SON DAKİKA
Hava Durumu

#Chp Genel Başkan Yardımcısı

Porsuk Haber Ajansı - Chp Genel Başkan Yardımcısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Chp Genel Başkan Yardımcısı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Karasu: ''Gençlere İş Değil, Ucuz Emek Rejimi Sunuluyor!'' Haber

CHP'li Karasu: ''Gençlere İş Değil, Ucuz Emek Rejimi Sunuluyor!''

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, iktidar tarafından “müjde” olarak duyurulan “Genç İstihdam Hamlesi – Güç Tanıtım Programı”nı sert sözlerle eleştirdi. Programın gençlere güvenceli istihdam sunmadığını vurgulayan Karasu, uygulamanın gençleri “güvencesiz, atipik ve esnek çalışmaya” mahkum ettiğini vurguladı. Karasu, yaptığı yazılı açıklamada iktidarın “Genç İstihdam Hamlesi – Güç Tanıtım Programı adını verdiği programı eleştirdi. “İktidar genç işsizliğini kalıcı olarak çözecek politikalar üretmiyor, aksine bu sorunu görmezden geliyor” diyen Karasu, yaklaşık 3 milyon gencin istihdamdan uzak ucuz ve güvencesiz emek sömürüsünü teşvik eder bir şekilde programa dahil edilmek istendiğini belirtti. “MÜJDE DEĞİL, GÜVENCESİZLİK” Program kapsamında gençlere haftada yalnızca üç gün çalışma imkânı tanındığını, karşılığında ise günlük 1.375 TL ‘cep harçlığı’ verileceğini hatırlatan Karasu, “Stajyer adı altında cep harçlığıyla çalıştırmak asla güvenceli istihdam değildir” ifadelerini kullandı. İlk 6 ayda gençlerin sigorta primleri ve ücretlerinin İŞKUR tarafından karşılanacağını anımsatan Karasu, bu süreden sonra işverenler açısından sürekli istihdam zorunluluğu bulunmadığına dikkat çekti. “Bu da program, genç işsizliğini yalnızca kâğıt üzerinde ve kısa süreli olarak düşük gösterir. Gerçekte ise gençleri uzun vadede yine işsizlik ve güvencesizlikle baş başa bırakır” dedi. “3 MİLYONA YAKIN GENÇ NE EĞİTİMDE NE İŞTE” TÜİK’in 3. çeyrek iş gücü verilerine göre, 15-24 yaş arası 11 milyon 489 bin gencin yüzde 25,4’ünün yani 2 milyon 922 bin gencin ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını hatırlatan Karasu, bu tablonun gençlerin geleceğe dair umutlarını tükettiğini söyledi. Aynı verilere göre Türkiye’de üniversite mezunu işsiz oranının yüzde 9,2 olduğunu belirten Karasu “Türkiye bu oranla Avrupa’da üniversite mezunu işsizliğinde ilk sırada yer alıyor” dedi. “GENÇLER İŞ BEKLİYOR” İŞKUR verilerine de işaret eden Karasu, 15-24 yaş arası 462 bin 302 gencin kayıtlı işsiz olduğunu, bunların 250 bininin 3 ila 12 aydır iş beklediğine dikkat çekti. Geçen yılın ocak-kasım döneminde 230 bin 760 gencin işten çıkarıldığı için işsizlik ödeneğine başvurduğunu belirten Karasu, “Resmi veriler bile genç işsizliğinin ne kadar yakıcı bir sorun haline geldiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen iktidar, kalıcı çözümler üretmek yerine gençleri günübirlik ve geçici emek sömürüsüne mahkûm eden programlarla sorunu geçiştirmeye çalışıyor. Bu anlayış gençlerimize güvenceli bir gelecek sunmaz” şeklinde konuştu.

