit vermeyeceğiz. Kendi lükslerini “devletin itibarı” tekerlemesiyle açıklayanların “devlette çalışma”yı bu denli değersizleştirmesine göz yummayacağız. Devlet itibarı, en büyük resmi konvoyları kurmakla sağlanmaz. Devlet itibarı, özerk ve bağımsız kalması gereken devlet kurumlarını liyakatsiz yöneticiler eliyle parti şubesine çevirmekle yaratılmaz. Devlet itibarı, okullara tuvalet kağıdı koyabilmekle olur. Ülkenin son akciğerleri olan ormanlar cayır cayır yanmasın diye söndürme filosu oluşturmakla olur. Kendi bünyesinde çalışan insanlara haklarını vermekle, onların aklıyla dalga geçmeyen zam teklifleri yapmakla olur. Hükümete sesleniyoruz: Gelin kendi itibarınızı da daha fazla yerden yere vurmayın. Ya akla, matematiğe, vicdana, hayatın gerçeklerine uygun bir zam teklifini önümüze getirirsiniz ya da önce Çalışma Bakanlığı'nın penceresinden ve televizyon kanallarından bizim isyanımızı, direnişimizi izlersiniz. Yarın siz kendi yolunuzu seçeceksiniz. Bizim yolumuz bellidir, bu yolun hakkını vereceğiz.''

Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler Liselerinin Alacağı Öğrenci Sayısı Azaltıldı Haber

Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler Liselerinin Alacağı Öğrenci Sayısı Azaltıldı

Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan açıklanan Liselere Giriş Sınavı ve okul kontenjanları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 15 Haziran 2025’te yapılan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sonuçları 11 Temmuz 2025 tarihinde açıklandı. Sınava başvuru yapan 1 milyon 10 bin 916 adaydan 963 bin 142'si sınava katıldı. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav sonuçlarına göre 719 öğrenci tüm soruları doğru yanıtlayarak 500 tam puan aldı. Uzmanlar tarafından 2025 LGS sorularının son yılların en zor sınavı olduğu söylenmesine rağmen Türkiye genelinde 719 öğrencinin tam puan alması da birçok tartışmalara neden olmuştur. Sınav esnasında PDF şeklinde kitapçık paylaşıldığı iddiası kamuoyunda şaibeli sınav algısı oluşturmuştur. Bakanlık tarafından her yıl verilen ders bazındaki ortalama doğru, yanlış, net vs. istatistiki bilgilerin bu yıl verilmemesi de kamuoyunun aklında soru işaretleri bırakmaktadır. Eskişehir’de de 2025 yılında LGS’ye yaklaşık 9.500 öğrenci girdi. Eskişehir Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından sosyal medyada yapılan bir paylaşımdan 9.500 öğrenciden 10 öğrencinin tam puan aldığını öğrendik. Bu paylaşım dışında Eskişehir Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ilimizin sınav sonucu, öğrencilerimizin başarı durumu hakkında kamuoyuna detaylı bilgi verilmemiştir. İlimiz genelinde gördüğümüz bir diğer sorun da nitelikli okul kapsamındaki fen, Anadolu ve sosyal bilimler liselerinin alacağı öğrenci sayılarının azaltılmasıdır. Fen liselerinde 30, Anadolu liselerinde 60, sosyal bilimlerde de 60 öğrenci kontenjanları azalırken İmam hatip, Anadolu teknik ve Anadolu meslek liselerindeki kontenjan sayısı aynı kalmıştır. Fen, Anadolu ve sosyal bilimler liselerinde toplam 150 öğrencinin azaltılması ciddi bir sayıdır. Kontenjan azaltılmasının yerel yerleştirme ve ortaokul başarı puanı ile alan okullara da bir etkisi olacaktır. Eskişehir’de 2025 yılı içinde lise kontenjanlarında mesleki ve teknik Anadolu liselerinin sınavsız kontenjanlarında genel bir artış eğilimi görülürken fen, Anadolu ve sosyal bilimler liseleri kontenjanlarında belirgin bir azalma gözlemlenmiştir. İmam hatip liseleri kontenjanlarında ise değişim gözlenmemiştir. Bu dağılımla öğrenciler akademik eğitimden çok mesleki ve dini eğitime yönlendirilmek istenmektedir. Yüksek puan almasına rağmen kontenjan sorunu nedeniyle nitelikli okullara yerleşemeyen öğrenciler kamusal eğitim hiçe sayılarak özel okul sahibi patronların insafına terk edilmektedir. Bu da eğitimin piyasalaştırılmasının geldiği sonuçtur. Eğitim İş olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çocuklarımızın emeği, geleceği için sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.