SON DAKİKA
Hava Durumu

#Emek Partisi

Porsuk Haber Ajansı - Emek Partisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emek Partisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Sendika Seçme Özgürlüğü En Temel Haktır" Haber

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Sendika Seçme Özgürlüğü En Temel Haktır"

Kamuoyunda gündeme gelen belediye işçilerinin sendika değiştirme tartışmalarına yönelik Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu yazılı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, işçilerin iradesini yok sayan sendikal bürokrasiye karşı sınıf sendikacılığı vurgusu öne çıktı. ​"İşçilerin Mevcut Sendika Yönetimine Tepkisi Yeni Değil" ​Açıklamada, son yıllarda belediye işçilerinin Belediye-İş yönetimine karşı tepkilerinin büyüdüğüne dikkat çeken İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Geçtiğimiz günlerde hem yerel basında hem de sosyal medyada, belediye işçileri içerisinde yaşanan sendika değiştirme tartışmaları gündemde yer buldu. Bunun ardından işçilerin üyesi olduğu mevcut sendika Türk İş’e bağlı Belediye-İş ve Disk’e bağlı Genel İş sendikalarından konu ile ilgili açıklamalar yapıldı. Son yıllarda işçilerin, Belediye-İş yönetimine karşı büyüyen bir tepkileri olduğunu ve en son geçtiğimiz yıl işçilerin onayı olmadan imzalanan Toplu İş Sözleşmesi ile tepkilerin hayli arttığını görmüştük. İşçiler şehir meydanında kendi iradeleriyle habersiz imzalanan TİS’i protesto etmiş ve mevcut sendika yönetimine dair eleştirilerini dile getirmişti. Yine yaşanan şube seçimleri sırasında işçilerin çeşitli tepkileri olmuş seçimlerin adil olmayan bir ortamda gerçekleştiği eleştirisi yükselmişti. Tüm bunların üzerine işçilerin sendika değiştirme iradesi gösteriyor ki; Belediye-İş sendikasına da egemen sendikal bürokrasi anlayışına da işçilerin artık tahammülü kalmamıştır. İşçiler kendi seçtikleri kişilerce temsil edildikleri, söz haklarının gerçek anlamda olduğu, işverenin karşısında her daim işçinin yanında olan bir sendikal anlayış istediklerini gösteriyorlar. İşçilerin sendika değiştirme kararının ardından Belediye-İş sendikasının işçileri ve örgütlendikleri sendikayı suçlayan açıklamaları ise kabul edilemez. Sendika seçme özgürlüğü işçilerin en temel sendikal hakkıdır. İşçiler sendikalarını değiştirme özgürlüğünü kullandıklarında sorgulanması gereken bu kararın kendisi değil, işçileri bu kararı vermeye iten sendikal bürokrasi ve o anlayışı temsil eden sendika yöneticilerinin tutumudur. Sendikacıların kendi tutumlarını özeleştirel bir gözle ele almadan işçiyi suçladığı her açıklama bir kere daha nasıl birer sendika bürokratına dönüştüklerinin kanıtından öteye geçemeyecektir. Yine işçiler içerisinde herhangi bir çalışma yürütmeyen, işçilerin sendikal bilinçlerini ilerletecek herhangi bir adım atmayan diğer sendikaların hazır işçiler sendika değiştirmeye niyetlenmişken “hadi buyurun biraz da bize üye olun” demekten başka bir anlam ifade etmeyen açıklamalarının da işçiler açısından bir karşılığı olmayacaktır. İşçiler açısından bu sendikalar madalyonun farklı yüzleri olarak algılanmaktadır. Emek Partisi olarak diyoruz ki; işçi iradesini tanımayan sendikal bürokrasi karşısında tutum alan belediye işçilerinin yanındayız. İşçilerin ihtiyacı olan sendikal anlayış kendi iradelerinin sendikalarına yansıdığı, gerçek bir sınıf sendikacılığıdır. İşçilerin iradesinin sendikalara yansıdığı bir sendikal faaliyet ancak işçilerin birlik olduğu, sendikaların bürokrat temsilcileri karşısında sınıf sendikacılığını benimseyen temsilcilerini birlikte seçtiği ve sendika yönetimlerini denetlediği bir toplamda mümkün olabilecektir. Bunun da en önemli koşulu işçilerin işyerlerinde öncelikle kendi birliklerini kurmasıdır. Üye oldukları sendikanın adı değil benimsediği sendikal anlayış önemlidir. Ve tabi ki işçilerin bu sendikaları nasıl denetlediği, kendi birliklerini ne oranda kurdukları belirleyici olacaktır. Belediye işçileri nezdinde Türkiye işçi sınıfının yıllardır hasret olduğu sendikal mücadele; birlikte hareket eden işçilerin ortak iradesiyle mümkün olabilir. Birleşelim! Örgütlenelim! Bürokratik sendikacılığa karşı sınıfın özne olduğu sendikaları hep birlikte örgütleyelim!"

