SON DAKİKA
Hava Durumu

#Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi

Porsuk Haber Ajansı - Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Erken Seçimler Millet Gerçekten Karar Verdiğinde Yapılır Haber

Erken Seçimler Millet Gerçekten Karar Verdiğinde Yapılır

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası basın toplantısında konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli basın mensupları, hepiniz Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimize hoş geldiniz. İki gün önceki 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününüzü bir kez daha kutluyor, doğru ve tarafsız gazetecilik faaliyetlerinde her birinize başarılar diliyorum. Mesleğinizi en özgür şekilde ve en güzel yarınlarda icra edebilmenizi ümit ediyoruz hepimiz” dedi. Genel Başkan Özel, konuşmadına şöyle devam etti: “İKTİDAR SİS ETKİSİ YAPARKEN POZİTİF GÜNDEM YARATTIK” “Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde 2026 yılının ilk toplantısını gerçekleştirdik. Bu aday ofisinde zaten ikinci toplantımızdı ve ilk toplantıdan sonra sizlerle bir aradaydık. O günden bugüne geçen sürede; kurullarına başkanlık eden Gölge Bakanlarımız politika kurullarını oluşturdular ve şu ana kadar 120 arkadaşımız politika kurullarında görevlendirilmiş durumda. Bu 120 arkadaşımızın içinde çok sayıda milletvekilimiz, Parti Meclisi üyemiz ve alanında uzman akademisyenler ve siyasetçiler var. Bu sayının önümüzdeki günlerde biraz daha artıp, 170 kişinin burada politika kurullarında görev yapacağı bir düzene oturmasını önümüzdeki günlerde bekliyoruz. Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde geçtiğimiz günlerde yapılan hazırlık çalışmalarını, görevlendirmeleri ve buradaki faaliyetlerin dinamizmini görünce; ne kadar doğru bir iş yaptığımızı ve ülkenin bu kadar mücadeleyle geçen, kutuplaşmanın en üst düzeyde olduğu ve maalesef ülkedeki yakıcı sorunların konuşulmasının üzerine sis etkisi yapan iktidar partisi tarafından ön plana çıkarılan gündemlerin vatandaşın dertlerinin konuşulmasına engel olduğu bu süreçte, bizim yaptığımız bu pozitif gündem yaratan ve ülkenin iktidarını devralmaya yönelik hazırlıklarımızı sürdürdüğümüz ve koordine ettiğimiz bu mekân, hem partimiz için hem ülkemiz için geleceğe dönük olarak en önemli güvencemiz ve umudumuzdur.” “EKONOMİK EŞGÜDÜM KONSEYİ, ORTAK ZEMİN OLACAK” “Bugün yaptığımız konsey toplantısındaki alınan ve resmileşen kararlardan bir tanesini sizinle şu şekilde paylaşmak isterim. Hem burada Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde hem de MYK’da ekonomi alanında çok deneyimli isimlerle çalışıyoruz. Ve hepsi kendi alanında yaptıkları çalışmaları birlikte konuşmaya ihtiyaç duydukları, daha sonra da ülkede ve dünyadaki muhataplarımızla da kurullar halinde anlatacakları, tartışacakları ve iktidar yürüyüşümüzü hem kamuoyuna aktaracakları hem de planlayacakları bir ortak zemine ihtiyaçları var. Bu zeminin adı Ekonomi Eşgüdüm Konseyi olarak belirlendi. Konseyde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki Yürütme Kurulumuzdan; Hazine ve Maliye Politikaları Kurulu Başkanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanımız, Ticaret Politika Kurulu Başkanımız, Sanayi ve Teknoloji Politika Kurulu Başkanımız, Kültür ve Turizm Politika Kurulu Başkanımız, Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Politika Kurulu Başkanımız, Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurulu Başkanımız, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizden; Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşveren Örgütleri, Meslek Birlikleri ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşçi - Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve partimizin Genel Sekreteri ve CAO Genel Koordinatörümüz görev aldılar. 11 üyeden ve iki koordinatörden oluşan bu Konsey sayesinde, ekonomi birimlerimiz politikaların hazırlanması ve uygulanması konusunda çok daha verimli ve aktif bir çalışma süreci geçirecekler.” “DIŞ POLİTİKAYI ŞAHSİLİK VE KEYFİYETE İNDİRDİLER” “Değerli basın mensupları, bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulumuzun gerçekleştirdiğimiz toplantısında gündemimizde çok boyutlu, bölgesel ve küresel gelişmelerin yanı sıra; memleketimizin can yakıcı ekonomik sorunlarını da ele aldık. Aday Ofisi kürsüsü sonuçta bir icraat kürsüsüdür. Dolayısıyla bu çatı altında ülkenin sorunlarını doğru tespit ederken, aynı zamanda partimizin somut çözüm önerilerini de çalışıyoruz. Memleketin en yakıcı sorunlarına en yapıcı çözümleri üretiyor ve bunları vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. Bugün de bu anlayışla karşınızdayız. Öncelikle toplantımızda ağırlıklı olarak üzerinde durduğumuz dış politikadaki gelişmelerle başlamak isterim. Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadrolarımız bize komşularıyla iyi ilişkiler kuran, ekonomik ve sosyal devrimlerle bölgesine ilham olan, dünyada saygı gören bir devlet miras bıraktı. Sonrasında ise İsmet Paşa’nın liderliği ülkemizi İkinci Dünya Savaşı’nın yakıcı ortamından uzak tutmayı başardı. Cumhuriyet’in her döneminde bölgesinde örnek alınan, saygı duyulan bir ülke olarak öne çıkarken; Kıbrıs Barış Harekâtı gibi kararlarda yedi düvelin tehditlerine, ambargolarına, yaptırımlarına pabuç bırakmayacak kararlılık ve cesaret de gösterilebildi. Bugün de dünyanın içinden geçtiği bu zorlu süreçte dış politikamızı siyaset üstü bir anlayışla, ülkemizin ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda bir devlet ciddiyetiyle ele alma gerekliliği vardır. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi uzun zamandır bu ciddiyetten ve kurumsallıktan bilerek kopmuş, dış politikayı şahsiliğe, keyfiliğe ve karşılıklı ikili ve kişisel ilişkilere, pazarlıklara indirgemekten çekinmemiştir. Dış politikamız özellikle son dönemde Sayın Erdoğan’ın Sayın Trump ile kurduğu kişisel ilişkiler, menfaat ilişkileri, çıkar çatışmaları ya da birlikleri üzerine şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bu ilişki pratiği, Türkiye’nin menfaatlerini geri plana atmaktadır. Sayın Erdoğan’ın Trump ile Türkiye için değil; şahsi geleceği ya da kendi kadrolarının iktidarını devam ettirme ümidi üzerine kurmaya çalıştığı ilişki hepimizin malumudur ve ülkemiz için en büyük risk de budur. Bu ilişki pratiği, bu iş görüş biçimi; geçmişte Sayın Putin’le, şimdi Sayın Trump’la geliştirilen ve bir kişinin yönettiği, kurumsallığı dışlayan ve kararları hangi niyetle aldığını kendisinden başka hiç kimseye izah edemeyen bu yönetim anlayışı sonucunda, şöyle çok kısaca bakacak olursak geriye doğru, parasını ödediğimiz F-35’ler üzerlerinde Türk bayrağı olduğu halde Amerika’da bir hangarda beklemektedir. ABD’nin, göz bebeğimiz Kaan’ın motorlarını vermediğini bizzat Dışişleri Bakanımız açıklamıştır. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı ağır yaptırımlara mani olunamamış, bedelini iş insanlarımız, milletimiz, hepimiz ödedik ve ödemeye devam ediyoruz. S-400’lerin temin sürecindeki başarısızlık, önce ABD ile şimdi de Rusya ile bir kriz alanına dönüşmüştür. 15 yıldır filomuza tek bir uçak katamadığımız gibi, hava savunma sistemimize ilişkin güven verici beyanların da ileri vadeli niyet beyanları olduğu ve hava savunmasına ilişkin zafiyetimizin yarattığı endişe ortadadır. Tüm bunlara rağmen Sayın Erdoğan Trump’ın istediği tüm tavizleri vermiş, pahalı doğalgazdan Boeing uçaklarına, Amerikan mallarına vergi indiriminden, Çin mallarına vergi uygulamasına ve maalesef Nadir Toprak Elementlerinin Trump’a söz verilmesine kadar bir dizi taviz, göz kırpmadan verilmiştir. Bu çarpık ilişkinin Türkiye’ye olan en ağır zararı ise ABD Büyükelçisi’nin ve Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle ortaya dökülmüştür. Biri ‘Trump, Erdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor’ derken, diğeri ‘Beş dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar’ diyebilmiştir. Ancak ne yazık ki, bu hadsiz açıklamalara yanıt dahi verilememiştir. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin rayına girmesi için öncelikle meşruiyetinin milletten alan, şahsi geleceğini değil Türkiye’nin geleceğini savunan bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç olduğu açıktır.” “TÜRKİYE MÜZAKERE VE DİPLOMASİDEN YANA TUTUM ALMALIDIR” “Değerli basın mensupları, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu askeri bir saldırıyla kaçırması, ardından komşu ülkelere yönelen tehdidi ve Grönland‘ı işgal etme planları küresel gerilimin artmasına neden olmuştur. Kural temelli küresel sistem sarsılmıştır, yıkılmak istenmektedir. Aynı zamanda İran’daki toplumsal hareketler, partimiz tarafından takip edilmekte, sivilleri hedef alan aşılı müdahaleler ve olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gelişmelerin Türkiye açısından; sınır güvenliği, göç riski, sosyal ve kültürel gerilimlerin yayılması gibi sonuçları ve bölgesel istikrar üzerindeki muhtemel etkileri ele alınmaktadır. Böyle bir ortamda komşumuz Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklenmesi ciddiyetle ele alınmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını savunuyoruz. 10 Mart Mutabakatı’na uyulmasını önemsiyoruz. Tarafların çatışma olmaksızın masada anlaşmasını arzu ediyoruz. Suriye’de her inancın ve her kimliğin anayasal bir düzen içinde özgürce yaşayacağı bir demokratik sistemin kurulmasını zaruri görüyoruz. Ama geçen bir yılda maalesef bunun başarılamadığını gördük. Türkiye müzakereden ve diplomasiden yana tutum almalı, çatışmasız çözüm ve sivillerin korunması için inisiyatif almalıdır. Ayrıca bu durum, toplumsal barış sürecini sekteye uğratmamalıdır. Kürt meselesinin çözümü için hızlı adımlar atılmalıdır. Terörsüz ve demokratik Türkiye, bir an önce kurulmalıdır. Bunu başarmak Türkiye’nin kırılganlıklarını da azaltacaktır.” “MACERA DEĞİL STRATEJİ, KİŞİSEL İLİŞKİLER DEĞİL KURUMSAL AKIL, GERGİNLİK DEĞİL DİPLOMASİ” “Değerli basın mensupları, Türkiye böyle bir ortamda içe kapanan, savrulan ya da kişisel ilişkilere dayalı bir dış politika ile yol alamaz. Biz Türkiye’yi öngörülebilir, güvenilir, uluslararası hukuka bağlı, çıkarlarını rasyonel biçimde savunan ve dünyada sözü dinlenen bir ülke haline getirmek için çalışıyoruz. Bizim dış politika anlayışımız kişisel tercihlerine göre değil; devlet aklına, geçici hamlelere değil; uzun vadeli stratejiye, güç gösterilerine değil; meşruiyete dayanacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Türkiye; içeride güvenli, dışarıda güven veren bir ülke olacaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kalkınması bölgenin de refahını ve huzuruna katkı sunacaktır. Dış politikayı yeniden kurumsal bir akla teslim edeceğiz. Dışişleri Bakanlığımızı dış politikanın tam merkezine yerleştirecek, kapasitesini, uzmanlığını ve hafızasını güçlendireceğiz. AB ile ilişkileri yeniden canlandıracak, yargı bağımsızlığı, hukukun üstün, ifade ve medya özgürlüğü alanlarında kapsamlı bir reform sürecini derhal başlatacağız. Ortadoğu politikalarımızın temel hedefi; bölgesel huzur, refah ve güvenlik eksenlidir. Türkiye’nin bu üç alanda hem bölgesel hem de küresel ilişkilere önderlik edeceği bir anlayışı hakim kılacağız. Suriye politikamızın merkezinde kalıcı istikrar olacaktır. Biz Suriye’nin bütün halkları için; Arap, Türkmen, Kürt, Alevi, Sünni, Hristiyan, Dürzi tüm toplulukları ile barışı ve istikrarı savunuyoruz. Rehberimiz ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesidir. Bu ülke pasiflik değildir, bu ülke meşruiyetle güç üretmektir. Pasaportumuz yeniden dünyada itibarın sembolü olmalıdır. Macera değil strateji, kişisel ilişkiler değil kurumsal akıl, gerginlik değil diplomasi, dış politikamızı üzerine oturtacağımız üç temel direktir.” “BU GÖRÜLMEMİŞ BİR GELİR ADALETSİZLİĞİDİR” “Değerli basın mensupları, yüksek enflasyon ve düşük ücretlerle sonuçlanan yanlış ekonomi politikaları, ülkemizi Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline getirdi. Bu düzenin en büyük mağdurlarından birisi de hiç şüphe yok ki, emekliler. AK Parti’den önce en düşük emekli maaşının 1,5 asgari ücret olduğunu bir kez daha hatırlatmak, bugün hiçbirimizin memnun olmadığı 28 bin liralık asgari ücret üzerinden bile bugün AK Parti’nin önceki dönemindeki gibi maaş alabilse emekliler 42 bin lira emekli maaşı alacaklarını not etmek gerekiyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki meydanları dolduran emekliler, AK Parti öncesi 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşının, bugün 2 çeyrek altın düzeyine gerilediği ve aylık 6 çeyreklik kaybın ne demek olduğunu yaşayarak biliyorlar. İsyanları artık gözlerine yansımış durumda. Emeklilerin önce enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira maaş alacakları ilan edildi. Buna itiraz ettik, tepki gösterdik. Meclis’te Meclis Grubumuz emekliler için kesintisiz nöbete başladı. Ardından bir kanun teklifi getireceklerini ve düzeltme yapacaklarını söylediler. Hep birlikte bu teklifin ne olacağını bekledik. Maalesef emeklilere bin 62 liralık bir düzeltme teklif ediyorlar. En düşük emekli maaşını 20 bin lira yapmayı öneriyorlar. Açlık sınırı 30 bin lirayken, 20 bin lira artık bir maaş değil, adeta emekliye verilen bir harçlık düzeyinde kalmıştır. Bugün resmi yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Dört emekli bir araya gelse bir yoksul etmemektedir. Daha 2019 yılında, bundan sadece altı yıl önce en düşük emekli maaşının ortalama emekli maaşının yarısı olduğunu hatırlatmak isteriz. Bugün ise ortalama emekli maaşı 23 bin liradır. En düşük emekli maaşı da 20 bin liradır. Yani bundan altı yıl önce ortalama maaşların 40 bin lira olduğu bir durumda ancak asgari ücret 20 bin lira olabilirdi. Bu durum bütün emekli maaşlarının nasıl en düşük emekli maaşına yakınsadığını gösteriyor. Bugün arkadaşlarımızın paylaştığı çarpıcı bilgi, sadece son altı ayda 1,2 milyon emeklinin daha en düşük emekli maaşı alanlar arasına katıldığını, altı ay önce 3,7 milyon olan en düşük emekli maaşı alan kişi sayısının 4,9 milyona ulaştığını ifade etmişlerdir. Bu korkunç bir rakamdır. Türkiye’de 5 milyon emekli en düşük emekli maaşı almaktadır. Türkiye’de en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirlerinin üçte ikisi emekli maaşı ve sosyal yardımlardan oluşmaktadır. Yanlış duymadınız. Türkiye’nin en yoksul yüzde 10’unun gelirinin yüzde 65’i emekli maaşı ve aldığı sosyal yardımlardır. Bu görülmemiş bir gelir adaletsizliğidir.” “TÜM MUHALEFET EMEKLİ AYLIĞINA İTİRAZDA BİRLEŞTİ” “Meclis’teki nöbetimiz bugün beşinci gününde. Tüm muhalefet partileri de bu itirazda, yani emekli maaşına yapılan itirazda birleşmişlerdir. Tüm muhalefet partileri, sözcüleri, Genel Başkanları farklı farklı karşılaştırmalarla, farklı farklı önerilerle bu yakıcı soruna dikkat çekmektedirler. Sokağın konusu budur. Meclis’in, bütün muhalefet partilerinin konusu budur. Bu konunun bir an önce ve emeklileri rencide etmeyecek bir rakam telaffuz edilerek çözülmesi gerekmektedir. Bu konuda mücadele etmeye de üzerimize düşeni yapmaya da devam edeceğiz. Peki, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde ne yapacak? İlk aşamada en düşük emekli maaşını derhal bir asgari ücret seviyesine çıkaracağız. İlerleyen dönemlerde 1,5 asgari ücretlik düzeyi yeniden yakalayacağız. Bayram ikramiyesini bir asgari ücrete çıkaracağız.” “TÜRKİYE’DE KAYNAK DEĞİL, PAYLAŞIM SORUNU VARDIR” “Emekli maaşlarının bir asgari ücret olması için gereken kaynak bugün ilgili politika kurulu başkanımız tarafından yapılan sunumda 650 milyar lira olarak belirlenmiştir. Bu geçtiğimiz hafta bin liralık zammın maliyeti söylendiğinde verilen rakamlarla da uyumludur. Bugün emeklilere bir asgari ücret, 28 bin lira versek elbette onları yoksulluktan kurtaramayacağız. Açlık sınırının üzerine çıkaramayacağız. Ama bir