SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ekonomik Kriz

Porsuk Haber Ajansı - Ekonomik Kriz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomik Kriz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kazım Kurt’tan AK Parti’ye:"Eskişehir'in Hakkını Savunamıyorlar" Haber

Kazım Kurt’tan AK Parti’ye:"Eskişehir'in Hakkını Savunamıyorlar"

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Eskişehir siyasetinde gündem yaratacak açıklamalarda bulundu. AK Parti’nin Ankara’da lobisi olmadığını savunan Kurt, yerel yönetimlerin merkezi iktidar tarafından dışlandığını belirterek, "Eskişehir'in hakkını savunamıyorlar" dedi. ​Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, basın mensuplarıyla bir araya gelerek kentin siyasi ve ekonomik gündemine dair eleştirilerde bulundu. Sağlık-Sen Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal’ın düzenlediği basın toplantısında söylediği "AK Parti’nin Ankara’da lobisi yok" çıkışına destek veren Kurt; PTT Başmüdürlüğü, TÜLOMSAŞ ve TÜRASAŞ üzerinden somut örnekler vererek Eskişehir’in güç kaybettiğini vurguladı. ​"Doğruları Mezarda mı Söyleyecekler?" ​Başkan Kazım Kurt, AK Parti içinden gelen eleştirilerin kıymetli olduğunu söyledi. Kurt, "Hasan Hüseyin Köksal işin içinde olduğu için kulislerin nasıl döndüğünü, başka şehirlerin hizmetleri nasıl kaptığını daha iyi görüyor. Eskişehir’in lobisi olmadığı gibi, AK Parti’nin de Ankara’da bir ağırlığı yok. Kendi yöneticileri bile gelişmeleri gazetelerden öğreniyor," ifadelerini kullandı. ​"TÜRASAŞ’ta Lojman Operasyonu Yapılıyor" ​Eskişehir’in kamu kurumlarındaki yetkisinin azaldığını belirten Kurt, TÜRASAŞ hakkında çarpıcı bir iddiada bulundu. Bütçe ve yetkinin başka şehirlere kaydığını söyleyen Kurt, şu iddiaları dile getirdi: ​"TÜRASAŞ’ta çok ciddi bir lojman operasyonu yapılıyor. Yıllardır orada hak ederek oturanlar çıkarılıyor, yerlerine liyakatsiz AK Parti kadroları yerleştiriliyor. Bunların tamamı lobisizlikten kaynaklanan kayıplardır." ​"Yerel Yönetimler Ciddiye Alınmıyor" ​Eskişehir’de birlik ve beraberlik sağlanamamasının nedenini merkezi iktidarın tavrına bağlayan Başkan Kurt, belediyelerin stratejik süreçlerden dışlandığını savunarak şu ifadeleri kullandı; "Eskişehir sempozyumunda 450 bin nüfuslu Odunpazarı Belediyesi yok. Sanayi Odası var ama biz yokuz. Turizmle ilgili kararlar alınıyor, turizmin merkezi Odunpazarı ama belediye dahil edilmiyor. Bu şartlarda uzlaşma olmaz." dedi. ​"CHP’nin Oyu 350 Bine Çıkabilir" ​Saha gözlemlerini de paylaşan Kazım Kurt, ekonomik kriz ve yaşam sıkıntısının seçmen tercihini değiştirdiğini iddia etti. Bir sonraki seçimler için iddialı bir rakam veren Kurt, "Pazarda, kahvede, tarlada kimse yönetimden memnun değil. Geçmişte 300 bin bandında olan oyumuzun 350 bine çıkabileceğini net bir şekilde görüyorum. Mücadelemiz sürecek," diyerek sözlerini noktaladı.