Konkordato Düzeninin Ağır Bilançosu, Şirketler Çöküyor! Haber

Konkordato Düzeninin Ağır Bilançosu, Şirketler Çöküyor!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye ekonomisinde yaşanan derin krizin şirketler cephesinde konkordato patlamasıyla görünür hale geldiğini belirterek, mevcut ekonomi yönetimini sert sözlerle eleştirdi. EKONOMİ VATANDAŞTA İFLAS ETTİ, ŞİMDİ ŞİRKETLERDE Karabat, enflasyondan emekli maaşlarına, asgari ücretten temel yaşam giderlerine kadar her alanda ekonomi politikasının çöktüğünü vurgulayarak, bu iflasın artık şirket bilançolarına da yansıdığını ifade etti. Konkordato verilerinin ekonomik tablonun ciddiyetini açıkça ortaya koyduğunu söyledi. KONKORDATO SAYILARI KATLANDI Paylaşılan verilere göre; 2023 yılında konkordatoda geçici mühlet sayısı 519, kesin mühlet 353 iken, 2024’te geçici mühlet 1.723’e, kesin mühlet 827’ye çıktı. 2025’te ise tablo daha da ağırlaştı: Geçici mühlet 2.817, kesin mühlet 1.708 oldu. Karabat, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve başladığı 2023’ten bu yana konkordato sayılarında yüzde 442’nin üzerinde artış olduğunu belirterek, “Bu tablo başarısız ekonomi yönetiminin sonucudur” dedi. “ŞİRKETLER MİLLİ SERVETTİR, YOK OLMALARINA GÖZ YUMULUYOR” Türkiye’de faaliyet gösteren her şirketin milli servet olduğunu vurgulayan Karabat, şirketlerin sadece konkordato ilan etmekle kalmadığını, aynı zamanda yurt dışına taşındığını söyledi. İstihdam sağlayan ve vergi ödeyen bu yapıların korunması gerekirken yok oluşlarının izlenmesini sert biçimde eleştirdi. ATATÜRK’ÜN SANAYİLEŞME VİZYONU TASFİYE EDİLİYOR Karabat açıklamasında, Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” sözüyle simgeleşen sanayileşme hamlelerinin; özelleştirme, sıcak para, dış borç ve tüketime dayalı neoliberal politikalarla tasfiye edildiğini ifade etti. Savunma sanayii dışında pek çok sektörde geri dönülmez kayıplar yaşandığını belirtti. ALGILARLA YÖNETİLEN EKONOMİ, SEFALET VADEDİYOR Hizmet, ithalat ve ticarete dayalı yeni ekonomik düzenin sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Karabat, “Algılarla yönetilen bu ekonominin ülkeye vaadi sefaletten başka bir şey değildir” sözleriyle uyarıda bulundu. Açıklama, konkordato verilerinin ekonomi yönetimi açısından ciddi bir alarm niteliği taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi.

CHP'li Karabat: "Emeklilik Sistemi Çöküyor!" Haber

CHP'li Karabat: "Emeklilik Sistemi Çöküyor!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, emeklilik sistemindeki derin bozulmaya dikkat çekerek, mevcut düzenin kayıt dışılığı ve sömürüyü büyüttüğünü söyledi. Karabat, “Türkiye’de emeklilik artık dinlenme hakkı değil, hayatta kalma mücadelesidir” dedi. Türkiye’de emeklilik sistemi derin bir krize sürüklendi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı kapsamlı açıklamada, AKP iktidarı döneminde emeklilik sisteminin adım adım çökertildiğini, bunun da çalışma hayatını kökten bozduğunu ifade etti. Karabat’a göre yaşananlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani ve toplumsal bir kriz niteliği taşıyor. “EMEKLİLİK SİSTEMİ BOZULURSA, ÇALIŞMA HAYATI ÇÖKER” Karabat, emeklilik sisteminin bir ülkenin en temel sosyal güvenlik mekanizmalarından biri olduğunu vurgulayarak, “Buradaki bozulma, kayıt dışılığı ve sömürüyü yaygınlaştırır. Sonuçta ortaya kalitesiz, güvencesiz ve adaletsiz bir ekonomi çıkar” değerlendirmesinde bulundu. Ödenen primlerin karşılığının alınamadığını belirten Karabat, emekliler arasında fiilen tek tip maaş dayatıldığını söyledi. Buna göre, yalnızca 5-6 yıl önce yaklaşık 1 milyon olan taban emekli maaşı alan kişi sayısı bugün 4,9 milyona ulaştı. Neredeyse her üç emekliden biri en düşük maaşa mahkum edilmiş durumda. “PRİM ÖDEMENİN ANLAMI KALMADI” Karabat, eğitim düzeyinin ve yıllarca ödenen primlerin emekli maaşına yansımadığını belirterek, “Bu tabloyu gören yurttaş ‘Ben niye prim ödeyeyim?’ diye soruyor” dedi. Yap-işlet-devret projelerine, garanti ödemelere ve faize trilyonlarca lira kaynak ayrılırken, emeklilere “kaynak yok” denilmesini sert sözlerle eleştirdi. Verdiği rakamlarla durumun vahametini ortaya koyan Karabat, 2003 yılında ortalama emekli aylığının asgari ücretin yüzde 36 üzerinde olduğunu, bugün ise yüzde 40 artırılsa bile asgari ücrete ancak yaklaşabildiğini hatırlattı. “AVRUPALI EMEKLİ TATİLDE, TÜRKİYE’DEKİ KUYRUKTA” Çalışmak zorunda kalan emeklilerin oranındaki artış da Karabat’ın dikkat çektiği başlıklardan biri oldu. 2002 yılında çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı yüzde 36,6 iken, Aralık 2024 itibarıyla bu oran yüzde 65,7’ye yükseldi. Avrupa Birliği ülkelerinde ise çalışan emekli oranının ortalama yüzde 10 seviyesinde olduğunu belirten Karabat, “Avrupalı emekliler dünya turunda, bizim emekliler kent lokantası kuyruğunda” ifadelerini kullandı. Ayrıca ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranının 2002’de yüzde 46,4 iken 2025’te yüzde 29’a gerilediğini aktaran Karabat, emekli aylıkları ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranının AB-27 ülkelerinde ortalama yüzde 9,8, Türkiye’de ise yalnızca yüzde 3,7 olduğunu vurguladı. “BU SOSYAL DEVLET DEĞİL, SOSYAL ÇÖKÜŞ” Karabat açıklamasında, emeklilerin günlük hayatta yaşadığı yoksulluğu da somut örneklerle anlattı. “Emekli pazarda etikete bakıyor, eczanede ilacından vazgeçiyor, torununa harçlık veremiyor” diyen Karabat, bunun sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını söyledi. “Avrupa’da emeklilik refahın bir parçasıyken, Türkiye’de emeklilik yoksulluğun adı oldu” diyen Karabat, sorunun kaynak yetersizliği değil, siyasi tercih meselesi olduğunun altını çizdi. “Emekliye değil, betona ve faize öncelik veren bir anlayışın faturası milyonlara kesiliyor” ifadelerini kullandı. “BU DÜZEN DEĞİŞMEDEN ADALET GELMEZ” Açıklamasını güçlü bir çağrıyla tamamlayan Karabat, yaşananların artık bir vicdan meselesi haline geldiğini belirterek şunları söyledi: “Kaynak var ama emekliye yok. Çünkü tercih betondan, faizden, garantilerden yana. Türkiye’de emeklilik artık bir hak değil, yoksulluk sınavı haline getirildi. Bu düzen değişmeden adalet gelmez.”

