SON DAKİKA
Hava Durumu

#Eşitlik

Porsuk Haber Ajansı - Eşitlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eşitlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi Haber

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi

Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan kanlı saldırılara tepki göstermek amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması ve oturma eylemi başlattı. Şube Başkanı Fadime Arslan, "Okullar güvensiz hale geldi, yaşam hakkımız tehdit altında" diyerek sendikalara ortak mücadele çağrısı yaptı. ​Eskişehir’de Eğitim Emekçilerinden Sessiz Protesto ​Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta eğitimcilerin ve öğrencilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan saldırılar, Eskişehir’de büyük bir tepkiyle karşılandı. Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapılmak istenen yürüyüşün engellenmesini ve okullardaki şiddet sarmalını protesto etmek için Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi. ​"Hak Arama Özgürlüğü Engellenemez" ​Basın açıklamasında konuşan Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, Ankara’da yaşanan barikat engeline değinerek, "Eğitimde şiddeti protesto etmek isteyen eğitim emekçileri 9 saat boyunca alanda bekletilmiştir. Bu durum hak arama özgürlüğünün engellenmesidir" dedi. Arslan, saldırılarda hayatını kaybeden meslektaşları ve öğrenciler için taziye dileklerini iletti. ​Çözüm Önerisi: "Köy Enstitüleri Modeli" ​Eğitimdeki güvenlik sorununun sadece polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini savunan Arslan, tarihi bir referans vererek Köy Enstitüleri modelini işaret etti: ​"Köy Enstitüleri, güvenliğin dışsal önlemlerle değil; aidiyet, üretim ve eşitlik temelinde nasıl kurulabileceğini göstermiştir. O kurumlarda okul toplumdan kopuk değildi, öğrenciler okulunu sahipleniyordu. Güvenlik, dışarıdan dayatılan bir önlem değil, içeriden kurulan bir düzendi." ​Sendikalara Ortak Mücadele Çağrısı ​Fadime Arslan, eğitimde şiddet konusunun siyaset üstü bir mesele olduğunu vurgulayarak tüm eğitim sendikalarına şu çağrıda bulundu: ​Birlik Mesajı: "Eğitimde şiddet karşısında ayrı gayrı olmaz. Bu mesele hepimizin meselesidir." ​Ortak Ses: "Tüm sendikaları birlikte mücadele etmeye, ortak ses çıkarmaya davet ediyoruz." ​Sessiz Eylem: "İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde saat 17.00’ye kadar sürecek olan sessiz oturma eylemimiz, bu ortak mücadelenin çağrısıdır." ​"Bilimsel ve Kamusal Eğitim Şart" ​Eğitim sisteminin piyasacı ve güvencesiz yapısının değişmesi gerektiğini belirten Eğitim İş, çözümün hakçı, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışında olduğunu vurguladı. Açıklama, "Eğitim emekçileri susmayacak, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin yaşam hakkı için mücadeleye devam edeceğiz" sözleriyle noktalandı.

AK Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Bandırma: "Meclis Kürsüsü Susturulamaz!" Haber

AK Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Bandırma: "Meclis Kürsüsü Susturulamaz!"

​AK Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Mustafa Kemal Bandırma, Odunpazarı Belediye Meclisi'nde yaşanan son gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, meclis yönetimini demokratik usullere davet etti. Bandırma, AK Parti grubunun ifade özgürlüğünün kısıtlandığını savundu. ​"Yerel Demokrasi Adına Üzüntü Verici" ​Meclis toplantısında AK Parti grubuna yönelik sergilenen tutumun demokratik teamüllerle bağdaşmadığını belirten Bandırma, belediyenin tüm vatandaşlara eşit mesafede durması gerektiğini vurguladı. Meclis kürsüsünün 431 bin Odunpazarlının sesi olduğunu hatırlatan Bandırma, şu ifadeleri kullandı: ​"AK Parti Grubumuzun görüşlerini ifade etme noktasında çeşitli kesintilere maruz kalması, meclisin temel işleyiş prensipleriyle örtüşmemektedir. Düşüncelerimizi özgürce ifade edebilmek en doğal hakkımızdır." ​Faaliyet Raporuna Şeffaflık Eleştirisi ​Belediye Başkanı Kazım Kurt ve yönetimine seslenen Bandırma, hazırlanan faaliyet raporlarının içeriğine dair beklentilerini de sıraladı. Raporun daha detaylı ve kamuoyunun sorularına yanıt verecek nitelikte olması gerektiğini belirten Bandırma, hangi projelerin hayata geçirildiğinin veya neden iptal edildiğinin şeffaf bir şekilde açıklanmasını istedi. ​Meclis Yönetimine Tarafsızlık Çağrısı ​Oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Nihat Çuhadar’a da çağrıda bulunan AK Parti İlçe Başkanı, meclis yönetiminde eşitlik vurgusu yaptı: ​Eşit Yaklaşım: Tüm siyasi gruplara tarafsız davranılmalıdır. ​Özenli Üslup: Birleştirici bir dil kullanılması meclis verimliliğini artıracaktır. ​Çoğulculuk: Meclis çoğunluğuna sahip olmak, farklı görüşleri sınırlama hakkı vermez. ​"Yapıcı Muhalefetimiz Sürecek" ​AK Parti Grubu olarak Odunpazarı halkının menfaatlerini korumaya devam edeceklerini belirten Mustafa Kemal Bandırma, meclisin bir istişare ve ortak akıl zemini olması gerektiğini hatırlattı. Bandırma, tüm tarafları sağduyulu ve yapıcı bir tutum sergilemeye davet ederek açıklamasını noktaladı.