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz Haber

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz

Odunpazarı Belediyesi Meclis Toplantısı’nda 2025 yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı görüşüldü. CHP Grubu adına söz alan Meclis Üyesi Uğur Yıldız, belediyenin ekonomik kriz ve yüksek enflasyona rağmen mali disiplini koruyarak 2025 yılını 294 milyon 812 bin TL bütçe fazlası ile kapattığını duyurdu. ​Mali Sürdürülebilirlik ve Güçlü Disiplin ​Uğur Yıldız, belediyenin bütçe yönetimindeki başarısını rakamlarla özetledi. 4 milyar 250 milyon TL olarak tahmin edilen gider bütçesinin 2 milyar 836 milyon TL olarak gerçekleştiğini belirten Yıldız, harcama yetkisinin verimli kullanıldığına dikkat çekti. Yıldız yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri, toplantımızı takip eden basın mensuplarını ve hemşerilerimizi saygıyla selamlıyorum. Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı; geçen ay meclisimizde görüştüğümüz faaliyet raporunun rakamsal karşılığını, bütçeyle tahmin edilen gelirlerin tahakkukunu, tahsilini ve giderlerin ne olduğunu gösteren kesinleşmiş sonuçlarıdır. 2025 mali yılında gelir-gider farkının 294 milyon 812 bin lira bütçe fazlası vererek sonuçlandığını ve bütçe gelirlerinde toplam tahakkukun net tahsilata oranının ise %90 olduğunu görmekteyiz. Bütçe giderleri; 4 milyar 250 milyon tahmin edilmiş, gerçekleşme 2 milyar 836 milyon olmuş ve 2024 yılına göre %43 oranında artmıştır. Belediyelerin bütçesi, tahmin yöntemiyle hazırlanmaktadır. Meclis tarafından onaylanan bütçe, belediyenin harcama limitini ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle; meclis tarafından verilen 4 milyar 250 milyonluk harcama yetkisinin 2 milyar 836 milyonu kullanılmış, geriye kalan 1 milyar 400 milyon tutarındaki ödenek mevzuat gereği iptal edilmiştir. Yani önceki mecliste ifade edildiği gibi, sanki var olan 1 milyar 400 milyonluk bir tutarın harcamalarda kullanılmaması söz konusu değildir. Belediyemiz 550 milyon borçlanma yetkisine rağmen bunun yalnızca 100 milyonunu kullanmıştır. Yine burada da gider bütçesiyle aynı esas üzerinden hareketle; 550 milyonluk finansman öngörüsünde bulunulmuş ancak 100 milyonluk borçlanmaya gidilmiştir. Belediyemizin borçlanmadan, gelirine göre harcama yaptığını ve tasarruf ederek kamu hizmetlerini yerine getirdiğini görüyoruz. Gider bütçesinin gelir bütçesinden az ve borçlanmanın düşük olması, mali disiplinin güçlü olduğunu ve mali sürdürülebilirlik açısından belediyemizin başarılı bir yönetim sergilediğini göstermektedir. Bütçe giderlerini oluşturan kalemlere baktığımızda; Mal ve hizmet alım giderlerinde 2 milyar 156 milyon harcama tahmin edilmiş, 1 milyar 797 milyon harcama yapılmış ve gerçekleşme oranı %83 olmuştur. Bu gider kalemini artıran en önemli faktör, ülkemizin içinde bulunduğu bitirilmeyen ekonomik kriz ve düşürülmeyen enflasyondur. Halkımızın tamamı krizin ve enflasyonun farkındadır; ancak farkında olmayan sadece AKP’li siyasilerdir. AKP’nin uyguladığı ekonomi modeli ülkenin her sathını yoksulluğa ve pahalılığa sürüklemiştir. Aslında sadece ekonomik değil; siyasal, sosyal ve hukuki krizler de yaratmıştır. Çünkü dert, bu krizleri çözmek değil; çözümsüz kılacak politikaları sürdürmek ve siyasi iktidarını ne olursa olsun devam ettirmektir. Hükümet olarak 2026 yılı enflasyon hedefini %16 olarak açıkladınız. Daha senenin ilk üç ayında bu rakama ulaştınız ve şubat ayının sonunda hedef puanı yukarı yönlü revize ettiniz. Şu anda emekliye verilmeyen bayram ikramiyesi zammının sebebi olarak gösterilen savaşın tarafı olan ülkelerde bile enflasyon bizden daha düşüktür. Ukrayna’ya, Rusya’ya, İsrail’e, Lübnan’a ve dünyaya baktığımızda; bütün ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonuna sahip olmamız açıklanabilir bir durum değildir. Her şeyi pahalıya alıyor, pahalıya yiyor, pahalıya giyiniyoruz. Aslında bunu çok fazla anlatmaya gerek yok; çünkü herkes çarşıya pazara çıkıyor. Herkes et, domates, biber, benzin alıyor. Çocuğunun okul masrafını ödüyor. Herkes bu pahalılığı hayatının her alanında hissediyor. Bu hâle gelmemize kim ya da ne sebep oldu? Bu yoksulluk düzeninin müsebbibi 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidar değil midir? Muhakkak ki bütün bu sorunların kaynağı; her sene bakanlarını ve politikalarını değiştiren, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını elinden alıp faizi siyasallaştıran, ekonomi bilimine tamamen ters politika tercihleri sonucunda ülkeyi deneme-yanılma tahtasına çeviren ve 23 yıldır her şeyi elinde tutan AKP iktidarıdır. Faaliyet raporu görüşmelerinde ödenen 90 milyon faizle ilgili eleştiriler yapıldı. “Şimdi bu kadar faiz mi olur?” dediniz. Politika faizi %37 deniyor ama bankalarda %50’den aşağı kredi bulunamıyor. 23 yıldır iktidarsınız; ekonomi 23 yıldır sizin elinizde. İstediğiniz zaman istediğiniz bakanı, Merkez Bankası başkanını kendi politikanıza göre değiştirdiniz. Bir bakan getirdiniz, “nas” var dediniz, faizi indirdiniz; başka bir bakan getirdiniz, “pas” dediniz, faizi yükselttiniz. Daha geçen sene esnafın kullandığı ve ödemesine devam ettiği kredinin faizini bir gecede yükseltmediniz mi? Eleştiriyi yapan meclis üyemize sormak istiyorum: Düşünün Fahri Bey; bir esnaf kredi kullanırken kendisine yüzde 9 faiz denilmiş. Bu esnaf malını almış, maliyet hesabını yapmış, ticaretini yürütüyor. Gece uyuyor, sabah uyanıyor; faiz oranı çıkmış yüzde 30’a. Mali müşaviri de dönüp “Faiz ödemen çok yüksek” diyor. Böyle bir çelişki içerisinde savruluyoruz. Kaç aydır insanlar faizler düşecek diye kredi kullanmıyor. Şimdi geldiğimiz noktada ise faizin düşeceğine dair bir umutta kalmadı. Belediyemizin ödediği faiz, gider bütçesinin %3’üne denk gelmektedir. Ama ülkece ödediğimiz faize baktığımızda, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin üçte biri, yani 2 trilyon 700 milyar faize gitmektedir. Tüm dünya faiz artırırken siz inadına indirdiniz; herkes rasyonel politikaları izleyip günün sonunda faizi düşürürken siz düşüremediniz ve bu krizi kendi ellerinizle yaratıp milletin kucağına bıraktınız. Belediyenin kadrolu memur ve işçi çalışanlarının iş gücü maliyeti 417 milyon olarak gerçekleşmiştir. Bu çalışan maliyetleri de eleştiri konusu oldu; ancak ülkemizde istihdam giderlerinin yüksek olmadığı hiçbir sektör kalmamıştır. Düşük maliyetli iş gücü nedeniyle tekstilciler Mısır’a, sanayiciler Balkanlar’a ve diğer ülkelere üretim faaliyetlerini taşımaktadır. Yabancı yatırımcının ülkemize gelmemesindeki temel etkenlerden biri de maliyet avantajlı iş gücünün olmamasıdır. Biz de Odunpazarı Belediyesi olarak başka bir yerde yaşamıyoruz ki; biz de bu ülkede yaşıyoruz. Çalışanlarımızın çocukları aynı okula gidiyor, aynı marketlerden alışveriş yapıyor. Herkes gibi geçimini sağlamaya çalışıyor. Alım gücü artmadıkça, ihracat ve üretim yükselmedikçe yapılan zamların ve ödenen yüksek ücretlerin hiçbir anlamı kalmamaktadır. Bütün olumsuzlukların yan yana gelmesiyle görüyoruz ki; ülkemizde borçluluk sarmalı toplumun her kesimini kuşatmış, bireysel ya da kurumsal olmaktan çıkmış, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Temel ihtiyaçlarımız için bile krediye ihtiyaç duyuyoruz. 