CHP'li Karasu: "BES AKP Eliyle Kampanyaya Dönüştürüldü!" Haber

CHP'li Karasu: "BES AKP Eliyle Kampanyaya Dönüştürüldü!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Cumhurbaşkanı kararıyla Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) verilen devlet katkısının yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürülmesine sert tepki gösterdi. Karasu, Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemenin sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını belirterek, “Bu karar sosyal güvenliği güçlendirmiyor; emeklilik hakkını bir pazarlama metnine dönüştürüyor” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Cumhurbaşkanı kararıyla Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) verilen devlet katkısının yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürülmesine sert tepki gösterdi. Karasu, Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemenin sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını belirterek, “Bu karar sosyal güvenliği güçlendirmiyor; emeklilik hakkını bir pazarlama metnine dönüştürüyor” dedi. Karasu, yaptığı yazılı açıklamada Resmi Gazete’de yayımlanan bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile katılımcıların kendi ödediği katkı paylarına sağlanan devlet katkısı oranı yüzde 30'dan yüzde 20'ye düşürüldü. Karar, yayım tarihi itibarıyla derhal yürürlüğe girdi ve uygulama yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verildi. Kararla birlikte, katılımcıların birikim hesaplarında elde edebilecekleri azami devlet katkısı tutarı da otomatik olarak düştü. CHP’li Karasu, yaptığı yazılı açıklamada yaklaşık 18 milyon yurttaşın Otomatik Katılım Sistemi dahil BES’te yer aldığını hatırlattı ve insanların bu sistemde olmasının nedeninin “güvenceli bir kamusal emeklilikten mahrum bırakılmaları” olduğunu vurguladı. Hükümetin, anayasal ve asli görevinin yurttaşına sosyal güvenlik sağlamak olduğunu söyleyen Karasu, “Hükümet, kendi sorumluluğunu yerine getirmek yerine katkı oranını düşürüp bunu ‘teşvik’ diye sunuyor. Sosyal hak, kampanya diline; emeklilik güvencesi satış argümanına indirgeniyor” ifadelerini kullandı. Karasu, BES’in bir tasarruf modeli gibi sunulduğunu ancak gerçekte kamusal emekliliğin adım adım zayıflatılmasını örten bir mekanizma olduğunu belirterek, “Emeklilik piyasaya bırakılacak bir alan değildir. Emeklilik, primini ödeyen yurttaş ile sosyal devlet arasındaki tarihsel sözleşmedir. İnsanlar finansal ürün değil, onurlu bir emeklilik ister” dedi. AKP iktidarının emekliliği bir maliyet kalemi gibi gördüğünü savunan Karasu, “Katkıyı artırdık, caymazsan bonus verdik” gibi yaklaşımın sosyal devlet dili değil, açıkça “satış dili” olduğunu söyledi. Bu anlayışla riskin emekçiye yıkıldığını, birikimlerin sermaye kanallarına aktarıldığını ifade eden Karasu, “Kaybeden emekçi, kazanan belli” diye konuştu. CHP olarak bu yaklaşıma karşı olduklarını vurgulayan Karasu, “Emeklilik bir lütuf değildir, sadaka değildir, fon performansına bağlı bir piyasa ürünü hiç değildir. Emeklilik kamusal bir haktır” dedi. BES üzerinden yapılan düzenlemenin, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde başka hesapların devrede olduğuna işaret ettiğini belirten Karasu, kamu kaynaklarının fon sistemleri yerine, kamusal emekliliğin omurgası olan SGK’ya yönelmesi gerektiğini ifade etti. Karasu “Sosyal devleti pazarlık konusu yapan bu anlayışa izin vermeyeceğiz. Emeklilik piyasada satılan bir vaat değil, bu ülkenin emekçilerine karşı asli bir borçtur” dedi.

