SON DAKİKA
Hava Durumu

#Demokrasi

Porsuk Haber Ajansı - Demokrasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Demokrasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Ünlüce: "Bizim Yürüyüşümüz İktidar Yürüyüşüdür" Haber

Başkan Ünlüce: "Bizim Yürüyüşümüz İktidar Yürüyüşüdür"

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında Ankara’da düzenlenen “Belediye Başkanları Toplantısı”na katıldı. CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen ve Türkiye’nin dört bir yanından büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanlarını bir araya getiren toplantıda başkanlara seslenen Ayşe Ünlüce, “Bizim yürüyüşümüz sıradan bir yürüyüş değildir. Bu iktidar yürüyüşüdür. Ancak bu iktidar öfkenin değil adaletin iktidarı olacak. Korkunun değil özgürlüğün iktidarı olacak. Biz bu ülkenin yarınlarına inanıyoruz. Biz bu ülkenin insanına inanıyoruz. Biz bu ülkenin zengin kaynaklarına inanıyoruz.” dedi. CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen ve Türkiye’nin dört bir yanından büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanlarını bir araya getiren toplantı, beş ayrı oturum halinde yapıldı. Toplantıya Eskişehir’den Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin yanı sıra Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe, Alpu Belediye Başkanı Gürbüz Güller, Mahmudiye Belediye Başkanı İshak Gündoğan, Beylikova Belediye Başkanı Hakan Karabacak ve Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci de katılım sağladı. Programın açılışında CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu okudu. Ardından Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın söz alarak bir konuşma gerçekleştirdi. Toplantıda daha sonra söz alan Ayşe Ünlüce, birlik ve dayanışma vurgusu yaptığı konuşmasında, 31 Mart seçimlerinin ardından halkın CHP’yi Türkiye’nin birinci partisi konumuna taşıdığını hatırlattı. Ünlüce, yerel yönetimlerin halkla kurduğu güçlü bağa dikkat çekerek sosyal belediyecilik anlayışının önemini vurguladı. “Bugün sıradan bir toplantı yapmıyoruz. Milletimizin helal oylarıyla seçilen belediye başkanları olarak dayanışmayı büyütmek, umudu diri tutmak için bir aradayız.” diyen Ünlüce, konuşmasında şunları söyledi: “Türkiye'nin geleceğini sırtlayacak kadrolar olarak baba ocağında dimdik ayakta durduğumuzu söylemek için bir aradayız. Milletimiz 31 Mart'ta bizi tarihi bir göreve çağırdı. Çok çalıştık, çok mücadele ettik. Genel başkanımız Özgür Özel'in liderliğinde Türkiye'nin birinci partisi olduk. Her birimiz halkımızın emanetine büyük bir sorumlulukla omuzladık. Gece gündüz, yaz, kış, soğuk, sıcak demeden çalıştık. Halkçı sosyal belediyecilikle milletimizle kucaklaştık. Halkın belediyeleri olarak hizmeti siyasetten de üstün gördük. Neler yaşamadık ki? Ekonomik zorluklar, siyasi baskılar, soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar. Bizlerin de birer aileleri olduğunu, çocukları olduğunu unutarak sayısız iftiralar attılar. Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay başkanlarımızla bazı hikâyelerimiz yarım kaldı. Bir sözümüz de buradan onlara olsun. Bu karanlık bitecek, bu millet gülecek. Değerli yol arkadaşlarım, seçimlerin üzerinden iki yıl aşkın bir zaman geçti. Memleketin dört bir köşesinde çocuklar, kadınlar, gençler, emekçilerle hep kol kolayız. Sosyal belediyecilikle; belediyecilik anlayışında yeni bir çığır açtık. Belediyeciliği yalnız yol yapmak, altyapı yapmak olarak görmedik. İnsana dokunduk, hayatı kolaylaştırdık, adaleti ve eşitliği her mahalleye, her sokağa, her caddeye yaydık. Her projemizi halkımızla birlikte oluşturduk. Bir çocuğun mutluluğu, bir gencin umudu, bir kadının özgürlüğü, bir çiftçinin emeği, bir emeklinin tebessümü olduk. Bizim yürüyüşümüz sıradan bir yürüyüş değildir. Bu iktidar yürüyüşüdür. Ancak bu iktidar öfkenin değil adaletin iktidarı olacak. Korkunun değil özgürlüğün iktidarı olacak. Biz bu ülkenin yarınlarına inanıyoruz. Biz bu ülkenin insanına inanıyoruz. Biz bu ülkenin zengin kaynaklarına inanıyoruz. Kıymetli yol arkadaşlarım. Partimiz bu toprakların en köklü, en kapsayıcı siyasi geleneğidir. Cumhuriyet Halk Partisi demokrasinin de millet egemenliğinin de yegâne temsilcisidir. Genel Başkanımız Özgür Özel'in siyasette kadın temsiliyetini artırma çabası çok önemlidir. Parti yönetiminde, Cumhurbaşkanlığı aday ofisinde, yerel yönetimlerde, kısacası kadınlar her yerde. Tüzük kurultayımızın ardından yüzde otuz üç olan kota kademeli olarak önce yüzde kırka sonra da yüzde elliye yükselecek. Kadınların söz sahibi olması demek daha adil, daha şeffaf ve daha kapsayıcı bir yönetim demek. Şehirlerimiz kadınlarla yükselecek. Ülkemiz kadınlarla refaha ulaşacak. Demokrasi ve adalet kadınlarla inşa edilecek. Kıymetli yol arkadaşlarım. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında milletimizin umuda, güvene, adil bir yönetime ihtiyacı var. Bu ülkenin artık kutuplaşmaya değil kardeşliğe, birliğe ihtiyacı var. Yoksullaştıran politikalara değil adil paylaşıma ihtiyacı var. Kamuda eğitim, sağlık, sosyal politikalara ihtiyacı var. Karanlığa değil aydınlığa ihtiyacı var. Hava gibi, su gibi adalete ihtiyacı var. İşte bu umudu büyütecek olan halkçı başkanlar olarak bizleriz karşınızdayız, huzurunuzdayız. Şehirlerimizde uyguladığımız sosyal, halkçı ve ilerici yönetim anlayışı halkımızdan büyük teveccüh görüyor. Her projemizde şehirlerimize umut olmaya devam edeceğiz. Dirençli siyaset, dirençli demokrasi, dirençli şehirler inşa etmeye devam edeceğiz. Biliyoruz yolumuz uzun, yolumuz meşakkatli. Yolumuz hiç kolay değil, dikensiz gül bahçesi hiç değil. Ancak arkamızda anaların duası, babaların desteği, gençlerin azmi milletimizin kendisi var. Zor olacak ama olacak. Yaşasın demokrasi mücadelemiz, yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi. Hep birlikte başaracağız. En içten dileklerimle hepinizi selamlıyorum.” Toplantıda ayrıca Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da birer konuşma yaptı. Programda belediye başkanları, sosyal belediyecilik, yerel yönetim deneyimleri ve gelecek dönem hedefleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Toplantının sonunda CHP Genel Başkanı Özgür Özel gündeme ve toplantıya dair bir konuşma gerçekleştirdi.

CHP Eskişehir Gençlik Kolları: "Çocuklar Okulda Bile Güvende Değil!" Haber

CHP Eskişehir Gençlik Kolları: "Çocuklar Okulda Bile Güvende Değil!"