Tekstil Sektöründe İşçiler Açlıkla ve İşsizlikle Sınanıyor! Haber

Tekstil Sektöründe İşçiler Açlıkla ve İşsizlikle Sınanıyor!

TEPAV tarafından yayımlanan Mart 2026 İstihdam İzleme Bülteni, tekstil ve giyim sektöründeki kan kaybını gözler önüne serdi. Sektördeki istihdam kaybı 100 binleri aşarken, Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, işçilerin sefalete mahkum edildiğini belirterek "Artık yeter" çağrısında bulundu. ​Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden olan tekstil ve hazır giyim sektörü, tarihinin en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Mart 2026 itibarıyla Türkiye genelinde sigortalı çalışan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2.2 artış gösterse de, tekstil ve imalat sanayi bu büyümeden nasibini alamadı. ​İstihdamda Rekor Düşüş: Giyim ve Tekstilde 100 Bin Kişi İşsiz Kaldı ​TEPAV’ın 163. İstihdam İzleme Bülteni'ne göre, imalat sanayinde istihdam yıllık bazda yüzde 2.4 geriledi. Sektörel bazda en büyük darbe ise giyim ve tekstil alanında yaşandı: ​Giyim eşyası imalatı: 65 bin 866 kişilik istihdam kaybı. ​Tekstil ürünleri imalatı: 36 bin 34 kişilik istihdam kaybı. ​Fabrikasyon metal ürünleri: 15 bin 581 kişilik istihdam kaybı. ​Son 3 yıllık verilere bakıldığında, sektördeki toplam istihdam kaybının 400 bin civarına ulaştığı dikkat çekiyor. Veriler, yalnızca çalışan sayısının azalmadığını, aynı zamanda giyim ve tekstil sektöründe kapanan iş yeri sayısında da ciddi bir artış yaşandığını ortaya koyuyor. ​Ücretler Enflasyonun Altında Kaldı ​Raporda dikkat çeken bir diğer unsur ise ücret artışları oldu. Mart 2026 itibarıyla Türkiye genelinde ücretler ortalama yüzde 40,3 artarken, tekstil ve giyim sektöründeki artış yüzde 29,9’da kalarak TÜİK’in açıkladığı yüzde 30,87’lik yıllık enflasyonun altında ezildi. Bu durum, tekstil işçilerinin alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü gösteriyor. ​"Kriz Bahane, İşçi Haklarına Çökme Şahane" ​Konuya ilişkin sert açıklamalarda bulunan Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, sektördeki daralmanın işverenler tarafından bir "sermaye birikim fırsatı" olarak kullanıldığını vurguladı. Kökoğlu, şunları kaydetti: ​"Tekstil sektörü daralırken ilmiği işçilerin boynuna doluyor. Büyük firmalar krizi bahane ederek işçilerin üzerindeki baskıyı artırıyor, ücretleri baskılıyor. Hak arama veya sendikalaşma girişimleri derhal işten atılma sebebi sayılıyor. Üstelik işten çıkarmalar tazminatsız veya eksik tazminatlarla yapılarak, işçilerin yıllara dayanan kıdem hakları gasp ediliyor." ​Eskişehir’de Tekstil Sektörü: Sendikasızlık ve Kötü Çalışma Koşulları ​Eskişehir özelinde durumu değerlendiren Kökoğlu, Sarar dışındaki tekstil işletmelerinde sendikal örgütlenmenin neredeyse yok denecek kadar az olduğunu belirtti. Sendikalı olan iş yerlerinde bile çalışma koşullarının ağırlığına dikkat çeken Kökoğlu, kıdemli işçi ile yeni işe başlayanlar arasında ücret farkının kalmadığını ve hijyen ile yemek gibi temel insani ihtiyaçların dahi göz ardı edildiğini ifade etti. ​Kadın İstihdamı Büyük Yara Aldı ​Sektörde kadın çalışan oranının yüksek olması, krizin faturasının kadınlara daha ağır ödetilmesine neden oluyor. TEPAV verilerine göre, son bir yılda giyim eşyası imalatında 36 bin 960, tekstil ürünleri imalatında ise 11 bin 241 kadın çalışan işini kaybetti. ​"Kurtuluşumuz Kendi Ellerimizdedir" ​Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, tüm işçi ve emekçileri bu sefalet düzenine karşı birlik olmaya çağırarak sözlerini şu şekilde tamamladı: "Sessiz kalmak, boğazımızdaki ilmiğin her gün biraz daha sıkılması anlamına geliyor. Eskişehirli tüm emekçileri bu zorbalık düzenine karşı 'Artık yeter' demeye ve birleşmeye davet ediyoruz."

Milletvekili Bayhan’dan Soru Önergesi: "Çin Sermayesi Korunuyor, İşçi Sömürülüyor!" Haber

Milletvekili Bayhan’dan Soru Önergesi: "Çin Sermayesi Korunuyor, İşçi Sömürülüyor!"

Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Eskişehir OSB'de faaliyet gösteren Çin sermayeli Urzat Otomotiv fabrikasındaki hak gasplarını TBMM gündemine taşıdı. Bayhan, işçilerin aylardır maaş ve tazminatlarını alamadığını belirterek Çalışma Bakanlığı'nı göreve çağırdı. ​Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Çin merkezli Shineray Group bünyesindeki SWM Motors - Urzat Otomotiv fabrikasında yaşanan işçi mağduriyetleri Meclis'e taşındı. Emek Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı İskender Bayhan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na verdiği soru önergesiyle, fabrikada uygulanan ağır sömürü koşullarını ve "ücret gaspı" iddialarını sordu. ​"Türkiye, Uluslararası Sermaye İçin Sömürü Alanı Haline Getirildi" ​Milletvekili İskender Bayhan, Türkiye'nin ucuz iş gücü ve vergi avantajları nedeniyle uluslararası sermaye tarafından tercih edildiğini, ancak bu modelin bedelini işçilerin ödediğini vurguladı. SWM fabrikasının "Knock-Down (KD)" montaj modeliyle faaliyet gösterdiğini hatırlatan Bayhan, şu ifadeleri kullandı: ​"Kamu teşvikleri, vergi avantajları ve SGK destekleriyle büyütülen sermaye grupları korunurken; üretimi gerçekleştiren işçiler ücretlerini ve tazminatlarını aylardır alamamaktadır. Türkiye, uluslararası sermaye için düşük maliyetli bir sömürü alanı haline getirilmiştir." ​İşçiler Aylardır Maaş ve Tazminat Bekliyor ​Fabrikada çalışan işçilerden gelen bilgilere dayandırılan önergede, SWM fabrikasında yaşananlar şu şekilde özetlendi: Kasım 2025’te başlayan yoğun işe alımların ardından, Şubat 2026 itibarıyla kitlesel işten çıkarmalar yaşandı. 78 olan çalışan sayısı 20’ye kadar düştü. İşçilerin maaşları, ihbar tazminatları ve yemek ücretleri aylar geçmesine rağmen ödenmedi. İşçilere "haftaya yatacak" denilerek sürekli oyalama taktiği uygulandı. Günlük 10 saati aşan mesai süreleri ve yoğun mobbing nedeniyle birçok işçinin istifaya zorlandığı iddia edildi. ​Bakanlığa 7 Kritik Soru: "Teşvik Var, Denetim Yok Mu?" ​İskender Bayhan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın patronların yanında saf tuttuğunu savunarak şu soruların yanıtlanmasını istedi: ​SWM (Urzat Otomotiv) fabrikasında son bir yıl içinde herhangi bir denetim yapıldı mı? ​Ücret gaspı, fazla mesai ve mobbing iddialarıyla ilgili Bakanlığa ulaşan şikayet var mı? ​Kitlesel işten çıkarmaların İş Kanunu’na uygunluğu incelendi mi? ​Çin sermayeli bu tekele sağlanan vergi indirimi, SGK desteği ve gümrük muafiyetinin kapsamı nedir? ​Kamu teşviklerinden yararlanan patronlar işçi ücretlerini ödemediğinde bir yaptırım uygulanıyor mu? ​KD montaj modeli ile çalışan işletmelerde işçi hakları için özel bir denetim mekanizması mevcut mu? ​İşçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için Bakanlık hangi adımları atacak? ​"Sermaye Korunuyor, İşçi Sınıfı Yok Sayılıyor" ​Bayhan, önergesinde Bakanlığın sessizliğini eleştirerek; patronlara teşvik yağarken işçilerin en temel hakkı olan ücretlerine el konulmasının, mevcut çalışma rejiminin kimin çıkarına olduğunu açıkça gösterdiğini belirtti.

Maden İşçileri Yalnız Değildir! Haber

Maden İşçileri Yalnız Değildir!

