SON DAKİKA
Hava Durumu

#Emekli Maaşı

Porsuk Haber Ajansı - Emekli Maaşı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emekli Maaşı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ekonomik Kriz Vatandaşın Ruh Sağlığını da Çökertti Haber

Ekonomik Kriz Vatandaşın Ruh Sağlığını da Çökertti

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, AKP iktidarının ekonomi politikalarının toplum sağlığını çökerttiğini gösteren çarpıcı antidepresan verilerini kamuoyuyla paylaştı. Bulut, Türkiye’nin adım adım bir “ruh sağlığı krizi”ne sürüklendiğini belirterek, son 10 yılda antidepresan kullanımının yüzde 58,5 oranında arttığını vurguladı. 1 YILDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI YAKLAŞIK 6 MİLYON KUTU ARTTI CHP’li Bulut’un paylaştığı verilere göre, 2016 yılında 45 milyon 132 bin 854 kutu olan antidepresan kullanımı, geçtiğimiz yıl 71 milyon 527 bin 690 kutuya yükseldi. Sadece son bir yılda vatandaşın 5 milyon 936 bin 438 kutu daha fazla antidepresan kullanmak zorunda kaldığını belirten Bulut, “Bu artış tesadüf değil, bu artış kötü ülke yönetiminin, yoksulluğun ve umutsuzluğun sonucudur” dedi. “İKTİDAR VATANDAŞI ANTİDEPRESANLA AYAKTA TUTMAYA ÇALIŞIYOR” Ekonomik krizin artık sadece cüzdanları değil, insanların ruh sağlığını da çökerttiğini söyleyen Bulut, “İşsizlik, geçim derdi, borç batağı ve yarın kaygısı vatandaşın psikolojisini yerle bir etti. İktidar sorunları çözmek yerine, toplumu antidepresanlarla ayakta tutmaya çalışıyor. Antidepresan kullanımı halk sağlığı açısından endişe verici noktalarda” ifadelerini kullandı. 2025 yılında antidepresan kullanımının bir önceki yıla göre yüzde 9 arttığına dikkat çeken Bulut, 2024 yılında antidepresanlara 5 milyar 35 milyon lira ödeyen kamunun, 2025 yılında bu rakamı 6 milyar 480 milyon liraya çıkardığını kaydetti. “20 BİN LİRA EMEKLİ MAAŞIYLA RUH SAĞLIĞI MI KALIR?” Mevcut gelir düzeylerinin toplumun gerçekleriyle bağının koptuğunu ifade eden Bulut, “Bugün en düşük emekli maaşı 20 bin TL, asgari ücret 28 bin 75 TL. Bu parayla kira mı ödensin, mutfak mı dolsun, fatura mı kapatılsın? İnsanlar ay sonunu değil, yarını düşünmekten uyuyamaz hale geldi” dedi. Antidepresan kullanımındaki patlamanın sosyal bir alarm olduğunun altını çizen Bulut, “Çarşı, pazar ateş pahası; diğer yandan kira, faturalar ve mutfak masrafları el yakıyor. Ruh sağlığı çökmüş bir toplum yaratırsanız, bunu ne pembe tablolarla ne de istatistik oyunlarıyla gizleyebilirsiniz. Bu ülke yoksullukla, adaletsizlikle, liyakatsizlikle yönetiliyor. Sonuç da milyonlarca kutu antidepresan oluyor” ifadelerini kullandı. “BU TABLO İKTİDARIN ESERİDİR” Bulut, “Antidepresan kullanımındaki bu dramatik artış, AKP’nin yıllardır uyguladığı ekonomi ve sosyal politikalarının açık ve net bir sonucudur. Yoksulluğu yöneten, krizi kalıcı hale getiren, milyonları güvencesizliğe mahkûm eden bir anlayış bugün toplumun ruh sağlığını çökertmiştir. Vatandaş daha fazla ilaçla değil; adaletle, güvenle, emeğinin karşılığını aldığı insanca yaşam koşullarıyla iyileşir. Bugün insanlar geçinemediği için, yarınını göremediği için, hakkını arayamadığı için antidepresan kullanmak zorunda bırakılıyor. En düşük emekli maaşıyla hayatta kalmaya çalışanlar, asgari ücretle ay sonunu getiremeyenler, borçla yaşayan gençler bu düzenin bedelini ruh sağlığıyla ödüyor. İktidar ise bu çöküşü seyretmekle kalmıyor, istatistiklerle örtbas etmeye çalışıyor. Türkiye’yi antidepresan bağımlısı haline getirenler bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz. Bu ülkenin insanlarını umutsuzluğa, kaygıya ve çaresizliğe mahkûm edenler, yaşanan ruhsal çöküşün de siyasi sorumlusudur” dedi.

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun Haber

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun

En düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin maddeleri dün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. Kanun teklifinin birinci maddesi üzerine konuşma yapan CHP’li Özlale sözlerine “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece bin 500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun” diyerek başladı. Özlale, emeklilere, emekçilere, çalışanlara hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için tek yolun istihdam sayısını artırmak olduğunu dile getirerek, “Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor” dedi. “MİLLİ GELİRDEN EMEKLİLERE AYRILAN PAY YILLARDIR DEĞİŞMİYOR” Emeklilik sistemindeki krizin temelinde, millî gelirden emeklilere ayrılan payın yıllardır sabit tutulması olduğunu belirten Özlale, emekli sayısının iki katına çıkmasına rağmen bu payın yüzde 6’da kilitlendiğini ifade etti. Özlale, son beş yıldır her yıl en düşük emekli maaşları için Meclis’in toplanmasının tesadüf olmadığını dile getirerek , sorunun bireysel değil yapısal olduğunu söyledi: “Son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler" diye ir iktidar anlayışı var.” “TÜİK eliyle yaratılan adaletsizliği başka bir adaletsizlikle örtüyorsunuz.” “TÜİK’in yarattığı haksızlığı, hukuksuzluğu başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz” Konuşmasında TÜİK verilerini de eleştiren Özlale, 2019’dan bu yana enflasyonun bilinçli şekilde düşük gösterildiğine dikkat çekti. Bu durum yalnızca en düşük emekli aylığı alanları değil, tüm emeklileri ve çalışanları sistematik biçimde yoksullaştırdığını kaydeden Özlale, “2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil” diye konuştu. “Emeklilerin yarısı bu ülkenin kurumlarına güvenmiyor” Konuşmasında TÜİK ve Metropoll verlerine de yer veren Özlale, emeklilerin yüzde 72’sinin ay sonunu getiremediğini, yüzde 70’inin kendini tükenmiş hissettiğini ve yüzde 50’sinin de ne kurumlara ne de topluma güvenmediğini dile getirdi. Bu tablonun sadece ekonomik değil, toplumsal bir kopuş yarattığını vurgulayan Özlale, “yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor” dedi. “Kaynak yok diyorsunuz, asıl kaynak insan” İktidarın kendilerine yönelik eleştirilere sıkça “Kaynak Nerede?” diye cevap verdiğini de belirten Özlale çözüm önerilerini şöyle sundu: “Her seferinde aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. Bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor.” Özlale’nin konuşması söyle: “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece 1.500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun. Şimdi, son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Şu: Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, şöyle bir iktidar anlayışı var: "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler." Şimdi, sistem böyle olduğu zaman son beş senedir en düşük emekli maaşları için toplanıyoruz ve burada bir artış oluyor. Ama aslında bunun en temel sorumlusu TÜİK. Neden TÜİK derseniz, 2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. Ama şöyle bir şey var: TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. O da şu: 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Şimdi, burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil. Hep burada hesap yapıyoruz; altın hesabı, simit hesabı, dolar hesabı. Bunların hepsini bırakalım, Türkiye'deki emeklilik sistemini bir bütün olarak iki tane büyük endeksle karşılaştıralım. Mercer Endeksi'ne göre 44 tane ülke arasında Türkiye'nin emeklilik sisteminin daha iyi olduğu tek ülke var: Hindistan. Natixis emeklilik sistemine göre Türkiye'nin daha iyi olduğu iki tane ülke var: Hindistan ve Kolombiya. Yani altın hesabını yapmayalım, simit hesabını yapmayalım, dolar hesabını yapmayalım; uluslararası kıyaslamalara baktığımız zaman Hindistan ve Kolombiya'nın bir tık üstündeyiz. O yüzden buradaki problem sadece en düşük emekli maaşı problemi değildir, emeklilerin problemidir. Bakın size birkaç tane TÜİK ve Metropoll verisi okumak istiyorum, bunlardan bir tanesi TÜİK. TÜİK'in anketine göre emeklilerin yüzde 72'si ayın sonunu getirmekte zorlandığını söylüyor, yüzde 72. Metropoll'ün anketine göre emeklilerin yüzde 70'i kendini tükenmiş hissediyor, bir tükenmişlik yaşıyor. Aynı ankette -bu da çok düşündürücü- emeklilerin yüzde 50'si yani emekli vatandaşlarımızın yarısı ne bu ülkenin kurumlarına güveniyor ne bu ülkenin insanlarına güveniyor. Dolayısıyla, yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor. Burada yapılması gereken şey ne? Her seferinde Plan ve Bütçe Komisyonunda da aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Bakın, buradan da size bir örnek vereyim, ondan sonrasında da geçenlerde sizin oylarınızla kabul edilen bütçenin Türkiye'nin ihtiyaçlarına ne kadar uzak olduğunu söyleyeyim: Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. E, o zaman bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Yani şöyle bir şey yapıyoruz: Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor diyorum.“