2026 yılının ilk üç aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu 3 trilyon 32 milyar, kredili mevduat hesapları 833 milyar, ihtiyaç kredileri ise 1 trilyon 550 milyar oldu. Takipteki, yani batık bireysel krediler ise son bir yılda %88 artarak 277 milyara yükseldi. Anlaşılacağı üzere yüce Türk milleti refahı, mutluluğu unutmuş ve umudunu tüketmiş haldedir. Yatırım bütçesi harcama tutarı ise 280 milyon gerçekleşmiştir. Kısaca bütçe gelirlerine de bakacak olursak; bütçe geliri 3 milyar 700 milyon tahmin edilmiş, 3 milyar 131 milyon gelir elde edilmiş ve belediyemizin gelirleri bir önceki yıla göre %79 artmıştır. Vergi gelirlerinde 372 milyon net tahsilat yapılmış; 2024 yılında %60 olan gerçekleşme oranı, 2025 yılında %71 olmuştur. Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinde 387 milyon, bağış ve yardımlardan ise 464 bin lira gelir elde edilmiştir. Merkezi idare vergi gelirlerinden alınan pay 1 milyar 660 milyondur ve gelir bütçesinin %53’üne tekabül etmektedir. Sermaye gelirleri kalemine baktığımızda 316 milyon gelir elde edildiğini görmekteyiz. Son günlerde gündemde tutulmaya çalışılan ve sanki burada gizli saklı satışlar yapılıyormuş gibi bir algıyla eleştirilen bu gelirlerde en yüksek pay, aylık 34 bin lira kira getirisi ve 2039 yılına kadar sözleşmesi bulunan otelden elde edilen gelirdir. Bu satışı geçen sene, yine kesin hesabı görüştüğümüz toplantıda oylamış ve karara bağlamıştık. O oturumda ilgili komisyon üyeleri, satışın neden yapılması gerektiğini net veriler ve gerekçelerle açıklamıştı. Bu satışların yapılmasındaki en temel unsur SGK borçları ve sermaye artırımıdır. Belediyeler her gün SGK borçları nedeniyle köşeye sıkıştırılırken, belediyemiz elindeki imkânları ve varlıkları kullanarak bu baskıdan kurtulmuştur. Bu borçlar üzerinden silkelenmeye meydan vermemiş, bu yükü başının üzerinde kılıç gibi sallandırmamış; önlemini erken alarak borcunu ödemiş ve sermayesini artırmıştır. Örneğin maaş ödemesi yapılacağı sırada İller Bankası’ndan gelen payın kesintiye uğraması sonucu “maaş bile ödeyemediler” denmesine fırsat vermemiştir. Bu anlamda yapılan satışları doğru bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Sayın Başkanım, değerli meclis üyeleri; Özelleştirmeler; borçlanmaya gitmemek ve bütçe imkânlarının yeterli gelmeyeceği durumlarda, sağlayacağı fayda ve kaynağın nerede kullanılacağı açıkça belirtilerek yapılır. Belediyemiz de amaçlarını ve sağlayacağı faydayı baştan belirleyerek bu işleri yapmaktadır. Satışlarını da yatırımlarını da alımlarını da net, ölçülebilir ve şeffaf şekilde gerçekleştirmektedir. Örneğin araç alımlarını yapıp kiralama işini bitirdikten sonra bakımları kendi bünyesinde gerçekleştirmiş; ne kadar tasarruf ettiğini, bunun sonucunda hangi yatırımları yaptığını ve hangi yeni araçları aldığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Satışlarını da AKP modeline uydurup “ticari sır” adı altında gizlememekte, şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktadır. 23 yıldır iktidarda olan, trilyonlarca dolar vergi toplamış, 60 milyar dolar özelleştirme yapmış, sadece 2025 yılında 20 milyar taşınmaz satışı gerçekleştirmiş, Merkez Bankası’nı 3 yılda 3 trilyon zarara uğratmış, bu kadar satış ve özelleştirmeye rağmen üstüne bir de 500 milyar dolar borç yapmış AKP iktidarı, elde ettiği bu kadar özelleştirme gelirine rağmen en azından bizi örnek alıp borçlanma yapmasaydı. AKP döneminde “babalar gibi satılarak” yapılan özelleştirmelerin tamamından elde edilen 60 milyar dolar, güncel kurla yaklaşık 2 trilyon 700 milyar liradır; bu da sadece 2026 yılının faiz ödemesine denk gelmektedir. Bütçe, faaliyet raporu ve kesin hesap görüşülürken yapılan eleştiriler muhakkak ki çok önemlidir. Eksik ya da gözden kaçan bir taraf varsa düzeltilir; bilinmeyen bir husus varsa öğrenilir. Ama bizi eleştirdiğiniz noktalara baktığımızda, aslında bunların sizin çözmeniz gereken meseleler olduğunu görüyoruz. Esasında cevaplar, eleştirilerinizin ve sorduğunuz soruların içinde gizlidir. “Faiz ödemen niye yüksek?” Çünkü devletin politika faizi, bankaların kredi faizi yüksek. Bu nedenle bizim faiz ödememiz de yüksek. “Mal alımlarınızın bedeli çok yüksek.” Çünkü enflasyon yüksek. Enflasyonu düşürün, siz hiçbir şeye zam yapmayın, biz de pahalıya almayalım. “Mali tablolar şöyle olmalı.” O zaman Mali İdareler Detaylı Hesap Planı’nı değiştirin. Bunun yetkisi de sizde. “Ulaşım pahalı.” Mazot fiyatı arşa çıkmış, akaryakıtta vergi yükü %60’lara dayanmış. Siz bunu düşürün ki ulaşıma zam yapılmasın. Bu noktada ise şunu yapıyorsunuz: Hayali rakamlar üretip, her şey yolundaymış algısıyla yönetmeye çalışıyorsunuz. Sizin hayaliniz de düşük enflasyon, düşük faiz, değerli Türk lirası ve yüksek alım gücüydü. Ama yapamadınız, yapamıyorsunuz. Bu yüzden herkes bir beklenti içinde. Piyasa ve sanayici seçimi bekliyor, vatandaş kurtuluş reçetesini, esnaf ise işler artar umuduyla bayramı bekliyor. Hep bir beklenti üzerine kurulu bir ekonomi düzeni oluşmuş durumda. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün düzelecek diye vatandaşın avunmasını bekliyorsunuz. Hatırlayınız; eski damat bakan Berat Albayrak ne diyordu? “Mart, Şubat’tan; Nisan, Mart’tan; Mayıs, Nisan’dan daha iyi olacak. Haziran zaten Mayıs’tan iyi olacak, Temmuz’da uçacağız.” Ama olmadı. Çözüm bulunamadı. Düzelmediği gibi her şey daha da kötüye gitti ve gidiyor. Ve geldiğimiz noktada ise iki kez ikna edemeyip üçüncüde göreve getirdiğiniz Mehmet Şimşek’in politikaları da artık sorgulanıyor. Çünkü kriz bitmiyor, enflasyon düşmüyor, millet nefes alamıyor. Kadrolar değişse de sorunlar çözülmüyor. Kim gelirse gelsin, zihniyet değişmeden; 23 yıldır değişmeyen kim varsa o değişmeden bu işlerin düzelmeyeceği de ortadadır. Bu yüzden sandık gelsin istiyoruz. Ne olacaksa olsun ama bir an önce olsun, herkes yoluna baksın istiyoruz. Biz erken seçimi millet adına, millet için istiyoruz. Getirin sandığı, millet versin kararı ve bu çıkmazdan kurtulalım istiyoruz. Son olarak; kesin hesabı, faaliyet raporunu oluşturan hizmetlerle birlikte değerlendirdiğimizde görüyoruz ki Bu kesin hesabın içerisinde; Gelir ve gider arasında dengeyi sağlayıp bütçesini makul kullanan; hizmetten geri kalmayan ama bunu tasarruf ederek yapan, ekonomik tedbirlerini alan, kamunun malını doğru yöneten, denetimlerden başarıyla çıkan ve örnek olan bir yönetim modeli vardır. Bu kesin hesabın içerisinde; Çalışanın emeğinin karşılığı, dezavantajlı grupların önceliği vardır. İnsanı merkeze alan bir yönetim anlayışı, kimsesiz bırakılmayan hemşerilerimize insan onuruna yakışır biçimde ulaştırılan sosyal yardımlar vardır. Bu düşüncelerle sözlerimi bitirirken; kesin hesabın hazırlanmasında emeği geçen tüm birim çalışanlarına ve değerli başkanım sizlere teşekkür ediyor, yüce meclise de beni dinledikleri için saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum."