Kadına Yönelik Dijital Şiddete Cezasızlık Devam mı Edecek? Haber

Kadına Yönelik Dijital Şiddete Cezasızlık Devam mı Edecek?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde yaşanan kadın öğrencilerin 2001’den bu yana verilerinin çalınması ve bir internet sitesinde yayınlanması hakkında yazılı bir açıklama yaptı. İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde 2001 yılından bu yana kayıtlı kadın öğrencilere ait kişisel verilerin sızdırıldığı ortaya çıktı. Kadın öğrencilere ait kişisel verilerin izinsiz şekilde ele geçirilerek, taciz amacı ile oluşturulan bir internet sitesinde kullanıldığı öğrenildi. Söz konusu internet sitesinde kadın öğrenciler “hangisi daha seksi” gibi ifadelerle oylamaya açıldı, “en iyi 50-en kötü 50” gibi listeler oluşturularak aşağılayıcı ve cinsiyetçi paylaşımlar yapıldı. Sosyal medyada tepkilerin büyümesinin ardından üniversite yönetimi suç duyurusunda bulunurken internet sitesi kapatıldı. Site kapatılmadan önce siteden “Kırdıysam, bilmeden incittiysem veya üzerinizde bir hakkım kalmışsa; niyetim her zaman iyilikten yanaydı” ifadeleri kullanılarak özür ve veda mesajı yayımlayarak “helallik” istedi. Cumhuriyet Halk Partisi Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Gökçen’in açıklaması şu şekilde: “Kadına yönelik dijital şiddet veri hırsızlığıyla sınırlı da değil. Son günlerde yapay zeka kullanılarak kadınların ve kız çocuklarının hedef alınması, şiddetin ve çürümenin boyutunu ortaya çıkardı. Dijital şiddet artık gizli saklı değil, cezasızlıktan alınan güçle sergilenir durumda. Ancak iktidar için kadınların ve çocukların bu şekilde hedef alınmasından daha önemli bir öncelik var: muhaliflerin hesaplarını kapattırmak. İktidar, eleştiriden rahatsız olduğu kadar tacizcilerden rahatsız değil.” Gökçen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a konuya ilişkin cevaplaması istemi ile soru önergesi verdi. Gökçen, Tunç’a şunları sordu: "İzmir Ekonomi Üniversitesi’ni kapsayan bu ağır veri ihlali ve dijital taciz olayıyla ilgili başlatılan adli soruşturmanın akıbeti nedir? Şu ana kadar kaç kişi hakkında işlem yapılmıştır? İnternet sitesini kuran ve yöneten kişi veya kişilerin kimlikleri tespit edilmiş midir? Haklarında herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır? Kadın öğrencilere ait verilerin nasıl, kimler tarafından hangi yollarla ele geçirildiğine ilişkin teknik inceleme yapılmış mıdır? Son beş yıl içerisinde veri ihlali nedeni ile işlem yapılan üniversite sayısı kaçtır? Kaçı için soruşturma başlatılmış ve yaptırım uygulanmıştır? Kadına yönelik dijital şiddet ve kişisel verilerin izinsiz kullanımı konusunda yeni yasal düzenleme planlanmakta mıdır, yoksa mevcut cezasızlık politikası mı devam ettirilecektir?"