CHP'li Başevirgen: ''AKP Türkiye'sinde Huzurevi Lüks Oldu'' Haber

CHP'li Başevirgen: ''AKP Türkiye'sinde Huzurevi Lüks Oldu''

İktidarı yıllardır uyguladığı emekliyi yoksullaştırma ve sosyal devleti tasfiye etme politikalarının, yaşlı yurttaşları insan onuruna aykırı koşullara mahkûm ettiğini belirten CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “Huzurevi fiyatlarını sorduğumuz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’tan gelen yanıta göre 2025 yılı itibarıyla devlet huzurevlerinde tek kişilik en ucuz oda fiyatı 9 bin 736 liradan başlıyor ve 11 bin 87 liraya kadar çıkıyor. Devlet huzurevlerinde oda ücretleri 10 bin liraya dayanırken, açlık sınırının altındaki 20 bin liralık maaşla muhtaç emekliler 5-6 bin liraya bakımsız, sağlıksız otel odalarında yaşam mücadelesi veriyor. Huzurevi emekli için artık erişilemez bir lüks haline geldi. Emeklinin maaşı iktidar eliyle eritildi, açlığa, barınma krizine mahkum edildi. Bu ülkede yıllarca çalışan, prim ödeyen yaşlılarımıza iktidarın verdiği mesaj net: ‘Paran varsa yaşlan, yoksa kaderine razı ol.’ Bunun adı ihmaldir, tercihtir, sorumsuzluktur” dedi. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, huzurevi fiyatlarını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a sordu. Bakanlıktan ise itiraf niteliğinde yanıt geldi. Yanıta göre emekli memur maaşına yapılan zam oranında artış gösteren en ucuz tek kişilik odanın fiyatı 9 bin 736 lira, en yüksek tek kişilik oda fiyatı 11 bin 87 lira olarak belirtildi. İktidarın emeklileri, muhtaçları düşürdüğü zor duruma sert tepki gösteren Başevirgen, konuya ilişkin bir açıklama yaptı. “YÜZLERCE EMEKLİ HİJYEN VE GÜVENLİKTEN YOKSUN ODALARDA YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR” İktidarın emeklileri maliyet olarak gördüğünü ifade eden Başevirgen, “AKP’nin sosyal politika anlayışı, yaşlıyı kamusal bir sorumluluk olarak görmek yerine ticari bir maliyet kalemi olarak ele alıyor. Huzurevleri sosyal hizmet olmaktan çıkarılıp, ücretli işletmelere dönüştürülmüş durumda. Yüzlerce emekli ve kimsesiz yaşlı, yüksek maliyetleri nedeniyle huzurevlerine giremediği için 5-6 bin liralık denetimsiz otellerde, pansiyonlarda, hijyen ve güvenlikten yoksun odalarda yaşam mücadelesi veriyor. Bu bir tercih değil, AKP’nin bilinçli politik sonucudur” dedi. “EMEKLİ MAAŞI, AKP’YE GÖRE BU YÜKSEK HUZUREVİ KİRALARINI ‘ÖDEYEBİLİR’ SAYILIYOR” Bakanın, soru önergesine verdiği yanıtta ‘geliri olmayanlardan ücret alınmıyor’ diyerek sorumluluktan kaçtığına dikkat çeken Başevirgen, “Ancak bu ifade aynı zamanda bir itiraftır. Biraz geliri olan ama insanca yaşamaya yetmeyen emekli maaşı, AKP’ye göre bu yüksek huzurevi kiralarını ‘ödeyebilir’ sayılıyor. Açlık sınırının altındaki 20 bin liralık maaşı olduğu için ücretsiz kabul edilmeyen, ancak ücretli huzurevlerinin kapısından çevrilen on binlerce yaşlı bilerek sistemin dışında bırakılıyor. Bu durum, sosyal devletin değil, sosyal elemenin göstergesidir” diye konuştu. “PARAN VARSA YAŞLAN, YOKSA KADERİNE RAZI OL” İktidarın ekonomi politikaları nedeniyle emeklinin; kira ödeyemez, ilaç alamaz, huzurevine ulaşamaz hale geldiğini sözlerine ekleyen Başevirgen son olarak, “Yaşlılık artık korunması gereken bir dönem değil, iktidarca tasarruf yapılacak bir alan olarak görülüyor. Bu ülkede yıllarca çalışan, prim ödeyen yaşlılarımıza verilen mesaj net: ‘Paran varsa yaşlan, yoksa kaderine razı ol.’ Bu tablo sosyal devletin değil, AKP’nin yarattığı derin sosyal adaletsizliğin sonucudur. Yaşlı yurttaş otel odalarına sürülüyorsa, bunun adı ihmaldir, tercihtir, sorumsuzluktur” açıklamasını yaptı.