Kamusal Sağlık Sisteminin ve Cumhuriyetin Birikimlerinin Tasfiyesidir Haber

Kamusal Sağlık Sisteminin ve Cumhuriyetin Birikimlerinin Tasfiyesidir

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 17 Mart ve 24 Nisan tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla sağlık alanlarının özelleştirme kapsamına alındığını belirterek, “Mesele sadece satış değil; plan yetkisiyle bu alanların niteliği değiştirilebilir” dedi CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 17 Mart ve 24 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla sağlık alanlarının özelleştirme kapsamına alındığını belirterek, “Bu kararlar, kamusal sağlık sisteminin ve Cumhuriyetin ortak birikimlerinin tasfiyesidir” dedi. Arslan, sürecin boyutunu ortaya koyan verileri şu şekilde açıkladı: 17 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan CB kararıyla: 27 ilde 55 taşınmaz–1.237.553 m² 24 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan CB kararıyla: 32 ilde 71 taşınmaz – 1.082.350 m² Toplam: 126 taşınmaz – 2.319.904 m² “Bu artık münferit bir işlem değil; kapsamı genişleyen ve adım adım ilerleyen bir özelleştirme programıdır” diyen Arslan, listede doğrudan hastaneler, sağlık tesisleri, ASM’ler, dispanserler ve lojmanların yer aldığını vurguladı. “MESELE SADECE SATIŞ DEĞİL” Arslan, tartışmanın yalnızca “satış” üzerinden yürütülmesine itiraz ederek sürecin asıl kritik yönüne dikkat çekti: “Resmî Gazete’de yalnızca satış yok; kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri var. Ama daha önemlisi şu: Bu alanların tasarruf ve planlama yetkisi Özelleştirme İdaresi’ne devrediliyor. Bu alanların imar planı değiştirilebilir, sağlık alanı statüsü kaldırılabilir, farklı kullanım kararları alınabilir. Yani mesele sadece mülkiyet devri değil; kamusal sağlık alanlarının niteliğinin değiştirilmesidir.” “ESKİŞEHİR: SÖZ BAŞKA, KARAR BAŞKA” Arslan, sürecin en çarpıcı örneklerinden birinin Eskişehir olduğunu belirtti: “17 Mart tarihli kararla, Eskişehir’de uzun yıllar hizmet veren eski Devlet Hastanesi ve Doğumevi alanı, toplam 44.186 m², özelleştirme kapsamına alındı. Oysa bu alan için iktidarın milletvekilleri ve yetkilileri tarafından defalarca ‘buraya yeni hastane yapılacak’ açıklaması yapıldı. Ardından 24 Nisan tarihli kararla bu kez kent merkezinde hâlen hizmet veren, eski Hava Hastanesi olarak bilinen Yunus Emre Devlet Hastanesi 2 Eylül hizmet binası, 65.810 m², aynı kapsamın içine alındı. Bir yandan ‘hastane yapacağız’ diyorsunuz, diğer yandan aynı alanı özelleştirme kapsamına alıyorsunuz. Bu açık bir çelişkidir.” “63 MİLYAR DOLARLIK SÜREÇ… SONUÇ NE?” Arslan, özelleştirmelerin sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “1984–2025 döneminde Türkiye’de toplam 72 milyar dolar özelleştirme geliri elde edildi. Bunun *63 milyar dolarlık bölümü AKP iktidarı döneminde *gerçekleşti. Bu kadar büyük bir özelleştirme sürecine rağmen bugün gelinen noktada ekonomik kriz derinleşmiş durumda. Şimdi ise aynı anlayış, çözümü üretimde ve kamusal yatırımlarda değil; kalan kamu varlıklarının elden çıkarılmasında arıyor.” Arslan, özelleştirme sürecinin bütçe hedefleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Son 5 yılda elde edilen özelleştirme geliri 46,45 milyar TL. Ancak 2026 yılı bütçesine konulan hedef 185 milyar TL. Yani son 5 yılda yapılan özelleştirmelerin tam 4 katı, tek bir yıl için planlanıyor. Bu tablo, daha fazla satış ve devir hedeflendiğini açıkça ortaya koyuyor” dedi. Arslan ayrıca, 17 Mart tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan karar için CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Sağlık Politika Kurulu aracılığıyla Danıştay’a başvurulduğunu, 24 Nisan tarihli karar için de aynı şekilde yürütmenin durdurulması ve iptali talebiyle dava açılacağını belirtti. “GİDER AYAK NE VAR NE YOKSA…” Açıklamasının sonunda sert ifadeler kullanan Arslan, şu değerlendirmede bulundu: “Bugün emekliye, çalışana, üreticiye kaynak yok deniliyor. Ama faiz ödemelerine kaynak bulunuyor. Ekonomik krizin yükünü yurttaşa yıkanlar, çözümü kamunun elinde ne varsa satmakta arıyor. Üstelik bu süreç sadece taşınmazlarla sınırlı değil. Otoyollar, Köprüler, HES’ler, RES’ler, Termik santraller, Maden sahaları, Elektrik iletim hatları, Limanlar, Araç muayene istasyonları, Kamu iştirakleri ve sosyal tesisler… Hepsi bu anlayışın hedefinde. Bu bir ekonomi politikası değil; bu, kamunun elinde kalan son varlıkların da elden çıkarılmasıdır.” dedi.