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Gençlik Kolları, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 106. yıl dönümünde İl Milli Eğitim Müdürlüğü önüne yürüyüş düzenleyerek bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir İl Gençlik Kolları, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 106. yıl dönümünde İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek çarpıcı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İl Gençlik Kolları Başkanı Anıl Yüksel, milli egemenliğin vesayet altında olduğunu savunarak, "Çocuklar İçin 23 Maddelik Manifesto"yu kamuoyuyla paylaştı. ​"Milli Egemenlik Vesayet Altındadır" ​Açıklamasına 23 Nisan’ın tarihi önemine vurgu yaparak başlayan CHP Eskişehir İl Gençlik Kolları Başkanı Anıl Yüksel, güncel siyasi gelişmelere sert tepki gösterdi. Yüksel yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "23 Nisan 1920, egemenliğimizin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilan edildiği gündür! Milli iradenin temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 106. yılındayız. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık savaşını yönettiği Gazi Meclisimiz, Cumhuriyetimiz gibi sonsuza kadar yaşayacaktır. Bugün, sadece bir bayramı kutlamıyor; tam bağımsızlık inancımızı ve halkın kendi kaderini tayin etme iradesini selamlıyoruz. Ancak ne yazık ki, 23 Nisan 2026 Türkiye’sinde "Milli Egemenlik" kavramı, iktidarın eliyle ağır bir vesayet altına alınmış durumdadır. Seçilmiş İradeye Yapılan Müdahale, Halkın Kararına Saldırıdır Cumhurbaşkanı Adayımızın, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarımızın, yol arkadaşlarımızın siyasi yargı operasyonlarıyla gözaltına alınmaları, hapsedilmeleri ve görevden uzaklaştırılmaları, seçmen iradesini ve Cumhuriyetimizin temel taşı olan "ulusal egemenlik" ilkesini hedef alan bir darbedir. Demokrasi, sadece sandık konulması değil; aynı zamanda sandıktan çıkan iradenin korunması ve bu iradeye saygı duyulması anlamına gelir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, halkın tercihine saygı duyulmayan bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Cumhuriyetimizin kurucusu ve kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu özel günü, 23 Nisan’ı çocuklarımıza armağan ederken, yalnızca bir bayram vermedi; bu ülkenin geleceğini, umudunu ve yarınlarını çocuklara emanet etti. Ve o gün çocuklara şu sözü verdi: Güvende olacaksınız. Eşit olacaksınız. Özgür olacaksınız. Bugün ise, çocuklarımız eşit değil; özgür değil ve en önemlisi ne evde ne sokakta ne de okulda güvende. Sadece 1 yılda 1.538 çocuğumuzu dışsal yaralanma ve zehirlenme nedeniyle kaybettik. 2025 yılında en az 94, son 10 yılda 836 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti. Maalesef okullarımız da benzer bir durumda! Sadece geçtiğimiz hafta, bir gün arayla iki okulumuza saldırı düzenlendi. 14 Nisan’da Şanlıurfa’da okula düzenlenen saldırıda 16 kişi yaralandı. Kahramanmaraş’ta 15 Nisan’da yaşanan saldırıda 1 öğretmenimiz ve 9 öğrencimiz hayatını kaybetti, 13 çocuğumuz yaralandı. 18 Nisan’da, Diyarbakır’da bir cumartesi günü okul bahçesinde bulunan iki çocuğumuz paratoner olmaması nedeniyle hayatını kaybetti; biri ağır yaralandı. Hayatını kaybeden öğretmenimize, öğrencilerimize ve tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet; yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Ailelerinin, yakınlarının ve eğitim camiamızın başı sağ olsun. Eylül 2023’ten, bugüne kadar okullarda 47 şiddet ve saldırı olayı gerçekleşti. Bu sürede; 6 öğretmenimiz, 14 öğrencimiz, 2 okul çalışanımız ve 1 velimiz olmak üzere toplam 23 kişi okul güvenliği ve teknik eleman eksikliği nedeniyle yaşamını yitirirken; çocuk sömürü aracı haline gelen MESEM’lerde 18 çocuğumuz hayatını kaybetti. Buna göre: Yusuf Tekin’in Bakanlığı döneminde okullarda ve MESEM’lerde toplam 41 kişi hayatını kaybetti. Okullarımızda çocuklar maalesef güvende değil. Tüm uyarılarımıza, yasa, araştırma ve bütçe tekliflerimize, basın açıklamaları ve politika önerilerimize kulaklarını tıkayan, Meclis’te düzenli olarak reddeden iktidar yaşanan bu acı kayıpların temel sorumlusudur. Bu yaşananlar münferit olaylar değil. Bu yaşananlar, yıllardır süren ihmalin ve yanlış politikaların sonucudur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı, çocuklarımızın sağlıklı, mutlu ve güvende yaşayacağı bir ülke hayaliyle karşılıyoruz. 23 Nisan’da 23 madde ile Çocuklar İçin Sağlıklı, Mutlu, Güvenli ve Özgür Gelecek Manifesto’muzu açıklıyoruz: 1. Devletin eğitim sorumluluğu hiçbir şekilde dernek, vakıf, cemaat, tarikat, STK, siyasi yapı veya benzeri üçüncü taraflara devredilmeyecek; eğitimi laik, bilimsel, çağdaş esaslara göre yürüteceğiz. 2. Hiçbir okulumuza silah girmeyecek; okullarımıza kadrolu 65 bin uzman ve deneyimli, çocuk pedagojisi eğitimleri ile güçlendirilmiş güvenlik görevlisi atayacağız. 3. Hiçbir çocuk sağlık hizmetinden mahrum kalmayacak; okullarımıza kadrolu 75 bin okul sağlığı hemşiresi atayacağız. 4. Hiçbir çocuk okulda aç kalmayacak, tuvaletlerden su içmeyecek; tüm kademelerde temiz içme suyu ve bir öğün okul yemeğini ücretsiz vereceğiz. 5. Risk altındaki çocuklar görmezden gelinmeyecek; yoksulluk, ihmal, şiddet ve suça sürüklenme gibi durumlara karşı erken müdahale eden, okul-aile-toplum iş birliğine dayalı güçlü bir okul sosyal hizmet programı hayata geçireceğiz. 6. Akran zorbalığı, bağımlılık ve şiddetle mücadele günübirlik yaklaşımlara bırakılmayacak; bilimsel temelli, sürekli ve izlenebilir önleyici programları tüm okullarda uygulayacağız. 7. Şiddeti besleyen toplumsal iklim görmezden gelinmeyecek; şiddete özendiren televizyon dizileri ve medya içerikleri, cezasızlık algısı ve bireysel silahlanmaya karşı kapsamlı bir sosyal politika ve sosyal hizmet eylem planını hayata geçireceğiz. 8. Okullarımıza yeterli sayıda rehber öğretmen atayacak, öğrencilerin duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimini izleyen güçlü bir psikososyal destek sistemi kuracağız. Rehberlik Araştırma Merkezleri’ni ruh sağlığı meslek elemanları ile güçlendireceğiz. 9. Okul yöneticileri ve öğretmenlerin mesleki saygınlığını yeniden tesis edecek; yetki ve sorumluluklarını güçlendirecek, adil ve etkili işleyen disiplin mekanizmalarını yeniden kuracağız. 10. Okul-aile birlikleri yalnızca para toplama aracı olmayacak; okul-aile-toplum iş birliğini güçlendiren etkin mekanizmalar haline getireceğiz. 11. Aileleri destekleyen, sağlıklı ebeveynlik becerilerini güçlendiren, okul-aile iş birliğini sürekli kılan yaygın ve bilimsel temelli programları hayata geçireceğiz. 12. Okullar ihtiyaçlarını karşılamak için velilerden bağış toplamak zorunda kalmayacak; okullarımıza öğrenci sayısına göre düzenli okul bütçeleri göndereceğiz. 13. Okullar ve bölgeler arasındaki altyapı ve donanım eşitsizlikleri ortadan kaldırılacak; tüm okulları eşit olanaklara kavuşturacak, her çocuğun nitelikli eğitim için gerekli tüm imkanlara erişimini sağlayacağız. 14. Okullar yalnızca ders yapılan beton binalar olmayacak; sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerle zenginleşen, güvenli, yeşil, erişilebilir ve çocuk dostu tasarımlarla “mutlu ve yaşayan okullar” haline getireceğiz. 15. Okul öncesi eğitimi bir ayrıcalık olmaktan çıkaracak, her çocuk için kamusal bir hak olarak en az bir yıl ücretsiz ve zorunlu hale getireceğiz. 16. Okul dışında kalan hiçbir çocuk yok sayılmayacak; tüm çocukların örgün eğitime devamını sağlayacak, etkin izleme ve takip sistemleriyle her çocuğun eğitime erişim hakkını güvence altına alacağız. 17. Yoksul çocuklarımız denetimsiz yapılara mecbur kalmayacak; öğrencilere barınma ve burs desteği vereceğiz, köy okullarını yeniden açacağız. 18. Mesleki ve teknik eğitim çocuk işçiliğine ve emek sömürüsüne izin vermeyecek; çocukların iş gören değil, iş öğrenen bireyler olarak hem akademik hem mesleki olarak nitelikli eğitim almasını sağlayacağız. 19. Ölçme ve değerlendirme sistemi çocukları yarıştıran ve eleyen bir yapı olmayacak; çok boyutlu ve adil bir değerlendirme sistemi kuracağız. 20. Eğitimde dijitalleşme eşitsizlik yaratmayacak; tüm çocukların teknolojiye güvenli, eşit ve nitelikli erişimini sağlayacak, dijital okuryazarlığı güçlendireceğiz. 21. Hiçbir çocuk afet ve acil durumlarda korumasız kalmayacak; tüm okulları depreme dayanıklı hale getirecek, afetlere hazırlık eğitimlerini zorunlu kılacak ve her okulda uygulanabilir acil durum planlarını hayata geçireceğiz. 22. Ücretli öğretmenlik kaldırılacak; tüm sınıflarımızı ve çocuklarımızı kadrolu öğretmenlerle buluşturacağız. 23. Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlı, fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller yetiştirecek; çocuklarımızı ve gençlerimizi yalnızca bilgiyle değil, etik değerlerle, kültür, sanat ve sporla, sürdürülebilirlik ve eşitlik anlayışıyla donatacağız. Çocukları korumak bir tercih değil, devletin asli görevidir. Güvenli, nitelikli, bilimsel, laik, kamusal, parasız, eşit, kapsayıcı ve özgür bir eğitim sistemi bir vaat değil, bir haktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim önceliğimiz; çocuklarımızın iyi olması, sağlıklı büyümesi, kendini güvende hissetmesi, eşit olanaklara sahip olması, nitelikli bir eğitimle geleceğe hazırlanması ve mutlu olmasıdır. Bu anlayışla çocukların iyi olma halini, yaşam hakkını ve eğitim hakkını güvence altına almak için söz veriyoruz. Başta Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi ve Cumhuriyet kahramanlarımızı şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Yaşasın Cumhuriyet!"