Zafer Partisi'nden Bayrağa Saygı Yürüyüşü Haber

Zafer Partisi'nden Bayrağa Saygı Yürüyüşü

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen basın toplantısında İl Başkanı Hasan Demir ülke gündemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Zafer Partisi Eskişehir İl Binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan İl Başkanı Demir şu ifadelere yer verdi; ​"Kıymetli basın mensupları, değerli Eskişehir kamuoyu; Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı olarak tertiplediğimiz basın açıklamamıza hepiniz hoş geldiniz. Öncelikle birkaç konuyu başlıklar halinde bahsetmek ve arkasından günümüzün konusuna değinmek istiyorum. ​Ekonomik Durum ve Orta Sınıf ​Evet, 2017 referandumu ve 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası parlamenter sistemin kaldırılarak iki dudak arasında yönetilmeye başlanan Türkiye, maalesef ki yanlış ekonomi politikaları neticesinde üretimden uzaklaşmış, ithalat-ihracat dengesi ortadan kalkmış, tarımda ve hayvancılıkta dahi dışa bağımlı bir ülke haline getirilmiştir. ​Gerek pandemi gerekse 6 Şubat depremleri üst üste gelince ülke ekonomik olarak çöküş aşamasına sürüklenmiştir. Tabii bu durumlardan en fazla etkilenen orta sınıf olmuş ve tabiri caizse günümüze gelindiğinde orta sınıf ortadan kalkmıştır. Çalışan, emekli, esnaf, memur neredeyse herkes yoksulluk sınırı altında; büyük kısmımız da açlık sınırı altında hayat sürmeye mahkum edilmiştir. ​2026 Maaş Zamları ​Her ne kadar 'halkımı enflasyona ezdirmeyeceğim' söylemi fiili olarak Cumhurbaşkanı'nın söylemi olsa da yapılan maaş zamları bize göstermektedir ki Türk toplumu ekseriyetle enflasyonun altında kalmış, enflasyon Türk toplumunun üzerinden silindir gibi geçmiştir. 2026 maaş artışlarında; ​Asgari ücret 28.075 TL,​Memur emeklisine %18.60,​SGK ve Bağ-Kur emeklisine %12.19 zam verilmiş;​En düşük emekli maaşı da 20.000 TL olarak sabitlenmiştir. ​2025 yılında en düşük emekli maaşı alan sayımız 4 milyonken, maalesef 2026 itibarıyla bu sayı 5 milyona yükselmiştir. Yani uzun zamandır Türk milleti ekonomik düzeyde en aşağıda biriktirilmekte ve yaşam standartları her gün aşağı çekilmektedir. ​Eğitim ve "Gelişim Raporu" Eleştirisi ​Başka bir konumuz; adı milli, kendi gayri-milli olan Eğitim Bakanı'nın ilkokullarda Atatürk, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe'nin kaldırıldığı ve adına 'Gelişim Raporu' dendiği bir icatla karşımıza çıktı tekrar. Burada görüyorsunuz; yukarıda Milli Eğitim Bakanlığı'nın geçmişte verdiği karne (ilkokullara verilen karne), aşağıda da mevcut Eğitim Bakanlığı'nın ilkokullarda uygun gördüğü 'Gelişim Raporu' adı altındaki bir safsata. Burada şunu görüyoruz: Eğitim millileşmekten hızla uzaklaşmakta ve maalesef milli değerlerimiz örselenmektedir. Bizler Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileri, Zafer Partililer; milli iktidarın tesis edildiği ilk gün ilk işimiz Eğitim Bakanlığı'nı millileştirmek olacaktır. ​Asayiş Sorunları ​Son dönemlerde artan asayiş sorunları, çete hadiseleri ve çete yapılanmalarına kurban giden genç kardeşlerimizin yaşadıkları, öldürülme hadiseleri ve üzerine yetmiyormuş gibi ailelerine yapılan tehditler, hakaretler... Buradan da büyük Türk milletini uyanık olmaya davet ediyoruz ve devletimizi bir an önce bu operasyonları genişletip faillerin en yüksek cezalarla cezalandırılmasını talep ediyoruz. ​Mardin Nusaybin'deki Bayrak Hadisesi ​Gelelim günümüzün konusuna: Dün Mardin Nusaybin'de yaşanan arsızlığa, namussuzluğa... Evet, Türk bayrağı bizim için her şeyden üstün, her şeyden önemlidir. Biz Türk milleti olarak binlerce yıldır sancağına, bayrağına yegane sahip çıkan milletiz. Bu manada sözlerime Arif Nihat Asya'nın, bayrak şairimiz Arif Nihat Asya'nın şiiriyle başlamak istiyorum: ​"Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, Işık ışık, dalga dalga bayrağım! Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım..." ​Evet, şanlı bayrağımızı öncelikle bizim adetimizdir; öperek alnıma götürüyorum ve bayrağımıza yapılan hakaret Türk milletine yapılmış hakarettir, bunun bilinmesini istiyorum. ​Bu hakaretler silsilesi ne zaman başladı ve ne zaman sonlanacak? Evet, 1996 yılı Ankara'da HADEP kongresinde ilk yaşadık biz bu bayrak hadisesini. Bölücü unsurların temsil edildiği HADEP kongresinde Türk bayrağımız maalesef yerlere atılmıştı. Daha sonra 2014 yılında 'birinci ihanet süreci'nde yaşadık; Diyarbakır Lice'de askeri üsten bayrağımız indirildi. Ve son olarak da dün Mardin Nusaybin'de yaşadık; 'ikinci ihanet süreci'nde. ​Ekim 2024 tarihinde başlayan ikinci ihanet süreci bünyesinde birçok ihaneti barındırmış ve maalesef gelinen noktada şımartılarak cesaretlendirilmiş bölücü unsurlar, dün o cesaretle şanlı Türk bayrağımızı gönderden indirme cesaretini sergilemiştir. Hem birinci hem de ikinci ihanet sürecinde üzerine basa basa haykırdığımız 'Terörle müzakere olmaz, mücadele olur' haykırışlarımız boşuna değildi. Evet, terörle müzakere olmaz, terörle mücadele olur. Bu denklemde Türk milleti olarak bayrağımızı, şehidimizi, gazimizi sonuna kadar savunacak ve bölücü unsurların karşısında dimdik olduğumuzu her ortamda haykıracağız. ​Davet: Bayrağa Saygı Yürüyüşü ​Bu minvalde arkadaşlar; Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı olarak vatansever Eskişehir halkımızı 25 Ocak Pazar günü saat 14.00'te Ulus Anıtı'ndan başlayacak ve Vilayet'te (Valilik Meydanı'nda) son bulacak 'Bayrağa Saygı Yürüyüşü'müze davet ediyoruz. Evet, bizim ortak değerimiz, yegane birlikteliğimizin en büyük temsilcisi şanlı bayrağımızı alın ve 25 Ocak Pazar günü saat 14.00'te Ulus Meydanı'nda birlikte haykıralım. Bayrağın inmeyeceğini tüm unsurlara birlikte haykıralım. ​Ve sözlerime 1996'da HADEP kongresi sonrası bayrak hadisesinden sonra Aşık Sefai'nin yazdığı şiirle son vermek istiyorum: ​ "Bayraksızlar, bayraksızlar, Yere düşse bayrak sızlar, Nerden bilsin kıymetini, Soysuz, sopsuz bayraksızlar..." ​Teşekkür ederim."

CHP'li Süllü Emekli Veteriner Hekimlerin İsyanını Meclis’e Taşıdı Haber

CHP'li Süllü Emekli Veteriner Hekimlerin İsyanını Meclis’e Taşıdı

“Veteriner hekimler riskli hizmette çalıştılar, emeklilikte yok sayıldılar” diyen CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’nün emekli veteriner hekimlerin maaş adaletsizliğini gidermeyi amaçlayan kanun teklifi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. TBMM Genel Kurulu’nda İçtüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin kanun teklifi görüşüldü. AKP iktidarı döneminde emekliliğin yıllar içinde nasıl bir yıkıma dönüştüğünü anlatan Süllü, “Bundan 20 yıl önce emekli dediğimizde, ikramiyesiyle evini alabilen, gönlünce seyahat eden, çocuklarına destek olabilen insanlar akla gelirdi” dedi. Bugün gelinen noktada ise emeklilerin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını vurgulayan Süllü, “24 yıllık AKP iktidarının sonunda emekliler, gıda, barınma, sağlık ve ısınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi” ifadelerini kullandı. En düşük emekli maaşının asgari ücret karşısındaki erimesine dikkat çeken Süllü, “AKP iktidarı öncesinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücrete denk geliyordu. Bu oran korunmuş olsaydı bugün en az 42 bin lira olacaktı. Ama bugün konuştuğumuz rakam 20 bin lira. O da bin 25 liralık bir lütufla” diye konuştu. “Soruyorum” diyen Süllü, “20 bin lirayla kim geçinebilir, daha doğrusu kim yaşayabilir?” sözleriyle iktidara yüklendi. Konuşmasında emeklilerin gündelik yaşamına dair çarpıcı örnekler veren Süllü, “Ev kiralarının maaşı aştığı günlerdeyiz. Kirasını ödeyen aç kalıyor, karnını doyurmaya çalışan sokakta kalıyor. Tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ürünleri almak zorunda kalan, ucuz otel odalarında konaklayan, bir yıldır et alamadığını söyleyen emekliler vicdanımızı sızlatıyor” dedi. Emeklilerin bir zamanların “orta direği” olduğunu hatırlatan Süllü, “Bugün o övünülen büyümeden pay alamayan emekliler, sefaletle karşı karşıya bırakılıyor. Bu tablo gelir dağılımındaki büyük adaletsizliği gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı. Anayasa’nın 55’inci maddesini hatırlatan Süllü, “Emeğin karşılığının adaletli ödenmesi ilkesi yerle bir edilmiş durumda. Yıllarca çalışan emekliler, tam rahat edecekleri dönemde büyük bir adaletsizlikle karşı karşıya” diye konuştu. Süllü, Genel Kurul gündemine taşıdığı kanun teklifinin özellikle kamudan emekli veteriner hekimlerin yaşadığı eşitsizliği gidermeyi amaçladığını belirterek, “Ocak 2019’a kadar aynı hizmet süresine sahip kamu emeklileri eşit maaş alıyordu. Ancak 7146 sayılı Kanun’la veteriner hekimler riskli hizmet sınıfı dışına çıkarıldı ve eşitlik bozuldu” dedi. 2025 Aralık bordrolarına dikkat çeken Süllü, “Riskli hizmet sınıfındaki bir sağlık çalışanı 60 bin lira emekli maaşı alırken, kapsam dışı bırakılan emekli veteriner hekim 30 bin lira alıyor” ifadelerini kullandı. Veteriner hekimliğin kamu sağlığı açısından taşıdığı öneme vurgu yapan Süllü, “Veteriner hekimler yalnızca hayvan sağlığıyla değil, salgın hastalıklarla mücadeleden gıda güvenliğine, mezbaha denetimlerinden hayvansal üretime kadar ağır ve riskli koşullarda çalışıyor” dedi. Buna rağmen özlük hakları ve emeklilik söz konusu olduğunda dışlandıklarını belirten Süllü, “Aynı riski taşıyan sağlık meslek gruplarına tanınan haklardan yararlanamıyorlar” diye konuştu. Eskişehir merkezli Emekli Veterinerler Derneği’nin her platformda sesini duyurmaya çalıştığını ifade eden Süllü, “Bütçe Komisyonu’na dilekçelerini sundular ama seslerini duyan olmadı. Gelin, bugün hep birlikte bu sesi duyalım” çağrısında bulundu. Kanun teklifinin içeriğini de özetleyen Süllü, “Teklifimizle emekli veteriner hekimlerin aylıklarında iyileştirme yapılmasını ve fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmalarını öneriyoruz” dedi. İktidar sıralarına seslenen Süllü, “Her zamanki gibi AKP ve MHP oylarıyla reddedebilirsiniz. Ama bu kez bizi şaşırtın ve kabul edin” ifadelerini kullandı. Ancak Süllü’nün emekli veterinerlerin hak kayıplarını gidermeye yönelik kanun teklifi çağrısı karşılık bulmadı. Emekli veteriner hekimlerin maaşlarında iyileştirme öngören kanun teklifi, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla TBMM Genel Kurulu’nda reddedildi.