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz Haber

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz

ADD Eskişehir Şubesi, ÇYDD Eskişehir Şubesi ve Eğitim-İş Eskişehir Şubesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Valilik Meydanı’ndan ortak ses yükseltti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 106’ncı yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Eskişehir’de anlamlı bir törenle kutlandı. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) tarafından düzenlenen çelenk sunma töreninde, çocuk hakları ve laik eğitim vurgusu yapıldı. ​Eskişehir Valilik Meydanı’nda Milli Egemenlik Vurgusu ​Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan törende, kurumlar adına ortak açıklamayı Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan gerçekleştirdi. Arslan, 23 Nisan’ın sadece bir kutlama değil, egemenliğin saraydan alınıp millete devredildiği bir halk devrimi olduğunu hatırlattı. ​"Çocuklarımız Sistematik Hak İhlalleriyle Karşı Karşıya" Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı ​Fadime Arslan tarafından okunan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenlik saraydan alınarak koşulsuz şartsız millete devredilmiştir. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhuriyetimizin temelini oluşturan bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. Başöğretmenimiz, “Ey yükselen nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” sözleriyle bu ülkenin ve cumhuriyetimizin asıl sahiplerinin çocuklar olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Ancak bugün, ulusal egemenliğimizi ve çocuk bayramımızı kutlarken cumhuriyetin asıl sahipleri olan çocuklarımızın yaşam, sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gibi en temel hakları dahi sistematik şekilde ihlal ediliyor. Biliyoruz ki gerçek bir egemenlikten söz edebilmenin en temel koşulu, her çocuğumuzun özgür doğduğu, kamusal haklara erişebildiği ve güvenle büyüyebildiği bir ülkeyi inşa etmektir. Ülkesinin kurucusu tarafından kendilerine armağan edilen bir günde milyonlarca çocuğumuz derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, laik ve bilimsel niteliği aşındırılan eğitim sistemiyle karşı karşıyadır. Ailelerin beslenme çantası maliyeti altında ezildiği, okullarında açlıktan bayılan çocukların olduğu bir ülkede, “en az bir öğün ücretsiz yemek” talebinin görmezden gelinmesi asla kabul edilemez. Çocuklarımızın en temel ihtiyaçlarını dahi ‘maliyet kalemi’ olarak gören bu zihniyet aydınlanma yuvası olan okulları sermayenin arka bahçesine dönüştürme gayretindedir. Eğitim sistemi kamusal bir hak olmaktan çıkarılmış, MESEM gibi uygulamalar eliyle sermayeye ucuz ve güvencesiz iş gücü sağlayan bir yapıya dönüştürülmüştür. Yüz binlerce çocuğumuz örgün eğitimden koparılmakta, “mesleki eğitim ve staj” kılıfı altında çocuk işçiliği devlet eliyle meşrulaştırılmaktadır. 2025 yılında sadece MESEM’e kayıtlı en az 85 çocuk, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Gencecik bedenler iş cinayetlerine kurban giderken çocuk yoksulluğu sistematik olarak kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bedenleri sömürülen çocuklarımızın zihinleri de dogmalarla kuşatılmak istenmektedir. Eleştirel düşünceden uzak, biat eden nesiller yetiştirme hedefi doğrultusunda, ideolojik tahakküm aracı olarak kullanılan tarikat ve cemaat uzantılı yapılar türlü protokollerle okullara sokuluyor. Eğitimin laik ve bilimsel niteliği gerici ve piyasacı kuşatmalarla aşındırılırken çocuklarımız aydınlanmadan ve pedagojik ilkelerden uzak müfredatlarla geleceksizliğe mahkûm ediliyor. Tüm bu tablonun çıktısı ise yapısal bir şiddet sarmalıdır. Güvencesizlik, geleceksizlik, yoksulluk ve öğretmenin değersizleştirilmesinin birleşimiyle çocuklarımız; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bu yapısal şiddetin en savunmasız hedefi ve doğrudan mağduru haline gelmektedir. Verdiğimiz laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesi, yalnızca bugünü değil; 23 Nisan’ın gerçek ruhuna sahip çıkarak çocuklarımızın geleceğini aydınlatma kavgasıdır. Başta aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımız olmak üzere tüm halkımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, bugünü çocuklarımız için gerçek anlamıyla bir bayram haline getirene dek laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi ilan ediyoruz."

Durmayacağız, Susmayacağız, Bir An Bile Yorumlayacak! Haber

Durmayacağız, Susmayacağız, Bir An Bile Yorumlayacak!