CHP'li Karabat: "AKP Ekonomisi Çöküyor" Haber

CHP'li Karabat: "AKP Ekonomisi Çöküyor"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, AKP’nin ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Karabat, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı kapsamlı açıklamada, Türkiye’nin üretimle değil borçla ayakta tutulduğu bir ekonomik modele mahkum edildiği belirterek; “AKP dış borcu bir kalkınma aracı olarak değil, iktidarı sürdürmenin finansmanı olarak kullandı. Ancak artık yolun sonuna geliyoruz” ifadelerini kullandı. “HIZLI BORÇ, GEÇİCİ REFAH, SEÇİM KAZANDIRAN BİR HİKÂYE” Borçlanmanın bilinçli bir tercih olduğuna dikkat çeken Karabat, “Üretmek, verimliliği artırmak zor ve zaman alıcıdır. Borç almak ise hızlı büyüme, geçici refah ve seçim kazandıran bir ‘başarı hikâyesi’ sunar. AKP’nin seçtiği yol tam olarak budur” dedi. DÖVİZ GARANTİLERİYLE KURULAN DÜZEN Karabat, borçla büyümenin özellikle inşaat sektörü, kamu-özel iş birliği projeleri ve döviz garantili sözleşmeler üzerinden yürütüldüğünü vurgulayarak, “Borçla; inşaat, KÖİ ve döviz garantili projeler büyütüldü. Risk kamunun, kazanç belirli şirketlerin oldu” ifadelerini kullandı. Bu süreçte kurun baskılandığını ve toplumun borçla finanse edilen bir refah illüzyonuna alıştırıldığını söyledi. DIŞ BORÇ 22 YILDA 5 KAT ARTTI Paylaşılan verilere göre Türkiye’nin dış borç stoku 2009 sonunda 276 milyar dolarken bugün 565 milyar dolara yükseldi. Karabat bu durumu, “Bu bir normalleşme değil, kronikleşmiş bir borçlanma rejimidir” sözleriyle değerlendirdi. 2014’e kadar yaşanan sıçramanın arkasında enerji özelleştirmeleri, KÖİ projeleri ve döviz garantili sözleşmeler olduğunu belirtti. Karabat, Haziran 2023’te “rasyonel politikalara dönüyoruz” açıklamalarını hatırlatarak, “2022 sonunda dış borç 459 milyar dolardı. Eylül 2025 itibarıyla 565 milyar dolara çıktı. Rasyonellik buysa, irrasyonel neydi?” diye sordu. BOZUK TERMOMETRE HESABI Borç/milli gelir oranına ilişkin değerlendirmelerde kullanılan kur varsayımlarını da eleştiren Karabat, “Reel dış borç oranını, yapay olarak düşük tutulan kurla hesaplıyorlar. Bu da yüksek ateşi bozuk termometreyle ölçmeye benzer. Rakamlar düşer, hastalık iyileşmez” dedi. 70 MİLYAR DOLAR FAİZ ÖDEDİK Faiz yükünün altını çizen Karabat, “Türkiye 2010’da dış borç için 8,6 milyar dolar faiz ödüyordu. 2023’te bu rakam 18 milyar dolara çıktı. Sadece son 3 yılda yaklaşık 70 milyar dolar dış borç faizi ödendi” ifadelerini kullandı. Bu paranın üretime gitmediğini vurgulayarak, “On milyarlarca dolarlık faiz ödemesi ne fabrika, ne tarla, ne teknoloji demek” dedi. “EKONOMİ RAKAMLARLA DEĞİL, HAYATLA ÖLÇÜLÜR” Açıklamasını sert bir soruyla bitiren Karabat, “Bu modelin adı belli: Borçla büyüme, garantiyle zenginleşme, faizle fakirleşme. O zaman soralım, bu kadar borçla kimin refahı arttı? İşçinin mi, emeklinin mi, çiftçinin mi?” dedi. Karabat, “Ekonomi rakamlarla değil, hayatla ölçülür. Ve bu hayat, her geçen yıl biraz daha pahalı, biraz daha borçlu, biraz daha güvencesiz hale geliyor” sözleriyle iktidarın ekonomi anlayışını eleştirdi. Karabat’ın Sosyal Medya Açıklaması Şöyle: Borçla şişirilen ekonomi, 70 milyar dolarlık faiz yükü ve yolun sonu; 1) AKP dış borcu bir kalkınma aracı olarak değil, iktidarı sürdürmenin finansmanı olarak kullandı. Ancak artık yolun sonuna geliyoruz. Ağır bedelin tablosunu hep birlikte ortaya koyalım. 