Eşit Temsil Mücadelesini Yerelde Büyütüyoruz Haber

Eşit Temsil Mücadelesini Yerelde Büyütüyoruz

CHP Eskişehir İl Kadın Kolları Başkanı ve Odunpazarı Belediye Meclis Üyesi Sibel Yeşildal, kadınların belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını kazanmasının 96. yıl dönümü dolayısıyla anlamlı bir mesaj yayımladı. Yeşildal, kadınların siyasetteki temsil gücünün Cumhuriyet’in temel taşlarından biri olduğunu vurguladı. ​Atatürk’ün Öncülüğünde Eşit Yurttaşlık İlkesi ​Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin kadınlara verdiği öneme dikkat çeken Yeşildal, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde atılan bu adımın sadece bir siyasal hak değil, tam anlamıyla bir eşit yurttaşlık ilkesi olduğunu belirtti. Yeşildal, bu kazanımın demokratik toplum yapısının en güçlü temellerinden biri olarak bugün de yollarını aydınlattığını ifade etti. ​"Hedefimiz %50 Cinsiyet Kotası ve Tam Eşitlik" ​Kadınların karar alma mekanizmalarındaki yerinin güçlendirilmesi gerektiğini savunan Sibel Yeşildal, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bu konudaki iradesine dikkat çekti. Yeşildal, şunları kaydetti:​"Partimizde halihazırda uygulanan cinsiyet kotasının kademeli olarak yüzde 50’ye çıkarılması ve eşit temsile ulaşılması yönündeki kararlılık, kadınların siyasette hak ettikleri yeri alması açısından tarihi bir dönüm noktasıdır." ​Yerelde Eşitlik Mücadelesi: Odunpazarı’ndan Mesaj Var ​Odunpazarı Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapmanın bir onur olduğunu belirten Yeşildal, bu görevin kendisine Cumhuriyet tarafından yüklenen bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Kadınların yerel yönetimlerde daha fazla söz sahibi olması için çalışmaya devam edeceklerini belirten Yeşildal, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: ​"Bugün Odunpazarı Belediye Meclis Üyesi sıfatıyla görev yapıyor olmak; benim için yalnızca bir temsil görevi değil, Cumhuriyet’in bizlere yüklediği eşitlik mücadelesini yerelde büyütme sorumluluğudur." ​Minnet ve Şükranla: Atatürk ve Öncü Kadınlar​yıl dönümü vesilesiyle bir anma mesajı da paylaşan Yeşildal; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını kazandıran ve bu uğurda mücadele eden tüm öncü isimleri saygı ve minnetle andıklarını dile getirdi.