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının birinci yılı dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. CHP İl Binası önünde yapılan basın açıklamasına İl Başkanı Talat Yalaz, Milletvekili Jale Nur Süllü, Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım, İl Kadın Kolları Başkanı Sibel Yeşildal, İl ve İlçe Yöneticileri ile partililer katılım sağladı. İl Başkanı Talat Yalaz tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Değerli basın emekçiler, kıymetli Eskişehirliler; Öncelikle Çanakkale Zaferimizin 111. Yılını kutluyor, başta Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı sevgi, saygı ve minnetle anıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, umudun, azmin, adil ve demokratik bir Türkiye’ye olan inancının partisi olarak büyük bir mücadele vermeye devam etmektedir. Bu mücadele adaletsizliğe karşı hukuku, yalana karşı gerçeği ve seçimlerde yenilmekten korktukları için darbe yapmaya çalışanlara karşı millet iradesini savunmanın mücadelesidir. Cumhuriyet Halk Partisi, 2019 yılında Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere ülkemizin birçok büyükşehir belediyesini yönetmeye hak kazanmış, 2024 yerel seçimlerinde bu başarısını katlamış, Türkiye’nin birinci partisi olmuştur. 6 Mayıs 2019’da yine yalan, iftira ve hukuk mühendisliğiyle İstanbul seçimlerini iptal edenler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yürüyüşünü durdurmak için bu tarihten itibaren sürekli yargı tacizleri ve siyasetin emriyle düzenlenen yargı süreçlerini uygulamaya koymuştur. Belediyelerimizin önüne idari ve mali engeller konulmuş, fakat halkçılığın kaleleri haline gelen belediyelerimiz bütün imkanlarıyla millete hizmete koşmuştur. Karalamalar, iftiralar ve kumpaslarla yıpratmaya çalıştıkları CHP belediyeciliği, kötü söze kulak asmamış, milletin gözündeki umuda layık olabilmek için var gücüyle çalışmıştır. Milletin teveccühüne layık olmak, Türkiye’yi içine düşürüldüğü ekonomik kriz, adaletsizlik ve siyasi istikrarsızlıktan kurtarmak için iktidara yürüyen partimiz, bu yolda çok önemli bir adım atmış ve “önce CHP’de, sonra Türkiye’de değişim” yolunu açmıştır. Değişim yolunun ilk zaferi olan 2024 yerel seçimlerinde milletimiz, Cumhuriyet Halk Partisi’ni Türkiye’nin birinci partisi mertebesine yükseltmiş ve iktidara güçlü bir uyarıda bulunmuştur. Fakat ne yazık ki bugün gelinen noktada, milletin uyarılarını dinleyen değil, onları susturmaya çalışan bir yapıyla karşı karşıyayız. Partimizin ön seçimlerinde 15,5 milyon insanımızın iradesiyle Cumhurbaşkanı adayımız olan Sayın Ekrem İmamoğlu ve beraberindeki birçok seçilmiş belediye başkanımız, partili yol arkadaşlarımız ve çalışma arkadaşlarımız hukuksuzca kurgulanan bir muhalefeti yok etme kumpası sebebiyle bugün cezaevlerindedir. Milletin yürüyüşünden, CHP’nin mücadelesinden, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun halktaki karşılığından çekinenler; başlığı Ekrem İmamoğlu’nu hapse atmak, içeriği CHP’yi durdurmak, özü ise millete karşı baş kaldırmak olan operasyonlar silsilesi ile darbe girişimi niteliğinde bir garabeti Türkiye’ye yaşatmıştır. Aylar boyunca medyada asılsız iddialarla karalama kampanyaları yapılmış, dava kapsamında tutuklu olan bazı kişiler tehdit ve şantaj ile iftiracı olmaya zorlanmış, “görmüştüm, duymuştum”, şeklindeki ifadelerle delilden yoksun bir iddianame oluşturulmuştur. Bu kumpas, yalan ve iftira sürecini yürüten kişiye ödül olarak bu devletin Adalet Bakanlığı makamı verilmiş, adalet ve kamu düzeni yerle bir edilmiştir. Milletin ve muhalefetin bu hukuksuzluğa dair sorularına ve sorgulamalarına hiçbir iktidar mensubu cevap verememiş, “yaptım, oldu” zihniyetiyle Cumhuriyet’i kuran partiyi durdurabileceklerini zannetmişlerdir. 9 Mart’tan beri devam eden duruşmalarda ise asıl niyetin adil bir yargılama yapmak değil, milletin Cumhurbaşkanlığı görevini tevdi etmek için gün saydığı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun gelişini geciktirmek, suyu bulandırmak ve algı oluşturmak olduğunu tüm Türkiye görmüştür. Türkiye için artık buradan geri dönüş yoktur. Milletten korkanlar kaybedecek, millete koşanlar kazanacaktır. Biz bugün geldiğimiz noktada, dünden bile daha cesur, daha çalışkan ve daha umutluyuz. Hukuka aykırı olarak düzenlenen CHP’yi durdurma, muhalefeti yok etme ve Sayın Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığını engelleme kumpasına karşı canla başla mücadele etmeye devam edeceğiz. İktidara hazırlığımızı hız kesmeden sürdürecek, milletin dertlerine, devletin ihtiyaçlarına ve geleceğimiz için yapmamız gerekenlere var gücümüzle odaklanarak milletin iktidarının yolunu açacağız. Durmayacağız, susmayacağız, bir an bile yorulmayacağız! Yalan ve iftirayla nice vatan evladını ailesinden uzak, özgürlüğünden mahrum bırakanların kumpasına karşı hukukun ve gerçeklerin yanında duracağız. Türkiye’ye sürekli olarak kaos, kriz ve istikrarsızlık yaşatanları durduracağız. Halkın iradesiyle belirlenen iktidarı kuracağız. Adaleti, demokrasiyi ve bizlere Atatürk’ün emaneti Cumhuriyeti son nefesimizi verene kadar koruyacağız!"

İbadetlerimiz Kabul, Ramazanımız Mübarek Olsun Haber

İbadetlerimiz Kabul, Ramazanımız Mübarek Olsun

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Ramazan ayının başlangıcı dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Başkan Ünlüce mesajında şu görüşlere yer verdi: “Kıymetli Hemşehrilerim, Rahmet ve bereketin simgesi, on bir ayın sultanı Ramazan’a kavuşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Ramazan; paylaşmanın, dayanışmanın, sabrın ve kardeşliğin en güzel şekilde yaşandığı manevi zaman dilimidir. Bu güzel ayda küskünlükleri ve dargınlıkları bitirerek birliğimizi güçlendirmek için hepimize sorumluluklar düşüyor. Özellikle ağır ekonomik kriz sebebiyle ihtiyaçların zirve yaptığı bir dönemdeyiz. Böyle dönemlerde birbirimize sahip çıkmak, ihtiyaç sahipleri ile sofralarımızı ve gönüllerimizi paylaşmak çok kıymetli. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak Aşevimiz, Kent Lokantaları, Halk Et Market, sosyal yardım ve desteklerimizle şehir dayanışmasını güçlendiriyoruz. ‘Şehir Paylaşmaktır’ diyerek başlattığımız iyilik zinciri ise her geçen büyüyor. Ramazan ayı vesilesiyle sesimizin ulaştığı herkesi, bu zincirin halkası olmaya davet ediyorum. Veren el ile alan elin birbirini görmediği bu dayanışma ile hayırseverler, sehirpaylasmaktir.eskisehir.bel.tr internet adresi üzerinden koli alımı yaparak bağışta bulunabilecekler. Yapılan bağışları ihtiyaç sahiplerine hayırseverler adına ulaştıracağız. Ramazan’ın bizlere kazandırdığı bu güzellikleri, yılın her ayına yaymanın da önemini hatırlatmak istiyorum. İçinde barındırdığı manevi güzellikler, huzur ve iyilikle dolu Ramazan’ın, hepimize sağlık, bolluk ve mutluluk getirmesini temenni ediyorum. Ramazan’ın bereketi başta şehrimiz, ülkemiz, İslam âlemi ve tüm insanlığa barış, huzur, kardeşlik getirsin. İbadetlerimiz kabul, Ramazanımız mübarek olsun.”