nefes aldıracağız, önemli bir adım atmış olacağız. Bu önemli adım 650 milyar lira istiyor. Bu para yok. 10’da birini emekliye layık gördüler. Ancak bu para var. Çünkü getirip, geçirdikleri bütçede 768 milyar lira zengin şirketlerin ödemesi gereken vergiden vazgeçecekleri tutar. Vazgeçilen kurumlar vergisi kalemine 768 milyar lirayı bulanlar, yani alacakları vergiyi ‘Tamam, tamam. Sizden vergi almayalım’ diyecekleri 768 milyarı bulanlar emekliye 650 milyar lirayı bulmamakta, vermemektedirler. Aynı AK Parti yanlış ekonomi politikalarıyla sadece bu yıl 2,7 trilyon lirayı, bu gereken paranın neredeyse beş katından fazlasını sadece faize ödeyecektir. Yani kaynak fazlasıyla mevcuttur. Türkiye’de kaynak değil, paylaşım sorunu vardır. AK Parti kaynağı vatandaşla değil, yandaşla bölüşmektedir. AK Parti katkıyı emekliye değil yanında, yakınında duran, kendi iktidarını sürdürmesi için ona her şeyi yapanlara vermektedir. İşte emekliler ‘Bundan sonra artık AK Parti’ye oy değil, selam bile vermeyeceğiz’ derken de tam olarak bunu kastetmektedir.” “AK PARTİ ÖNCESİ 100 EMEKÇİDEN 11’İ ASGARİ ÜCRETLİYDİ” “Biz Türkiye’yi asgari ücret girdabından çıkaracağız. Asgari ücret işe ilk başlandığında alınan ve kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir başlangıç ücretidir, öyle olmalıdır. Bunu söylemek, yapılamayacak bir şeyi vaat etmek filan değil. Buradan hatırlatmak isterim. Bu AK Parti iktidarı gelmeden önce 2002 yılında maaşların sadece yüzde 11’i asgari ücret düzeyindeydi. Bugün asgari ücret ve yüzde 5 üzerinde maaş alanların resmi SGK verileriyle rakam yüzde 45 noktasındadır. Kayıt dışılıklar ve çeşitli hesaplama yöntemleriyle bu rakamın yüzde 55’lere vardığı hesap edilmektedir. Yani AK Parti öncesi 100 çalışandan, 100 emekçiden 11’i asgari ücret alırken, şimdi iki emekçiden biri asgari ücret almak durumunda kalmaktadır. Asgari ücreti yılda en az iki kez güncelleyeceğiz. Küçük esnafa ve işverene, çalışan sayısı ve sektörüne göre ihtiyaçları olan prim desteğini ‘ama’sız, ‘fakat’sız vereceğiz. Biz geçtiğimiz günlerde asgari ücretin 39 bin lira yapılması için kademeli SGK prim destekleri önermiş, AK Parti tarafından bur reddedildiği için asgari ücret de 28 bin lirada bırakılmıştı.” “ESNAFA PRİMDE YÜZDE 3’LÜK BİR KAZIK ATILMIŞTIR” “Buradan çarpıcı bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim. Son 18 ayda, 1,5 yılda yapılan çeşitli değişikliklerin toplamında Sosyal Güvenlik Kurumu’nda çalışan prim yükü yüzde 34,75’ten 38,75’e çıkmış, işveren prim yükü de yüzde 1’lik artışa uğramış ve toplamda ki bunlar işveren tarafından ödeniyor net maaş ödenirken, yüzde 5’lik ek bir prim yükü binmiştir. Bu yüzde 5’lik ek prim yükünün yanında Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödemesini zamanında yapanlara yapılan yüzde 5’lik indirim, yüzde 2’ye indirilmiş yani gününde SGK primini ödeyenlerin yüzde 3’lük bir kaybı daha ortaya çıkmıştır. Biz ‘Bir yandan asgari ücrete zam yapılsın ama işverenin işi kolaylaştırılsın, onlara prim desteği verelim’ derken örtülü bir biçimde yüzde 5 primlere zam gelmiştir, yüzde 3 de ilave bir ıskontonun kaldırılmasıyla gününde ödeyen bir kişi için toplamda yüzde 8’lik ek bir maliyet gelmiştir. Bunu da bütün küçük esnaflarımızın, zor durumda olan vatandaşlarımızın dikkatlerine sunuyoruz. Bu hesaplamaları muhasebecileriyle, mali müşavirleriyle kendi rakamları üzerinden gözetebilirler. Bu ay ilk kez yüzde 5 yüzde 2’ye iniyor, yüzde 3 oradan esnafa bir kazık atılmıştır. Ayrıca da son 1,5 yılda prim yükü yüzde 5 kadar artmıştır. Biz yoksulluğu yönetmek değil, yok etme azmindeyiz ve bu topraklardan söküp atacağız. İktidarımızda yoksulları, birinin yakını olduğu için değil, yalnızca bu ülkenin onurlu yurttaşları olduğu için destekleyeceğiz. Kimsenin yakını olmak, bir partinin üyesi olmak değil; bu ülkenin bir vatandaşı olmak, geri kalan her şeyin çözülmesi için haklardan yararlanmaya yeterli olacaktır. Temel vatandaşlık geliri uygulamasını hızla hayata geçireceğiz. ‘Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir’ ilkesiyle herkese belli bir gelir desteği sağlayan sosyal devleti inşa edeceğiz.” “UMUTSUZLARIN UMUDU OLMAK İÇİN KARARLILIKLA YÜRÜYORUZ” “Değerli arkadaşlar son olarak şunu söylemek isterim. Türkiye zor ama bir o kadar da önemli bir dönemden geçiyor. Biz bu zorlu dönemde liyakatli kadrolarımız ve tüm organlarımızla disiplinle ve ciddiyetle çalışıyoruz. Kurultaydan sonra oluşturduğumuz mimari her geçen gün daha da yerine oturuyor. Parti Meclisimiz, MYK’mız, milletvekili grubumuz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz ve tüm örgütümüzle her biri kendi alanında çok güçlü bir siyaseti ve vizyonu ortaya koyuyoruz. Artık bir orkestra ahenginde çalışıyor, önümüze bakıyor ve umutsuzların umudu olmaya, yarınlar için artık umutsuzluğu rafa kaldırmaya hep birlikte kararlılıkla yürüyoruz. Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu şu an hapiste olabilir. Ama tüm azmi ve kararlılığıyla bu çalışmalarımıza katkı sağlıyor. Motivasyonumuz tam, enerjimiz tam. Hep birlikte Türkiye yönetmeye, bu ülkeyi barıştırmaya ve kalkındırmaya hazırız. Yıllarca bu ülkede kavga, gerilim, düşman siyaseti yürütüldü. Sonuçta ne oldu? Kavga büyüdükçe milletin ekmeği küçüldü. Biz barışırsak, kazanmanın yolunu 86 milyona göstereceğiz. Bu ülkede Adalet ve Kalkınma Partililer, Milliyetçi Hareket Partililer, DEM’liler, CHP’liler, İYİ Partililer düşman değildirler. Anadolu’da bu partililer birbirlerinin komşusu, arkadaşı, gelini, damadı, dünürüdür. Bu yüzden bizleri düşmanlaştırarak, ülkeyi kutuplaştırarak iktidarını sağlamlaştırmak isteyenlere kötü bir haberimiz var. Artık Anadolu’daki yaklaşım, genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi ilişkilerine bir kez daha hakim olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Erdoğan’a rağmen, Erdoğan’ın yoksul bıraktığı Adalet ve Kalkınma Partililerle ve Cumhur İttifakı seçmeni ile buluşmaktadır ve birlikte bir yol yürümektedir. Yürüdüğümüz yol; Türkiye’de bir kez daha açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin alt edileceği, bir kez daha hep birlikte başaracağımız, hep birlikte kalkınacağımız, hep birlikte zenginleşeceğimiz bir yolculuktur. Bunu daha önce başardık, bundan sonra da hep birlikte başaracağız.” “UMUTLARINIZIN YEŞERMESİ BİR SANDIK MESAFESİNDE” “Sayın Erdoğan istiyor diye kavgayla, Sayın Erdoğan istiyor diye gerilimle, o istiyor diye kutuplaşmayla meşgul olup iktidar yürüyüşümüzden vazgeçmeyeceğiz. Vatandaşın sorunlarını biliyoruz. Dünyadaki siyasi akrabalarımız nasıl yoksulluğu yok ettilerse, nasıl eşitliği sağladılarsa, 100 yıl önceki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı nasıl hastalıkları kuruttu, kalkınmayı sağladı, zenginleşmeyi sağladı, ülkeyi kalkındırdı ve bugünlere gelmesini sağladıysa; bugün umutsuz durumda olan emeklilere de, uğradığı büyük haksızlığa isyan eden asgari ücretlilere de emekçilere de devlet memuru olmanın geçmiş dönemlerdeki gibi bir gelecek güvencesi değil, yaşam mücadelesinin en zorlu süreçlerinden birisi olmasını deneyimleyenlere de beyaz yakalılara da mavi yakalılara da gri yakalılara da şu kadarını söylüyoruz: Bir sandık mesafesinde artık umutlarınızın yeniden yeşermesi. O sandığa doğru hep birlikte yürüyoruz. Her gün bir önceki günden biz iktidara, siz de dertlerinizden kurtulmaya daha yakınsınız. O yüzden erken seçim talebini yükseltmeyi, bunu işçi servislerinde, metrolarda, iş yerlerinde, ev gezmelerinde, her türlü alanda yüksek sesle dile getirmeyi kurtuluşun şartı olarak görüyoruz. Erken seçimler iktidarlar istediğinde değil, erken seçimler muhalefet partileri talep ettiğinde değil, millet gerçekten karar verdiğinde yapılır. Siz erken seçime karar verirseniz, kimse o sandıktan kaçamaz. O sandıktan size; huzur, refah, güvenli ve zengin yarınlar çıkacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.”