Ülkenin Ana Gündemi Emeklidir, Asgari Ücretlidir, Yoksullardır! Haber

Ülkenin Ana Gündemi Emeklidir, Asgari Ücretlidir, Yoksullardır!

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da Kocatepe Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Emeklilerin Onurlu Yaşam Hakkı Buluşması”na katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Hepiniz hoş geldiniz. Ömürlerini bu ülkeye, bu devlete, bu millete hizmetle geçirmiş, elleri nasırlaşmış, dirsekleri çürümüş, gözlüğünün numaraları büyümüş, rahat etmesi gerektiği, artık dinlenmesi gerektiği, torun sevmesi gerektiği günlerde en büyük zulmü görmüş, Türkiye ve dünya siyaset tarihinin en büyük haksızlığıyla, en büyük ihanetiyle karşı karşıya kalmış, en büyük kötülüğünü görmüş her bir emeklimizin ayrı ayrı ellerinden öpüyorum. Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar verdiniz” dedi. Genel Başkan Özgür Özel yaptığı konuşmada şunları söyledi: “BURAYI GÖKÇEK AİLESİNDEN SÖKE SÖKE ALDIK” “Ankara’da, bu güzel mekanın içindeyiz. Konuşmasını yapıp Mersin’deki toplantıya katılmak üzere yolu açık olsun, giden Mansur Başkanımız bu mekanı geri alabilmek için yedi yıl boyunca uğraştı. Kimden aldı burayı? Melih Gökçek ailesinden aldı. Burayı, bu mekanı uzun dönem anlaşmayla ailenin hakim olduğu bir vakfa devredip, burada iktidarını sürdürüyorlardı. Burayı aile kullanıyordu, kiraya veriyordu. İstanbul’da 2019 seçimlerini aldığımızda Ekrem Başkan çağırdı. O zaman Grup Başkanvekiliyim. Dedi ki ‘Grup Başkanvekilim, bunu bir görmen lazım.’ Bakırköy’ün ortasında, Florya’da yüksek duvarlar, çimler, ortada bir koca villa. Etrafında 12 villa. Dedi ki ‘Burası neymiş, biliyor musunuz? Burası Büyükşehir Belediye Başkanının, etrafı ise AK Partili Belediye Başkanlarının. Bakırköy bizde, Bakırköy Belediye Başkanının haberi yok. AK Partili belediye başkanlarının villaları, havuzları ve hayatlarını geçirdikleri, yemeklerinin ortak piştiği, eğlencelerin olduğu, lüksün olduğu bir yer.’ Ekrem Başkan orayı görünce ve ‘Çıkın’ dediğinde, önce direndiler. ‘Televizyonları getiririm buraya, görürler’ deyince apar topar gittiler. Ekrem Başkan orayı İstanbul Planlama Ajansı yapmıştı. Mansur Başkan da Gökçeklerden burayı aldı. İşte bu güzel güne ev sahipliği yapıyor. Bir ailenin değil, Türkiye’nin en şüpheli, serveti şüpheli, kendi Başbakan Yardımcısı, Meclis Başkanı, ‘Çağırsın savcı, anlatayım’ diyor Bülent Arınç. Bütün Türkiye’ye karışan, İstanbul’daki Bülent Arınç’ı duymuyor. Bülent Arınç'ı çağırsınlar. 10 yıldır niye çağırmıyorlar? ‘Her bildiğimi anlatırım’ dediğinde, ‘Ankara’yı parsel parsel sattı’ dediğinde burayı söke söke aldık. Emekliler kullanıyor. Helali hoş olsun.” “BURASI, TÜM EMEKLİLERE AÇIK” “Bu salon ve bu kampüse şimdi bambaşka ilaveler yapılacak, o kendilerine yaptıkları lüks odalar yerine. Bu kampüs ve bu salon tüm imkânlarıyla Türkiye’deki emeklilerin siz değerli temsilcilerinin, onlar kabul etmiyor ama emekli sendikası vardır, olacaktır. Engeller kaldırılacaktır. Hepinizin kullanımına açık. Örgütlü bütün yapıların kullanımına açık. Mücadele eden, ses duyuracak olan, bir araya gelip birbirine güç verecek olan herkesin kullanımına açıktır. Yıllar önce devlet, milletle bir sözleşme yaptı. Dedi ki ‘Sen çalış, ben her ay maaşından keseceğim. Ama günü gelince seni dinlendirip, seni emekli edip yerine gençleri işe alacağım. Şimdi sen çalışırken, hem emekliliğine çalışacaksın, hem şimdiki emeklilere bakacaksın. Günü gelince de bu devlet sana bakacak.’ Bu prim, her birinizin maaşlarından kesildi ya da serbest çalışanlar kendi cebinden yatırdı, yatıramadığını faiziyle günü gelince ödedi. O günün emeklisi için ve bugün kendinizin rahatı, huzuru için ödediniz. Biriktirdiniz. Bu düzende yıllarca ödediğiniz primleri, birileri iktidara geldiklerinde ağızlarından baklayı çıkarmışlardı zaten; ‘Yahu emeklilere kalkınmadan pay, refah payı, büyümeden pay verilmez. Onlar milli geliri artıran değil azaltan unsurlar’ diyerek, ne pis niyetleri olduğunu söylemişlerdi. Sonra 5510 sayılı yasayı yaparken o yasada aylık bağlama oranlarını belirlerken her bir satırında bir şeytanlıkla bugünün şartlarını bile isteye hazırladılar. Bugün gelinen nokta yani eskiden emekliler bu iktidar gelmeden önce, hani beğenmiyorlar ya önceki iktidarı, rahmetli Ecevit’in, rahmetli Mesut Yılmaz’ın ve Sayın Bahçeli’nin ortak olduğu o iktidarın son ödediği en düşük emekli maaşı, 1,5 asgari ücretti. Bugün biz bu asgari ücreti beğenmiyoruz. Size hiç ilişmeseler bugün 42 bin lira maaş alıyor olacaktınız ama işte bugünlere yani 18 bin 975 lira, şimdi harçlık verir gibi emekliye alay eder gibi bin lira daha vermeye kalkıyorlar. Dün ne büyük mücadeleler, ne büyük itirazlar yapıldı. Şimdi diyorlar ki ‘Emekli 20 bin lira ile geçinecek.’ Ev kirasının emekli maaşından yüksek olduğu bir dönemdeyiz. Yani bütün parayı kiraya verse, yetmiyor. Eğer kiraya verirse aç kalacak, karnını doyurmaya çabalasa sokakta kalacak emekli. Televizyonlar gösteriyor sokakta kalanları. Böyle 200 liralık otellerde sürünenleri, perişan olanları. Bu şartlar altında Türkiye’de biraz önce dinlediğim konuşmaların her bir tanesi bir diğerinden etkileyici. Utanmayalım mı’ diyor bir de kendisi soruyor ‘Utanmayalım mı’ diye. Vallahi siz utanmayın, sizi bu duruma getirenler, size bu maaşı reva görenler utansın.” “ÜLKENİN ANA GÜNDEMİ; EMEKLİDİR, ASGARİ ÜCRETLİDİR, YOKSULLARDIR” “Bundan 2 yıldan biraz fazla geçti üzerinden, Genel Başkan adayı olarak gittiğim her şehirde de sonra kurultayımızda da söylemiştim. ‘Cumhuriyet Halk Partisi, kimsesizlerin kimsesidir, Cumhuriyet Halk Partisi, kimsenin sesini duymayanın sesidir. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi, birilerinin istediği gibi kutuplaşmaya, birilerinin istediği gibi ‘Bizden olanlar, oradan olanlar’ diye birbirlerinden ayrılmaya, birilerinin uzaklaştırdığı, kutuplaştırıldığı, karşı tarafı şeytanlaştırıp arkasını kalabalıklaştırdığı bir dikine kesen siyaset yerine enine kesen ve herkese dokunan siyaset yapacak’ dedik. Dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi sadece CHP’li değil AK Parti’ye, MHP’ye ve diğer partilere oy vermiş emeklilere dokunacak. Asgari ücretlilere de dokunacak. Eğer emeklinin sorunu varsa sosyal demokrat bir partinin sorunu vardır. Eğer emekli geçinemiyorsa, ülkenin ana gündemi kutuplaşma değil emeklinin sesinin duyurulmasıdır. Ülkenin ana gündemi emeklidir, asgari ücretlidir, yoksullardır’ dedik.” “EMEKLİNİN CEBİNDEN HER AY 6 ÇEYREK ALTINI ÇALIYOR” “Siyaset, tarafını belirleme işidir. Siyaset, öncelik belirleme işidir. Bir ülkenin kaynakları her şeye yeter ama hepsine birden yetmez. İktidar gelir, bu kaynağı nereye kullanacağına karar verir. Bu iktidar geldi, geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 0,7 asgari ücret. Yani maaşın tamamının, yani 1,5 asgari ücretin fazlasını, 0,8’ini sizden aldı, 0,7’sini size bıraktı. Kızdıkları altın hesabıyla, inadına yapıyorum, diyor ki ‘Türkiye’yi geziyor, sarraf sarraf dolaşıyor, bana altın hesabı yapıyor. Sen o hesabı bırak’ diyor. O hesabı bırakırsam kendimi inkar etmiş olurum. Sen geldiğinde en düşük emekli maaşı, 8 çeyrek altın alıyordu, bugün 2 çeyrek altın alıyor. Sen emeklinin cebinden 6 çeyrek altını her ay çalacak bir plan yaptın. Ona göre bir kanuni düzen yaptın. O planı uyguladın. Şimdi 6 çeyrek altın her emeklinin cebinden çalındı. Gitti bir başka yere verildi.” “BİR SOSYAL KRİZ VE PATLAMA GELİYOR” “Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçen yılın sonu gelirken yaklaşmakta olan bu sosyal krizi gördük. Ben bunu MYK’da arkadaşlarıma, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde, Gölge Kabinedeki Bakanlarımıza, Politika Başkanlarımıza şöyle anlatıyorum. Ben 2009 yılından beri bu partinin otobüslerinin üstündeyim kardeşim. Gitmediğim şehir yok. Meydan meydan dolaşıyoruz. Ama ilk kez son iki yıldır, o yüzden yerel seçimde, ana gündemimiz yine ekonomiydi, ana gündemimiz o zaman da emeklinin durumuydu. Çünkü bugüne doğru o serbest düşme başlamıştı. İlk kez son bir yıldır gördüğüm ve son bir aydır en üst düzeye ulaşmış bir şekilde meydanlarda ki çok sayıda emekli geliyor, gözlerindeki büyük öfkeyi görüyorum. Hiçbir zaman görmediğim kadar büyük bir öfke görüyorum. Bir sosyal kriz geliyor. Bir sosyal patlama geliyor. ‘Gelin bunu düzeltelim’ dedik. Bir sosyal krizden, sosyal patlamadan medet uman bir kolaycı siyaset değil buna mani olacak yapıcı bir siyasete giriştik. Burada iki arkadaşım yan yana oturuyor. Birisi Ulaş Karasu, Genel Başkan Yardımcımız. Emek Bürolarında görevi yeni üstlendi. Yanında Cumhuriyet Halk Partisi’nin önceden bu görevi yapan, şimdi gölge kabinesinde geleceğin Çalışma Bakanlığına hazırlanan ve sizin gündeminizi pozitif gündeminizi hazırlayan, bizden istenen yasa tekliflerini hazırlayan Gamze Taşcıer arkadaşımız oturuyor. Onun da Emek Bürolarına inanılmaz katkısı var. Emek bürolarına emek veren herkese çok teşekkür ediyoruz. İktidarımızdan önce daha bugünlerde yapılsın diye asgari ücretin 39 bin lira olmasını, en düşük emekli maaşının 39 bin liraya çıkarılmasını, bunun yapılması için gerekli kaynak çalışmalarını yaptık ve anlattık. Küçük esnafa, tekstilciye, sosyal güvenlik sistemi üzerinden prim desteği vererek… Türkiye’de sorun şu, asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Bunun için orada devletin araya girip, belli sektörleri ve belli sayının altında personel çalıştıran küçük esnafı, KOBİ’leri kollayacak pirim destek sistemleri yapması lazım. Hepsini önerdik, ellerinin tersiyle ittiler. 19 bin lira yaptılar. Hatta duydum, inanamadım, dedim ki ‘Ya normal enflasyon zammı 19 bin, sorun bakayım emekli için ne yapmayı düşünüyorlar? Hiç değilse kendi asgari ücretlerine çıkaracaklar mı? İşte 28, 29 bin liraya.’ Grup Başkanvekili arkadaşlar sordu. Ben de Beykoz’da mitinge çıkmama yarım saat var, otobüsün arkasındayım. Dediler ki ‘Genel Başkanım, inanamazsınız…’ ‘Ne oldu’ dedim. Grup Başkanvekilim şöyle dedi telefonda, ‘Delirmiş bunlar.’ ‘Nedir’ dedim, ‘Bin lira vereceğiz’ diyorlar dedi. ‘Bin lira, 20 bin lira yapacağız’ dediler. “Bunun üzerine ‘Bir de kapatıp gidiyorlar’ dedi. ‘Vallahi onlar gitsin’ dedim.” “‘EMEKLİNİN ÖLÜM KALIM SAVAŞINDA MECLİS’İ AÇIK TUTALIM’ DEDİM” “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1920’de o Meclis’i kurdu, Cumhuriyet’in ilanından üç yıl önce. Ve günü geldi, memleketi kurtardı. Dönüp dediler ki, ‘Ne yapacaksınız?’ Dedi ‘Ne yapayım?’ Dediler, ‘İngiliz tipi krallık mı?’ O zaman çok popüler. ‘Amerikan tipi başkanlık mı?’ O zamandan var. ‘Yoksa saraydan padişahlığa devam mı?’ Atatürk dedi ki; ‘Biz Ankara’da bir Meclis kurduk, millet o Meclis’te seçer. O Meclis ne görev verirse onu yaparım’ dedi. Ne daimi Cumhurbaşkanlığını kabul etti. Dedim ki arkadaşlara ‘Biz bu Meclis’te Kurtuluş Savaşı’nı kazanmışız, o Meclis’i Polatlı’dan top sesleri geldiğinde taşımamışız. Açık tutmuşuz, savaşta kapatmamışız. Şimdi emeklinin ölüm kalım savaşı başlıyor. Meclis’i açık tutalım. Orayı terk etmeyin arkadaşlar’ dedim. Sekiz gündür gece gündüz, kadın erkek orada duruyorlar. Şu anda da orada nöbet var. Burada grubumuzun çok değerli milletvekilleri, dünden nöbet tutanlar buraya sizi selamlamaya geldiler. Bugünün nöbetçileri orada. Yarının nöbetçileri belki istirahatte, uykuda. Ama o kanunu dün dedikleri gibi, büyük bir mücadeleye rağmen 20 bin lirada geçirdiler. Gelecek hafta Meclis’te çok tarihi bir oylama olacak. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri o tarihi oylamada eksiksiz, Allah’tan kendi sağlığına, birinci derece yakınına bir şey olmayan herkes, ki günü gelmiştir, CHP’li milletvekili kolunda serumla oylamaya gelmiştir o Meclis’e. Hep birlikte orada olacağız. Çünkü büyük bir fırsat var. Biraz önce cümle içinde geçti, ‘Biz az değiliz, çoğunluğuz’ dedi. Emekli sayısı eşleriyle birlikte 30 milyon sayısını ifade ettiler. Ayrıca herkes sözünün arkasında durursa Meclis’te de artık azınlık değiliz. Biz zaten nöbetteyiz, tam kadro oradayız. DEM Parti eleştiriyor, en sert şekilde eleştiriyor. Yeni Yol grubunun üç partisi, Gelecek, Saadet, DEVA bu ücreti ‘Katlanılmaz ücret, sefalet ücreti, emekliyi açlığa mahkum etmek’ dediler. İtiraz ediyorlar. Son Salı günü de Sayın Bahçeli ‘Sefalet ücreti’ dedi. Şimdi hepsini alt alta sayarsak. Milletvekilleri dün Sayın Bahçeli’nin dediği gibi davranmadılar. Ama esas oylama Meclis’te. Biz orada emek örgütlerimizle, emekli örgütlerimizle de görüşerek, diğer partilerle de görüşerek, Milliyetçi Hareket Partisi’ne de sorarak, bütün partilerin üzerinde uzlaşabileceği bir iyileştirme önergesini oraya vereceğiz. Vereceğiz. Ümit ediyorum eğer bu maaşa, ‘Sefalet maaşı’ diyen herkes oy verirse siz Meclis’te azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz. Herkes sözünü tutarsa haftaya bir şey olacak. Ondan sonra çok güzel şeyler olacak. 