Odunpazarı’nda Halk Kart Bakiyeleri Artırıldı Haber

Odunpazarı’nda Halk Kart Bakiyeleri Artırıldı

Ülkede uygulanan yanlış ekonomi politikalarının yol açtığı yüksek enflasyon ve hızla düşen alım gücü, her geçen gün daha fazla aileyi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getiriyor. Gıda, temizlik ve barınma gibi en temel kalemlere erişimin zorlaştığı bu süreçte Odunpazarı Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla yurttaşlarının yanında olmaya devam ediyor. Bu kapsamda Odunpazarı Belediyesi, Halk Market’ten yararlanan ihtiyaç sahibi hemşehrilerinin Halk Kart bakiyelerini artırdı. Yeni düzenleme ile destek miktarları, hanelerde yaşayan kişi sayısı dikkate alınarak yeniden belirlendi. Belediye, kalabalık ailelerin daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğu gerçeğinden hareketle sosyal yardımlarını adalet ve hakkaniyet temelinde güçlendirdi. PARANIN GEÇMEDİĞİ MARKET: HALK MARKET Odunpazarı Belediyesi’nin örnek sosyal yardım modeli olan Halk Market, 17 Ekim 2015’te Yoksullukla Mücadele Günü’nde hizmete açıldı. Paranın ve kredi kartının geçmediği markette, ihtiyaç sahibi aileler Halk Kartları ile temel gıda ve temizlik ürünlerine ücretsiz olarak ulaşabiliyor. Bugüne kadar binlerce ailenin faydalandığı Halk Market, yerel yönetimlerin sosyal sorumluluk alanındaki en somut dayanışma örneklerinden biri olmayı sürdürüyor. BAŞKAN KAZIM KURT: “HİÇBİR ÇOCUK AÇ YATAĞA GİRMEYECEK” Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, artan hayat pahalılığı ve derinleşen ekonomik krizin yurttaşlar üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, sosyal belediyeciliğin bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Başkan Kurt açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün yaşadığımız ekonomik kriz, yanlış politikaların sonucudur ve ne yazık ki en ağır bedeli dar gelirli aileler ödüyor. Alım gücünün bu kadar düştüğü bir ortamda yerel yönetimlerin sorumluluğu daha da artıyor. Biz Odunpazarı’nda kimseyi yalnız bırakmamakta kararlıyız. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmesine, hiçbir ailenin çaresizliğe terk edilmesine izin vermeyeceğiz.” Sosyal yardımların bir lütuf değil, yurttaşlık hakkı olduğunun altını çizen Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sosyal belediyecilik; krizin faturasını halka kesen anlayışa karşı, halkın yanında durmaktır. Tüm sınırlı imkânlarımıza rağmen dayanışmayı büyütüyor, yardımlarımızı adaletli ve insan onuruna yakışır şekilde sürdürüyoruz. Halk Market, bu anlayışın en somut örneğidir.” DAYANIŞMA İLE YÖNETİLEN BİR ODUNPAZARI Odunpazarı Belediyesi, Halk Market başta olmak üzere hayata geçirdiği sosyal destek projeleriyle ekonomik krizin yarattığı tahribata karşı dayanışmayı büyütmeyi hedefliyor. Belediye, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda, Odunpazarı’nı adalet, eşitlik ve insan onurunu merkeze alan bir yaklaşımla yönetmeye devam edeceğini vurguluyor.

Seçim Ekonomisi Devrede! Haber

Seçim Ekonomisi Devrede!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, iktidarın açıkladığı enflasyon ve işsizlik verilerinin toplumun ekonomik gerçekleriyle örtüşmediğini belirterek, AKP’nin ekonomi politikanın açık biçimde bir seçim ekonomisi hazırlığı olduğunu söyledi. Karabat: “Algı var, gerçek yok. Amaç erken seçim zemini yaratmak.” dedi. “ALGIYLA EKONOMİ YÖNETİLİYOR!” Karabat, AKP’nin yıllardır yaptığı gibi ekonomik krizi rakamlarla perdelemeye çalıştığını vurgulayarak, “Sözde işsizlik tek haneye düşüyor, enflasyon geriliyor. Ama çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanan gerçek bambaşka. Amaç net: seçim” ifadelerini kullandı. İŞSİZLİK RAKAMLARI GERÇEĞİ GİZLİYOR! Yeni yatırımın olmadığını, istihdam alanlarının genişlemediğini hatırlatan Karabat, TÜİK verilerinin dar tanımlı işsizliği düşük gösterdiğine dikkat çekti. Dar tanımlı işsizliğin yüzde 7,7’ye düşürüldüğünü belirten Karabat, “Gerçek işsizliği yansıtan atıl iş gücü oranı ise yüzde 28,6. Yani neredeyse her üç kişiden biri işsiz ya da güvencesiz” dedi. “MERKEZ BANKASI DA ALGI OPERASYONUNUN PARÇASI” Merkez Bankası yönetiminin de bu algı operasyonunun parçası olduğunu söyleyen Karabat, son aylarda açıklanan düşük aylık enflasyon oranlarının yıllardır biriken hayat pahalılığını örtmeye dönük olduğunu belirtti. “Enflasyon verileriyle oynanıyor, tablo pembeleştiriliyor.” diyen Karabat, asıl hedefin faizleri erken seçim öncesinde düşürmek olduğunu kaydetti. “GEÇİCİ BOLLUK, KALICI SEFALET PLANLANIYOR” Karabat’a göre iktidar; faiz indirimi, kredi genişlemesi ve kısa vadeli maaş artışlarıyla sahte bir rahatlama yaratmayı hedefliyor. Bu poltikanın sonucunun çok daha ağır bir ekonomik kriz olacağını vurgulayan Karabat; “Bu yol, nas döneminden bile daha sert bir çöküşe çıkar” dedi. “SAMİMİ DEĞİLLER” Emekli maaşları başta olmak üzere halkın gelirinin artırılmasının zorunlu olduğunu söyleyen Karabat, iktidarın bunu erteleyerek samimiyetsiz davrandığını belirtti. “Halk bugün geçinemiyor ama AKP ‘şartlar müsait olunca bakarız’ diyor. O şartlar hiçbir zaman gelmiyor” ifadelerini kullandı. Karabat açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Adil bir vergi sistemi kurulmadan, rant düzeni sona ermeden, bütçe akılcı biçimde planlanmadan dağıtılacak her para, patlayan enflasyon karşısında buharlaşır. AKP, kısa süreli bolluk sunup, uzun süreli sefalet vaat etmektedir..”

