SON DAKİKA
Hava Durumu

#Eğitim Hakkı

Porsuk Haber Ajansı - Eğitim Hakkı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eğitim Hakkı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bir Ülkenin Geleceği Kız Çocuklarına Nasıl Davrandığıyla Ölçülür Haber

Bir Ülkenin Geleceği Kız Çocuklarına Nasıl Davrandığıyla Ölçülür

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkan Başdanışmanı Bilge Doğan, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında kız çocuklarının yaşam, eğitim ve özgürlük haklarına dikkat çekti. Doğan, "Kız çocuklarını korumak kimsenin lütfu değil, devletin ve toplumun en temel sorumluluğudur" dedi. "Bir Ülkenin Geleceği Kız Çocuklarına Nasıl Davrandığıyla Ölçülür" 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü vesilesiyle açıklamada bulunan Zafer Partisi Eskişehir İl Başkan Başdanışmanı Bilge Doğan, bugünün sadece takvimdeki bir günü anmaktan ibaret olmadığını vurguladı. Kız çocuklarının yaşam hakkını, eğitim hakkını, özgürlüğünü ve geleceğini kararlılıkla savunmak için bir arada olduklarını belirten Doğan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü bizlere inkâr edilemez bir gerçeği hatırlatıyor: Bir ülkenin geleceği, o ülkenin kız çocuklarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Kız çocuklarının özgürce yaşayabildiği, korkmadan konuşabildiği ve eşit eğitim alabildiği bir ülke, ancak o zaman gerçekten güçlü ve demokratik bir ülke olabilir." "Çocuklarımızın Yeri Çağdaş Okul Sıralarıdır" Günümüz Türkiye'sinde kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı zorluklara değinen Bilge Doğan, yetkililere ve kamuoyuna kritik sorular yöneltti. Çocukların şiddet, istismar ve korkunun gölgesinden uzak tutulması gerektiğini belirten Doğan, şöyle devam etti: "Peki, soruyoruz: Bugün kız çocuklarımız nasıl bir ülkede büyüyor? Eğitim hakkı elinden alınan, şiddete maruz bırakılan, hayalleri toplumun baskılarıyla sınırlandırılan kız çocuklarımızın arkasında kim duracak? Çocuklarımızın yeri, çağdaş okul sıraları ve özgür oyun alanlarıdır; şiddetin, istismarın ve korkunun gölgesi değil." "Hiçbir Gerekçe Bir Çocuğun Yaşama Hakkından Değerli Olamaz" Çocukların yaşadığı sorunların yalnızca ailevi bir mesele olarak görülemeyeceğinin altını çizen Bilge Doğan, çocuk haklarının koruma altına alınmasının kamusal bir görev olduğunu vurguladı:''Çocukları risklerle baş başa bırakmak değil; onları koruyacak güçlü, etkili ve denetlenebilir mekanizmaları derhal hayata geçirmektir. İhmallere göz yummak, eşitsizliği görmezden gelmek ve şiddet karşısında susmak, sorunların daha da büyümesine zemin hazırlamaktır. Hiçbir gelenek, hiçbir gerekçe ve hiçbir siyasi hesap, bir çocuğun yaşam hakkından daha değerli olamaz.'' "Atatürk'ün Çağdaşlık Anlayışı Kız Çocuklarının Güçlenmesini Emreder" Kız çocuklarının toplumun her alanında söz sahibi olması gerektiğine dikkat çeken Doğan, konuşmasında Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkelerine vurgu yaptı: "Bizler, kız çocuklarımızın yalnızca hayatta kalmasını değil; özgürce yaşamasını, kendi kararlarını verebilmesini, bilimde, sanatta, siyasette, sporda ve yaşamın her alanında eşit biçimde yer almasını istiyoruz. Çünkü kız çocukları geleceğin güçlü kadınlarıdır. Kadınların eşit olmadığı bir toplumda demokrasi daima eksiktir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaşlık ve eşit yurttaşlık anlayışı, kız çocuklarının eğitimle güçlenmesini ve kadınlarımızın toplumun her alanında söz sahibi olmasını emreder." Karar Alıcılara Açık Çağrı: "Amasız, Fakatsız Güvence Altına Alın" Zafer Partisi İl Başkan Başdanışmanı Bilge Doğan, açıklamasının sonunda tüm yetkililere ve karar alıcılara seslenerek taleplerini sıraladı: "Kız çocuklarımızın eğitim hakkını amasız, fakatsız güvence altına alın. Her türlü istismara karşı etkin ve tavizsiz bir mücadele yürütün. Şiddeti önleyen mekanizmaları güçlendirin ve hiçbir çocuğu yoksulluğun, ayrımcılığın ve ihmalin insafına terk etmeyin. Çünkü çocuk hakları politik bir tercih değil, tartışmasız bir insan hakları meselesidir." "Mücadelemize En Gür Sesimizle Devam Edeceğiz" Açıklamasını Zafer Partisi'nin kararlılık mesajıyla tamamlayan Doğan, sözlerini şu ifadelerle bitirdi: "Zafer Partisi olarak bizler, kız çocuklarımızın susturulmadığı, hayallerinin yarım bırakılmadığı, güvenle yaşadığı ve kendi geleceğini hür iradesiyle kurduğu bir Türkiye istiyoruz. 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde bir kez daha söz veriyoruz: Çocuklarımızın haklarını sonuna kadar savunmaya ve her çocuğun özgürce yaşayabildiği bir gelecek için en gür sesimizle mücadele etmeye devam edeceğiz. Yaşasın çocuk hakları! Yaşasın Cumhuriyetin aydınlık ve özgür geleceği!"