30 milyon emekliye, yakınına, ailesine, iki emeklinin evladı olarak söylüyorum. Gelecek hafta oylamayı hep birlikte izleyelim. Kim emeklinin yanında, kim değil. Kim sefalet maaşına ‘hayır’ deyip hiç olmazsa bir telafi zammına, olabildiğince bir telafi zammına ‘evet’ oyu kullanacak onu görelim. Benim sizden bir tek isteğim olur. Sizin için oy vermeyene değil sandıkta oy, sokakta selam vermeyin bundan sonra.” “KUTU KOLA GİBİ EZDİLER EMEKLİYİ” “Bir yandan da şunu söyleyeyim, kaynak maynak diyorlar ya. Biz zaten kaynağı koyduk. Şimdi Gamze Başkanımız önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Hükümet Programında 5510’da ne değişiklikler yapacağımızı, emekliyi nasıl koruyacağımızı, o atılan büyük kazığı, emekliye tarihin en büyük golünü attılar aylık bağlama oranlarıyla, prim sistemiyle, çalıştıkça daha düşük maaş alan aptalca uygulamalarla ama kasten, bilerek, hile ve desiseyle. Şimdi onları nasıl düzelteceğimizi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinden, seçim kampanyamızda duyacaksınız. Zaten şu doğru, eskiden daha 2019’da en düşük emekli maaşı ortalama emekli maaşının yarısı kadardı. Şimdi ortalama 23 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. Yani en aşağıda kutu kola gibi ezdiler böyle emekliyi. En aşağıda birleştirdiler, en aşağıda. Şimdi bunu düzeltmek lazım, buna karşı bir şey yapmak lazım. Bunu bugünlerde bir 5510’u baştan, dört başı mamur düzeltmeye bunlar yanaşmaz. Ama bu sistemde hiç olmazsa en düşük emekli maaşını bir yere getirmeyi, aşağıdaki o baz maaşları kalıcı olarak düzeltmeyi ve hiç olmazsa bu sefalet maaşından uzaklaşmayı, açlık sınırın üzerine doğru çıkmayı, hiç değilse yaklaşmayı hep birlikte gelecek hafta bu kara düzenin içinde hep beraber deneyeceğiz. Buradan şunu söyleyeyim. Orada vereceğimiz teklif; kalıcı, doğru, düzgün olan değil. Bu şartlarda yapılabilecek olan. Esas doğru olan baştan aşağıya dört başı mamur bir yasal düzenleme yapmak. Onun için doğru kaynak, vergiyi adil almak.” “100-150 ŞİRKETE PARAYI BULUYOR, 30 MİLYON EMEKLİYE BULAMIYOR” “Buradan ilan ediyorum. Türkiye’de verginin yüzde 64’ü dolaylı vergi. Yani 20 bin vereyim dediği emekli ile 200 bin lira maaş alan da, 2 milyon geliri olan da bankada toplam gelirin yüzde 90’ını tutan zengin de aynı şeyi veriyor. Buradaki emekli de elektriğe, suya, doğalgaza, ete, yumurtaya, süte aynı vergiyi veriyor. Türkiye’nin en zengin insanı da aynı vergi veriyor. Yüzde 65 - 64. Üstüne bir de yüzde 24 geliyor. O da maaşlardan daha kimse maaşını çekmeden alınan gelir vergisi. Oldu sana yüzde 88. Toplam bütün üreten, ihracat yapan, inşaat yapan, köprü yapan, onu yapan, bunu yapan, kazanan hepsinin toplam verdiği kurumlar vergisi yüzde 11. Sisteme bak, bu salon verginin yüzde 80’ini verecek, Türkiye’nin en zenginleri yüzde 11’ini verecek. Bunu demin de birkaç büyüğümüz söyledi. Bu düzeninin adı AK Parti’nin kara düzenidir. İlk seçimde alaşağı edilecek. Seçim sonrası tam tersine çevrilecek. Niye kaynak bulamıyor biliyor musunuz? Bak nereye bulmuş kaynak. Emekliye kendi yaptığı zam 60 milyar diyor. E doğru. Bize ne lazım? 650 milyar. Doğru. ‘Bulamam’ diyor. Nasıl bulamıyorsun? Bak bütçeye. Bütçeye bu yıl o bahsettiğim şirketlerden alması gerektiği halde almayacağı, vazgeçilen kurumlar toplamına 768 milyar koymuş. Gelecek hafta bize ne lazım sizin her birinizin maaşını 30 bin lira yapmak için? 650 milyar. Oraya buluyor, sana bulmuyor. O bir avuç, hani Beşli Çete veya 40 Haramiler, bilemedin 100 - 150 şirkete bu parayı buluyor. 30 milyon emekli ve ailesine bulamıyor. Bu sene 2,7 trilyon lira faiz ödeyecek. Bize lazım paranın dört katını faize vermeyi biliyorsun. Geçen sene ne yapmışlar? Bugün Sözcü gazetesinde var. Emekli için sosyal güvenlik desteği. Koymuş bütçeye, hiç harcamamış. O paranın tamamını almış faize vermiş. Faizcilere vermiş. O yüzden altı ay önce 3,7 milyon emekli en düşük maaşı alırken, şu anda 4,9 milyon, 5 milyona yakın emekli en düşük maaşı alıyor. “ARTIK ONLAR DÜŞÜNSÜN” “Yani böyle kutu kola gibi ezmede ve en dipte birleştirmede operasyona devam ediyor. Yani vurdukça vuruyor. Şu ana kadar 23 bin liraya kadar geriletti en düşük emekli maaşını. 2019’da iki katıydı en düşük emekli maaşının. Bugün 20 bin liraysa 40 bin liraydı emeklilerin ortalama maaşı. Getirdi onu 23 bin liraya. Biz durursak o vurmaya devam edecek. Herkes ezilene ve yok olana kadar. Allah’ı var; ben gittiğimiz meydanlara çağırıyorum, emekliler de geliyor, örgütleri de var geliyor. Pijamasıyla gelen de var, ‘Çıkardım oğlum, bunu giyindim’ diyen var. Emeklilere şunu söylüyorum; bu mücadele belki Türkiye, dünya siyasi tarihine geçecek bir mücadeleye dönüşebilir. Haftaya Meclis’te uğraşacağız. Siz izleyeceksiniz, herkes izleyecek. Vermeden kaçtılar diyelim. Meydan, meydan; kaçtıkları yere kadar ve seçim sandığına kadar onları kovalayacağız. Duyduğum, dinlediğim bütün konuşmalardan özet şunu gördüm; artık emekli bugünün iktidarından zam, iyileştirme istemiyor. Sloganlardan da duyduğum emekli AK Parti hükümetinden zam istemiyor. Sandık istiyor, sandık. ‘Getir sandığı’ diyor. Buradan hepiniz adına AK Parti’nin kara düzenine meydan okuyorum. Bizim itirazımız var kardeşim. Bu kara düzene itirazı var emeklinin. Açlığa itirazım var. Yoksulluğa itirazım var. Sefalet ücretine itirazım var. Bu kara düzene itirazım var. AK Parti’nin kara düzenine itirazım var. Bu itirazı duyan duyuyor, duymayan kaçsın. Sandığa kadar kovalayacağız sizi, seçim sandığına kadar. ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.’ Haftaya 30 milyon emekli ve yakınının gözleri Meclis’te mi? Haftaya o oylamada emekliye oy vermeyene selam vermiyoruz, öyle mi? O zaman bütün emeklilere söylüyorum; artık onlar düşünsün. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepinizi çok seviyorum. Biz kazanacağız. Emekliler kazanacak. Emekçiler kazanacak. Yoksullar kazanacak. AK Parti’nin kara düzeni kaybedecek. Yıkacağız o düzeni; emekliyi aç bırakan o kara düzeni hep birlikte yıkacağız. Hepinize saygıyla selamlıyorum.”