Cumhuriyeti ve Değerlerini Hedef Alan Hiçbir Söylemi Kabul Etmiyoruz Haber

Cumhuriyeti ve Değerlerini Hedef Alan Hiçbir Söylemi Kabul Etmiyoruz

Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, Memur Sen Genel Başkanı Ali Yalçın'ın yaptığı açıklamaya sert tepki gösterdi. Şube Başkanı Fadime Arslan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Ali Yalçın tarafından dile getirilen “100 yıllık narkoz” ifadesi cumhuriyetin tarihsel kazanımlarını yok sayan, toplumsal hafızayı hedef alan asla kabul edilemez bir söylemdir. Türkiye Cumhuriyeti bir “narkoz” değil; emperyalizme karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin, halk egemenliğinin ve çağdaşlaşma iradesinin somutlaşmış halidir. Cumhuriyet kulluktan yurttaşlığa geçişin, aklın ve bilimin rehberliğinde kurulan aydınlık bir geleceğin adıdır. Bu ülkenin eğitim sistemi laik, bilimsel ve kamusal niteliğiyle cumhuriyetin en temel kazanımlarından biridir. Bu kazanımları değersizleştiren her yaklaşım, yalnızca geçmişe değil; çocuklarımızın geleceğine de zarar vermektedir. Toplumu ayrıştıran, farklı yaşam biçimlerini hedef gösteren, yurttaşları ötekileştiren bir dil ne sendikal sorumlulukla ne de kamu vicdanıyla bağdaşır. Eğitim emekçilerinin temsil iddiasında olanların görevi ayrıştırmak değil birleştirmek, ideolojik kutuplaşma yaratmak değil, eğitimin niteliğini yükseltmektir. Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti, farklı kimlik ve yaşam biçimlerine sahip yurttaşların eşitliği üzerine kuruludur. Bu eşitlik, demokratik ve laik yapının temelidir. Buradan o sendikaya üye eğitim emekçilerine de açık bir çağrımız var: Cumhuriyetin kazanımlarını hedef alan, toplumu ayrıştıran bu dile sessiz kalmayın. Sendikal aidiyet, hiçbir zaman aklın, bilimin ve laik eğitimin önüne geçmemelidir. Mesleki onurunuz ve öğrencilerimizin geleceği için bu anlayışa itiraz edin. Eğitim İş olarak altını çiziyoruz: Gerçek uyanış geçmişi inkâr etmek değil; onu anlayıp daha ileriye taşımaktır. Bu topraklarda uyanış 100 yıl önce başlamış ve aynı kararlılıkla sürmektedir. Cumhuriyeti ve onun aydınlık değerlerini hedef alan hiçbir söylemi kabul etmiyoruz. Bilimin, aklın ve laik eğitimin ışığında eşitlikten, laiklikten, demokrasiden ve emekten yana mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz."

Anadolu Üniversitesi, Down Sendromu Farkındalık Günü’nde Eğitime Dikkat Çekti Haber