Enflasyon Düştü, Yurttaş Çöktü! Haber

Enflasyon Düştü, Yurttaş Çöktü!

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Aralık ayında yüzde 0,89 olarak açıklanan enflasyon verisini değerlendirdi. Taşcıer, resmî verilere göre enflasyonun teknik olarak gerilediğinin söylendiğini ancak yurttaşın mutfağında hayat pahalılığının hız kesmeden devam ettiğini belirterek, “TÜİK’te bolluk var, sofrada yokluk var. Enflasyon kâğıt üzerinde düşüyor ama yurttaşın alım gücü çöküyor” dedi. Temel tüketim harcamalarının bir yılda sert biçimde arttığına dikkat çeken Taşcıer, market harcamalarının 2024 sonunda 5.343 lirayken 2025 sonunda 6.821 liraya yükseldiğini, gıda fiyatlarında yüzde 30’un üzerinde artışlar yaşandığını vurguladı. Buna karşın Kasım–Aralık döneminde market harcamaları artarken enflasyonun yüzde 1’in altında açıklanmasının, verilerle günlük hayat arasındaki kopuşu gösterdiğini ifade etti. Sorunun enflasyon oranlarından çok bölüşüm adaleti olduğunu belirten Taşcıer, ücret ve emekli aylıklarının hayat pahalılığı karşısında hızla eridiğini söyledi. Asgari ücrette yapılan artışlara rağmen alım gücünün gerilediğini belirten Taşcıer, “2024’te asgari ücretle 38 kilo dana eti alınabilirken, bugün bu miktar 32 kiloya düştü. Ücretler artıyor ama refah artmıyor” değerlendirmesinde bulundu. Emeklilerin durumunun çok daha ağır olduğuna işaret eden Taşcıer, en düşük emekli aylığının yoksulluk sınırının yüzde 81 altında kaldığını, emekli aylıklarının altın karşısında reel olarak yaklaşık yüzde 50 değer kaybettiğini söyledi. Taşcıer açıklamasında, “Ekonomi sadece tablolarla değil, yurttaşın yaşam koşullarıyla ölçülür. Ücretleri ve emekli aylıklarını baskılayarak enflasyon düşürülmez; yoksulluk kalıcı hâle getirilir” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin çözümünün, ücretleri ve sosyal güvenliği merkeze alan adil bir bölüşüm politikası olduğunu vurgulayan Taşcıer, “Refah bir ayrıcalık değil haktır. Ücretlerin kâğıt üzerinde değil, sofrada ve yaşamda karşılık bulduğu bir düzeni kurmak mümkündür” ifadelerini kullandı. Taşcıer yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "2025 yılının son enflasyon verileri, Türkiye’de uzun süredir yaşanan temel çelişkiyi bir kez daha teyit etmektedir. Resmi istatistiklere göre enflasyon aylık %0,89 artarken, yıllık enflasyon %30,89 oldu. TÜİK’in hayalflasyon oranlarında teknik bir gerileme yaşanırken, hanehalklarının karşı karşıya olduğu hayat pahalılığı ve gelir kaybı artarak sürmektedir. Bu durum, enflasyonla mücadelenin rakamsal bir başarı anlatısına indirgenmesi ile toplumsal refah arasındaki kopuşun derinleştiğini göstermektedir. İktidarın enflasyonla mücadeleyi oranlara odaklanan dar bir çerçevede ele alması, meselenin özünü perdelemektedir. Enflasyon fiyat artış hızından ibaret bir teknik gösterge değildir; ücretlerin, emekli aylıklarının ve sosyal transferlerin bu fiyat artışları karşısındaki konumuyla birlikte değerlendirilmesi gereken toplumsal bir olgudur. Bugün Türkiye’de yaşanan sorun, ölçülen enflasyon ile emekçilerin gündelik yaşamda deneyimlediği geçim maliyeti arasındaki makasın hızla açılmasıdır. Resmî veriler üzerinden kurulan “düşüş” anlatısına karşın, temel tüketim harcamaları istikrarlı biçimde artmaktadır. Aynı hanehalkı için 2024 sonunda 5.343 lira olan market harcaması, 2025 sonunda 6.821 liraya yükselmiştir. Süt ve süt ürünleri, et-tavuk-yumurta ve meyve fiyatlarında bir yıl içinde yüzde 30’un üzerinde artışlar yaşanmıştır. Mevsimsel etkilerle geçici gerilemeler gösteren bazı ürün grupları ise genel eğilimi değiştirmemektedir. Bununla birlikte Kasım-Aralık 2025 döneminde market harcamalarının yüzde 5 artmasına rağmen enflasyonun yüzde 1’in altında açıklanması, verilerle günlük hayat arasındaki uyumsuzluğu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu tablo, Türkiye’de yaygın ve süreklilik kazanmış bir alım gücü erozyonuna işaret etmektedir. Ücretlerin nominal olarak artırıldığı, ancak yaşam maliyetlerinin çok daha hızlı yükseldiği bir ekonomide, ücret artışlarının toplumsal refah üretmesi mümkün değildir. Bu nedenle sorun esas olarak bir bölüşüm krizi sorunudur. Nitekim 2024-2025 Aralık ayları arasında açlık sınırı 9 bin lira, yoksulluk sınırı yaklaşık 30 bin lira, yaşam maliyeti ise 11 bin 758 lira artmıştır. Buna karşılık asgari ücretteki nominal artış 5 bin 935 lirada kalmıştır. Zorunlu harcamaların yüzde 43 arttığı bir dönemde ücret artışlarının bu düzeyde kalması, reel gelir kaybını kaçınılmaz kılmaktadır. Somut göstergeler bu durumu net biçimde ortaya koymaktadır. 2024 sonunda asgari ücretle 38 kilogram dana eti alınabilirken, 2025 sonunda yapılan yüzde 27’lik artışa rağmen bu miktar 32 kilograma gerilemiştir. Ücretlerin artmasına karşın alım gücünün yüzde 14 düşmesi, Türkiye ekonomisinin temel yapısal sorunlarından biridir. Benzer bir tablo memur ve memur emeklileri açısından da geçerlidir. Toplu sözleşme sistemi, ücretleri önden ve yaşam maliyetini esas alarak artırmak yerine, gerçekleşmiş enflasyonun gerisinden telafi etmeye dayalı bir yapıya dönüşmüştür. Bu nedenle yapılan artışlar refah üretmemekte, yalnızca kaybın hızını sınırlamaktadır. Memur çalışarak, fakirleşmektedir. Emekliler açısından ise durum daha ağırdır. En düşük emekli aylığı yaklaşık 18.900 lira düzeyinde kalacaktır. Bu tutar, aynı evde yaşayan iki emeklinin, aylıklarıyla 39 bin lirayı aşan yaşam maliyetini karşılamaktan uzaktır. Aynı hanede yaşayan iki emeklinin toplam aylık geliri, açlık sınırının yalnızca yüzde 24 üzerindedir. Buna karşın emekliler yoksulluk sınırının belirgin biçimde altına itilmiştir. Bugün en düşük emekli aylığı yoksulluk sınırının yüzde 81 altında kalmıştır. Alım gücündeki erime, altın gibi evrensel bir değer ölçüsü üzerinden bakıldığında daha çarpıcı hale gelmektedir. 2025 yılının başında emekli aylığı ile yaklaşık 6 gram altın alabilen bir emekli, 2026 yılında yapılması öngörülen yüzde 12’lik artışa rağmen ancak 3 gram altın alabilecektir. Bu durum, emekli aylıklarının reel olarak yaklaşık yüzde 50 oranında değer kaybettiğini göstermektedir. Bu veriler, Türkiye’de çalışarak da emekli olarak da yoksullaşmanın sistematik bir nitelik kazandığını göstermektedir. Geliri olan ama güvencesi olmayan, bordrosu olan ama refahı olmayan milyonlarca insan vardır. Barınma, beslenme ve enerji gibi temel ihtiyaçlar dahi geniş kesimler için erişilebilir olmaktan çıkmaktadır. Ekonomi, yalnızca bilanço göstergeleriyle değil; yaşam koşullarıyla değerlendirilmelidir. Fiyat istikrarı ile gelir istikrarı birlikte sağlanmadığı sürece toplumsal refah üretilemez. Enflasyonu düşürme adına ücretleri ve emekli aylıklarını baskılayan her politika, yoksulluğu kalıcılaştırır. Cumhuriyet Halk Partisi, bu tablonun kaynağını doğru tespit etmekte ve çözümün de ücretleri, sosyal güvenliği ve adil bölüşümü merkeze alan bir yaklaşımda olduğunu savunmaktadır. Emek sınıfı acı reçeteye mahkûm değildir. Kemer sıkma politikası yerine ücretlerin insanca yaşamı güvence altına aldığı, her yurttaşın emeğinin karşılığını alabildiği bir ekonomik düzen ile düzlüğe çıkmak mümkündür. Refah bir ayrıcalık değil haktır; insanca yaşam da iktidarın vatandaşına bir lütfu olmadığı gibi kamusal bir sorumluluktur. Bu nedenle emeğin üstünlüğünü temel değer kabul eden bir yaklaşımla; her yurttaşın güvenceli bir işte çalışabildiği, gelirinin hayat pahalılığı karşısında erimediği bir düzen için ücret politikalarını, yalnızca nominal artışa değil, gerçek alım gücünü koruyan ve artıran bir zemine oturtmak gereklidir. Yurttaşlarımızın temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı bir ücret düzeni kabul etmiyoruz. Fiyat istikrarının sağlanmasını, enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesini ve hayat pahalılığının ortadan kaldırılmasını, emek gelirlerini korumanın vazgeçilmez koşulu olarak görüyoruz. Gelir adaletini ve adil bölüşümü merkeze alan politikalarla, alım gücündeki erimeyi kalıcı biçimde durduracağız. Güçlü bir sosyal devlet, hak temelli gelir güvencesi ve emeğin hakkını koruyan bir kalkınma modeliyle; ücret artışlarının kâğıt üzerinde kalmadığı, emekçinin sofrasına ve yaşamına gerçek refah olarak yansıdığı bir düzeni kurma kararlılığındayız."