Emekliyle Ne Alıp Veremediğiniz Var! Haber

Emekliyle Ne Alıp Veremediğiniz Var!

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM Plan ve Bütçe komisyonunda yaptığı konuşmada emeklilerin yaşadığı derin yoksulluğa dikkat çekerek iktidarın emeklilik politikalarını eleştirdi. Gürer, AKP iktidarı döneminde emeklilerin haklarının sistemli biçimde budandığını belirterek, “Emeklilerin yaşam koşullarını kötüleştirmek için ne gerekiyorsa yaptınız” dedi. “2008 DÜZENLEMESİYLE EMEKLİ AYLIK BAĞLAMA ORANI YÜZDE 70’TEN YÜZDE 30’A DÜŞÜRÜLDÜ” AKP’nin sık sık “Eski Türkiye” vurgusu yaptığını hatırlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Eski Türkiye’de emekli aylık bağlama oranı yüzde 70’ti. Siz 2008’de yaptığınız düzenlemeyle bu oranı yüzde 30’a düşürdünüz. Eğer o düzenleme yapılmasaydı bugün en düşük emekli maaşı 40 bin lira olacaktı” ifadelerini kullandı. Gürer, emeklilerin yıllar içinde haklarının gasp edilerek bugünkü tabloya gelindiğini vurguladı. “EMEKLİ ÜÇ PARÇAYA BÖLÜNDÜ, MAAŞLAR KUŞA DÖNDÜ” Mevcut sistemde emeklilerin üç ayrı döneme göre maaş aldığını belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, “2000 öncesi, 2008’e kadar olan dönem ve 2008 sonrası… Bu karmaşık sistemle emeklinin maaşı kuşa çevrildi” dedi. Türkiye’de her beş kişiden birinin emekli olduğunu hatırlatan Gürer, “Herkesin ailesinde bir emekli var. Ananız, babanız, halanız, dayınız… Bir sorun, bu maaşla nasıl yaşadıklarını” çağrısında bulundu. “AÇLIK SINIRININ ALTINDA MAAŞ, VİCDANINIZ NASIL ALIYOR?” Emeklilerin büyük bölümünün açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakıldığını söyleyen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Açlık sınırının altında bir maaşı emekliye nasıl reva görüyorsunuz? En basitinden ilaç katkı payını bile kaldırmadınız. Suriyelilere tanıdığınız hakkı kendi emeklinize vermediniz” diyerek iktidarın uygulamalarını eleştirdi. SEYYANEN ZAM, İNTİBAK VE ASGARİ ÜCRETE ENDEKS TALEBİ Emeklilerin yaşadığı kayıpların telafisi için somut öneriler sunan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: Emeklilere tümünü kapsayan seyyanen zamyapılmalıİntibak düzenlemesi mutlaka hayata geçirilmeliEn düşük emekli maaşı asgari ücrete endekslenmeliBayram ikramiyeleri, alım gücü dikkate alınarak asgari ücret seviyesine çıkarılmalıEvi olmayan emekliye kira yardımı,Doğalgaz kullanamayan emekliye yakacak yardımı sağlanmalı “EMEKLİ KAHVEYE GİDİP ÇAY İÇEMEZ HALE GELDİ” Emeklilerin günlük yaşamdan dahi koparıldığını ifade eden Ömer Fethi Gürer, “İnsanlar kahveye gidip bir çay içemez hale geldi. Günde üç öğün yemek yiyenler iki öğüne düştü, sofralarından tabak eksiltti. Simit bile emekliye lüks oldu” dedi. Bazı emeklilerin battaniye altında ısınmaya çalıştığını, bazılarının ise yardımlarla ayakta kalmaya mecbur bırakıldığını söyledi. “EMEKLİLİĞİ DE, EMEKLİ GİBİ YAŞAMAYI DA ZORLAŞTIRDINIZ” EYT düzenlemesinin ardından kademeli emeklilikte yeni mağduriyetler oluştuğunu vurgulayan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bu kesimlerin taleplerinin de görmezden gelindiğini belirtti. “Emekli olmak zorlaştı, emekli yaşamak ise imkânsız hale getirildi” diyen Gürer, yeni bir düzenlemenin artık zorunlu olduğunu ifade etti. “EMEKLİLER YILI İLAN EDİP, ALAY EDER GİBİ ÖNERİLER SUNULDU” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, iktidarın geçtiğimiz yılı “Emekliler Yılı” ilan etmesini de eleştirerek, “Emekliye ‘Tatil bölgelerinde bedava kalın’ dediniz ama adam yol parasını bulamıyor. ‘Yurtlarda kalın’ dediniz, ranzalı yerlere emeklinin gidecek hâli yok. Gerçekçi, işe yarayan çözümler üretin” diye konuştu. “16 MİLYON EMEKLİ OY VERSE İKTİDAR DEĞİŞİR” Türkiye’de yaklaşık 16 milyon emekli bulunduğunu hatırlatan CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Emekliler tek başına bir partiye oy verse iktidar değişir. Buna rağmen yıllardır yaşadıkları zulme karşın verdikleri oylarla bu iktidarın ayakta kalmasını sağladılar” dedi. “CHP VAR, ÇÖZÜM VAR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, CHP’nin emekliler, işçiler, dar gelirliler ve ekonomik sıkıntı yaşayan tüm kesimler için çözüm adresi olduğunu belirterek, “Bu ülkenin her kesiminin yaşadığı mağduriyeti biliyoruz. Emekliye de, işçiye de, esnafa da, çiftçiye de çare olmak için biz varız” ifadelerini kullandı. Konuşmasının sonunda tarım ve çiftçi politikalarına da değinen Ömer Fethi Gürer, “Çiftçi de bırakmadınız ki esnafa da ‘9000 gün prim 7200’e inecek’ diye müjde veriyorsunuz ama ortada çiftçi esnaf kalmadı” diyerek AKP iktidarının politikalarını eleştirdi.

Çakırözer: "Emekliye, Dar Gelirliye Bunu Reva Görenlere Yazıklar Olsun!" Haber

Çakırözer: "Emekliye, Dar Gelirliye Bunu Reva Görenlere Yazıklar Olsun!"