Anadolu Üniversitesi, Down Sendromu Farkındalık Günü’nde Eğitime Dikkat Çekti

21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü, toplumda farkındalık yaratmak ve özel gereksinimli bireylerin eğitim haklarına dikkat çekmek için önemli bir gün olarak kabul ediliyor. Anadolu Üniversitesi, özel eğitim alanındaki akademik birikimi, kapsayıcı öğretmen yetiştirme politikaları ve topluma yönelik projeleri ile bu alanda öncü bir rol üstleniyor. Eğitim Fakültesi, öğretmen adaylarını kapsayıcı eğitim anlayışıyla yetiştirirken, Down sendromlu bireylerin toplumsal yaşama etkin katılımını destekleyen projeler geliştirmeye devam ediyor. Bu özel gün kapsamında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Diken; özel eğitim, kapsayıcı öğretmen yetiştirme ve Down sendromlu bireylerin eğitimine yönelik yürütülen çalışmaları anlattı. “Üniversitede gerçekleştirilen çalışmalar kuramsal bilgi üretmekle kalmayıp, uygulamaya dönük çözümler geliştirmeye odaklanıyor” Anadolu Üniversitesi, özel eğitim alanında önemli akademik çalışmalara sahip bir kurum. Üniversitenin bu alandaki akademik birikimini ve yürütülen çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Anadolu Üniversitesi, özel eğitim alanında Türkiye’de öncü kurumlardan biri olarak güçlü ve köklü bir akademik birikime sahip. Uzun yıllara dayanan araştırma geleneği, nitelikli akademik kadrosu ve ulusal–uluslararası düzeyde yürütülen projeleriyle bu alanda önemli bir referans noktası oluşturuyor. Üniversitede gerçekleştirilen çalışmalar yalnızca kuramsal bilgi üretmekle kalmayıp, aynı zamanda uygulamaya dönük çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Bu yönüyle Anadolu Üniversitesi’nin özel eğitim alanındaki katkıları, hem bilimsel literatüre hem de eğitim uygulamalarına doğrudan yansıyor. “Öğretmen adaylarının saha deneyimi kazanmalarını sağlayan uygulama temelli eğitim süreçleri önemli bir yer tutuyor” Eğitim Fakültesi bünyesinde özel gereksinimli bireylerin eğitimine yönelik yürütülen araştırmalar, projeler veya uygulamalar hakkında bilgi verebilir misiniz? Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde özel gereksinimli bireylerin eğitimine yönelik çok boyutlu çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmalar arasında erken müdahale programları, bireyselleştirilmiş öğretim uygulamaları, aile eğitim programları ve teknoloji destekli öğretim projeleri yer alıyor. Ayrıca öğretmen adaylarının saha deneyimi kazanmalarını sağlayan uygulama temelli eğitim süreçleri de önemli bir yer tutuyor. Bu projeler, bilimsel bilgi ile uygulamayı bütünleştirerek özel gereksinimli bireylerin eğitim kalitesini artırmayı hedefliyor. “Özel gereksinimli bireylerin özelliklerini tanıma, kapsayıcı sınıf ortamları oluşturma, farklılaştırılmış öğretim stratejileri geliştirme ve eğitimde eşitlik ilkesini uygulama konularında donanım kazanıyor” Anadolu Üniversitesi’nin öğretmen adaylarını kapsayıcı eğitim anlayışıyla yetiştirme konusunda nasıl bir yaklaşımı bulunuyor? Anadolu Üniversitesi’nde öğretmen yetiştirme sürecinde kapsayıcı eğitim temel bir yaklaşım olarak benimseniyor. Öğretmen adayları, farklı gelişim özelliklerine sahip öğrencilerin ihtiyaçlarını anlayabilecek ve bu ihtiyaçlara uygun öğretim stratejileri geliştirebilecek şekilde yetiştiriliyor. Bu süreçte teorik derslerin yanı sıra uygulama ağırlıklı eğitimler, okul deneyimleri ve saha çalışmaları önemli bir yer tutuyor. Böylece öğretmen adaylarının mezun olduklarında kapsayıcı ve eşitlikçi öğrenme ortamları oluşturabilecek yeterliklere sahip olmaları hedefleniyor. Anadolu Üniversitesi’nde öğretmen yetiştirme politikalarının kapsayıcı eğitim anlayışını esas aldığının en önemli kanıtı, tüm öğretmenlik programlarında zorunlu olarak yer alan “ÖMB221 Kapsayıcı Eğitim ve Özel Gereksinimli Bireyler” dersidir. Bu ders öğretmen adaylarının bu alandaki bilgi ve farkındalıklarını geliştirmede önemli bir rol oynuyor. Ders kapsamında öğretmen adayları; özel gereksinimli bireylerin özelliklerini tanıma, kapsayıcı sınıf ortamları oluşturma, farklılaştırılmış öğretim stratejileri geliştirme ve eğitimde eşitlik ilkesini uygulama konularında donanım kazanıyor. Bunun yanı sıra teorik bilgilerin uygulama ile desteklendiği süreçler, öğretmen adaylarının gerçek sınıf ortamlarına daha hazırlıklı olmalarını sağlıyor. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde Anadolu Üniversitesi, öğretmen adaylarını yalnızca akademik açıdan değil, aynı zamanda kapsayıcı ve duyarlı bir eğitim anlayışıyla yetiştirmeyi hedefliyor. “Üniversiteler, bilimsel bilgi üretiminin yanı sıra toplumsal dönüşümün de önemli aktörleri arasında yer alıyor” Üniversitelerin özel eğitim alanındaki bilimsel üretimi, toplumda farkındalık oluşturma ve eğitim politikalarına katkı sağlama açısından nasıl bir rol oynuyor? Üniversiteler, özel eğitim alanında ürettikleri bilimsel bilgi aracılığıyla hem toplumsal farkındalığın artmasına hem de eğitim politikalarının şekillenmesine önemli katkılar sunuyor. Araştırmalar yoluyla elde edilen bulgular, karar vericilere veri temelli öneriler sunarken, aynı zamanda toplumun özel gereksinimli bireylere yönelik bakış açısını da dönüştürüyor. Bu bağlamda üniversiteler, bilimsel bilgi üretiminin yanı sıra toplumsal dönüşümün de önemli aktörleri arasında yer alıyor. “Programın ebeveynlerin çocuklarıyla olan etkileşimlerini güçlendirmeyi ebeveynlere kendi doğal ortamlarında ortaya çıkan fırsatları anlamlı öğrenme fırsatlarına dönüştürmeye yardımcı olmayı amaçlıyor” Down sendromlu bireylerin eğitimine yönelik olarak üniversite–toplum iş birliği kapsamında yürütülen ya da planlanan çalışmalar bulunuyor mu? Üniversite–toplum iş birliği kapsamında Down sendromlu bireylerin eğitsel desteklenmesine yönelik önemli çalışmalar bulunuyor. Bu bağlamda, Sabancı Vakfı Hibe programları desteğiyle, Down Sendromu Derneği ve Anadolu Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Zihin Engellilerin Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim görevlilerinin iş birliğiyle gerçekleştirilen “Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum” projesi, Down sendromlu bireylerin toplumsal yaşama daha aktif katılımını, bağımsızlık becerilerinin gelişimini ve istihdam odaklı destek süreçlerini güçlendirmesi bakımından dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Bunun yanı sıra, ben ve Doç. Dr. Gözde Tomris tarafından hazırlanmış ve tüm içeriğinin Down Türkiye’ye hibe edildiği “DÖDEM (Doğal Öğretime Dayalı Erken Müdahale) Programı” da aile temelli erken müdahale yaklaşımı açısından oldukça değerli bir örnek. DÖDEM, çocuğu Down sendromlu olan ebeveynlere yönelik hazırlanmış, aile merkezli ya da aile uygulamalı bir erken müdahale programı sunuyor. Programın temel amacı; ebeveynlerin çocuklarıyla olan etkileşimlerini güçlendirmek, ebeveynlere kendi doğal ortamlarında ortaya çıkan fırsatları anlamlı öğrenme fırsatlarına dönüştürmeye yardımcı olacak strateji ve teknikleri öğretmek ve bu yolla çocukların gelişimlerini desteklemek. Bu tür örnekler, üniversitelerin bilimsel uzmanlığını toplumsal gereksinimlerle bir araya getirerek Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesine doğrudan katkı sunuyor. “Bu özel gün, toplumun farklı kesimlerinde farkındalık oluşturmak ve Down sendromlu bireylerin eğitim haklarına dikkat çekmek için önemli bir fırsat sunuyor” 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nün eğitim alanında farkındalık oluşturma açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz? 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü, eğitimde kapsayıcılık ve eşitlik ilkelerinin vurgulanması açısından son derece önemli bir gün. Bu özel gün, toplumun farklı kesimlerinde farkındalık oluşturmak, önyargıları azaltmak ve Down sendromlu bireylerin eğitim haklarına dikkat çekmek için önemli bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda eğitim kurumlarının bu konudaki sorumluluklarını yeniden değerlendirmelerine de katkı sağlıyor. “Öğretmenlerin kapsayıcı eğitim konusunda bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi gerekiyor” Down sendromlu bireylerin eğitim süreçlerine etkin katılımı için okullarda ve öğretmen eğitiminde hangi yaklaşımlar ön plana çıkmalı? Down sendromlu bireylerin eğitim süreçlerine etkin katılımı için bireyselleştirilmiş eğitim programları, farklılaştırılmış öğretim yöntemleri ve destekleyici öğrenme ortamları büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra öğretmenlerin kapsayıcı eğitim konusunda bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Öğretmen eğitiminde uygulama temelli yaklaşımların artırılması ve sürekli mesleki gelişim olanaklarının sunulması, bu sürecin başarısı açısından kritik bir rol oynuyor. “Medya, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde yürütülecek projeler, farkındalığın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlıyor” Toplumda Down sendromlu bireylere yönelik farkındalığın artırılması için üniversiteler ve eğitim kurumları sizce hangi sorumlulukları üstlenmeli? Üniversiteler ve eğitim kurumları, Down sendromlu bireylere yönelik farkındalığın artırılmasında aktif rol üstleniyor. Bu kapsamda bilimsel araştırmaların yaygınlaştırılması, topluma yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması ve kapsayıcı eğitim uygulamalarının desteklenmesi önem taşıyor. Ayrıca medya, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde yürütülecek projeler, farkındalığın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlıyor. Kaynak: AnaHaber