Temel Gündemimiz Ekonomik ve Sosyal Krizdir! Haber

Temel Gündemimiz Ekonomik ve Sosyal Krizdir!

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu Toplantısına başkanlık etti. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Değerli basın mensupları hepiniz Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimize hoş geldiniz. 2025’in son günlerinde yeni bir başlangıcı yapmak üzere Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde oluşturulan politika kurullarına başkanlık edecek olan gölge bakanlarımızla ilgili ilk toplantımızı gerçekleştirdik ve ilk basın toplantımızla karşınızdayız” dedi. Özel, şunları söyledi: “VATANDAŞIN GÖZÜNDE GELECEK İKTİDAR UMUDUYUZ” “Yeni parti programımızı kurultayımızda oybirliği ile kabul etmiştik. Bu parti programı 81 ilde hem başta, hem sonda yapılan ikişer il danışma kuruluyla, 923 ilçede yapılan ilçe danışma kuruluyla, yereldeki örgütlü tüm meslek örgütlerinin varsa sendikaların, kanaat önderlerinin fikirleri alınarak, daha sonra bu il düzeyinde birleştirilerek, Genel Merkez düzeyinde bizim akademisyenlerle, parti dışından gençlerle, kadınlarla, dünyada başarıya ulaşmış sosyal demokrat kalkınma programlarını takip eden ekiplerimizin raporlarıyla ve en nihayetinde hepinizin de yakından takip ettiği 4-9 Eylül tarihlerindeki kuruluş haftamızda Genel Merkezimizde süren yoğun, verimli, başarılı bir çalışmayla ilerledi. En son kurultayımızda delegelerimizin tamamının oybirliğiyle, alkışlarla parti programımız 2008 yılından sonra değişti. 21’inci yüzyılın ikinci çeyreğini karşılamaya, o ikinci çeyrekte görev almaya, Türkiye’yi yönetmeye hazır; 100 yıl öncesinde olduğu gibi birikmiş, kronikleşmiş, aşılamaz sanılan ve umutsuzluk üreten bir ruh haline karşı ‘Biz buradayız. Türkiye’yi yeniden ayağa kaldıracağız’ diyen; kalkınmayı önceleyen, hep birlikte çalışan ve hep birlikte kazanan ve daha sonra da adil bölüşmeyi planlayan parti programımızı hayata geçirmiştik. Partimiz son yapılan yerel seçimlerde aldığı oyla 47 yıl sonra birinci parti olmuş, Adalet ve Kalkınma Partisi de yapılan seçimlerde ilk kez ikinci parti durumuna düşmüştü. O günden bugüne yapılan tüm kamuoyu araştırmaları ve kamuoyu araştırmalarının ortalaması Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçim sürecinde elde ettiği desteği kalıcılaştırdığı, kendisine bir görev olarak verilen oyların Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel yönetimlerdeki başarısının, yerel yönetimlerin memnuniyetiyle partiye devam eden bir desteğe dönüştüğü ve ülkeyi yönetmek için de Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatandaşın gözünde ve nazarında önemli bir alternatif, bir gelecek iktidar umudu olarak şekillendiğini gösteriyor.” “VATANDAŞLARIMIZA ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZİ ANLATACAKLAR” “Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde Yürütme Kurulu’nu topladık. Bu Yürütme Kurulu da şu anda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşılık gelen tüm bakanlıklar ve ilave olarak da bakanlık olarak temsil edilmeyen ve doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlı olan tüm kurumların sorumluları olan ve bu konuda oluşturulacak politika kurullarına başkanlık edecek gölge bakanlarımızdan oluşuyor. Politika kurullarımız beş ila yedi kişilik heyetlerle birlikte çalışacaklar ve onlar da kendi altlarında sahadan kendi deneyimleriyle, kendi ilişkileriyle ve partinin insan kaynakları havuzuyla tam bir koordinasyon içinde adeta iktidara yürüyen bir yönetim ordusu olarak faaliyet gösterecekler. Bundan sonra Parti Meclisimizin, Merkez Yönetim Kurulumuzun ve Meclis Grubumuzun yanında Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki Yürütme Kurulumuz, bu üç kurulumuzla eş güdümlü, uyumlu bir şekilde vatandaşlarımıza kronikleşmiş ve çok iyi bildiğimiz, onların da yaşayarak bildikleri sorunlarını söylemenin ötesinde çözüm önerilerini söyleyecekler.” “NASIL HAKSIZ VE DÜZEYSİZ BİR DİL TERCİH ETTİKLERİ GÖRÜLDÜ” “Tabii bu konuda bir muhataplık açısından şaşkınlıkla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi, yeni yıldan 75 gün önce verilmesi hukuken zorunlu olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 2026 yılı bütçe teklifini önce komisyonda, ardından da 14 gün süren müzakerelerle Genel Kurul’da ele aldı. Komisyonda da öyleydi. Ki Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görevli değerli üyelerimiz bugün de burada görev yapıyorlar. Plan ve Bütçe Komisyonu’nda geçtiğimiz yıllardan farklı olarak elbette sorunları ama mümkün olduğu kadar kısa, eleştirileri mümkün olduğu kadar net, çözüm önerilerini ise büyük bir özgüvenle anlattık. Sizler de bunları haberleştirdiniz. 14 gün sürecek bütçe maratonunun ilk gününde liderler konuştu. Ben Cumhuriyet Halk Partisi adına 80 dakika boyunca sorunun altını çizip, uzun uzun çözüm önerilerimizi anlattım. Tabii buradaki temel belge, artık 2 milyon üyemiz adına görev yapan delegelerimizin oybirliği ile kabul ettiği parti programımızdı. Sorunları nasıl çözeceğimizi anlattık. 80 dakika polemik yapmadan, sorunu görerek, çözümü söyledik. Dün de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bütçedeki son kapanış konuşmalarını, hem grup olarak, hem Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın kapanış konuşmalarını, hem de muhalefetteki partilerin değerli konuşmacılarını dinlemek üzere oradaydık. Ben değerlendirmeyeceğim, milletimiz değerlendiriyor. O kadar yapıcı eleştiriye, o kadar soruna değil çözüme odaklanan söylemlere karşı dün iktidar partisinin nasıl bir polemik dilini tercih ettiğini, kendilerine yöneltilen eleştiriler yerine muhalefet partilerine, bilhassa ana muhalefet partisine, partimize nasıl haksız, nasıl düzeysiz, nasıl o polemikle kendi eleştirildikleri alanları örtmek isteyen bir dil tercih ettiklerini siz gördünüz. Geçmişte bakanlık görevinde bulunan ve şimdi komisyona hapsoldu diye kendisiyle, partisiyle sorunları olan birisinin söylemeye dilim varmıyor; edepsizlik boyutunda, bu parlamentoya yakışmayan ve kendi partisinin yöneticileri tarafından da ardından eleştirilen, bize üzüntülerin iletildiği en sonunda da Meclis’i karıştırıp, milletvekillerini birbirine düşürünce huzur bulan halini gördünüz.” “İKTİDAR İLE MUHALEFET YER DEĞİŞTİRMİŞTİR” “Ben bütün arkadaşlarıma şu değerlendirmede bulundum; ben 14 yıldır parlamentoda görev yapan birisiyim. 23 Nisan 1920’den bugüne parlamentonun hangi dönemlerde neler yapıp neler yaşadığını, hangi değişim ve dönüşümlerin neye denk geldiğini bilen, bildiğini düşünen birisiyim. Dün şu tescil olmuştur ki Türkiye’de fikren ve zikren iktidar ile muhalefet yer değiştirmiştir. Türkiye’de iktidar ve muhalefet psikolojik olarak yeri değişmiştir. Fiilen yer değiştirmeleri sandığı bekleme meselesidir. O yüzden artık Cumhuriyet Halk Partisi’ne iktidarın dili, Cumhuriyet Halk Partisi’nin sözcülerine, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekillerine iktidar dili ve yaklaşımı, iktidarda olan herkes gibi her türlü sert eleştiriye sabırlı bir şekilde yanıt vermek düşüyor. Bundan sonra da arkadaşlarımız bu şekilde devam edecekler. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulumuzun temel gündemi, 2018 yılından bu yana kronikleşmiş olan ekonomik ve sosyal kriz olacaktır, hiç şüphe yok. Elbette adalet kriziyle, elbette Türkiye’de milli eğitimdeki, Türkiye’de iç işlerindeki, dış politikadaki krizlerde mücadele edeceğiz. Ama bu konularda çok yetkin isimler, çok önemli hazırlıklarını kamuoyuyla, sizlerle paylaşacaklar. Ama vatandaşın ‘Benim barınma sorunum ne olacak, benim geçinme sorunum ne olacak, benim ısınma sorunum ne olacak, evladımın okulu ne olacak, okula aç gidip aç gelen evladım ne olacak?’ sorularına Cumhuriyet Halk Partisi’nin bundan sonra tamamen hedefe kilitlenmiş bir şekilde getireceği çözüm önerilerini bizlerden dinleyeceksiniz. Israrla, özenle üstünde durmak isterim ki; attığımız her adamın tek bir amacı var. Güven bekleyen, sarılacak bir dost bekleyen milletimizin, bize göstermek istediği güvene layık olmak. Son yerel seçimlerde gösterdiği güveni, önümüzdeki genel seçimlerde de almak. Biz hepinizin takdir ettiği liyakatli kadrolarımızla, Türkiye’yi AK Parti’den çok daha iyi yöneteceğimizi biz biliyoruz. Milletimizin de bunu gördüğünü görüyoruz. Cumhuriyet’in kazanımları ile birlikte bu ülkenin muhafazakarlarının, dindarlarının, kadınlarının, Alevilerin, Kürtlerin, gençlerin, kendisini öteki hisseden, mutsuz hisseden herkesin onurlu bir yaşam hayalinin ve tüm kazanımlarının teminatı olacağız. Haksızlıkları dile getireceğiz, anlatacağız elbette. Ama tüm kazanımların teminatı olduğumuz gibi, yarınlar için güven veren, güvence olan bir iktidarın namzeti olduğumuzu, bu iktidarın hazırlığı içinde olduğumuzu, bu iktidara hazır olduğumuzu anlatacağız.” “CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDARINDAN SADECE ZALİMLER KORKSUN” “Asla ve asla rövanşist bir tutum içerisinde olmayacağız. Yaptığımız mitinglerde ifade ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarından zalimler korksun. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarından zulmedenler, hırsızlık yapanlar, kendi iktidarlarının devamı için bu ülkenin yarınlarını çalmak isteyenler, o yüzden Cumhuriyet’in armağan ettiği sandıkla bile artık bir meselesi olanlar, artık demokrasiye husumet duyanlar, ‘İktidara gelene kadar lazımdı, bundan sonra demokrasi lazım değil’ diyenlerle, onların hukuk dışı, anayasaya aykırı emirlerine, talimatlarına uyup, adeta kendilerine verilen cübbeleri bir darbeci postalı gibi, darbeci kamuflajı, tankı kullanan, muhalefetin üstünden geçmeye çalışan, bu ülkenin bir sonraki Cumhurbaşkanı’nı hapse atan, bu ülkenin müstakbel iktidar partisini şimdiki ana muhalefet partisini haksız saldırılarla siyasetin dışına itmeye çalışan, parti kapatmaya, Gazi’nin kurduğu partiyi kapatmaya tenezzül edenler, aklından geçirenler korksun. Ama bu iktidara oy verenler, geçmişte vermiş olanlar, son seçimde dahi vermiş olanlar, bu iktidarın üyesi olanlar, ittifak ortağının üyesi olanlar iktidarımızdan sadece umut duysunlar, iktidarımızla ilgili en iyi duygularda olsunlar. Çünkü biz CHP olarak rövanş almaya, kavga yapmaya, bu iktidarı seçenlerden hesap falan sormaya gelmiyoruz. Bir kusur varsa bizdeydi. Biz kendimizi iyi anlatamadık, biz doğru kadrolarımızı, doğru programımızı, doğru önerilerimizi milletimize doğru arz edemedik. Bugüne kadar yetkiyi alamadık. Ama girdiğimiz değişim kurultayından sonra, girdiğimiz ilk yerel seçimde kadınlarıyla, gençleriyle, ölçme değerlendirmeyle, en doğru adaylarıyla, en doğru projeleriyle milletimizin karşısına çıkınca bu millet bizi hemen dört ay sonra birinci parti yaptı ve görev verdi. O günden beri de arı gibi gayretimizle, namusumuzla, emeğimizle çalışıyoruz.” “MİLLET GÖRÜYOR” “Millet çalışanı da silkeleyeni de görüyor. Millet hak edeni de haksızlık yapanı da görüyor. Millet mağduru da zulmedeni de görüyor. Millet dünün mağdurunun bugünün zalimi olduğunu, kendisine yapılanı yapılmayanı, misliyle fazlasını millet görüyor takdir ediyor. O açıdan umudumuz yüksek, moralimiz yerindedir. Psikolojik üstünlüğümüz ahlaki üstünlüğümüzden ve meydanlardaki çoğunluk enerjimiz iktidar yürüyüşümüzdeki kararlılığımızdan kaynaklanmaktadır. 19 Mart’tan bu yana yaşadığımız tüm haksızlıklara rağmen, barıştan yana, kardeşlikten yana, demokrasiden yana bir tutum alıyoruz. Ve gücümüzü sadece ve sadece milletimizden alıyoruz. Türkiye’nin barışı, kardeşliği, bununla beraber huzuru ve refahı için; disiplinle, ciddiyetle, ne yaptığımızı bilerek baskılar karşısında asla geri adım atmayarak yürümeye devam edeceğiz. Enerjimiz de var. Liyakatli kadrolarımız da var. Planımız, stratejimiz ve en önemlisi çok güçlü bir irademiz var. Bizi 47 yıl sonra birinci parti yapan milletimize karşı da seçim gecesi verdiğimiz bir sözümüz var. Bizim verdiğimiz söz, bu başarıyı kendine mal etmemek, şımarmamak, kimseyi rahatsız etmemek, verilen anahtarı belediyenin kapısı, kasasının anahtarı ya da şehrin altın anahtarı değil; mecbur olduğumuz bir sonraki yapılacak seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının anahtarı olduğunu ve verilen kredilerin tüketilmek üzere bir tüketici kredisi değil, insanların yarınlara ilişkin umutlarına yönelik bir yatırımcı kredisi olduğunu, insanların adil, zengin, barış içinde yaşayan, mutlu insanların Türkiye’sinin geleceğine Cumhuriyet Halk Partisi ile yatırım yaptıklarını hatırlamak ve hatırlatmak durumundayız.” “BİR EKSİK VAR” “Burada bu toplantıda elbette 17 gölge bakanımızla, koordinatörlerimizle birlikte ve Genel Sekreterimizle birlikte güçlü bir kadroyla buradaydık. Ama bir eksiklik. Eksik olan, benim Cumhurbaşkanı adayım değildi. Eksik olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı değildi. Eksik olan 19 Mart’ta bundan önce, birisi iptal edilen seçimde olmak üzere, üç kez üst üste İstanbul’u kazanan, Sayın Erdoğan’ın gösterdiği Meclis Başkanı’nı yenen, Başbakan’ı yenen, en güvendiği bakanını yenen, farkı 13 binlerden, 806 bine, beş yıllık icraatın sonunda 1 milyon 100 bine çıkaran, İstanbul’un neredeyse tüm ilçelerinde kendi oylarıyla birinci olan Ekrem İmamoğlu’na yapılan darbeden sonra, millet 19 Mart’ta gördü ki ‘Bu yapılan iş benim seçtiğim belediye başkanından ziyade, gelecekte ülkeyi yönetecek Cumhurbaşkanına darbedir’ deyip, 23 Mart Pazar günü sandıklara koşan ve oy veren 15,5 milyon insanın, ardından seçtikleri aday belki o ön seçim gününde 15,5 milyon insan dayanışma sandıklarına koşarken, köyden beldeden koşamayan, ıraktan yetişemeyen, gönlü orada olup sandığa varamayanların bu sefer dünyanın en büyük imza kampanyasıyla, dünya siyasi tarihinin en büyük imza kampanyasına verdikleri 25,1 milyon imzayla, ‘Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde görmek istiyorum’ diyen insanların adayı yok bugün burada.” “EKREM İMAMOĞLU’NUN VARLIĞI MEVCUTTUR” “Ekrem İmamoğlu 25,1 milyon kişinin sandığa aday olarak çağırdığı, 15,5 milyon kişinin bizzat sandığa gidip oy kullandığı adaydır. Ve 278 gündür tutuklu haldedir. Hiç şüphe yok ki kendisiyle çok sağlıklı bir iletişimimiz, kendisinin küçük hücresinde de olsa, o plastik masanın üstünde olsa Türkiye’nin gelecek umuduna, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarına ve Türkiye’yi kalkındırmaya yönelik ortak irademize dair söyleyeceği çok sözü, yazdığı - çizdiği, verdiği önerileri, aklıyla yüreğiyle Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde kendisinin bizatihi varlığı mevcuttur. Biz, o özgürlüğüne kavuşana kadar, millet onu vereceği oylarıyla Cumhurbaşkanı yapana kadar bu görevi burada bakan arkadaşlarımızla birlikte yapmaya ve ona vekâlet etmeye, ama ben, bakanlarımız, milletvekillerimiz, PM üyelerimiz değil. En az 2 milyon Cumhuriyet Halk Partisi üyemiz. Bunların 600 bini bu zulüm başladığında, koşa koşa gelip çağırdığımızda bu partiye son bir yılda, son dokuz ayda yeni üye olmuş ve Türkiye’nin değişim umudunu Cumhuriyet Halk Partisi’nde ve Ekrem İmamoğlu’nda gören kimselerdir. 