YENİ Partili Arslan: "Neden Eğitim Dönemi Başlamadan Gereği Yapılmadı?" Haber

YENİ Partili Arslan: "Neden Eğitim Dönemi Başlamadan Gereği Yapılmadı?"

Yeni Parti Parti Meclisi Üyesi ve Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan’ın eğitim yapılarının deprem güvenliğine ilişkin aynı içerikteki soru önergelerine Millî Eğitim Bakanlığından farklı kapsamda yanıtlar geldi. Bakanlık, 2026’da incelenen 14 eğitim yapısının 9’u hakkında yıkım, 5’i hakkında güçlendirme kararı verildiğini açıkladı. Ancak yapıların isimleri ile rapor ve karar tarihlerini açıklamadı. Arslan, “Riskler ne zaman tespit edildi? Neden eğitim dönemi başlamadan gereği yapılmadı? Başka kaç okul var?” diye sordu. Eskişehir’de eğitim yapılarının deprem güvenliğini şubat ayında TBMM gündemine taşıyan Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Millî Eğitim Bakanlığının aynı içerikteki soru önergelerine verdiği yanıtlar ile son dönemde yaşanan okul tahliye ve taşınmalarına dikkat çekti. Arslan, Bakanlığa hangi eğitim yapılarında deprem performans analizi yapıldığını, analiz tarihlerini, riskli bulunan binaları, yıkım ve güçlendirme kararlarını ve risk tespiti ile tahliye arasında geçen süreyi sordu. Önergesinin süresi içerisinde yanıtlanmaması üzerine aynı içerikteki soruları yeniden yöneltti. AYNI SORULARA NEDEN FARKLI KAPSAMDA CEVAPLAR VERİLDİ? Bakanlığın ilk cevabında Eskişehir’de “depreme dayanıksız olduğu yönünde teknik rapor bulunduğu halde hizmet vermeye devam eden okul, pansiyon ve öğretmenevi binası bulunmadığı” bildirildi. Aynı cevapta RİSKAL Projesi kapsamında daha önce incelemesi yapılmayan binaların incelenmeye devam edildiği belirtildi. Sonraki cevapta ise 2025 ve 2026 yıllarına ilişkin yeni veriler açıklandı. Bakanlık, 2025 yılında 12, 2026 yılında 14 eğitim yapısında deprem performans analizi gerçekleştirildiğini; 2025’te 12 okul için yıkım, 2026’da incelenen 14 eğitim yapısının 9’u için yıkım, 5’i için güçlendirme kararı verildiğini bildirdi. Ancak bu 14 yapının isimleri ile rapor ve karar tarihleri açıklanmadı. Arslan, “Bakanlığın hangi cevabı Eskişehir’deki güncel tabloyu yansıtıyor? İlk cevap verildiğinde bu 14 yapının kaçının raporu tamamlanmış, kaçının yıkım veya güçlendirme kararı alınmıştı? Bu bilgiler Bakanlığın elindeyse neden açıklanmadı; değilse raporlar ve kararlar hangi tarihlerde ortaya çıktı?” diye sordu. NEDEN EĞİTİM DÖNEMİ BAŞLAMADAN PLANLANMADI? Riskli olduğu belirlenen bir eğitim yapısının derhal boşaltılması gerektiğini vurgulayan Arslan, asıl tartışılması gerekenin riskin ne zaman tespit edildiği ve sonrasında ne kadar sürede harekete geçildiği olduğunu belirtti: “Risk daha önce tespit edilmişse neden beklendi? Henüz tespit edilmemişse incelemeler neden zamanında tamamlanmadı? Yıkım, güçlendirme ve taşınma kararları neden eğitim dönemi başlamadan sonuçlandırılmadı? Öğrencilerin gideceği okullar, ulaşım ve servis ihtiyacı, derslikler, öğretmenler; meslek liselerinde atölye ve laboratuvarlar neden önceden planlanmadı?” Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Battalgazi Ortaokulunda yaşanan süreçlerin bu soruları daha da önemli hale getirdiğini belirten Arslan, özellikle Gazi MTAL’in taşınmasına dikkat çekti. “Bir meslek lisesini taşımak, tabelasını başka bir binaya asmak değildir. Atölyesi, laboratuvarı, makine ve teçhizatı vardır. Öğrencinin ulaşımı, servis ihtiyacı, öğretmenin çalışma düzeni ve ailelerin bütçesi vardır.” Gazi MTAL’in taşınması için önce başka bir okul üzerinde hazırlık yapıldığı, daha sonra planın değiştirildiği yönündeki bilgilerin de açıklığa kavuşturulmasını isteyen Arslan, “İlk plan kapsamında herhangi bir fiziki düzenleme veya harcama yapıldı mı? Yapıldıysa neden vazgeçildi ve ne kadar kamu kaynağı kullanıldı?” diye sordu. “ASIL SORU: BAŞKA KAÇ OKUL VAR?” 2026 boyunca Eskişehir’de farklı eğitim yapıları hakkında tahliye, yıkım, güçlendirme ve taşıma kararlarının gündeme geldiğini belirten Arslan, meselenin yalnızca kamuoyuna yansıyan birkaç okulla sınırlı olmadığını söyledi. Arslan, Bakanlığın deprem tahkiklerinin sürdüğünü bildirdiğini hatırlatarak şu soruları yöneltti: “Bakanlığın sözünü ettiği 14 eğitim yapısı hangileridir? Hangileri boşaltıldı, hangileri yıkıldı, hangilerinde güçlendirme başladı, hangileri bekliyor? Halen incelemesi devam eden veya henüz incelemesi yapılmamış kaç eğitim yapısı var? Yıkılması, güçlendirilmesi ya da tahliye edilmesi gündeme gelebilecek başka kaç okul var?” Arslan açıklamasını şöyle tamamladı: “Şubat ayında sorduk, yanıt gelmeyince yeniden sorduk. Bakanlıktan farklı kapsamda cevaplar geldi. Aradan geçen sürede yeni tahliye ve taşıma kararlarıyla karşılaştık. Ama hâlâ en temel bilgileri bilmiyoruz: Hangi okul? Hangi rapor? Hangi tarih? Hangi karar? Millî Eğitim Bakanlığından ve Eskişehir Valiliğinden genel ifadeler ve toplu rakamlar değil; okul okul, rapor rapor, tarih tarih güncel tabloyu açıklamalarını istiyoruz. Risk ortaya çıktıktan sonra harekete geçmek yetmez. Esas olan riski zamanında tespit etmek, tedbiri zamanında almak ve eğitimi aksatmayacak planlamayı önceden yapmaktır. Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin can güvenliği, eğitim hakkı ve milletin kaynakları son dakika kararlarına bırakılamaz.”