Bizlere Düşen Görev O Büyük Direnişin Mirasını Yaşatmak Haber

Bizlere Düşen Görev O Büyük Direnişin Mirasını Yaşatmak

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 111’nci yıldönümü nedeniyle bir mesaj yayınladı. Mesajında 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin yalnızca bir askeri zafer olmadığının altını çizen Başkan Kurt, bu tarihin bağımsızlık iradesinin, halkın örgütlü gücünün ve vatan sevgisinin tarih sahnesine kazındığı anlamlı bir gün olduğunu vurguladı. Başkan Kurt, mesajına şu sözlerle devam etti: “Çanakkale Zaferi, emperyalizme karşı verilen onurlu mücadelenin en güçlü simgelerinden biri olmuş; bu topraklarda özgür ve eşit bir yaşamın mümkün olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Bizlere düşen görev; o büyük direnişin mirasını yaşatmak, Cumhuriyetimizin temel değerlerine, demokrasiye, laikliğe ve halk egemenliğine kararlılıkla sahip çıkmaktır. Çanakkale’de yakılan bağımsızlık meşalesi, bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Çanakkale ruhu; yokluklar içinde dahi dayanışmanın, fedakârlığın ve ortak aklın neleri başarabileceğinin en somut göstergesidir. Bugün ülkemizin karşı karşıya olduğu her türlü zorlukta, aynı birlik ve beraberlik anlayışını büyütmek; adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde güçlü bir gelecek inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu bilinçle hareket ederek, geçmişten aldığımız güçle yarınlara umutla yürümeye devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve özlemle anıyorum. 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümü kutlu olsun.”