Çakırözer: "Yeni Yasa İle Daha Büyük Dijital Tecrit ve Fişleme Gelecek" Haber

Çakırözer: "Yeni Yasa İle Daha Büyük Dijital Tecrit ve Fişleme Gelecek"

TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen ve sosyal ağ sağlayıcılarına ‘e-Devlet ’ zorunluluğu getiren kanun teklifi muhalefetin ‘fişleme ve sansür’ tepkilerine rağmen Meclis’ten geçti. TBMM’de konuşan CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “İfade özgürlüğünü, mahremiyeti ve bilgiye erişim hakkını topyekun ortadan kaldıracak bir büyük dijital tecrit ve fişleme düzenlemesiyle karşı karşıyayız! Biz bu filmi daha önce de gördük. 2022'de gördük. ‘Dezenformasyonu önleyeceğiz’ diye halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu yarattınız! Sansür yasasından 83 gazeteci 114 kez yargılanmış. Son 10 yılda 1,5 milyon alan adı engellenmiş, 270 bin haber ve paylaşım karartılmış! AKP sansürde dünya rekoru kırmışken şimdi bu yasayla her alanda sansürü genişletiyor, ülkeyi Kuzey Kore'ye çeviriyorsunuz” dedi. “BİR BÜYÜK DİJİTAL TECRİT VE FİŞLEME” Sosyal medya platformlarına e-Devlet’le giriş dayatması da getiren Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi dün Meclis’ten geçti. Teklif ile 5651 sayılı kanunda değişikliğe gidilirken, düzenlemenin 86 milyona büyük dijital tecrit ve fişleme getirdiğini söyleyen CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Açıkça görüyoruz ki ifade özgürlüğünü, mahremiyeti ve bilgiye erişim hakkını topyekun ortadan kaldıracak bir büyük dijital tecrit ve fişleme düzenlemesiyle karşı karşıyayız” dedi. “AKP’NİN DÜNYA REKORU: SON 10 YILDA 1,5 ALAN ADI ENGELLENMİŞ” AKP’nin Meclis’e getirdiği düzenleme ile Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği erişim engeli yetkisinin genişletildiğini ve yeni sansürlerin önünün açıldığını belirten Çakırözer, son 10 yılda erişim engeli getirilen haber ve içeriklere dikkat çekti. Çakırözer şöyle konuştu: “Türkiye'de zaten gerçekler karartılmış durumda. Aralarında Cumhurbaşkanı, ailesi, bakanları, vekilleri, valileri, kaymakamları, bürokratlarının da olduğu çok sayıda iktidar mensubu rahatsız diye her yıl on binlerce haber ve içerik erişime engelleniyor. Bakıyorsunuz, hepsi görevi kötüye kullanma, yolsuzluk, rüşvet, istismar gibi kamunun bilmesinde yarar olan haberler. İfade Özgürlüğü Derneği hesaplamış; son on yılda 1,5 milyon alan adı engellenmiş, 270 bin haber ve paylaşım karartılmış durumda. Bu bir dünya rekorudur!” “KARARTMALAR OTOMATİK HALE GELECEK” Sansürlenen, erişim engeli getirilen haberlerin içeriklerine de dikkat çeken Çakırözer, “Liyakatsiz atamalar, tarikat yurdunda intihara sürüklenen gençler, akademik ünvan sahtekarlıkları, kadın cinayetleri, istismarlar, deprem sonrası sorumluluklar, kamu görevlilerinin organize suç bağlantıları gibi vahim haberler; 19 Mart darbe sürecindeki kumpaslarınızı, hukuksuzluklarınızı açığa çıkaran haberler… Hepsi sansürleniyor, arşivden kaldırılıyor. Öyle ki bu sansürleri duyuran haberlere dahi erişim yasağı var. Şimdi, bu yasayla engellemeler, karartmalar otomatik hale geliyor, daha da yaygınlaşıyor” dedi. “BİZ BU FİLMİ 2022’DE DE GÖRDÜK” 2022 yılında ‘dezenformasyonu önleme’ gerekçesiyle Meclis’ten geçen ve Türk Ceza Kanunu’na eklenen 217/A maddesi görüşmelerinde verilen sözleri gündeme getiren Çakırözer, “Biz bu filmi daha önce de gördük. Ne zaman gördük? 2022'de gördük; ‘Dezenformasyonu önleyeceğiz’ diye halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu yarattınız, TCK 217/A maddesi. ‘Gazeteciyle, habercilikle hiç ilgisi yok’ dediniz. ‘Bu yasayla gazeteci tutuklanmayacak’ dediniz ama üç yılda gördük, ülkeyi tam bir sansür ablukasını aldınız” açıklamasını yaptı. “MAĞDUR OLMAYACAK DEDİĞİNİZ GAZETECİLER 114 KEZ SUÇLANDI” Çakırözer yasanın yürürlüğe girdiği tarihten bugüne sansür yasasından 83 gazeteciye 114 kez suçlama yöneltildiğini açıklarken, “Gazeteciler Evrim Kepenek, Yüsra Batuhan, Sinan Aygül, Furkan Karabay, Tolga Şardan, Merdan Yanardağ, Timur Soykan, Barış Pehlivan, İsmail Arı, Alican Uludağ; hepsi bu yasanın mağduru. Gazeteci Ali Sefa Korkut bıkmadan takibini yapmış, 83 gazeteciye 114 kez bu suçlama yöneltilmiş; gözaltılar, tutukluluklar hep bu yüzden” diye konuştu. “KEYFİ YETKİYLE SANSÜRÜ GENİŞLETİYORSUNUZ” Çakırözer “Dezenformasyonla mücadele deyip üç yıldır nasıl gazetecileri hedef aldıysanız bugün de biliyoruz ki amacınız belli. Hukuki denetimden uzak, ucu açık ve keyfî yetkilerle hak ve özgürlüklerimizi daraltmak, vatandaşı fişlemek, sosyal medyayı karartmak istiyorsunuz; her alanda sansürü genişletiyor, ülkeyi Kuzey Kore'ye çeviriyorsunuz” dedi. “AB YOLU VE YATIRIMLAR İÇİN DEMOKRASİ ŞART” Ortadoğu’da ve dünyada yaşanmakta olan gelişmelerin Türkiye’nin önüne frsatlar sunduğunu belirten Çakırözer, fırsatlardan yararlanmanın yolunun demokratikleşmeden geçtiğini belirterek şunları söyledi: “Bir yanda Avrupa Birliği yeniden genişlemeyi konuşuyor, bir yanda Körfez'deki yatırımcılar güvenli adres arıyor. Başta savunma, güvenlik, enerji, lojistik bağlantıları olmak üzere pek çok alanda Avrupa'yla stratejik iş birlikleri geliştirilebilir, bölgemizde öncü rol oynanabilir ama bu fırsatlardan yararlanmanın yolu demokrasiden, herkese adalet ve hukuk güvencesi sağlamaktan, özgürlüklerden geçer. Bu kadar basit, bu kadar kolay aslında. Ama siz baskıda, sansürde, otoriter düzende inat ettikçe kaybeden ülkemiz, kaybeden 86 milyon, hepimiz oluyor. Biz ise kararlıyız, ilk sandıkta AKP’nin bu kara düzenini milletimizle birlikte değiştireceğiz; sansürü bitirecek, özgürlükleri getireceğiz”