2) Üretmek, verimliliği artırmak zor ve zaman alıcıdır. Borç almak ise hızlı büyüme, geçici refah ve seçim kazandıran bir “başarı hikâyesi” sunar. AKP’nin seçtiği yol tam olarak budur. 3) Borçla; inşaat, kamu özel iş birliği (KÖİ) ve döviz garantili projeler büyütüldü. Risk kamunun, kazanç belirli şirketlerin oldu. Kur baskılandı, ithalat ucuzladı, toplum borçla finanse edilen bir refah illüzyonuna alıştırıldı. Yapısal reformlar sürekli ertelendi. 4) Sonuçta borç arttı, faiz ödemeleri patladı, ücretler eridi, yatırım düştü. AKP sürekli büyüyen bir ekonomi değil, sürekli yönetilebilir bir toplum hedefledi. Bedeli ise gelecek kuşaklara bırakılan devasa bir borç oldu. 5) Son 22 yılda dış borç stoku neredeyse 5 kat arttı. 2009 sonunda Türkiye’nin dış borç stoku 276 milyar dolardı. Bugün geldiğimiz nokta ise 565 milyar dolar oldu. Bu bir normalleşme değil, kronikleşmiş bir borçlanma rejimidir. 6) 2014’e kadar dış borç 413 milyar dolara çıktı. Bu sıçramanın arkasında ne vardı? Enerji özelleştirmeleri, KÖİ projeleri ve döviz garantili sözleşmeler. Yani üretmeden borçlanma. 7) Bu tarihlere dikkat: 2022 sonunda dış borç 459 milyar dolardı. Haziran 2023’te “rasyonel politikalara dönüyoruz” denildi. Sonuç? Eylül 2025 itibarıyla 565 milyar dolar. Rasyonellik buysa, irrasyonel neydi? 8) Savunma ise hep aynı: “Borç arttı ama milli gelir de arttı, sorun yok.” Peki soru şu: Hangi kurdan hesaplanan milli gelirle? Baskılanmış döviz kuru üzerinden yapılan oranlar gerçeği gizliyor. 9) Reel dış borç oranını, yani “Dış borç / milli gelir” oranını, yapay olarak düşük tutulan kurla hesaplıyorlar. Bu da yüksek ateşi bozuk termometreyle ölçmeye benzer. Rakamlar düşer, hastalık iyileşmez. 10) Borç varsa elbette bir de faizi vardır. Türkiye 2010’da dış borç için 8,6 milyar dolar faiz ödüyordu. 2016’da bu rakam 10 milyar doları geçti. 2023’te dış borç faizi 18 milyar dolar, 2024’te 23 milyar dolara yaklaştı. Geçen yılın ilk 10 ayında 24,6 milyar dolar ödendi. Bu hızla 2025’teki faiz ödemesi 26 milyar doları geçer. 11) Orta büyüklükte bir ekonomi için tablo hiç de iyi değil. Sadece 3 yılda yaklaşık 70 milyar dolar dış borç faizi ödendi. Önümüzdeki yıllarda bu daha da artacak. On milyarlarca dolarlık faiz ödemesi ne fabrika, ne tarla, ne teknoloji demek. 12) Dövizle borçlanıp aynı anda neler yaşıyoruz? İşsizlik, düşük asgari ücret, eriyen emekli maaşları, bozulan gelir dağılımı, yetersiz yatırım, çöken tarım. Ama kaynak dışarıya, ranta, yandaşa akıyor. 13) Üstelik mesele sadece dış borç değil. Hazine ve özel şirketler yurt içinde de dövizle borçlanıyor. Bu rakamlar çoğu zaman resmi dış borç istatistiklerinde bile görünmüyor. Şirketlerin toplam iç ve dış döviz cinsi borcu 300 milyar dolara yaklaştı. Kur arttıkça bilançolar bozuluyor, yatırım iştahı değil borç stresi büyüyor. 14) Bu modelin adı belli: Borçla büyüme, garantiyle zenginleşme, faizle fakirleşme. Kazanan az, ödeyen çok. O zaman soralım, “Bu kadar borçla kimin refahı arttı?” İşçi mi, emekli mi, çiftçi mi? Yoksa sadece borç-faiz-ekonomi üçgeninde dönen bir düzen mi büyüdü? 15) Ekonomi rakamlarla değil, hayatla ölçülür. Ve bu hayat, her geçen yıl biraz daha pahalı, biraz daha borçlu, biraz daha güvencesiz hale geliyor. AKP ve yandaşları ise borca dayalı balon ekonomi ile düzenini sürdürme derdinde."