2026 Eskişehir Yılı'na Kadınlardan Güçlü Destek Haber

2026 Eskişehir Yılı'na Kadınlardan Güçlü Destek

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde yürütülen 2026 Eskişehir Yılı çalışmaları kapsamında kentin sivil toplum dinamikleri de etkinlikleriyle sürece katkı sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda, 14 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle oluşan Eskişehir Kadın Platformu tarafından “Kadın Olmak Paneli” düzenlendi. Panel, Haller Gençlik Merkezi bünyesindeki Frigya Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kadınların toplumsal yaşamda karşılaştığı sorunların, deneyimlerin ve dayanışmanın ele alındığı panelde, farklı alanlardan önemli isimler bir araya geldi. Panelin moderatörlüğünü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Eskişehir Şube Başkanı Sevgi Akmen üstlenirken; seramik sanatçısı Prof. Dr. Zehra Çobanlı, 26. Dönem Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Gaye Usluer, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevil Uzoğlu Baycu panelist olarak yer aldı. Panelde kadınların sosyal, kültürel ve mesleki yaşamda karşılaştıkları deneyimler paylaşılırken; eşitlik mücadelesi, dayanışmanın önemi ve kadınların toplumdaki rolü üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu. Katılımcılar, farklı alanlardaki bilgi ve birikimlerini paylaşarak kadınların yaşamın her alanında daha güçlü temsil edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Eskişehir Kadın Platformu Başkanı Ayşegül Ünügür, “Eskişehir Büyükşehir Belediyemizin öncülüğünde ilan edilen ve kentimizin ortak değeri haline gelen 2026 Eskişehir Yılı çalışmalarını büyük bir memnuniyet ve heyecanla takip ediyoruz. Şehrimizin tarihine, kültürüne ve toplumsal birikimine yakışır bu vizyoner projenin hayata geçirilmesinde emeği bulunan Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ayşe Ünlüce’ye teşekkür ediyoruz. 14 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle oluşan Eskişehir Kadın Platformu olarak; dayanışmayı, eşitliği ve ortak aklı büyütmeyi temel ilke ediniyoruz. 2026 Eskişehir Yılı kapsamında ilk etkinliğimizi, geçtiğimiz günlerde kutladığımız 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlediğimiz bu panelle gerçekleştiriyoruz. 8 Mart; kadınların eşitlik, hak ve özgürlük mücadelesinin simgesi, dayanışmanın ve ortak sesin güçlendiği anlamlı bir gündür. Bizler de bu bilinçle kadınların yaşamın her alanındaki emeğini, mücadelesini ve katkısını görünür kılmak amacıyla bir araya geliyoruz.” diye konuştu. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce de, “Eskişehir Kadın Platformu, 2026 Eskişehir Yılı çalışmalarını en başından bu yana büyük bir sahiplenmeyle benimsemiş; düzenlediği tüm etkinliklerde bu ortak değeri vurgulayarak Eskişehir’de güçlü bir birliktelik oluşturulmasına katkı sunmuştur. Bu vesileyle platform üyelerine gönülden teşekkür ediyorum. 8 Martlar hem dayanışmayla kutladığımız, hem acılarımızı paylaştığımız, kayıplarımızı yeniden hatırladığımız ama aynı zamanda mücadelemizi büyüttüğümüz anlamlı günlerdir. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman sizlerin yanında olduğumuzu ve bu dayanışmanın bir parçası olmaktan gurur duyduğumuzu bilmenizi isterim. Birbirimizden güç alarak yol arkadaşlığımızı sürdüreceğiz. Bu duygularla Eskişehir’de kadın mücadelesine emek veren herkesi yürekten tebrik ediyorum.” dedi. Panel, katılımcıların soruları ve değerlendirmeleriyle interaktif bir atmosferde tamamlandı.

Başkan Subaşı: ''8 Mart Emeğin, Adaletin ve Eşitliğin Günüdür'' Haber

Başkan Subaşı: ''8 Mart Emeğin, Adaletin ve Eşitliğin Günüdür''