CHP Eskişehir’den 23 Nisan Mesajı: "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" Haber

CHP Eskişehir’den 23 Nisan Mesajı: "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir"

CHP Eskişehir İl Örgütü, TBMM’nin açılışının 106. yıl dönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı Valilik Meydanı’nda düzenlenen bir törenle kutladı. Eskişehir Valilik Meydanı’nda bir araya gelen Cumhuriyet Halk Partisi İl Örgütü ve vatandaşlar, 23 Nisan ruhunu büyük bir kararlılıkla selamladı. Atatürk Anıtına çelenk sunumu, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunması ile başlayan törene; CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, il ve ilçe yöneticileri, kadın ve gençlik kolları temsilcileri ile çok sayıda partili katıldı. ​"23 Nisan Bir Halk Devrimidir" ​CHP İl Başkanı Talat Yalaz’a vekaleten İl Başkan Yardımcısı Halil Sarıgöz tarafından yapılan açıklamada, 23 Nisan 1920 tarihinin sadece bir meclis açılışı değil, halkın saraydan iradesini geri aldığı bir devrim olduğu vurgulandı. Sarıgöz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: ​"Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir sözü, sadece tarihsel bir ilke değil; bugün de demokrasimizin ve cumhuriyetimizin temelini oluşturmaktadır. 23 Nisan, halkın kendi kaderine sahip çıktığı büyük bir dönüm noktasıdır." ​Milli İrade ve Demokrasi Vurgusu ​Konuşmasında güncel siyasi gelişmelere ve demokrasi sınavına değinen Sarıgöz, millet iradesinin her koşulda korunması gerektiğini belirtti. Belediye başkanlarına ve siyasilere yönelik tutuklamalara tepki gösteren Sarıgöz, "Demokrasi sadece sandık değildir; sandıktan çıkan iradeye saygıdır. Halk iradesini zayıflatmaya çalışan her anlayış, cumhuriyetin özüne bir meydan okumadır" dedi. ​Eğitim Sistemi ve Çocukların Güvenliği Gündemdeydi ​Bayramın çocuklara armağan edilmesinin geleceğe dair bir emanet olduğunu hatırlatan Halil Sarıgöz, son dönemde okullarda yaşanan şiddet olaylarına ve eğitim politikalarına da dikkat çekti: "Yanlış eğitim politikalarının çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi güvensiz bıraktığı belirtildi. Eğitimin ideolojik yaklaşımlardan uzak, bilimsel ve eşitlikçi bir temele oturması gerektiği ifade edildi. ​"Halk Egemenliğini Savunmaya Devam Edeceğiz" ​Törenin sonunda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları rahmet ve minnetle anıldı. CHP Eskişehir örgütü, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve tam demokrasi yolunda mücadeleden vazgeçmeyeceklerini bir kez daha kararlılıkla ilan etti.

Başkan Ataç: “Tepebaşı 25 Yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kalesi” Haber

Başkan Ataç: “Tepebaşı 25 Yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kalesi”