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, Mihalıççık'ta faaliyet gösteren bir maden şirketinde çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıları gündeme getirdi. İl Başkanı Ceren Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde kurulu bulunan SSS Holdinge bağlı Doruk Madencilik işçileri bir kez daha ücretleri ödenmediği için isyanda. Geçtiğimiz senelerde de bu tarz sorunlar yaşayan işçiler için ücretlerini alıp almayacakları her ay bir muamma oluyor. Emek Partisi olarak biriken ücret alacakları için sürekli bir mücadele içerisinde olan Doruk madencilik işçilerinin her zaman yanlarında olduk. Yeraltına kapanan madencileri ziyaret ettik. Dayanışma duygularımızı ilettik. Eskişehir ve ülke kamuoyunda Doruk Madencilik işçilerinin sesinin duyulması için tüm olanaklarımızı seferber ettik. Milletvekillerimiz bu şirketle ilgili Çalışma Bakanlığı’na soru önergeleri de verdiler. Doruk Madencilik işçileri yine ayakta. SSS Holding işçilerin 5 aydır ücretlerini ödemiyor. İşçiler yeter artık diyor. Saray iktidarının ekonomi politikaları işçilere emekçilere açlığı, güvencesiz koşullarda çalışmayı dayatırken sermayeye ise at koşturacağı kocaman boşluklar bırakıyor. Doruk madencilik patronu tüm şikâyetlere rağmen ne denetleniyor ne de hesap veriyor. Bir kere daha söylüyoruz; Doruk Madencilik işçilerinin sesini artık duyun. Çalışma Bakanlığı’nda oturan zat bu şirketi neden denetlemiyor? Maden işçileri açlığa, sefalete mahkûm edilirken onlar koltuklarında nasıl rahat oturuyor? Doruk Madencilik işçileri yalnız değildir. Bizler sınıfın partisi Emek Partisi olarak maden işçilerinin her zaman yanında olmaya, mücadelelerini büyütmeye devam edeceğiz. Maden işçilerinin iş, ekmek, özgürlük mücadelesini büyüteceğiz. Tüm işçileri, emekten ve demokrasiden yana tüm güçleri Doruk Madencilik işçileriyle dayanışmaya çağırıyoruz."

Baskılar Gerçeklerin Halka Ulaştırılması Engelleyemeyecek Haber

Baskılar Gerçeklerin Halka Ulaştırılması Engelleyemeyecek

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe'nin gözaltında katledilmesinin yıl dönümü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. EMEP İl Başkanı Ceren Kökoğlu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe’nin, Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen iki devrimci tutuklunun Alibeyköy’deki cenaze törenini izlerken 8 Ocak 1996 günü polislerce gözaltına alınıp, götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda dövülerek katledilmesinin üzerinden otuz yıl geçti. Dönemin yetkililerinin ‘gözaltına alınmadı’, ‘duvardan düştü’ gibi açıklamalarla üzerini örtmeye giriştikleri Metin Göktepe davası, başta onunla sokakta haber izlerken sık sık polis şiddetine maruz kalan meslektaşları olmak üzere geniş kesimlerin sahip çıkmasıyla, basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı mücadelesinin sembolüne dönüştü. Gözlerden ırak olması için davanın ilden ile sürülmesi, örgütlü takipteki ısrarla boşa çıkarılırken, ilk kez bir gazeteciyi öldüren kamu görevlilerinin yargılanarak hapsedilmesi sağlandı. Metin’in, haberleriyle üzerine gittiği dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın yargılanıp ceza alması ise dönemin iktidarı tarafından engellendi. Aradan geçen zamanda pek çok genç, Metin’in yaptığı gazetecilikten ve yaşadıklarından etkilenerek gazeteci oldu. Metin’in haberini yaptığı işçi ve emekçiler onu örgütlü mücadelelerinde yaşatırken, çocuklarına onun adını koydular. Genç gazetecileri, halkın haber alma ve doğru bilgilenme ilkesine bağlı bir gazetecilik doğrultusunda teşvik etmek için düzenlenen ve en son 28’incisi gerçekleşmiş olan Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri de onunla özdeşleşmiş namuslu gazeteciliğin kürsüsü ve mirasının yaşatıldığı yer olmaya devam ediyor. Basın üzerindeki baskıların hız kesmeden devam ettiği bir dönemdeyiz. Bitmeyen gazeteci yargılamaları, tutuklamalar, televizyon kanallarına kayyım atanması ve resmi ilan yasaklarıyla mali olarak boğma girişimleri Saray iktidarının baskı yöntemleri olarak devrede. Ancak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da baskılar, Türkiye’de gerçeklerin halka ulaştırılması mücadelesini engelleyemeyecektir. Metin’i ve onun şahsında bugüne kadar halkın haber alma hakkı mücadelesinde yitirdiğimiz bütün basın emekçilerini sevgi ve saygıyla anıyoruz. Onları mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz!''

Barbarlık Yenilecek, Ezilen Halklar Kazanacak! Haber

Barbarlık Yenilecek, Ezilen Halklar Kazanacak!