Cumhuriyet Halk Partisi Bilecik Kadın Kolları Başkanlığı tarafından Atatürk Parkı’nda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla basın açıklaması yapıldı. CHP Bilecik İl Başkanı Ali Özdemir, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, Kadın Kolları Başkanı Dilek Gacal, parti üyeleri ve çok sayıda vatandaşın katıldığı programda günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı. BELEDİYE BAŞKANI SUBAŞI:‘’8 MART, SADECE KADINLARIN GÜNÜ DEĞİLDİR; 8 MART; EMEĞİN, ADALETİN VE EŞİTLİĞİN GÜNÜDÜR’’ Burada konuşan Başkan Subaşı, ‘’8 Mart, sadece kadınların günü değildir; 8 Mart; emeğin, adaletin ve eşitliğin günüdür.’’ İfadelerini kullanarak, ‘’Bugün burada yalnızca bir günü kutlamak için değil, tarihin içinden gelen bir mücadeleyi hatırlamak ve o mücadeleyi büyütmek için bir aradayız. 8 Mart, sadece kadınların günü değildir; 8 Mart; emeğin, adaletin ve eşitliğin günüdür. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir ülkenin gerçek ilerlemesinin kadınların hayatın her alanında var olmasıyla mümkün olacağını çok erken görmüş bir liderdi. Onun, “Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir” sözü ise yalnızca bir övgü değil, aynı zamanda bir toplumsal programdı. Cumhuriyet devrimi içerisinde yer alan bu program; kadınların seçme ve seçilme hakkından eğitime, çalışma hayatından kamusal yaşama kadar uzanan büyük bir eşitlik yürüyüşüdür.’’ Dedi. ‘’8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ’NÜ; EMEĞİN, EŞİTLİĞİN VE DAYANIŞMANIN BÜYÜDÜĞÜ BİR GELECEK UMUDUYLA YÜREKTEN KUTLUYORUM’’ Konuşmasının devamında; ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü; emeğin, eşitliğin ve dayanışmanın büyüdüğü bir gelecek umuduyla yürekten kutluyorum.’’ İfadelerini kullanan Başkan Subaşı, ‘’Ancak bugün biliyoruz ki eşitlik yalnızca yasalarla değil, hayatın içinde gerçek anlamını bulur. Bir kadının emeğinin görünür olduğu, hiçbir kadının yoksullukla ya da şiddetle baş başa bırakılmadığı bir toplum kurmadan gerçek demokrasiden söz edemeyiz. Cinsiyet eşitliği; yalnızca kadınların meselesi değildir. Çalışma hayatında eşitlik, ekonomide adalet, sosyal yaşamda fırsat eşitliği; bir ülkenin refahının ve demokrasisinin temelidir. Kadınların potansiyelini sınırlayan her engel, aslında toplumun geleceğini sınırlayan bir engeldir. Bu nedenle bizler, Atatürk’ün açtığı o aydınlık yolda eşitliği yalnızca savunan değil, hayata geçiren bir anlayışla çalışıyoruz. Kadınların üretime katıldığı kooperatifleri destekliyor, kadın emeğini görünür kılan projeler geliştiriyor, sosyal yaşamın her alanında kadınların daha güçlü var olabilmesi için dayanışmayı büyütüyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir şehirde kadın güçlüyse, umut filizlenir, toplum güçlenir ve yaşam değişir.’’ Şeklinde konuştu.