Türkiye bunu da gördü! Maaşları açlık sınırı altında kalan emekliler, dar gelirliler Eskişehir de dahil 4 şehirde şubesi bulunan bir zincir markette tavsiye edilen son tüketim tarihi geçmiş ürünleri yüzde 60’a varan indirimle satın almaya başladı. CHP Milletvekili Utku Çakırözer ve DİSK Emekli Sen Şube Başkanı Hatice Kılıç Eskişehir’de de şubesi bulunan markete giderek, skandalı yerinde gözler önüne serdi. Çakırözer marketten aldığı ürünleri sıralayarak, “Son tüketim tarihi aylar öncesinden geçmiş ürünler raflarda. Közlenmiş patlıcan, doğranmış domates, domates püresi, nohut, mayonez. Bu beşinin de tavsiye edilen tüketim tarihleri geçmiş. Bu 5 ürüne toplam 213 lira ödedik. Türkiye’de emekliler, dar gelirliler işte bu şekilde alışveriş yapmak zorunda bırakılıyor!” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak emekli maaşları iyileştirilene dek mücadeleyi sürdüreceklerini söyleyen Çakırözer, “16 milyon emekliye bu maaşları sunanlara ve buralardan alışveriş yapmak zorunda bırakanlara yazıklar olsun! Bu maaşlarla geçinilmez, bu maaşlarla yaşanmaz. En düşük emekli maaşlı asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır. Bunun için sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi. “SON TÜKETİM TARİHİ AYLAR ÖNCESİNDE BİTMİŞ” Hayat pahalılığı, gıda enflasyonundaki yükseliş emekliyi, dar gelirliyi tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ucuz ürünlerin satıldığı marketlere yönlendirmeye başladı. Binlerce dar gelirli, emekli karnını doyurmak için riski kendisi alarak tavsiye edilen son tüketim tarihi geçmiş ürünleri tüketmeye başladı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve Disk Emekli Sen Eskişehir Şube Başkanı Hatice Kılıç tavsiye edilen son tüketim tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı zincir marketi ziyaret ederek, marketteki etiketleri inceledi. Çakırözer’in incelediği ürünlerin birçoğunun tavsiye edilen son tüketim tarihlerinin aylar öncesinde bitmiş olduğu dikkat çekti. Market raflarındaki ürünleri inceleyen Çakırözer, aldığı ürünlerin son tüketim tarihlerini paylaşırken, aldığı 5 ürüne 213 lira ödedi. “EMEKLİ KARNI DOYSUN DİYE RİSKİ KENDİ ALIYOR” Çakırözer’in marketten aldığı ürünleri ve ürünlerin tavsiye edilen tüketim tarihlerini şöyle sıraladı: “İşte aldığımız közlenmiş patlıcan, doğranmış domates, domates püresi, nohut, mayonez! Bu 5’inin de tavsiye edilen tüketim tarihleri geçmiş. Bu 5 ürüne 213 lira ödedik. Neden buraya geldik? Çünkü Türkiye’de emekliler bu marketlere muhtaç edilmiş durumda. Aldığı para başka yerden alışveriş yapmaya yetmiyor. Emekliler, öğrenciler buranın en temel müşterileri. Çünkü alım gücü yok, çünkü maaşlarıyla alışveriş yapamıyor. Biz de bunu göstermek için buraya geldik. Bayat ekmek satılıyor bakkallarda, askıda simit satılıyor simitçilerde, emekliler gün bitiminde çürüğe çıkmış sebze ve meyveyi almak zorunda kalıyor. Şimdi de bu marketten son tüketim tarihi geçmiş ürünleri alarak hayatını idame ettirmek zorunda kalıyor. Riski emekli, öğrenci üstleniyor. Satan market, denetime gelenler üstlenmiyor. Emekli, öğrenci ucuz diye buradan almak zorunda kalıyor!” “VATANDAŞI BU MARKETLERE MUHTAÇ EDENLERE YAZIKLAR OLSUN” “16 milyon emekliye bu maaşları sunanlara ve buralardan alışveriş yapmak zorunda bırakanlara yazıklar olsun! Emekliler meydanlarda, biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Meclis’te direnişteyiz. Milyonların sesi olmaya devam edeceğiz. Bu maaşlarla geçinilmez, bu maaşlarla yaşanmaz. Bir an önce en düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır. Bunun iççin sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi. “ARTIK YETER, SESİMİZİ DUYUN!” Çakırözer ile markete giden Disk Emekli Sen Şube Başkanı Hatice Kılıç ise, iktidara seslenerek emeklilere reva görülenlere isyan etti. Kılıç şunları söyledi: “Bizleri yönetenlere sesleniyorum! Sizler bizlere bunları layık görüyorsunuz. Sizler bizim oylarımızla oraya gelmiş insanlarsınız. Vergilerimizle orada oturuyorsunuz. Artık gözlerinizle görün, kulağınızla duyun! Emekli ölüyor, emekli aç, emekli yoksul! Emekli artık geçinemiyorum diye inliyor. Sokaklara dökülecek insanlar evlerinde ölüyor. İsyanlardayız, artık yeter duyun bizi!”

Sayın Şimşek Vatandaşın Daha Neyini Alacaksınız? Haber

Sayın Şimşek Vatandaşın Daha Neyini Alacaksınız?

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen haftalık olağan basın toplantısında emekli maaş zamları ile ekonomi gündemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu. Saadet Partisi Eskişehir İl Yönetim Kurulu Üyesi Hilmi Aydoğdu tarafından düzenlenen basın toplantısında şu ifadelere yer verildi; “Her geçen gün daha kesif hale gelen bir ekonomik kriz ile karşı karşıyayız. Hatırlayacaksınız, iktidar; 2024’te; 2025 yılı enflasyon beklentisini yüzde 25 olarak belirlemişti, asgari ücretli, memur, emekli başta olmak üzere milyonlarca vatandaşımızın maaşına bu tahmin üzerinden zam yapmıştı. Ama Merkez Bankası geçtiğimiz hafta bu beklentiyi yüzde 25’ten yüzde 33’e çekti! Şimdi; milyonlara vatandaşımıza sormak istiyoruz; yüzde 25 üzerinden alacağını hesap ettiğiniz asgari ücretlilerin enflasyon farkını yıl bitmeden iade edecek misiniz? Gelecek yılın zam oranlarını açıklarken, yüzde 33 üzerinden mi zam vereceksiniz yoksa 2026 tahmini olan ve asla tutturamayacağınız yüzde 13 üzerinden mi vereceksiniz? Yoksa “Biz tahmin ederiz, siz yine bedel ödersiniz” mi diyeceksiniz? Beyler! Sizin tutturamadığınız tahminlerinizin, gerçekleştiremediğiniz hedeflerinizin, plansız-programsız icraatlarınızın bedelini bu ülkede insanlar pazarda, faturada, kirada ödemekten bıktı usandı. Bu yüzden; sizler, biz “olursa olur, olmazsa ne yapalım” diyecek makamlarda değilsiniz. Eğer bu makamların sorumluluğunu alamayacaksanız, çekilin kenara bu işi biz halledelim! Bizler buradan uyarıyoruz; sizin enflasyon beklentinize göre zam yapma planınız çökmüştür. Sakın ha! Aklınızdan gelecek yılın zammını –yine– “beklenti” rakamlarına göre yapmak geçmesin. Emeklinin, Asgari ücretlinin, işçinin, emekçinin hakkı; en düşük yoksulluk sınırı olmalıdır! Millet yüksek enflasyon, düşük ücret zulmünün altında ezilirken, Sayın Şimşek’in Plan ve Bütçe komisyonundaki “topladığımız vergi az” açıklaması akıllara durgunluk verecek cinsten bir açıklama! Mağduriyete sadece emekli aylığı değil, EYT meselesi var. Ve EYT Meselesi hala kökten çözülmedi. 8 Eylül 1999 yılında sigortası başlayan ve prim gün sayısını dolduran bir vatandaş emekli olurken; sadece bir gün sonra yani 9 Eylül 1999 yılında işe başlayıp prim gün sayısını dolduran bir vatandaşımız emeklilik için 60 yaşını beklemek zorunda. Bu; trajikomik bir tablodur. Bir halk gaşpıdır, adaletsiz bir uygulamadır. Seçim yatırımı olarak EYT düzenlemesi çıkaran iktidar, geride kalan milyonlara vatandaşımıza da bu mağduriyeti çözmekle mükelleftir. Esnaf, emekli ve asgari ücretli vatandaş yıllardır ‘hakkını’ yeniden kavuşmalı. Bakınız arkadaşlar; ortada vatandaşa verilmesi gereken en önemli hak var. TÜİK’in açıkladığı rakamlar yüzünden vatandaşın en emeğinin karşılığı olan ücret elinden alınıyor. Sayın Şimşek’in getirdiği vergilerle iki ekmeğe de yeni vergiler ve cezalarla göz dikiyor. Biz de soruyoruz Sayın Şimşek, daha neyini alacaksınız vatandaşın? Vatandaşın elinde ekmek mi bıraktınız? Dün vermediğiniz ekmeğin hesabını verdiniz mi ki; bugün verginin azlığından şikayet ediyorsunuz?”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.