CHP'li Karasu'dan İki Bakana İş Cinayeti Soruları Haber

CHP'li Karasu'dan İki Bakana İş Cinayeti Soruları

Dizi setinde çalışırken, yaşanan bir kavga sırasında başına aldığı darbeler sonucu hayatını kaybeden set işçisi Ahmet Emin Yavuk’un vefatı, işçi ölümlerini bir kez daha gündeme getirdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, Türkiye’deki iş kazaları ve işçi ölümlerinin alarm verici düzeyde olduğunu vurgulayarak, Adalet Bakanı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’na kritik sorular sordu. Karasu, “İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı koşullarda işçiler, emekçiler sürekli olarak hayati risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu ihmaller, ne yazık ki can kayıplarıyla sonuçlanmaktadır. Ölümle sonuçlanan bu ağır olayda ihmali bulunan hiç kimse sorumluluktan kaçamaz” dedi. “Gözleri Karadeniz” dizisinin set emekçisi Ahmet Emin Yavuk’un Rize’de bir kavga sırasında başına aldığı darbeler sonucu yaşamını yitirmesi, Türkiye’deki iş kazaları ve işçi ölümlerini bir kez daha gündeme getirdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Yavuk’un vefatını ve işçi ölümlerini Meclis gündemine taşıdı. Ani bir kararla final yapan “Gözleri Karadeniz” dizisinin setinde çalışan Yavuk, Rize’de yaşanan bir kavga sırasında kafasına aldığı darbeler sonucu yaşamını yitirdi. Ailesi ve avukatları yaptıkları açıklamada adli tıp ve doktor raporlarında Yavuk’un yaşadığı travmanın basit bir düşme sonucu oluşmadığını belirtirken, olayın akabinde yürütülen adli soruşturma kapsamında dosyada şüpheli sıfatıyla yer alan şahıslar önce serbest bırakıldı. Kamuoyuna “kaza” olarak yansıyan setteki olaya ilişkin oyuncu Kerem Arslanoğlu, yaptığı açıklamada, arkadaşı Yavuk’un darbedilerek öldürüldüğünü söylemişti. Daha sonra kavgaya ilişkin gözaltına alınan 3 kişiden 1’i tutuklanmış, 1 kişinin ise arandığı bildirilmişti. “HİÇ KİMSE SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ!” Yavuk’un trajik vefatı işçi ölümlerini bir kez daha gündeme taşıdı. Türkiye’nin dünya ve Avrupa’da ölümlü iş kazalarında üst sıralarda yer aldığına dikkatleri çeken CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre 2025'in ilk 11 ayında en az 1956 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğine işaret etti. “İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı koşullarda çalışanlar sürekli olarak hayati risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu ihmaller, ne yazık ki can kayıplarıyla sonuçlanmaktadır. Bu tablo, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yetersiz uygulanmasını işaret etmektedir” dedi. Kültür-sanat sektöründe, özellikle dizi ve film setleri, uzun çalışma saatleri, güvencesiz istihdam ve barınma koşulları nedeniyle yüksek risk taşıdığını da belirten Karasu, “Ölümle sonuçlanan bu ağır olayda da ihmali bulunan hiç kimse sorumluluktan kaçamaz” dedi. İKİ BAKANA SORULAR İş cinayetlerini Meclis gündemine taşıyan CHP’li Karasu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan'a yönelttiği sorularda iş denetimlerinin yetersizliğini, dizi setlerindeki güvencesiz istihdamı ve önleyici tedbirleri sorgularken, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a ise yargı sürecindeki gecikmeleri sordu. Karasu’nun Işıkhan’a “Kültür-sanat sektörü, özellikle dizi ve film setleri, uzun çalışma saatleri, güvencesiz istihdam ve barınma koşulları nedeniyle yüksek risk taşımaktadır. Bakanlığınız, bu sektörde iş sağlığı ve güvenliği denetimlerini arttırmak için özel bir program veya yönetmelik hazırlamakta mıdır? Bakanlığınız, bu sektördeki kayıt dışı istihdamı önlemek ve iş sağlığı uzmanı/işyeri hekimi zorunluluğunu etkin kılmak için hangi adımları atmayı düşünmektedir? Hangi adımlar atılmıştır?” sorularına yanıt verilmesini talep etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Adalet Bakanı’ndan da “Yavuk’un yaralanmasına ilişkin ilk adli değerlendirmede, tanık ifadeleri ve doktor raporları mevcutken şüpheliler neden serbest bırakılmıştır? Savcılığın adli kontrol ve tutuklama taleplerinin mahkeme tarafından reddedilmesinin gerekçeleri nelerdir? Olaydan sonra dosyaya gizlilik kararı getirilmesinin gerekçesi nedir? Bu karar, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini ve adaletin şeffaf işlemesini engellememekte midir?” sorularına cevap verilmesini istedi.