Emek ve Demokrasi Platformu, Amerika Birleşik Devletleri tarafından Venezuela'ya yapılan operasyon ve Devlet Başkanı Maduro’nun gözaltına alınması ile ilgili bir basın açıklaması yaptı Emek ve Demokrasi Platformu adına EMEP Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; "ABD emperyalizmi yılın ilk günlerinde saldırgan politikalarını tırmandırarak Venezuela’ya yönelik açık bir saldırı gerçekleştirmiştir. Uzun süredir sözde “uyuşturucu ile mücadele” bahanesiyle Karayipler’e donanma yığan, Venezuela’ya ait ticaret gemilerini batıran bu saldırgan gücün gerçek amacı açıktır: Venezuela’nın petrolüne ve doğal kaynaklarına el koymak. Uyuşturucu ticareti bahanesi emperyalist bir yalandır. Asıl hedef, Venezuela halkının emeğiyle var ettiği yeraltı ve yerüstü zenginlikleridir. ABD, bir kez daha dünyanın gözleri önünde bir ülkeyi diz çöktürmeye, bir halkı açlıkla ve şiddetle terbiye etmeye çalışmaktadır. Bugün Venezuela’ya yönelen saldırı, ABD emperyalizminin Amerika kıtasını yeniden kendi arka bahçesi haline getirme planının parçasıdır. Panama Kanalı üzerindeki nüfuz arayışı, Grönland’ın yeraltı zenginliklerine el koyma girişimi, Kanada’ya yönelen tehditler bu saldırgan hattın sürekliliğini göstermektedir. ABD için sınır yoktur, hukuk yoktur, halkların iradesi yoktur. Çin’i baş düşman ilan eden ABD emperyalizmi, Latin Amerika’daki Çin etkisini kırmak için Venezuela’yı hedef tahtasına koymuştur. Venezuela’ya yapılan bu saldırı aynı zamanda küresel güç dengeleri üzerinden yürütülen emperyalist hesaplaşmanın ilk hamlelerinden biridir. ABD, henüz doğrudan cephe savaşı göze alamadığı güçlere karşı dolaylı saldırılarla ilerlemektedir. Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika’da ve bugün Latin Amerika’da tetiklenen savaşlar, çatışmalar ve darbeler aynı amaca hizmet etmektedir: Dünyanın yeniden sömürgeleştirilmesi. Bu kirli planın bedelini ise her yerde işçiler, emekçiler ve yoksul halklar ödemektedir. Venezuela haritada uzak bir ülke gibi görünebilir. Oysa bu saldırının sarsıntıları yakındır, somuttur ve evrenseldir. Bugün Venezuela’ya yönelen ateş, yarın başka bir ülkeye çevrilecektir. Emperyalizmin hedefinde olmayan hiçbir halk yoktur. Geçmiş, bu saldırgan gücün yenilmez olmadığını göstermiştir. Vietnam halkının direnişi, dünya emekçilerinin dayanışması emperyalizmi geri püskürtmüştür. Bugün de aynı görev önümüzde durmaktadır. Venezuela’ya yapılan saldırı, Türkiye işçi sınıfına ve emekçilerine de yapılmıştır. ABD’ye verilen her türlü lojistik, siyasal ve söylemsel destek bu saldırının suç ortaklığıdır. Ortadoğu’da ve ülkemizde Amerikan emperyalizmi için elinden geleni ardına koymayan Saray rejimi bu açık işgal girişimine karşı itidal çağrısından başka bir açıklama yapamayacak kadar emperyalist bataklığa saplanmış durumdadır. Erdoğan ise bu durumu ağzına dahi alamamıştır. Venezuela halkına ve emperyalistlerin bütün halklara karşı işlediği suçlara karşı en büyük dayanışma bu toprakların anti-emperyalist devrimci mücadelesinde saklıdır. 6. Filo’yu denize döken, ODTÜ’de Komer’in arabasını yakarak ülkeden kaçmaya zorlayan anti-emperyalistlerin dayanışması bugün de devam etmektedir. Ülkemizi yöneten AKP iktidarı dün yaptığı açıklamada Venezuela devlet başkanı ve eşinin kaçırılmasına dahi söz söylemekten acizdir. Açıkça söylüyoruz kahrolsun ABD emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileri. Venezuela’nın halkının bağımsızlığı için tüm dayanışma duygularımızla yanlarındayız ve egemenliğine dair yapılan açık saldırının karşısındayız. Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerinin görevi, kendi hükümetlerinin bu saldırganlığa destek vermesini engellemektir. Yurt savunması, ABD emperyalizminin ülkedeki nüfuzunun kırılmasından geçer. Türkiye’deki ABD üsleri kapatılmalı, NATO’dan çıkılmalı, ülkemizin bir savaş rampası ve saldırı üssü olarak kullanılmasına izin verilmemelidir. Başta Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halkları olmak üzere, tüm dünyada sömürülenleri ve baskı altında tutulanları ABD barbarlığına karşı birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz. Barbarlık yenilecek! Emperyalizm yenilecek! Ezilen halklar kazanacak!"

Erdal Eren Mücadelemizde Yaşıyor, Yaşayacak! Haber

Erdal Eren Mücadelemizde Yaşıyor, Yaşayacak!