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ı Tepebaşı Belediyesi’nde ağırladı. Başkan Ataç, “Tepebaşı 25 yıldır CHP’nin kalesi” dedi. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, çeşitli temaslar için Eskişehir’e gelen CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ı Tepebaşı Belediyesi’nde ağırladı. Günaydın, Başkan Ataç’ın makam odasında gerçekleştirdiği ziyaretin ardından vatandaşlar ve partililer tarafından Meclis Salonunda coşkuyla karşılandı. “25 yıldır birlikteliğimiz bozulmadı” Grup Başkanvekili Günaydın ile dostluklarının uzun yıllara değindiğini belirten Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, “Başkanımla birlikte, onun Ziraat Mühendisleri Genel Başkanı olduğu dönemde yollarımız kesişti. O tarihten itibaren dostluğumuz sürüyor. Eskişehir halkı da sizi çok seviyor. Bugün burada meclis üyelerimiz, ilçe kadın kollarımız, gençlik kollarımız, ilçe başkanımız ve halkımız burada. Her zaman olduğu gibi, 25 senedir bu birlikteliği bozmadan bugüne kadar geldik. Bundan sonra da aynı şekilde sürdüreceğiz. Tepebaşı artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin kalesi” ifadelerini kullandı. “Ahmet Başkanla zorlu yollarda birlikte yürüdük” Meclis Salonu’nda kendisini karşılayanlara hitaben konuşan Günaydın, “Gerçekten biz Ahmet Başkanla demokrasi mücadelesinde çok uzun yıllar önce yolu kesişmiş arkadaşlarız. Bu memleketin zorlu yollarında birlikte mücadele ettik. Zaten siyaset, birden bire içine girilen bir alan değildir. Siz önce toplumsal mücadelenin bir parçası olursunuz. Sonra o mücadele sizi bazen çok iyi yerlere götürür, bazen Silivri’ye götürür. Yol nereye çıkarsa kabulümüzdür. Elbette bunu hak gördüğümüz, adil bulduğumuz için söylemiyorum. Ama bu memleketin aydınlığa kavuşması için üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Bizi bunlarla yıldıramazlar” diye konuştu. “Atatürk’e bağlı olduğu sürece herkes başımın üstündedir” CHP Grup Başkanvekili Günaydın, “Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir şekilde başka emellere hizmet ettirilemeyecek kadar kıymetli ve kadim bir memlekettir. Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda yürümeye devam edeceğiz. İktidar partisine oy veren vatandaş da, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e bağlılığında bir sorun olmadığı sürece başımın üstündedir. Ben bir insanı AK Parti’ye oy veriyor diye düşman görmem. MHP’ye oy veriyor diye düşman görmem. Biz onlara nasıl saygı duyuyorsak, onların da bize aynı saygıyı göstermesini bekleriz. Bu yalnızca bir takdir meselesi değil, aynı zamanda bir zorunluluktur. İdeallerimiz, birikimlerimiz, yaşam tercihlerimiz farklı olabilir. Ama hepimiz bu memlekette yaşıyoruz. Bugüne kadar da bu memleket böyle geldi” dedi. “Yeni moda, kumpaslarla belediyeleri ele geçirmek” CHP Grup Başkanvekili Günaydın, “Şimdi yeni bir moda çıktı arkadaşlar: İktidar bir belediyeyi kaybettiyse, ‘O belediyeyi nasıl geri alırım?’ diye hesap yapmaya başlıyor. Üzülerek söylüyorum; sadece hesap yapmıyor, kumpas kuruyor. O kumpaslarla belediyeleri ele geçirmeye çalışıyor. Türkiye’de yaklaşık bin 400 belediye var. Bunun 420’si CHP’li. Ama siz dönüp dolaşıp gece yarısı ya da şafak operasyonlarıyla sadece CHP’li belediyelere saldırırsanız, belediye başkanlarını tutuklarsanız, meclis üyelerinin matematiğini değiştirecek sayıda insanı hedef alırsanız, bunun hukukla, adaletle ilgisi olduğuna kimseyi inandıramazsınız” ifadelerini kullandı. “Parti rozeti takmış devlet görevlisi olmaz” CHP Grup Başkanvekili Günaydın, “CHP iktidarında, ben kürsüde bir tane CHP rozeti takmış hâkim görmek istemiyorum. Hâkim dediğin bağımsız olur, tarafsız olur. Daha üç ay önce bir partinin il ya da ilçe yönetiminde görev almış bir avukatın, hâkim olarak karşımıza çıkarılması hukuk düzenini ortadan kaldırmaktadır. Emniyet genel müdürü de, vali de, İçişleri Bakanı da devletin görevlisidir. Bizim gibi düşünmeyen insanların da güvencesi olsunlar. Bugün bazı isimlerin, devlet protokolüyle birlikte parti il başkanlıklarını ziyaret ettiğini görüyoruz. Biz bunlardan bağımsızlık ve tarafsızlık bekliyoruz. Olmaz. Dolayısıyla memleketin bu anlamda çivisi çıkmıştı” dedi. “Türkiye’de böyle bir belediye binası yok” Konuşmaların ardından Başkan Ataç, Grup Başkanvekili Günaydın’ı Tepebaşı Belediyesi hizmet binasında yer alan Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu eserlerini gezdirdi. Sanat eserlerini inceleyen Günaydın, “Belediye binası bir sanat galerisi gibi olmuş. Türkiye’de böyle bir belediye binası yok. Burası gerçekten bir galeri” diye konuştu. Ziyarette, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Milletvekili İbrahim Arslan, CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım, Tepebaşı Kadın Kolları İlçe Başkanı Nilay Mert Başlı, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, belediye başkan yardımcıları, meclis üyeleri, partililer ve çok sayıda vatandaş da yer aldı.

Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz CHP'nin Yargı Reformu Paketini Açıkladı Haber

Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz CHP'nin Yargı Reformu Paketini Açıkladı

​Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı, Türkiye’nin en temel sorunlarından biri olan adalet sistemine mercek tutan bir panele ev sahipliği yaptı. “CHP’nin Yargı Reformu Önerileri” başlıklı panelde, yargının siyasetten arındırılması ve liyakatin yeniden tesisi için hazırlanan kapsamlı yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve moderatörlüğünü CHP Odunpazarı İlçe Başkan Yardımcısı Safiye Gürdoğan’ın üstlendiği panele; CHP Parti Meclisi Üyesi ve CAO Adalet Politikaları Başkanı Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz konuşmacı olarak katıldı. Etkinliğe İl Başkanı Talat Yalaz, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, İl Disiplin Kurulu Başkanı Murat Can Cırık, İl ve İlçe Yöneticileri, Kadın ve Gençlik Kolları Başkan ve üyeleri ile çok sayıda oda, sendika ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi yoğun ilgi gösterdi. ​"Adalet Toplumun Vicdanıdır" Panelin açılış konuşmasını yapan CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında tecelli etmesi gerektiğini vurguladı. Çınar, "Hukuk sistemi sadece normlar bütünü değil, ahlaki bir sorumluluk alanıdır. Gerçek adalet, ancak kanunla vicdanın birleştiği yerde hayat bulur" dedi. İlçe Başkanı Çınar; "Adalet sistemi, sadece hukukçuların meselesi değildir. Bu, aynı zamanda toplumun tamamını ilgilendiren bir demokrasi meselesidir.Bağımsız ve tarafsız bir yargı;Vatandaşın hak arama özgürlüğünün güvencesidir.Ekonomik güvenin temelidir. Toplumsal barışın en güçlü sigortasıdır. Eğer bir ülkede insanlar adaletin varlığına inanıyorsa, o ülkede umut vardır. Ama adalet duygusu zedelenmişse, hiçbir reform tek başına yeterli olmaz. İşte bu nedenle bugün konuştuğumuz yargı reformu; sadece teknik düzenlemeler değil, aynı zamanda bir zihniyet dönüşümünü de içermek zorundadır. Hukuku, sadece yazılı metinlerden ibaret görmeyen; insanı merkeze alan, hakkaniyeti esas alan, vicdanı dışlamayan bir anlayışa ihtiyaç vardır. Bizler inanıyoruz ki; Gerçek adalet, yalnızca kanunla değil, vicdanla tamamlanır. Güçlü bir hukuk devleti, ancak bu ikisini birlikte yaşatabildiği ölçüde mümkündür." dedi. İl Başkanı Talat Yalaz yaptığı konuşmada adalet ve hukuk anlamında yaşanan son gelişmelere dikkat çekti. Yalaz, yargıyı bir baskı aracı değil, adaletin güvencesi olarak gördüklerini ifade ederken yargı reformunun bir demokrasi, özgürlük ve gelecek meselesi olduğunu ifade etti. Yalaz, hukukun üstünlüğünün ancak öngörülebilir, tarafsız ve güven veren bir yargı sistemiyle hayat bulacağının altını çizdi. ​Panelin konuşmacısı Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, yargıdaki siyasallaşmanın temel aracı haline gelen mevcut yapının tamamen değiştirileceğini müjdeledi. Mevcut Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) lağvedilerek yerine, siyasetten tam bağımsız Adalet Yüksek Kurulu (AYK) kurulacağını ifade eden Boyunsuz, kurulun kendi başkanını kendisi seçeceğini, üyelerin son 3 yıl içinde aktif siyaset yapmamış olması şartı aranacağını, kurulun tüm kararları yargı denetimine açık hale getirileceğini ifade etti. ​Yargıya girişteki "sadakat" esaslı sistemin yerini liyakate bırakacağını belirten Boyunsuz, yeni sınav sisteminde, mülakatlar kura usulü sorularla yapılacağını ve kamera kaydı altına alınacağını ve notlama kriterleri önceden ilan edilelere ve keyfiliğe son verileceğini ifade etti. ​Yargı mensuplarının "sürgün" korkusuyla karar vermesinin önüne geçileceğini belirten Boyunsuz; hakimlerin disiplin cezası veya kendi istekleri dışında görev yerleri değiştirilemeyeceğini ve her kademede yasal koruma altına alınacağını söyledi. ​Reform paketinin sadece yapısal değişiklikleri değil, vatandaşın adalete erişimini de kolaylaştırmayı hedeflediğini belirten Boyunsuz, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda hak ihlaline neden olan mahkeme kararını veya idari işlemi doğrudan iptal edebileceğini, Yoksul vatandaşlar için ücretsiz hukuki bilgi sunan "hukuk klinikleri" ve "hukuki yardım ofisleri" açılacağını ve tıbbi davalar ve askeri konular gibi alanlarda uzmanlaşmış yargıçların görev yapacağı ihtisas mahkemelerinin çoğaltılacağının altını çizdi. ​Prof. Dr. Boyunsuz, hukuk eğitimindeki nitelik kaybına da dikkat çekerek; yeterli kadrosu olmayan fakültelere öğrenci alımının durdurulacağını ve kontenjanların daraltılacağını ifade etti. Özellikle vakıf üniversitelerindeki ticari kaygının önüne geçilmesi için ek koşullar getirileceği belirtildi.