Eskişehir’den Özel Sektör Öğretmenlerine Destek: “Eğitimciye Kelepçe Vurulmaz” Haber

Eskişehir’den Özel Sektör Öğretmenlerine Destek: “Eğitimciye Kelepçe Vurulmaz”

Özel sektör öğretmenlerinin Ankara’daki hak arama mücadelesine ve maruz kaldıkları müdahalelere Eskişehir’den sert tepki geldi. Eğitim-İş Eskişehir Şubesi’nin öncülüğünde Hamamyolu Yediler Parkı’nda bir araya gelen sendika temsilcileri ve siyasiler, öğretmenlerin taleplerinin karşılanması için çağrıda bulundu. ​Özel sektör öğretmenlerinin insanca yaşanabilir bir ücret ve iş güvencesi talebiyle Ankara’da başlattığı eylemler sürerken, yaşanan gözaltılar ve ters kelepçe uygulaması Eskişehir'de de protesto edildi. Hamamyolu Yediler Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasında, eğitim emekçilerine yönelik baskılar kınandı. ​CHP İl Başkanı Yalaz: "Bardağı Taşıran Son Damla" ​Basın açıklamasına katılarak destek veren CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, bir eğitimciye ters kelepçe takılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek şunları söyledi: "Bir eğitimcinin ters kelepçeyle gözaltına alınması bardağı taşıran son damladır. Nesil eğiten, geleceğimizin teminatı olan öğretmenlerimize yapılan bu muameleyi şiddetle kınıyorum. İktidarın eğitimciye verdiği değerin bir göstergesi olan bu tavır, vicdanları yaralamıştır. Mücadele eden tüm öğretmenlerimizin yanındayız." ​Mahmut Yalınkılıç: "Somut Adım Atılana Dek Eylemlerimiz Sürecek" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Eskişehir Temsilciliği adına konuşan Mahmut Yalınkılıç, taleplerinin net olduğunu vurguladı. Yalınkılıç, Hamamyolu’ndan yaptığı çağrıda, "Öğretmenler geçinemiyor, kirasını ödeyemiyor. Söz verilen ortak toplantı derhal gerçekleştirilmeli, mülakat mağduru öğretmenlerin hakları teslim edilmelidir. Taleplerimiz karşılanana kadar açlık grevi ve direnişimiz sürecektir" ifadelerini kullandı. Ayrıca TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan’a verdiği sözleri tutma çağrısında bulundu. ​Eğitim-İş Şube Başkanı Arslan: "Bu Mücadele Kamusal Eğitim Hakkı Mücadelesidir" ​Hamamyolu Yediler Parkı’ndaki açıklamayı yöneten Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan ise eğitimin ticarileştirilmesine dikkat çekti. Arslan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye'de eğitim uzun süredir kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırılmakta, piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir. Müteahhitlerin özel okul, holdinglerin üniversite açtığı; eğitimin ticari bir faaliyet alanına dönüştürüldüğü bu düzende öğretmenler emeğinin karşılığını alamaz hale getirilmiştir. Ankara'da yaşananlar, bu tablonun sonucudur. Özel sektör öğretmenleri insanca yaşayabilecekleri bir ücret, iş güvencesi ve mesleklerine yakışır çalışma koşulları talep etmektedir. Bu talepler ne ayrıcalık ne de imtiyazdır; en temel çalışma hakkıdır. Ancak talepleri duymak yerine baskı tercih edilmiştir. Hak arayan genç öğretmenler gözaltına alınmış, dayanışma göstermek için yanlarında bulunan sendika yöneticileri ters kelepçeyle gözaltı araçlarına bindirilmiş, gazeteciler ve yurttaşlar biber gazına maruz bırakılmıştır. Ortaya çıkan görüntüler, yalnızca eğitim emekçilerine değil, demokratik hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahaledir. Daha da vahimi, yaşananlara rağmen öğretmenlerin sesini duyacak bir iradenin ortaya çıkmamasıdır. Bu nedenle özel sektör öğretmenleri açlık grevini sürdürmektedir. Bir ülkenin öğretmenleri geçinemediğini söylüyor, güvencesizlikten yakınıyor ve seslerini duyurabilmek için açlık grevine başvuruyorsa, sorgulanması gereken onların talepleri değil, onları bu noktaya sürükleyen eğitim politikalarıdır. Özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi yalnızca ekonomik haklar mücadelesi değildir. Bu mücadele, eğitimin ticarileştirilmesine, öğretmenliğin güvencesizleştirilmesine ve emeğin değersizleştirilmesine karşı verilen bir mücadeledir. Eğitim-İş olarak laik, bilimsel, kamusal ve nitelikli eğitim mücadelesi ile öğretmenlerin insanca çalışma talebini aynı bütünün parçaları olarak görüyoruz. Çünkü öğretmenin güvenceden yoksun bırakıldığı bir yerde eğitim hakkı da zarar görür. Bu nedenle Ankara'da hak aradığı için gözaltına alınan, ters kelepçeye maruz bırakılan ve açlık grevinde direnen özel sektör öğretmenlerinin yanında olduğumuzu kamuoyuna ilan ediyoruz. Eğitim emekçilerinin talepleri bastırılarak değil, karşılanarak çözülebilir. Öğretmenlerin haklı mücadelesi yalnız değildir. Yaşasın öğretmen dayanışması! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!"