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu yaptığı yazılıbasın açıklamasında Erdal Eren’i andı. EMEP İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "12 Eylül faşist darbesi, işçi sınıfının ve emekçi halkın örgütlü mücadelesini ezmek için ABD ve sermaye ile bağlantılı generaller eliyle gerçekleştirilen en kanlı girişimlerden biridir. Demokrasi, özgürlük ve sosyalizm için mücadele eden yüz binlerce insan gözaltında işkence ve baskı gördü; yıllarca cezaevlerinde tutuldu; 48 kişi idam edildi. İdamları “Asmayalım, besleyelim mi?” diye savunan faşist cunta şefi Kenan Evren ve ekibinin güdümlü yargısının darağacına gönderdiği isimler arasında 17 yaşındaki Erdal Eren de vardı. Erdal Eren yaşı büyütülerek idam edildi. Bu genç devrimci 12 Eylül zulmünün simgesi olmuştur. Sendikaların, yasal partilerin, kitle örgütlerinin ve devrimci basının kapatıldığı, grevlerin yasaklandığı; sokakların ve üniversitelerin açık kuşatma altına alındığı, her türlü muhalefetin susturulduğu 12 Eylül, 24 Ocak Kararları ile neoliberal kapitalizme entegrasyon koşullarının inşa edilmeye başlanacağı bir giriş kapısıydı. ABD emperyalizminin ‘bizim çocuklar’ dediği cunta, özelleştirmelerin, ülkeyi ucuz emek cehennemi haline getirecek ekonomi politikanın, özünde sermayeyi güçlendirecek Anayasanın hayata geçirilmesi için ihtiyaç duyduğu suskun ve sessiz bir Türkiye’yi yaratmak için ilk günden kollarını sıvamıştı. Erdal Eren’in idamı kapitalizme ve faşist zulme karşı mücadele eden gençliğin onun şahsında cezalandırılması anlamına geldi. Ayrıca askeri faşizmin işçi sınıfı ve emekçiler için güç gösterisinin bir sınırı olmayacağının da mesajıydı. Erdal Eren’in devraldığı miras 12 Mart paşalarının idam ettiği Denizler’den geliyordu. O da tıpkı Deniz, Yusuf, Hüseyin gibi idam edilmesinin ne anama geldiğini bilerek gitti darağacına. Dimdik ve onurlu. Erdal Eren Sinan Sümer’in katledilmesini protesto gösterisinde yakalanmıştı. Erdal’ın idamını protesto eyleminde de Ercan Koca öldürüldü. 12 Eylül’den geriye kalan sadece baskı ve zulmün anısı ve bugünkü boyutu değildir aynı zamanda bu üç gencin gösterdiği yoldaşlık, dayanışma ve mücadele birikimidir de. Bugün Erdal Eren faşizme karşı direnişin, özgürlükler için mücadelenin, devrimci yoldaşlığın bayrağıdır. Oysa gencecik yaşında onu idam sehpasına çıkaranlar halkın vicdanında çoktan mahkûm edildiler. Saray rejiminin işçi sınıfına reva gördüğü açlık ve sefalet koşullarına, iş cinayetlerine, MESEM projelerinde çocukların katledilmesine karşı gençlik Erdal Eren’in yolunda yürüyor. İşçilerin, emekçilerin, kadınların ve diğer tüm ezilen ve baskı görenlerin mücadelesinde Erdal Eren’lerin cesareti, mirası vardır. Bu mücadele bitmedi, sınıf kavgası sürüyor ve diktatörlükler yeryüzünden süpürülünceye kadar sürecek… Unutmadık, unutmayacağız. "