Gürer: ''Çiftçi Para Kazanamıyor, Su Bedelini Ödeyemiyor'' Haber

Gürer: ''Çiftçi Para Kazanamıyor, Su Bedelini Ödeyemiyor''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada sulama birliklerinden su politikalarına, çiftçinin artan maliyetlerinden yaklaşan su krizine kadar pek çok başlıkta önemli uyarılarda bulundu. Gürer, iktidarın merkeziyetçi anlayışının sorunları çözmek yerine derinleştirdiğini vurguladı. “2018’DE UYARMIŞTIK, DİNLEMEDİNİZ” CHP Niğde Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Ömer Fethi Gürer, sulama birlikleriyle ilgili tartışmaların yeni olmadığını belirterek, 2018 yılında Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda yaptıkları uyarıları hatırlattı. O dönemde sulama birliklerinin Devlet Su İşleri’ne devredilmesine karşı çıktıklarını ifade etti. Ömer Fethi Gürer, “Sorunu olan birliklerin sorunları çözülsün, iyi işleyenler çiftçilerin yönetiminde devam etsin demiştik. Muhalefetimizin dikkate alınmamasıyla bugün yeniden aynı sorunları konuşuyoruz” dedi. “ÇİFTÇİ PARA KAZANAMIYOR, SU BEDELİNİ ÖDEYEMİYOR” Aradan geçen sürede kooperatifler ve sulama birliklerinde yaşanan yapısal sorunların devam ettiğini söyleyen Ömer Fethi Gürer, bunun temel nedeninin çiftçinin içine sürüklendiği ekonomik kriz olduğunu vurguladı. Çiftçinin üretimden yeterli gelir elde edemediğini belirten Gürer, su fiyatlarındaki artışın üreticiyi daha da zorladığını dile getirdi. İlaç, gübre, tohum, mazot, tarla kirası, traktör ve biçerdöver giderlerinin her geçen gün arttığını söyleyen CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Çiftçi giderlere yetişemiyor. Bir de bunun üzerine su maliyeti ekleniyor. Oysa su, verimi ve rekolteyi artıran en temel unsurlardan biridir” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE SU FAKİRİ ÜLKE OLMA YOLUNDA Konuşmasında Türkiye’nin su varlığına ilişkin çarpıcı veriler paylaşan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ülkenin ciddi bir su stresi yaşadığını belirtti. Akarçay, Meriç, Ergene, Küçük Menderes, Burdur, Konya Kapalı Havzası ve Asi Havzası’nda hâlihazırda su açığı bulunduğunu, bu durumun Bakanlık tarafından da kabul edildiğini ifade etti. Gürer, 2030 yılına kadar Susurluk, Kuzey Ege, Gediz, Büyük Menderes, Kızılırmak, Seyhan, Ceyhan, Fırat, Dicle ve Van Gölü havzalarında da su açığı yaşanmasının öngörüldüğünü belirterek, “Gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen yıllık su miktarı 1.700 litre iken Türkiye’de bu rakam 1.269 litreye kadar gerilemiş durumda” dedi. GÖLLER KURUYOR, YER ALTI SULARI TÜKENİYOR Türkiye genelinde su kaynaklarının hızla tükendiğine dikkat çeken Ömer Fethi Gürer, 240 gölden 186’sının kuruduğunu, 2 bin obruk oluştuğunu ve bunların 600’ünün yalnızca Konya’da bulunduğunu söyledi. Yeraltı sularının ciddi biçimde çekildiğini belirten Gürer, artık 150–200 metre derinlikten su çıkarılmak zorunda kalındığını vurguladı.Bu tablo karşısında acil düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ifade eden Ömer Fethi Gürer, mevcut politikaların sürdürülebilir olmadığını dile getirdi. “SUYA GÖRE ÜRÜN POLİTİKASI ŞART” Suyun yönetimi konusunda planlamanın hayati önemde olduğunu vurgulayan CHP’li Gürer, Akdeniz ve Karadeniz’e boşa akan suların Anadolu’ya yönlendirilmesine yönelik yatırımların önemsenmesi gerektiğini söyledi. Tarımda su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde üretildiğine dikkat çeken Gürer, “Kuru tarım alanlarında suyu çok tüketen ürünleri yaygınlaştırıyoruz. Suyun ihtiyaca göre ürün politikasıyla birlikte ele alınması gerekir” dedi. RUHSATSIZ KUYULAR ÇİFTÇİNİN ELİNİ KOLUNU BAĞLIYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, su sorununun finansmana erişimi de doğrudan etkilediğini belirterek, kuyu sularının büyük bölümünün ruhsatsız olmasının çiftçiyi mağdur ettiğini ifade etti. Ruhsatı olmayan çiftçilerin bankalardan kredi alamadığını belirten Gürer, bu durumun modern sulama sistemlerine geçişi engellediğini söyledi. “Ruhsatı olmadığı için kredi alamıyor, kredi alamadığı için damlama ve yağmurlamaya geçemiyor. Bu nedenle hâlâ salma sulama, yani vahşi sulama yapılıyor” diyen Gürer, modern sulama sistemleriyle ciddi oranda su tasarrufu sağlanabileceğine dikkat çekti. “MERKEZİYETÇİ ANLAYIŞ SORUNU DERİNLEŞTİRİYOR” Yağmurlama sulamayla yüzde 35, damlama sulamayla yüzde 65 oranında su tasarrufu sağlanabileceğini vurgulayan Ömer Fethi Gürer, iktidarın bu alanlara odaklanmak yerine merkeziyetçi bir anlayışla hareket ettiğini söyledi. Gürer, “Her yerden ne sağlarım anlayışıyla hareket eden bir siyasi iktidar var. Bu yaklaşım sorunu çözmek yerine derinleştiriyor” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.