Kadınların Mücadelesi Bu Ülkenin Geleceğimin Mücadelesidir Haber

Kadınların Mücadelesi Bu Ülkenin Geleceğimin Mücadelesidir

İYİ Parti Eskişehir İl Kadın ve Aile Politikaları Başkanlığı tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı ve stant çalışması gerçekleştirildi. İYİ Parti İl Kadın ve Aile Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Leyla Çam tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugün 8 Mart. 8 Mart; eşitsizliğe, şiddete, sömürüye ve kadınların hayatlarını kuşatan sistematik ayrımcılığa karşı yükselen tarihsel bir itirazın günüdür. Bugün, kadınların yüzyıllardır süren hak mücadelesinin, adalet arayışının ve eşit yurttaşlık talebinin sembolüdür. 8 Mart; kadınların eşit ve onurlu bir yaşam talep ettiklerini hatırlatan güçlü bir toplumsal çağrıdır. Kadınların emeğinin görünür kılınması, yaşam hakkının korunması, fırsat eşitliğinin sağlanması ve kadınların toplumsal hayatın her alanında eşit biçimde var olabilmesi için verilen mücadelenin ortak sesidir. Bu nedenle 8 Mart, bir kutlamadan çok; eşitlik, adalet ve özgürlük talebinin yükseldiği bir mücadele günüdür. Ne yazık ki Türkiye’de kadınlar hâlâ yaşamın birçok alanında ciddi eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Bugün Türkiye’de kadınlar; • Sokakta, Evinde, İşyerinde güvende değildir. • İş yerinde eşit değildir. • Siyasette yeterince temsil edilmiyor. • Hukuk önünde yeterince korunmuyor. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, toplumsal bir yara haline gelmiştir. Kadınlar çoğu zaman en yakınlarındaki erkekler tarafından hayatlarından koparılmaktadır. Her gün bir kadının öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Koruma kararları çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmakta, gerekli önlemler zamanında alınmamakta, failler ise cezasızlık kültürüyle cesaret bulmaktadır. Mahkemelerde uygulanan “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimleri, adalet duygusunu zedelemekte ve toplum vicdanını yaralamaktadır. Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu yapılamaz. Kadınların güvenliği bir siyasi tercih değil, devletin en temel sorumluluğudur. Kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı değildir. Etkin bir koruma mekanizması, güçlü sosyal destek politikaları ve kararlı bir siyasi irade gerektirir. Şiddete maruz kalan kadınların korunması için kolluk kuvvetlerinden yargıya kadar tüm kurumların eşgüdüm içinde çalışması zorunludur. İktidarın görevi yalnızca suç işlendikten sonra müdahale etmek değil, aynı zamanda şiddeti doğuran koşulları ortadan kaldıracak önleyici politikaları hayata geçirmektir. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kadınların korunmasına yönelik en önemli uluslararası mekanizmalardan birinin ortadan kaldırılması anlamına gelmiştir. Bu karar, kadınların yaşam hakkını koruyan politikaların zayıflamasına yol açmış ve Türkiye’de kadınların güvenliği konusunda ciddi bir geri adım oluşturmuştur. Kadına yönelik şiddetle mücadele ideolojik tartışmalara kurban edilemez. Kadınların yaşam hakkı hiçbir siyasi hesaplaşmanın parçası haline getirilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, kadın ve erkeğin eşit yurttaşlar olduğu bir toplumsal düzen üzerine kurulmuştur. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile kadınlar birey olarak kabul edilmiş, 1934 yılında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Türk kadınlarına birçok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Cumhuriyet devrimleri, kadınları toplumsal hayatın eşit ve özgür bir öznesi haline getirmiştir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, kadınların siyasette, ekonomide ve sosyal yaşamda yeterince yer bulamadığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın temsil oranı hâlâ yüzde 20 seviyelerinde kalmaktadır. Yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında kadınların varlığı son derece sınırlıdır. Kadınların eşit temsil edilmediği bir demokrasinin güçlü olması mümkün değildir. Siyaset, toplumun yarısını oluşturan kadınların deneyim ve katkıları olmadan eksik kalır. Kadınların karar alma süreçlerinde daha güçlü şekilde yer alması yalnızca kadın hakları açısından değil, demokrasinin niteliği açısından da hayati öneme sahiptir. Ekonomik alanda da benzer bir tablo söz konusudur. Kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ülkeleri arasında en düşük seviyelerden biridir. Milyonlarca kadın kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Eşit işe eşit ücret ilkesi çoğu zaman uygulanmamaktadır. Kadın emeği sistematik olarak değersizleştirilmektedir. Kadın yoksulluğu giderek derinleşirken sosyal politikalar kalıcı çözümler üretmek yerine çoğu zaman geçici ve sınırlı uygulamalarla sınırlı kalmaktadır. Kadınların ekonomik özgürlüğü olmadan gerçek eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Kadınların istihdama katılımını artıran politikalar geliştirilmeden, kreş ve bakım hizmetleri yaygınlaştırılmadan ve çalışma hayatında fırsat eşitliği sağlanmadan kadın ve erkek eşitliği kurulamaz. Kadınların üzerindeki bakım yükünün paylaşılması, çalışma hayatında ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve kadın girişimciliğinin desteklenmesi kalkınmanın da önemli bir parçasıdır. Bir diğer önemli sorun ise kız çocuklarının eğitimden koparılması ve erken yaşta evliliklerdir. Kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılması, onları yoksulluğa, bağımlılığa ve eşitsizliğe mahkûm eden bir düzenin kapısını aralamaktadır. Bir kız çocuğunu okuldan alıp erken yaşta evliliğe zorlayan anlayış; sadece hukuka değil, insanlık onuruna da aykırıdır. Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkı garanti altına alınmalı, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi için mevcut yasalar tavizsiz biçimde uygulanmalıdır. Eğitim, kadınların güçlenmesinin ve toplumsal eşitliğin en temel anahtarıdır. İYİ Parti olarak bizler; kadınların hak ettikleri özgürlük, güven ve eşitlik içinde yaşayacakları bir Türkiye için söz veriyoruz. Bu doğrultuda; • İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadele edeceğiz. • 6284 sayılı Kanun’un etkin ve tavizsiz uygulanmasının takipçisi olacağız. • Kadın cinayetlerinde cezasızlık kültürüne son verilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz. • Kadınların siyasette, ekonomide ve kamusal yaşamda eşit temsilini güçlendirecek somut politikalar geliştireceğiz. • Kadın istihdamını artıracak, kadın girişimciliğini destekleyecek kapsamlı ekonomik programlar uygulayacağız. • Kreş, bakım hizmetleri ve sosyal destek mekanizmalarını yaygınlaştırarak kadınların üzerindeki bakım yükünü azaltacağız. • Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkını güvence altına alacağız. Çünkü biz biliyoruz ki; Kadın; bireydir. Kadın; yurttaştır. Kadın; eşittir. Kadınların eşit olmadığı bir toplumda demokrasi güçlü olamaz. Kadınların güvende olmadığı bir ülkede özgürlükten söz edilemez. Bugün; kutlama günü değil, sorumluluk günüdür. Bugün; kadınların sesini duymanın, sorunlarını görmenin ve gerçek çözümler üretmenin günüdür. Kadınların korkmadan yaşayabildiği, eşit haklara sahip olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye mümkündür. İYİ Parti olarak söz veriyoruz: Kadınların sesi olmaya, adalet talebini büyütmeye ve eşitlik mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca kadınların değil, bu ülkenin geleceğinin mücadelesidir.Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin olmadığı bir Türkiye mümkündür. Ve biz, o Türkiye’yi kurmak için mücadele edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.