Tarık Balyalı ve Mahir Polat Eskişehirlilerle buluştu Haber

Tarık Balyalı ve Mahir Polat Eskişehirlilerle buluştu

Odunpazarı’nda kent hakkından kamusal alanlara, yerel yönetimlerde şeffaflıktan hesap verebilirliğe uzanan geniş bir çerçevede önemli bir buluşma gerçekleştirildi. Odunpazarı Belediyesi ile Sosyal Demokrasi Derneği (SSD) Eskişehir Şubesi iş birliğinde düzenlenen söyleşi ve kitap tanıtım etkinlikleri, hem Türkiye’deki güncel siyasal tartışmalara hem de kent yaşamının niteliğine dair dikkat çeken mesajlara sahne oldu. Aynı gün içinde gerçekleştirilen iki ayrı etkinlikte, bir yandan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’den gönderdiği mesaj yankı bulurken, diğer yandan uzman isimler kent hakkı, kamusal alan ve kamu yönetiminde hesap verebilirlik başlıklarını farklı yönleriyle ele aldı. Etkinliğe; Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, SSD Eskişehir Şube Başkanı Ali Şen Aksoy, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu ile çok sayıda Eskişehirli katıldı. İMAMOĞLU’NDAN MEKTUP Program, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tutuklu belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden Eskişehirlilere gönderdiği mektubun okunmasıyla başladı. İmamoğlu mektubunda, Eskişehirlileri Silivri’den selamlayarak tutukluluk sürecine ve yürütülen soruşturmalara değindi. Sürecin siyasi bir nitelik taşıdığını savunan İmamoğlu, “Bir yılı aşkın süredir ailemden, sevdiklerimden, sizlerden ayrıyım. Hiçbir somut delile dayanmayan gizli tanık delilleri, yalanlar ve iftiralarla tutsağım” dedi. Cumhurbaşkanlığı adaylığı nedeniyle hedef alındığını belirten İmamoğlu, ailesi ve yol arkadaşları üzerinden baskı oluşturulduğuna dikkat çekti. Devlet geleneğinde bu tür uygulamaların yeri olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “millete hizmetten başka bir amaçlarının olmadığını” söyledi. İmamoğlu mektubunda “Bugün bu anlamlı buluşma vesilesiyle bir arada olmanızdan büyük mutluluk duyuyorum. Değerli yol arkadaşım ve dostum Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a, Sosyal Demokrasi Derneği’nin tüm yöneticilerine ve üyelerine, bu buluşmada emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyor, selamlarımı iletiyorum. Çok az kaldı yeniden buluşmamıza, yeniden türküler söyleyip horon vurmamıza! O güzel ve özgür günler gelinceye dek hepinizi hasretle kucaklıyorum” sözlerine yer verdi. İmamoğlu’nun mektubunun okunmasının ardından SSD Eskişehir Şube Başkanı Ali Şen Aksoy bir konuşma yaptı. “MESELE RAKAM DEĞİL, ZİHNİYET” Sosyal demokrat bir belediyeciliğin neden bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymak için bir araya geldiklerini belirten Aksoy, Eskişehir’in bu konuda Türkiye’nin kutup yıldızı olduğunu ifade etti. Aksoy, “Ben Ankara’da doğmuş, 2016 yılında Eskişehir’e taşınmış bir dostunuz olarak şunu açıkça söyleyebilirim: 2016 yılının Ankara’sı ile Eskişehir’i kıyasladığımda gördüğüm fark yalnızca bir şehircilik farkı değildi. O dönemde Ankara’da hissedilen yönetilememe sancısı ile Eskişehir’in sunduğu sosyal demokrasiye yakışır yaşam arasında adeta bir medeniyet uçurumu vardı. Ben bu farkı görerek Eskişehirli olmayı seçtim. Bizim meselemiz rakamlar değil, zihniyettir. Çünkü bizim anlayışımızda bütçe yönetimi sadece finansal bir konu değil, aynı zamanda bir ahlak meselesidir. Harcanan her kuruşun hesabı, namus borcu gibi halka verilmelidir. Bu yapılmıyorsa orada demokrasiden söz edilemez. Bugün ele alacağımız mesele, aslında halkın gasp edilen hakkının geri alınma mücadelesidir. Meydanlar ve sokaklar yalnızca beton yığınları değildir. Kamusal alanlar, bir kentin özgürlük nefesidir. Eğer bir kentte insanlar kendi sokağında yabancı, kendi meydanında izleyici gibi hissediyorsa, orada gerçek bir kent hakkından söz edilemez. SSD olarak biz şeffaflığı bir lütuf değil, temel bir görev; kenti ise birilerinin mülkü değil, hepimizin ortak yaşam alanı olarak görüyoruz” dedi. “HESAP VERMEK KADAR HESAP SORMAK DA ÖNEMLİ” SSD ile birlikte düzenledikleri bu etkinliğin Türk belediyeciliği ve demokrasisi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, sosyal demokratların en belirgin özelliklerinden birinin hesap verebilirlik olduğunu ifade etti. Kurt, “Hesap vermek kadar hesap sormak da çok önemlidir. Bu hesabın nasıl sorulacağına dair somut örnekleri şimdi dinleyeceğiz” diye konuştu. “BU DAVALAR SİYASİDİR” Konuşmaların ardından CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Belediyecilik Eşgüdüm Konseyi Genel Sekreteri S. Tarık Balyalı’nın “Hesap Sorulmalı: AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları” adlı kitabını anlattığı söyleşiye geçildi. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte Balyalı, kitabında yer verdiği iddialar ve bulgular üzerinden yerel yönetimlerde şeffaflık, denetim ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerine değerlendirmelerde bulundu. Söyleşide, kamu yönetiminde hesap verebilirliğin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğu vurgulanırken, yurttaşların bu süreçteki rolüne de dikkat çekildi. Geçmişte soruşturma konusu dahi yapılamayan meseleler nedeniyle bugün arkadaşlarının cezaevinde bulunduğunu dile getiren Balyalı, “Basın yeterince yer vermese de sosyal medya üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki arkadaşlarımızın nasıl hesap verdiğini hepimiz görüyoruz. Ben haftada bir gün mutlaka cezaevine gidiyorum ve duruşmalara katılıyorum. Diğer günlerde ise arkadaşlarımın savunmalarını okuyorum. Benim birlikte görev yaptığım arkadaşlarımın neler yaptığını çok iyi biliyorum ve anlattıkları her şeye şahidim. Hepsi tertemiz ve mücadelelerini kararlılıkla sürdürüyorlar. Her ifadeleri, bu davanın ne kadar siyasi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor” dedi. “MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ” Türkiye’nin dört bir yanında yol arkadaşlarının haksız ve hukuksuz biçimde gözaltına alındığı ve tutuklandığı bir dönemde hiçbir Cumhuriyet Halk Partilinin sessiz kalma lüksünün olmadığını belirten Balyalı, herkesin mücadele etmek zorunda olduğunu söyledi. “Ben de bu mücadeleye, arkadaşlarıma ve partime bu kitabı yazarak destek olmak istedim. Bu kitap benim tanıklıklarımdır. AKP döneminde yapılan yolsuzlukları anlatmak ve bu yolsuzlukları yapanların bugün serbestçe dolaşırken, bizim arkadaşlarımızın hangi suçlamalarla karşı karşıya kaldığını tüm Türkiye’ye göstermek istiyorum. Zor ve sıra dışı bir dönemden geçiyoruz. Normal şartlarda bir kitap yazdığınızda tebrik edilirsiniz. Ancak bugün bana ‘Silivri soğuktur’, ‘Bu zamanda başka işin mi yok?’, ‘Arkadaşlarını özledin galiba’, ‘Başına gelecekleri düşündün mü?’ gibi sözler söyleniyor” ifadelerini kullandı. Tarık Balyalı konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Başıma gelebilecekleri düşündüm ve bunun hiçbir önemi yok. Evet, arkadaşlarımı özledim; ancak onlarla özgürlükte buluşmayı daha çok özledim. Bu kitabı kaleme alan kişi ben olsam da aslında yazarı ben değilim. Bu kitabın gerçek yazarı AKP’dir. Eğer AKP ve İstanbul’daki yöneticileri bu yolsuzluklara ve usulsüzlüklere neden olmasaydı, böyle bir kitap ortaya çıkmazdı. Üstelik elimizde yalnızca bu kitap değil, benzer içerikte en az beş kitap daha yazılabilecek bir birikim bulunuyor.” KAMUSAL ALANLAR YAŞAMIN KENDİSİ Aynı gün gerçekleştirilen bir diğer söyleşi de kültür tarihçisi Mahir Polat’ın katılımıyla düzenlenen “Kamusal Alanlar ve Kent Hakkı” başlıklı etkinlik oldu. Söyleşide, kentlerin yalnızca fiziksel mekânlardan ibaret olmadığı; aynı zamanda toplumsal hafızayı, ortak yaşam kültürünü ve demokratik katılımı barındıran alanlar olduğu vurgulandı. Kamusal alanların giderek daraldığı bir dönemde kent hakkının korunmasının ve bu alanların herkes için erişilebilir kılınmasının önemine dikkat çeken Polat, kent yaşamının niteliğinin, bireylerin bu alanlarla kurduğu ilişkiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Polat, katılımcı bir şehir anlayışının gerekliliğini dile getirdi. “Bütün neşesini ve enerjisini kaybetmiş toplumlar için iyileşmenin kaynağı nereden gelebilir?” sorusunu yönelten Polat, kolektif hafıza ve kolektif mekân kavramları üzerine değerlendirmelerde bulundu. İBB Miras çalışmaları üzerinden örnekler veren Polat, kent içinde herkesin gözü önünde bulunan ancak terk edilmiş, metruk ve korkulan yapıların zamanla “tekinsiz alanlar”a dönüştüğünü ifade etti. İstanbul’da uzun yıllar kullanılmayan Bulgur Palas’ı ve kara surlarını örnek gösteren Polat, bu tür alanların toplumda korku ve uzaklaşma duygusu yarattığını belirtti. Pippa Bacca’nın İstanbul’da kara surlarında uğradığı saldırıyı hatırlatan Polat, bu tür mekânların yalnızca hayal ürünü değil, gerçek anlamda risk barındıran alanlar hâline geldiğini söyledi. Geçmişten gelen, “kadim” olarak nitelendirilen bu yapıların aslında yaşamla bağını tamamen koparmadığını vurgulayan Polat, “Tam yok olmak üzereyken restore edilen bu yapılar yeniden hayat bulur. İyileştikçe güzelleşir ve insanlar onlarla yeniden temas kurmaya başlar. Ölüm duygusu ile yaşam duygusu arasındaki fark, kamusal alan ve restorasyon süreçlerinde bu kadar hayati bir yerde durur” dedi. İBB Miras kapsamında yürütülen çalışmalara da değinen Polat, İstanbul’da yaklaşık 35 bin kültürel miras unsuru bulunduğunu ifade etti. Ancak tüm kurumların iş birliği yapmasına rağmen bu mirasın restorasyon ihtiyacını karşılayacak yeterli bütçenin bulunmadığını belirten Polat, kaynak kullanımına dikkat çekti. Polat, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Biz yoksul bir ülkeyiz. Daha gösterişli binalar yaparak, yalnızca görünüşümüzü değiştirerek bu yoksulluğu ortadan kaldıramayız. Kaynaklarımızı doğru kullanmak zorundayız. Kamu, bu kaynakları verimli biçimde değerlendirmeli ve birbirini geliştiren süreçlerin önünü açmalıdır.” Söyleşilerin tamamlanmasının ardından CHP Genel Sekreter Yardımcısı S. Tarık Balyalı, katılımcılar için “Hesap Sorulmalı: AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları” adlı kitabını imzaladı.

CHP’den TBMM’de Tutuklu Gazeteciler İçin Özgürlük Çağrısı! Haber

CHP’den TBMM’de Tutuklu Gazeteciler İçin Özgürlük Çağrısı!