2 milyon üyemizin, o her biri Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayına, Ekrem İmamoğlu’na vekalet etmek için görev beklemektedir. Buradaki politika kurullarında oluşacak zaten çalışılmış ve bundan sonra da bir hükümet programına hızla dönüşecek, somut vaatler, en az 2 milyon kişilik ama gönüllülerle 10 milyonları geçecek, dünyanın en büyük siyasi kampanyasının ordusuyla milletimize arz edilecektir. Çalınmadık kapı, gidilmedik köy bırakmadan, işçileri sabahleyin servise uğurlayıp, akşamleyin karşılayarak, fabrikaları örgütleyerek, meydanlardan uzak kalmadan cesareti hep yukarıda ama yönetime ilişkin, yönetmeye ilişkin iradeyi de hep masada ve gündemde tutarak hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.” “ANAYASAYI TANIMAYANI TANIMAYAN BİR DÜZEN KURACAĞIZ” “Cumhuriyet Halk Partisi programını yenilerken hep birlikte izlediniz. Aslında programlar anayasalar gibi geleceğe doğru yazıldığı için aşkın zamanlı metinlerdir. Aslında pek de somut bir şey ondan beklemezsiniz. Ama milletimiz o kadar yılmış, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar umuduna o kadar inanmış ama bir yandan da ‘Bu sorunlarım nasıl çözülecek?’ diye o kadar çok somut şey duymak istedi ki Cumhuriyet Halk Partisi programını bir programa göre çok somut vaatlere dönüştürdü ve bugün ilk toplantının gündeminde de bu iddialı, bu enerjik, bu liyakatli ve bu cesaretli binanın duvarlarında hep yankılanan, bugün toplantının ana gündemi olan hususlara kısa kısa değinmek isterim. Öncelikle Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi sadece kendisine iktidar yolunu değil, bu milletin iktidarı en kolay şekilde değiştirebilme hakkına olan saygısından seçim barajını yüzde 3’e düşürmeyi taahhüt ederek yani sadece bize değil, temsilde adalet meselesini ülkenin anayasasında öğütlendiği gibi temsilde istikrara kurban etmeden, yüzde 3 oy alan her partinin parlamentoda temsil edilmesini; bu yüzde 3 oy alan partilerin de değil, yüzde 1’i geçen her partinin hem örgütlenmek, hem de seçimlere girebilmek için hazine yardımı almasını taahhüt ederek yola çıkıyor. Seçilmişlere inandığımız için atanmışlara yönetim alanında belediyelerde verilen kayyım yetkilerinin tamamının son bulmasını ve yarından tezi yok istiyor ve savunuyor. Demokrasinin bir tepki ve protesto hakkı rejimi olduğunu görerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde ve mülkiyeti de belediyelerimize ait olan alanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne devredilerek, Meclis Parkı’nın bir demokrasi parkı, oraya kurulacak bir kürsünün de demokrasi kürsüsü olmasını ve içerideki kürsü kadar çok dinlenilmesi gereken bir kürsünün Meclis’in hemen girişindeki Demokrasi Parkı’na kurmayı taahhüt ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tartışanın, anayasal düzeni tartışmak ve anayasal suç işlemek olduğunu altını çiziyor. Bunun adı; birinci kademe mahkemesi de olsa, istinaf mahkemesi de olsa, ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı da olsa anayasayı tanımayanı, tanımayacak bir düzen inşa edeceğimizi ve bunların bütün müeyyidelerini hayata geçireceğimizi; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına harfiyen uyacağımızı; Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını değiştireceğimizi, ilk iş oradan bakanı çekeceğimizi ve liyakate, mesleki başarıya göre terfi ve tayin sistemini getireceğimizi taahhüt ederek başlıyoruz. Yargıdaki vesayete de çeteleşmeye de son vermek en önemli görevimiz. Her vatandaşın yolu mahkemeye düştüğünde bir endişe değil, adalete ulaşacağına olan bir inancı yüreğinde hissetmesini taahhüt ediyoruz.” “BİRİLERİNİN DAHA AZ EŞİT OLDUĞU DÜZEN SON BULACAK” “Eşit yurttaşlığı, ‘vazgeçilmezimiz’ olarak tarif ediyor; Cem Evlerinin ibadethane olmasını; bu ülkede birilerinin eşit, birilerinin daha az eşit sayıldığı düzenin son bulmasını; son Kürt ‘Sorunum kalmadı’ diyene kadar Kürt sorununu tanımayı, son Alevi ‘Eşit hissetmiyorum’ demeyene kadar Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini görmeyi ve yerine getirmeyi taahhüt ediyoruz. Kadınların arkasından devletin güvencesini çeken bir gece yarısı haksız operasyonuna karşı İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar hayata geçirmeyi taahhüt ediyoruz. Demokrasi, adalet ve barış bize refahı getirecek. TÜİK veri setleri tüm detaylarıyla açıklanacak. Enflasyon sepetini herkes bilecek. TÜİK, Tayyip Bey’i Üzmeyen İstatistik Kurumu değil; Türkiye’nin gerçek istatistik kurumuna dönüşecek. Vergi adaletsizliğinin son bulduğu; ev aletlerinden, tırnak makasından değil elmastan, pırlantadan ÖTV alındığı; zengin - fakir ayırt etmeyen herkesten alınan yüzde 63’lük dolaylı vergilerin, OECD ortalaması olan yüzde 30’a çekilmesinin ilk hedef olduğu; Türkiye’de dolaylı verginin yüzde 63-65-68, Kurumlar Vergisi’nin yüzde 11 olduğu bu düzeni tersyüz edeceğimizin taahhüdünü veriyoruz. Kazanmayanın vergi vermeyeceği, az kazananın az, çok kazananın da çok; vermesi gerektiği kadar çok vergi vermesini taahhüt ediyoruz. Gelir Vergisi’yle çalışanların 12 aylık maaşının üçünün devlet tarafından vergi diye alındığı bu adaletsiz düzen son bulacak. Dün Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı sordu; ‘Kendi Genel Merkezinizde yapıyor musunuz?’ Ayıptır söylemesi yapıyoruz. Kendi Genel Merkezimizde TİS, toplu iş sözleşmesi imzalanacaktı. Müzakereci heyet gitmeden, sendika ile oturmadan önce aşağıda, geldiler ve bana sordular; ‘Bir talebiniz, bir sınırınız?’ Dedim ki ‘Örgütlenmiş arkadaşlar, haklarını arayacak. Bütün müzakereler bitsin. Sakın bunu müzakere konusu yapmayın. Bittikten sonra bu ‘brüt maaş verme, her ay bir üst vergi dilimine geçerek, ilk ay aldığından iki, son ay 12-20-25 bin lira eksik maaş alma’ gibi bu işlerin son bulması için TİS bağıtlandıktan sonra altına Genel Başkan’dan yazın: ‘Artan vergi dilimleri Cumhuriyet Halk Partisi tarafından karşılanacak.’ Vatandaşa da taahhüdümüz budur. Açlık sınırının altındaki bir vergi dilimi olmayacak. Yani açlık sınırı 98 bin liraysa, 12 ile çarpılacak ve ilk vergi dilimi oradan sonra başlayacak.” “İLK ELDEN 100 BİN ÖĞRETMEN ATANACAK” “Sendika ve grev hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılması, memurların toplu sözleşmeyle ve grev haklarıyla birlikte güçlendikleri, polisin de sendikasının olabildiği, kamuda mülakatın kaldırıldığı, ilk elden 100 bin öğretmenin atamasıyla sözleşmeli öğretmenlik sisteminin bitirildiği bir milli eğitim politikasını taahhüt ediyoruz. Asgari ücretin istisna olduğu, komisyonun yapısının işçi lehine değiştirildiği, asgari ücretin açlık sınırının altında asla kalmadığı, ilk bir yıl alınan ve kıdemle hızla uzaklaşılan bir ücret olduğu, asla temel ücrete evrilmediği bir düzeni öneriyor ve emekli maaşlarının da asgari ücret seviyesine çıkarılmasını taahhüt ediyoruz. Bu sene için asgari ücret önerimiz 39 bin lira, en düşük emekli maaşı önerimiz de 39 bin liradır. Çiftçi ÖTV ve KDV’siz mazotla 55 liraya değil, 33 liraya tarımda mazot kullanacak. Ayrıca milli gelirin yüzde 1’i olarak tarif edilmiş olan tarım desteklerinin beşte bir noktasında, binde iki noktasında yapıldığını hatırlatıp, bunu ilk bütçemizde düzeltmeyi taahhüt ediyoruz. Gençleri okutup işsiz bırakan sisteme son vermeyi, Avrupa’nın hatta dünyanın okuyanların, bir üniversiteden mezun olanların olmayanlara göre daha zor iş bulduğu bir kabus ülke olmaktan ülkeyi çıkaracağız. Gençler sınav peşinde koşmaktan yorulmayacaklar. YÖK kalkacak, üniversiteler bağımsız olacak. “SORUNLARI NASIL ÇÖZECEĞİMİZİ DUYACAKSINIZ” “TOKİ, bir yılda Cumhuriyet Yurtları’nı tamamlayacak. Avrupa’nın en pahalı, en yavaş internetini değil; 10 yıl sonunda Avrupa’nın en hızlı ve en ucuz internetini ama ilk iki yılın sonunda Avrupa’nın hızlı ve ucuz bir internetini gençlerimize vadediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa vadediyor. Konut sorununun çözüldüğü, gelire göre ev ve kira uygulamasının başladığı, TOKİ’nin zenginlere değil; yoksullara konut ürettiği, göstermelik olarak sosyal konutların yüzde 5’inin kiralık değil; ihtiyaca göre yüzde 40’ının - 45’inin kiralık olduğu bir öneriyi olgunlaştırdık. AK Parti tarafından da kötü bir taklidi ile karşı karşıyayız. Bunların hepsini ve daha fazlasını hayata geçirmek için Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi kuruldu, Gölge Kabine oluştu, Politika Kurulu Başkanlıkları oluştu, kendi altlarındaki heyetler hızla oluşturuluyor. Bu binayı Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Merkezi gibi tüm basın mensuplarının ziyaretlerini bekliyoruz. Genel Merkez’de parti içi kulis arayanlara, buraya geldiklerinde Türkiye’nin geleceğinin kulis haberlerini değil, umut haberlerini anlatmayı, her bir Gölge Kabinedeki bakanımızın sizleri ağırlarken tüm sorularınıza, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında gelecekte bu sorunlar nasıl çözülecek, bunu da duyacağınızın, ele geçirilecek bir adalet sisteminin, bir yargı sisteminin peşinde değil; bir daha kim gelirse gelsin ele geçiriremeyeceği bir yargı sisteminin, yandaşlaştıracağımız bir basının, bizden yana yazacak basının değil; bundan sonra kim gelirse kalsın ele geçiremeyeceği bağımsız, özgür basının teşkil edileceğini bu binada arkadaşlarımızla birlikte sizler müzakere edeceksiniz.” “MUHALEFET DÖNEMİ KAPANDI” “Uzun lafın kısası, bizim için muhalefet dönemi ruhen de fikren de kapanmıştır. Fiilen kapanması, gelecek sandığın gününe bağlıdır. O güne kadar milletimiz müsterih olsun, pusulamız doğrudur, rotamız nettir. Hem hazırız hem kendimizden eminiz. Biz bu ülkeyi çok daha iyi yöneteceğimizi biliyoruz. Artık AK Parti krizlerin ve kaosların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi ise huzurun ve refahın müjdecisidir. Artık AK Parti yazın serin, kışın sıcak salonların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi meydan meydan büyüyen, sokakta yürüyen, vatandaşı görünce iki tarafın da yüzü gülen partidir. Türkiye’nin bu kadar derdi varken AK Parti’nin tek derdi maalesef taht kavgalarıdır. Bir mahdum, bir damat, bir bakan birbirini yemektedir. ‘Partinin başına sen geçeceksin, ben geçeceğim’ kavgasında trol orduları, sosyal medya çalışmaları, TikTok numaraları, milleti ‘Benim derdim ne, bunların derdi ne?’ sorusunu AK Parti’ye yönelttiği bir noktaya gelmiştir. O yüzden bundan önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi ümit ettikleri, yargı eliyle uğraştıkları, bir takım şekilde ümit ettikleri parti içi karışıklık haberlerinin gündeme gelmesiyle iktidarda kalacağını sananlara, biz o işleri çoktan aştık. Sizdeki kavgadan, kargaşadan medet ummuyoruz. Ama millet tahammül etmiyor. O yüzden de ya bu ülkeyi dünkü bütçedeki gibi muhalefete saldırarak, muhalefet yönelik kötü dille, en sonunda yani bütçeden bir iktidar en son neyi ümit eder? Bütçe oylamasından önce yumruklaşmayı ümit eder. Bunu yapacak kadar küçülen, bunu yapacak kadar tenezzül eden bir anlayıştansa, -önümüzdeki bahara herhalde artık, kış şartlarında olmaz- gelecek sandık bizim hazır olduğumuz, talep ettiğimiz, vatandaşın da ümit ettiği bir sandıktır. Kendine güvenen varsa, zaman zaman duyuyoruz. ‘Bir şirket bizi önde gösterdi’ diyorlar. O şirkete inanıyorsanız ne ala. Hadi ben de o şirkete inanayım. Kuralım mart-nisan ayında sandığı, beş yıl daha görev alın. Biz sandığı kurmaktan niye kaçtığınızı biliyoruz. Millet de niye kaçtığınızı biliyor. O yüzden büyük bir cesaretle, büyük bir umutla milletimizle birlikte o erken seçim sandığını talep etmeye ve o erken seçim sandığı gelene kadar, her an görevlendirileceğimiz iktidarı talep etmeye ve hazır olmaya bu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde fiziken bina olarak ama 81 ilde Türkiye’nin her yerinde, hem ilgili gölge bakanlarımızla hem de yardımcılarıyla birlikte çalıştıklarıyla hem de dünyanın en büyük propaganda örgütünü oluşturabileceğimiz 2 milyon Cumhuriyet Halk Partili ve talep eden tüm vatandaşlarımızla birlikte çalışmaya başlıyoruz.” “BUGÜNDEN İTİBAREN BAŞLIYORUZ” “Bugün önemli bir başlangıcın günüdür. Ümit ediyoruz dün geçen bütçe Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda yaptığı son bütçedir. Gelecek bütçeyi biraz önce anlattığım esaslara ve çok daha fazlasına uygun olarak, bunlara uygun kalemlerle yapmaya talibiz. Eğer gelecek yıl bir kez daha bütçe yapacak olurlarsa 25’nci bütçeyi yapacaklar. O da bugünkü gibi yoksulluğu ortadan kaldırmayan, işsizliğe çare üretmeyen, Türkiye’ye iyi bir gelecek vadetmeyen bütçe olacak. Ama emin olun ki son bütçe olacak. Güçlü kadrolarımızla, liyakatli kadrolarımızla Türkiye’nin ilk 100 yılında yaptığımız her bütçeyle Türkiye’yi nasıl ayağa kaldırdıysak, salgın hastalıkları nasıl bitirdiysek, nasıl Anadolu’ya refahı yaydıysak, nasıl 10 yılda 15 milyon genç yaratırken Türkiye’yi demir ağlarla sardıysak, 100 yıl sonra görev yine bizdedir. 100 yıl sonra Türkiye’nin bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi’ne, ülkeyi kurtaran ve kuran iradenin bir kez daha görev almasına ihtiyacı vardır. Sorumluluğun farkındayız. Yeni başlıyoruz. Bugünden itibaren başlıyoruz. Yolumuz açık olsun. Türkiye’de herkes şunu bilsin: Yarınlar asla bugünler gibi olmayacak. Çünkü yarınlarda bir zümrenin değil; milletin, halkın partisi olacak. Hepinize teşekkür ediyorum arkadaşlar.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.