Yerli ve Yabancı Şirketlerin Elleri Cebimize, Kazması Toprağımıza Uzanıyor Haber

Yerli ve Yabancı Şirketlerin Elleri Cebimize, Kazması Toprağımıza Uzanıyor

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu düzenlediği basın toplantısında Eskişehirlileri haftasonu yapılacak olan "Yıkımın, Talanın Kıyısında, Tükenişe Çeyrek Kala" paneline davet etti. Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu basin toplantısında yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı; “Son haftalarda Eskişehir'deki Nadir Toprak Elementleri (NTE), saray iktidarının ve patronların gündeminden düşmüyor. Saray yönetimi yerlilik ve millilik diyerek söze başlayıp BM toplantıları, Trump görüşmesi derken Washingtondaki masalarda doğamızı ve toprağımızı pazarlıyor. Bu pazarlığın ana gündemlerinden birisi de Eskişehir. Eskişehir ve çevresinin büyük bir bölümü maden şirketlerinin imarına açıldı. Yerli-yabancı şirketler de ellerini ovuşturarak pazarlık sırasına girmiş durumda. Planları da yeraltı/yerüstü kaynaklarımızı kendi çıkarları uğruna talan etmek, ormanlarımızı, havamızı suyumuzu geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ederek karlarına kar katmak. Siyanür gibi öldürücü kimyasallarla canımıza okumak. Yerli Yabancı Şirketlerin Elleri Cebimize, Kazması Toprağımıza Uzanıyor Saray iktidarı, bir grup kapitalistin kar hırsı için başta maden çevresinde yaşayan halkın sağlığı olmak üzere Eskişehir'in topraklarına gözünü dikmekten çekinmiyor. Alpagut-Atalan maden projesinin ardından Beylikova'daki nadir toprak elementlerinin çıkarılıp, ABD'ye peşkeş çekilmesinin gündeme gelmesiyle birlikte ülkenin dört bir yanını maden sahasına açmak için emperyalistlerle anlaşmalar sağlanıyor. İktidar NTE ye karşı söylenen her sözü, ekonomik büyüme karşıtlığıyla eşitliyor. NTE'nin çıkarılmasının ülke ekonomisini yükselteceğini iddia ederken, doğaya verecek zarara dair tek bir söz söylemiyor. Muhalif kitleler açısından ise NTE, yerli sermaye ve devlet eliyle çıkarıldığı oranda kabul görebiliyor. Fakat Türkiye'de bu teknoloji yok! Vahşi madencilik ve NTE meselesi ülkenin tüm kesimlerini ilgilendiren bir meseleyken, bir grup aktivistin mücadele alanına indirgenmek isteniyor. Gerçek tahribatın ve kapitalist emperyalist sömürünün yaratacağı yıkımın üzeri örtülmek isteniyor. Partimiz de, Eskişehir'in emperyalist yağma ve talana açılmasına karşın 13 Aralık Cumartesi günü saat 10.00'da Özdilek Kültür Merkezi'nde 'Yıkımın, talanın kıyısında, tükenişe çeyrek kala..' başlıklı panel düzenleyecek. Başta madencilik faaliyetlerinin halk sağlığına ve çevremize etkilerini konuşacağımız, Türkiye ve Dünya'dan mücadele örnekleriyle devam edeceğimiz sempozyumumuzda çevre sorunun ve NTE'nin Eskişehir'li işçi emekçiler ve toplamda Eskişehir halkı için ne demek olduğunu tartışacağız. Sempozyumumuzun son oturumu açık kürsü olacak ve tüm katılımcıların soru ve katkılarına açık olacak. Havasına, suyuna, toprağına sahip çıkmak ve şehrimizi bir grup ABD tekelinin kar hırsına teslim etmek istemeyen tüm Eskişehirlileri sempozyumumuza davet ediyor, taleplerimiz ve mücadele platformumuzu katkılarıyla zenginleştirmeye çağırıyoruz.”