Kadınların Mücadelesi Bu Ülkenin Geleceğimin Mücadelesidir Haber

Kadınların Mücadelesi Bu Ülkenin Geleceğimin Mücadelesidir

İYİ Parti Eskişehir İl Kadın ve Aile Politikaları Başkanlığı tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı ve stant çalışması gerçekleştirildi. İYİ Parti İl Kadın ve Aile Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Leyla Çam tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugün 8 Mart. 8 Mart; eşitsizliğe, şiddete, sömürüye ve kadınların hayatlarını kuşatan sistematik ayrımcılığa karşı yükselen tarihsel bir itirazın günüdür. Bugün, kadınların yüzyıllardır süren hak mücadelesinin, adalet arayışının ve eşit yurttaşlık talebinin sembolüdür. 8 Mart; kadınların eşit ve onurlu bir yaşam talep ettiklerini hatırlatan güçlü bir toplumsal çağrıdır. Kadınların emeğinin görünür kılınması, yaşam hakkının korunması, fırsat eşitliğinin sağlanması ve kadınların toplumsal hayatın her alanında eşit biçimde var olabilmesi için verilen mücadelenin ortak sesidir. Bu nedenle 8 Mart, bir kutlamadan çok; eşitlik, adalet ve özgürlük talebinin yükseldiği bir mücadele günüdür. Ne yazık ki Türkiye’de kadınlar hâlâ yaşamın birçok alanında ciddi eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Bugün Türkiye’de kadınlar; • Sokakta, Evinde, İşyerinde güvende değildir. • İş yerinde eşit değildir. • Siyasette yeterince temsil edilmiyor. • Hukuk önünde yeterince korunmuyor. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, toplumsal bir yara haline gelmiştir. Kadınlar çoğu zaman en yakınlarındaki erkekler tarafından hayatlarından koparılmaktadır. Her gün bir kadının öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Koruma kararları çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmakta, gerekli önlemler zamanında alınmamakta, failler ise cezasızlık kültürüyle cesaret bulmaktadır. Mahkemelerde uygulanan “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimleri, adalet duygusunu zedelemekte ve toplum vicdanını yaralamaktadır. Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu yapılamaz. Kadınların güvenliği bir siyasi tercih değil, devletin en temel sorumluluğudur. Kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı değildir. Etkin bir koruma mekanizması, güçlü sosyal destek politikaları ve kararlı bir siyasi irade gerektirir. Şiddete maruz kalan kadınların korunması için kolluk kuvvetlerinden yargıya kadar tüm kurumların eşgüdüm içinde çalışması zorunludur. İktidarın görevi yalnızca suç işlendikten sonra müdahale etmek değil, aynı zamanda şiddeti doğuran koşulları ortadan kaldıracak önleyici politikaları hayata geçirmektir. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kadınların korunmasına yönelik en önemli uluslararası mekanizmalardan birinin ortadan kaldırılması anlamına gelmiştir. Bu karar, kadınların yaşam hakkını koruyan politikaların zayıflamasına yol açmış ve Türkiye’de kadınların güvenliği konusunda ciddi bir geri adım oluşturmuştur. Kadına yönelik şiddetle mücadele ideolojik tartışmalara kurban edilemez. Kadınların yaşam hakkı hiçbir siyasi hesaplaşmanın parçası haline getirilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, kadın ve erkeğin eşit yurttaşlar olduğu bir toplumsal düzen üzerine kurulmuştur. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile kadınlar birey olarak kabul edilmiş, 1934 yılında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Türk kadınlarına birçok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Cumhuriyet devrimleri, kadınları toplumsal hayatın eşit ve özgür bir öznesi haline getirmiştir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, kadınların siyasette, ekonomide ve sosyal yaşamda yeterince yer bulamadığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın temsil oranı hâlâ yüzde 20 seviyelerinde kalmaktadır. Yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında kadınların varlığı son derece sınırlıdır. Kadınların eşit temsil edilmediği bir demokrasinin güçlü olması mümkün değildir. Siyaset, toplumun yarısını oluşturan kadınların deneyim ve katkıları olmadan eksik kalır. Kadınların karar alma süreçlerinde daha güçlü şekilde yer alması yalnızca kadın hakları açısından değil, demokrasinin niteliği açısından da hayati öneme sahiptir. Ekonomik alanda da benzer bir tablo söz konusudur. Kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ülkeleri arasında en düşük seviyelerden biridir. Milyonlarca kadın kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Eşit işe eşit ücret ilkesi çoğu zaman uygulanmamaktadır. Kadın emeği sistematik olarak değersizleştirilmektedir. Kadın yoksulluğu giderek derinleşirken sosyal politikalar kalıcı çözümler üretmek yerine çoğu zaman geçici ve sınırlı uygulamalarla sınırlı kalmaktadır. Kadınların ekonomik özgürlüğü olmadan gerçek eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Kadınların istihdama katılımını artıran politikalar geliştirilmeden, kreş ve bakım hizmetleri yaygınlaştırılmadan ve çalışma hayatında fırsat eşitliği sağlanmadan kadın ve erkek eşitliği kurulamaz. Kadınların üzerindeki bakım yükünün paylaşılması, çalışma hayatında ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve kadın girişimciliğinin desteklenmesi kalkınmanın da önemli bir parçasıdır. Bir diğer önemli sorun ise kız çocuklarının eğitimden koparılması ve erken yaşta evliliklerdir. Kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılması, onları yoksulluğa, bağımlılığa ve eşitsizliğe mahkûm eden bir düzenin kapısını aralamaktadır. Bir kız çocuğunu okuldan alıp erken yaşta evliliğe zorlayan anlayış; sadece hukuka değil, insanlık onuruna da aykırıdır. Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkı garanti altına alınmalı, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi için mevcut yasalar tavizsiz biçimde uygulanmalıdır. Eğitim, kadınların güçlenmesinin ve toplumsal eşitliğin en temel anahtarıdır. İYİ Parti olarak bizler; kadınların hak ettikleri özgürlük, güven ve eşitlik içinde yaşayacakları bir Türkiye için söz veriyoruz. Bu doğrultuda; • İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadele edeceğiz. • 6284 sayılı Kanun’un etkin ve tavizsiz uygulanmasının takipçisi olacağız. • Kadın cinayetlerinde cezasızlık kültürüne son verilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz. • Kadınların siyasette, ekonomide ve kamusal yaşamda eşit temsilini güçlendirecek somut politikalar geliştireceğiz. • Kadın istihdamını artıracak, kadın girişimciliğini destekleyecek kapsamlı ekonomik programlar uygulayacağız. • Kreş, bakım hizmetleri ve sosyal destek mekanizmalarını yaygınlaştırarak kadınların üzerindeki bakım yükünü azaltacağız. • Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkını güvence altına alacağız. Çünkü biz biliyoruz ki; Kadın; bireydir. Kadın; yurttaştır. Kadın; eşittir. Kadınların eşit olmadığı bir toplumda demokrasi güçlü olamaz. Kadınların güvende olmadığı bir ülkede özgürlükten söz edilemez. Bugün; kutlama günü değil, sorumluluk günüdür. Bugün; kadınların sesini duymanın, sorunlarını görmenin ve gerçek çözümler üretmenin günüdür. Kadınların korkmadan yaşayabildiği, eşit haklara sahip olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye mümkündür. İYİ Parti olarak söz veriyoruz: Kadınların sesi olmaya, adalet talebini büyütmeye ve eşitlik mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca kadınların değil, bu ülkenin geleceğinin mücadelesidir.Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin olmadığı bir Türkiye mümkündür. Ve biz, o Türkiye’yi kurmak için mücadele edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.