TBMM’de Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Pınar Gayıp ile haberi, yazısı, sosyal medya paylaşımı nedeniyle tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çeken CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, gazeteciler için özgürlük ve adalet çağrısı yaptı. Çakırözer, “Türkiye'de gazetecilik ağır kuşatma altında. Gazeteciler haberleri nedeniyle baskı, tehdit, gözaltı ve zindanla susturuluyor. Sansür yasası gerekçe gösterilerek hapse atılıyor. Bu mesleğin yüz akı Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardan ve daha nice gazeteci hukuksuzca zindanda. 3 yıl önce ‘Bu yasayla gazeteci tutuklanmaz’ diye halkı kandıranlar, şimdi suspus. Nerede vicdanınız, nerede adalet duygunuz? Ama, kimse merak etmesin, Alican da İsmail de diğerleri de dimdik çıkacak ve yine yağmalarınızı, talanlarınızı ve çürümüşlüğünüzü yazmaya devam edecek” dedi. Çakırözer, geçtiğimiz hafta törenle ilan edilen 5G’ye geçiş sürecinde dağıtılan ilanlardaki ayrımcılığa da gündeme getirerek, kamu operatörlerinin ilanlarının iktidara yakın gazete ve televizyonlara dağıtılmasını eleştirdi. Çakırözer, “ ‘81 ilde herkes için 5G’ dediler. İlanlar sadece iktidara yakın basın kuruluşlarına gitti” diye konuştu. GAZETECİLİK KUŞATMA ALTINDA Haberi, yazısı ve sosyal medya paylaşımı nedeniyle cezaevinde tutulan gazeteciler ile basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller TBMM gündemine taşındı. Türkiye’de basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlallerin giderek arttığına dikkat çeken CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Pınar Gayıp ve haberi, paylaşımı nedeniyle tutuklu gazetecilere özgürlük çağrısı yaptı. Çakırözer şöyle konuştu: “Türkiye'de gazetecilik ağır kuşatma altında. Gazeteciler haberleri nedeniyle baskı, tehdit, gözaltı ve zindanla susturuluyor. 2025 yılında gazeteciler tam 610 kez hakim karşısına çıktı, 39 gazeteci tutuklandı. Furkan Karabay, Ercüment Akdeniz, Elif Akgül, Yıldız Tar, Fatih Altaylı, Suat Toktaş, Enver Aysever aylarca zindanda tutuldu. Kara tablo bu yıl da aynı, İktidarı eleştiren Tele1'e çökmek için casusluk sucu uydurup Merdan Yanardağ'ı tutukladınız, 162 gündür zindanda. ‘Terörsüz Türkiye olacak, Kürt sorununu çözeceğiz’ diyorsunuz da gazeteciler Pınar Gayıp, Nedim Oruç ve niceleri aylardır, yıllardır tutukluyken nasıl olacak bu iş?” “ALİCAN, İSMAİL ÇIKACAK; YİNE YAZACAK” Son dönemde tutuklanan gazeteciler Alican Uludağ ile İsmail Arı’nın durumunu gündeme getiren Çakırözer, “TCK'ye 217/A maddesiyle eklenen ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ diye suç icat edip gazetecileri hedefe koyan da yine bu iktidar. Üç yıl önce yasa Meclis’ten geçerken o dönem grup başkanımız olan Genel Başkanımız Özgür Özel, biz milletvekilleri ve gazetecilik örgütleri ‘Yapmayın, bu maddeyle gazetecileri hapse atacaksınız’ dedik, dinletemedik! Soruşturmaların yüzde 70'i gazetecilere açıldı, şafak baskınları, itibar suikastlarıyla gözaltına alınıp tutuklandılar. Bu mesleğin yüz akı 2 gazeteci Alican Uludağ 46 gündür, İsmail Arı 16 gündür işte bu yüzden tutuklu. Yaptıkları gazetecilik, yazdıkları haber ama üç yıl önce ‘Bu yasayla gazeteci tutuklanmaz’ diye halkı kandıranlar, şimdi suspus. Nerede vicdanınız, nerede adalet duygunuz? Ama, kimse merak etmesin, Alican da İsmail de diğerleri de dimdik çıkacak ve yine yağmalarınızı, talanlarınızı ve çürümüşlüğünüzü yazmaya devam edecek” diye konuştu. “ABLUKA ALTINDAKİ GAZETECİLİK TÜRKİYE’NİN FOTOĞRAFI” İstanbul Kadıköy'de tutuklu meslektaşları için bir araya gelen gazetecilerin yürüyüşüne polis ablukasını da gündeme getiren Çakırözer, “Gazeteciler, haberi nedeniyle zindanda ama bakın bu fotoğrafa, gazetecilerin hakkını savunmak için meydanlara inen meslektaşları da yine, maalesef polis ablukasında. İşte, Türkiye fotoğrafı bu maalesef!” dedi. “Gazeteci haber yapıyor, iktidarın bakanı, vekili, müdürü aynı gün erişimi engellettiriyor.” diyen Çakırözer, haberlere ve sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerinin de basın özgürlüğü alanındaki en büyük ihlallerden biri olduğunu belirterek, “Vatandaş habere tıklıyor, erişim yok; hesaba tıklıyor, yasaklı! Kanalı açıyor, karartılmış ya da kayyumda. En fazla erişim engeli kararı aldıranlar bu iktidar sahipleri ve yakınları. Haklarındaki yolsuzluk, rüşvet, torpil haberlerini engelletmede zirvedeler. İkinci sırada engellenenler ise 19 Mart darbesinin kumpaslarını açığa çıkaran haberler. Sadece o günkü protestoları haberleştiren 21 gazete, 12 gazeteci ve 3 derginin sosyal medya hesabı erişimi engellendi. Yapay zekâ tabanlı Grok'a bile bu sansürcü zihniyet soruşturma açıp erişimi engelledi” diye eleştirdi. 5G’DE KAPSAM HERKES İÇİN, İLANLAR İKTİDARA YAKIN KURULUŞLARA Çakırözer, geçtiğimiz hafta törenle ilan edilen 5G’ye geçiş sürecinde dağıtılan ilanlardaki ayrımcılığa da dikkat çekerek, kamu ilanlarının iktidara yakın gazete ve televizyonlara dağıtılmasını eleştirdi. “Basın ilan ambargoları, para cezaları, kayyum uygulamalarıyla bağımsız medya ayakta duramaz hale getiriliyor” diyen Çakırözer, şunları söyledi: “Geçen hafta Türkiye'nin 5G teknolojisine geçiş süreci törenlerle duyuruldu. Sloganı neydi: ‘81 ilde herkes için 5G.’ İyi ama bu verilen ilanlar ne herkesi ne de 81 ili kapsadı; ikisi de kamu iştiraki konumundaki Turkcell ve Türk Telekom’un verdikleri ilanlar herkesi kapsamadı. ‘Herkes için’ dediler, ilanlar sadece iktidara yakın basın kuruluşlarına gitti, Halk TV dışlandı, Sözcü TV dışlandı; Sözcü, Karar, Birgün ve daha nice gazete ve onların yüz binlerce, milyonlarca okuru, seyircisi kapsama dışında bırakıldı.” “ESKİŞEHİRLİ’NİN TELEFONUNDA 5G VAR, GAZETESİNDE İLAN YOK!” “Ayrıca, biz burada 81 ilin vekilleriyiz! Soruyorum: Anadolu'nun sesi dediğimiz yerel gazete ve televizyonlarımız bu milyarlarca liralık ilan pastasından pay alabildi mi? Hayır! 900 bin Eskişehirli, telefonunda, bilgisayarında 5G'yi kullanacak, para ödeyecek ama Eskişehir'in zaten kıt kaynaklara sahip televizyonlarına, gazetelerine 1 liralık ilan verilmeyecek. Kamu bankalarının, KİT'lerin devasa reklam harcamaları iktidarın propaganda aracı değildir. ‘AKP'yi översen ilanı kaparsın; eleştirirsen yok olmaya mahkumsun’ anlayışınız yüzünden bugün gazeteler ve televizyonlar büyük ambargolar altında! Bu bir reklam politikası değildir! Bu, özgür basını susturma ve tek sesli bir medya düzeni kurma çabasıdır. Biz bu anlayışı yıkacağız; hem ifade ve basın özgürlüğünün en geniş biçimde kullanıldığı hukuk devletini yaratacağız hem de basın kuruluşlarına ekonomik ambargoları kaldıracağız. İnanıyoruz ki basın özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz ve bir kez daha haykırıyoruz ki gazetecilik suç değildir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.