Şiddetsiz Bir Yaşam İçin Kadınların Tek Güvencesi Örgütlü Mücadele Haber

Şiddetsiz Bir Yaşam İçin Kadınların Tek Güvencesi Örgütlü Mücadele

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. EMEP Eskişehir İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye bugün, Saray rejiminin içeride sömürü ve baskıyı derinleştirdiği, dışarıda ise emperyalist güçlerin savaş politikalarına eklemlendiği yeni bir dönemeçten geçiyor. Emperyalist saldırganlığın bütün bölgede büyüttüğü savaş, yoksulluk ve zorbalık politikaları; Türkiye’de tekelci sermayenin çıkarları için faşist bir rejimin inşasıyla birleşiyor. Bu koşulların yarattığı en ağır yük ise işçi sınıfının, emekçilerin ve özellikle de kadınların omuzlarına yıkılıyor. Yoksulluk ve güvencesizlik, “aile” ve “ahlak” adı altında yürütülen gerici politikalarla perçinleniyor; kadınlar hem ucuz işgücü olarak çalışma yaşamında hem de toplumsal yaşamın her alanında sömürü, şiddet yoksullukla karşı karşıya kalıyor. 2025 yılı, “aile yılı” ilanıyla başladı. Kadınlar yine ve yeniden “ailenin taşıyıcısı” ve “çocuk doğurarak” sermayeye ucuz işçi üreten bir varlık olarak tariflendi. Erken evlilik ısrarı yeniden üretildi, LGBT’ler düşmanlaştırıldı, kadınların, çocukların yaşam hakkını ve varoluşunu hedef alan yeni yargı düzenlemeleri gündeme getirildi. Aynı dönemde Diyanet, kadınların miras hakkını yok sayan açıklamalar yaparak, eşitlik anlayışının iktidar nezdinde nasıl reddedildiğini açıkça ortaya koydu. Kadınlara tüm yıl boyunca “aile yaşamı ile uyumlu iş” vaat edildi. Ancak bu vaatlerin gerçeği; yarı zamanlı, esnek, güvencesiz, düşük ücretli ve emeklilik hakkı olmayan bir çalışma rejimiydi. Hayatın her alanında örgütlenen bu güvencesizlik, işçi ve emekçi kadınlara şiddet olarak geri döndü. Devlet failleri kolluyor 2024 yılında 394 kadın öldürüldü, 258 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. 2025’in ilk 10 ayında 235 kadın cinayeti gerçekleşti. Koruma kararlarına rağmen öldürülen, “intihar” denilerek kapatılmak istenen, faillerin devlet mekanizmaları tarafından korunup kollandığı kadın cinayetleri her gün artıyor. Kadınları şiddete karşı koruyacak mekanizmalar, gerek tasarruf tedbirleriyle gerek “aileyi koruma” bahanesiyle işletilmiyor. Koruma kararlarına rağmen katledilen kadınların, neden devlet tarafından korunmadığı soruşturulmuyor; sorumlular aynı ihmal politikalarını sürdürüyor. Çocuk işçiliği artıyor, çocuk işçiler iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor; fakat hükümet çocukların açlığına, eğitimden kopuşuna, güvenli yaşama erişimine ilişkin tek bir ciddi adım atmıyor. Tersine MESEM gibi uygulamalarla sermaye için ucuz çocuk işçi devşirmenin peşinde düşüyor. Kadın işçiler en düşük ücretleri alıyor, en güvencesiz alanlarda çalıştırılıyor, mobbing ve taciz patronların kâr hırsının bir aracı haline getiriliyor. Denetimsizlik, taşeronlaştırma, esnek çalışma ve performans baskısı; kadınları iş cinayetlerine, meslek hastalıklarına ve şiddete sürüklüyor. Tıpkı Dilovası’nda iş cinayetinde katledilen 3 kız çocuğu, 3 kadın işçinin göz göre göre katledilmesi gibi Tıpkı Digel işçisi kadınların, Tokat Şık Makas direnişçisi kadınların ve daha nice işçinin yaşadıkları gibi… Tıpkı üniversiteli genç kadınların yurtlarda, kampüslerde ve güvencesiz işlerde maruz bırakıldıkları gibi… Kadınlar hem emeğiyle sömürülüyor hem de şiddetle terbiye edilmeye çalışılıyor. Savaşlar şiddeti derinleştiriyor Dünyanın dört bir yanında savaşların ve işgallerin bedelini en ağır şekilde kadınlar ve çocuklar ödüyor. Filistin’de aylardır süren soykırım, açlık, bombardıman ve toplu imha saldırılarında en çok kadınlar ve çocuklar yaşamını yitiriyor. Kadınlara yönelik her türlü şiddet, emperyalistlerin bir savaş aracı haline getiriliyor. Bu tablo, emperyalist sistemin insanlığa sunduğu geleceğin apaçık göstergesidir. Dünya ölçeğinde yürütülen saldırganlık, içeride kadın düşmanı politikalarla birleştiğinde hem yoksulluğu hem şiddeti derinleştirmektedir. Şiddetsiz, eşit ve insanca bir yaşam için 25 Kasım’da alanlara! Kapitalist düzen kadınların emeğini ucuzlaştırmakta, yaşamını güvencesizleştirmekte, şiddeti sistematik hale getirmekte ve kadına yönelik şiddeti bir yönetim aracı olarak sürekli üretmektedir. Bu düzen çocukların geleceğini, kadınların özgürlüğünü, emekçilerin yaşamını yok sayarak sermayenin çıkarlarını büyütmektedir. Ancak bu zinciri kırabilecek olan ise ancak işçi ve emekçi kadınların örgütlü mücadelesidir. Bugün ülkenin dört bir yanında kadınlar yan yana geliyor, örgütleniyor, sendikalara üye oluyor, iş yerlerinde mücadeleyi büyütüyor. Direnişin sesi, Digel işçisi kadınların kararlı duruşunda yankılanıyor. Tokat Şık Makas’taki kadın işçilerin örgütlü iradesi karanlığı yarıyor. Temel Conta işçisi kadınlar onurlu bir yaşam için sendikal haklarına sahip çıkıyor. Genç kadınlar, kaybedilen ve katledilen kadınlar için adalet mücadelesini büyütüyor. Demokrasi ve özgürlük talep eden kadınlar, meydanları doldurarak faşizme karşı ses çıkarıyor. Bugün kadınların attığı her adım, her direniş, her örgütlenme çabası demokrasi mücadelesinin de temel dayanaklarından biridir. Şimdi yan yana gelme, örgütlenme, sokağa çıkma, itiraz etme zamanıdır. Yönetenlerin kadınlara reva gördüğü hayata değil, insanca yaşam hakkına sahip çıkma zamanıdır. Esnek, güvencesiz çalışmayı aile masalıyla süslemeye çalışanlara karşı, “ahlak” adı altında şiddeti meşrulaştıranlara, kadınları koruma, güçlendirme mekanizmalarını işletmeyip kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin arşa varmasına sebep olanlara karşı bir araya gelmek bugün, her zamankinden daha önemlidir. Patron baskısına maruz kalıp susan, ev içi angarya yüzünden rahat bir nefes dahi alamayan, güvencesizlik yüzünden şiddet döngüsüne mahkum edilen, “dayanmak zorundayım” diyen hiçbir kadın yalnız değildir. Sorunlar nasıl birlikte yaşanıyorsa, mücadele de ancak birlikte gerçekleştirilebilir. Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşamın güvencesi, kadınların birlikte mücadelesidir. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde, böyle bir yaşamı kurmak üzere mücadeleyi büyütelim!"

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.