Özel Hayatlar Değil, Açlık ve Yoksulluk Konuşulmalıdır! Haber

Özel Hayatlar Değil, Açlık ve Yoksulluk Konuşulmalıdır!

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, işçi ve emeklilerin derinleşen yoksulluğunun yeni yıl öncesinde bilinçli biçimde unutturulmaya çalışıldığını belirterek, Türkiye’nin gerçek gündeminin örtbas edildiğini vurguladı. Karabat, sosyal medya hesabı X üzerinden yaptığı açıklamada, ekonomik krizin toplumun en kırılgan kesimlerini ağır biçimde etkilediğini ifade etti. ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRININ ALTINDA, EMEKLİ DAHA DA ZORDA Karabat, 28 bin 75 TL olarak belirlenen asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını hatırlatarak, emekliler açısından tablonun daha da ağırlaştığını söyledi. En düşük emekli maaşının 19 bin TL civarında kalmasının beklendiğini belirten Karabat, seyyanen zam yapılsa dahi emekli maaşlarının insani yaşam koşullarından çok uzak olduğunu dile getirdi. 2017 REFERANDUMU VAATLERİ, DERİN YOKSULLUK GERÇEĞİNE DÖNÜŞTÜ AKP’nin 2017 başkanlık referandumunu “istikrar ve zenginlik” vaadiyle halka sunduğunu hatırlatan Karabat, bugün gelinen noktada okulda açlıktan bayılan çocukların, kötü koşullarda yaşam mücadelesi veren emeklilerin, umutsuz gençlerin ve artan suç oranlarının bu politikanın sonucu olduğunu söyledi. “EMEKLİ TEMBEL” ALGISI GERÇEKLERİ GİZLEYEMİYOR! Emeklilerin hak arayışının medya propagandasıyla tembellik ve bedavacılıkla yaftalandığını eleştiren Karabat, araştırma verilerinin bunun tam tersini gösterdiğini vurguladı. Ortalama emekli aylığının 2003 yılında asgari ücretin yüzde 36 üzerinde olduğunu, bugün ise en az yüzde 20 altına düştüğünü ifade etti. EMEKLİNİN EKONOMİDEKİ PAYI ERİYOR Karabat, 2002 yılında, ortalama emekli aylığının kişi başına düşen GSYH’ye oranının yüzde 46,4 olduğunu, bu oranın 2025 itibarıyla yüzde 29’a gerilediğini belirtti. Düşük maaşlar nedeniyle milyonlarca emeklinin yeniden çalışmak zorunda kaldığını söyleyen Karabat, çalışan veya iş arayan emeklilerin oranının 2002’de yüzde 36,6 iken 2024 sonunda yüzde 65,7’ye yükseldiğine dikkat çekti. “EMEKLİ EKONOMİYE YÜK” SÖYLEMİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR Emekli maaşlarının ekonomiye yük olduğu iddiasının da gerçeği yansıtmadığını ifade eden Karabat, emekli ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranının AB ülkelerinde ortalama yüzde 9,8 iken Türkiye’de yalnızca yüzde 3,7 olduğunu kaydetti. Aktif-pasif oranına ilişkin iddiaların da çarpıtıldığını belirten Karabat, bu oranın Türkiye’de 1,75 ile Avrupa ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi. Emeklilerin nüfus içindeki payı artmasına rağmen ekonomiden ve bütçeden aldıkları payın azaldığını vurgulayan Karabat, asıl sorunun artan bütçenin adil dağıtılmaması olduğunu ifade etti. Bu durumun açık bir servet transferi anlamına geldiğini belirten Karabat, emeklilerin hakkının gasp edildiğini söyledi. “GERÇEK GÜNDEM YOKSULLUKTUR” İşçi ve emeklinin geçim sıkıntısı derinleştikçe toplumsal huzursuzluğun arttığını, ailelerin dağıldığını ve suç oranlarının yükseldiğini belirten Karabat, iktidarın bu sorunları çözmeye yönelik ne bir vizyonu ne de iradesi olduğunu ifade etti. Ülke ekonomisinin adeta yangın yerine döndüğünü söyleyen Karabat, yargı operasyonlarıyla gerçek gündemin örtülmeye çalışıldığını belirterek şu çağrıyı yaptı: “Suçlularla mücadele edilsin; ancak hukuk da işlesin. Özel hayatlar değil; yoksulluk, açlık ve geçim derdi konuşulmak zorundadır.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut: "Basın Sistematik Olarak Tekleştiriliyor" Haber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut: "Basın Sistematik Olarak Tekleştiriliyor"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti’ni (EGC) ziyaret etti. Ziyarette CHP Parti Meclis Üyesi Dr. Zeliha Aksaz Şahbaz, CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer, Jale Nur Süllü, İbrahim Arslan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP İl Başkanı Talat Yalaz ile çok sayıda gazeteci yer aldı. Ziyarette konuşan EGC Başkanı Yılmaz Karaca, Anadolu basınının ciddi bir yok oluş süreciyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Karaca, son beş yılda Türkiye genelinde yüzlerce yerel gazetenin kapatıldığını ya da birleştirilmeye zorlandığını belirterek, “Basında rekabet ve çoğulculuk neredeyse tamamen ortadan kalktı. Konya, Kayseri gibi büyük şehirlerde gazete sayıları dramatik biçimde düştü. Bazı illerde ise tek gazeteye kadar geriledi. Bu kabul edilemez bir durumdur” dedi. Mersin örneğini hatırlatan Karaca, direnen gazetelere ilan kesme cezaları uygulandığını ifade ederek, bu sürecin kişisel değil yapısal bir sorun olduğunu vurguladı. Karaca, “Türkiye’de yönetim anlayışı tek seslidir ve eleştiriye tahammül yoktur. Basın da bu nedenle sistematik olarak tekleştirilmektedir” diye konuştu. “HAVUZ MEDYASI GAZETECİLİK YAPMIYOR” CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut ise Türkiye’de “havuz medyası” olarak adlandırılan bir yapı oluştuğunu belirterek, bu mecraların gazetecilik yapmak yerine iktidarın sözcülüğünü üstlendiğini söyledi. Bulut, iddianamelerde yer almayan bilgilerin medya aracılığıyla kamuoyuna servis edildiğini, asılsız haberlerin ise yaptırımsız kaldığını ifade etti. Basının anayasal bir kamu gücü olduğunu vurgulayan Bulut, RTÜK, İletişim Başkanlığı ve Basın İlan Kurumu’nun asli görevlerinden uzaklaştığını dile getirdi. RTÜK’ün iktidarı eleştiren yayınlara ağır cezalar verdiğini savunan Bulut, Sözcü TV, Halk TV ve Tele1’e yönelik yaptırımların dünyada örneği olmadığını söyledi. İletişim Başkanlığı’nın yüksek bütçesine rağmen basın özgürlüğünü ve gazetecilerin güvenliğini korumadığını ifade eden Bulut, Basın İlan Kurumu’nun ise yerel basını ekonomik baskıyla tek sesliliğe zorladığını kaydetti. YEREL MEDYA İÇİN YENİ İŞ BİRLİĞİ SÜRECİ Yerel basının tarihsel olarak Türkiye’nin en güçlü gazetecilik damarlarından biri olduğunu belirten Bulut, bu alanda yeni bir iş birliği süreci başlatacaklarını açıkladı. İlk toplantının Marmaris’te Ege Bölgesi’ndeki yerel medya temsilcileriyle yapılacağını söyleyen Bulut, toplantılarda basının geçmişi, bugünü ve dijital dönüşümün ele alınacağını ifade etti. Bu buluşmaların Türkiye geneline yayılacağını belirten Bulut, “Ortaya çıkacak sonuçları parti programımıza ve gelecekteki hükümet programımıza kaynak olacak bir metne dönüştürmeyi hedefliyoruz. Çünkü ekonomik olarak bağımsız olmayan bir basının özgür olması mümkün değildir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.