SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ceren Kökoğlu

Porsuk Haber Ajansı - Ceren Kökoğlu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ceren Kökoğlu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Saray Rejimi Gider, Gazetecilik Kalır Haber

Saray Rejimi Gider, Gazetecilik Kalır

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. EMEP İl Başkanı Ceren Kökoğlu yaptığı açıklamada şunları söyledi; "Saray rejimi gider, gazetecilik kalır: 10 Ocak Gazetecilerin direniş günü olmuştur Ülkemiz gazetecilik tarihinde önemli bir gün olan 10 Ocak uzun zamandır bir kutlama değil, mücadele günü olarak gündeme geliyor. Elbette bunun sebebi mesleğin maruz kaldığı sorunlar ve basın özgürlüğü önündeki engeller. 1961 yılında patronlara karşı direnerek 212 Sayılı Basın İş Kanunun çıkmasını sağlayan basın emekçileri, 10 Ocak’ı bir süre bayram bir süre çalışan gazeteciler günü olarak kutladı. Kapitalist sistem ve onun hizmetindeki iktidarların, halkın haber alma hakkına tahammülsüzlüğü, yıllar boyu süren sistematik baskıları nedeniyle 10 Ocak’ı gazeteciler için özel bir gün olmaktan çıkartmıştır. 10 Ocak bir direniş günüdür. Gazetecilerin özgürce yazabilmelerine ve halkın haber alma hakkına saygı göstermeyen saray rejimi, ülkedeki yolsuzlukları, yoksullukları, insan hakları ihlallerini, ekmek kuyruğunda bekleyen emeklileri, ay sonunu getiremeyen işçi ve emekçilerin birbirlerini görerek direniş başlatmasını engellemek için gazeteciler üzerindeki baskılarını sürdürüyor. Bugün Türkiye halkları 10 Ocak’a basın ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir şekilde giriyor. Basın meslek örgütlerini verilerine göre sadece son bir yılda: 10 gazeteci, gazetecilik faaliyeti nedeniyle Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde özgürlüğünden mahrum durumda. 16 gazeteci tutuklandı, 3 gazeteci konutu terk etmeme (ev hapsi) adli kontrol tedbirine maruz kaldı. Gazetecilere dönük en az 46 gözaltı işlemi uygulandı. Gazeteciler en az 42 soruşturma kapsamında ifade verdi. Adli kontrol tedbirleri ise adeta basın faaliyeti üzerinde kontrol sağlama tedbirleri olarak uygulandı. En az 67 gazeteci hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Bu tedbir kararları 49 gazeteci hakkında haftalık imza atmak ve yurtdışı çıkış yasağı şeklinde, 14 gazeteci hakkında yalnızca yurtdışı çıkış yasağı şeklinde uygulandı. 214 ceza yargılamasında, 300 gazeteci yargılanmaya devam etti. 17 tazminat talepli özel hukuk davasında 13 gazeteci ve 4 kurum hâkim karşısına çıktı. Toplamda 41 yıl 10 ay 24 gün hapis cezası kararı çıktı. Toplam 91.900 TL adli para cezasına hükmedildi. 26 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı. 2 basın kurumuna yönelik saldırı düzenlendi. Leman Dergisi bürosu ve çalışanları linç girişimine maruz kaldı, Evrensel Gazetesi İzmir Bürosuna silahlı saldırı düzenlendi. RTÜK ise basın yayın kuruluşlarına 20 ayrı idari para cezası kararı çıktı ve toplamda yaklaşık 14 Milyon TL idari para cezası kesildi. Sözcü TV ve Halk TV ekranının 10 gün süreyle, Tele1 ekranının 5 gün süreyle karartılmasına karar verildi. TELE 1’e kayyım atandı, GYY Merdan Yanardağ Tutuklandı. Gazeteciler, bir yandan soruşturma, gözaltı, tutuklama ve ceza yargılamalarının gölgesinde mesleklerini sürdürmeye çalışırken, basın kurumları ise sistematik bir şekilde idari para cezaları, ekran karartma ve yayın durdurma kararları, kayyum atamaları ile kıskaca alındı. Basın üzerindeki bu sistematik baskılara bir de işsizlik, güvencesiz çalışma ve yoksulluk da eklendi. Gazeteciler Türkiye ortalamasının çok üzerinde bir işsizlik oranıyla karşı karşıya, basın emekçisi olmak demek ekmek mücadelesi ve işsizlik tehdidi demek artık. Saray rejiminin yıllarca beslediği, peşkeş çektiği medya kuruluşlarında dahi çalışanlar açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor. Gazetecilerin özgürce yazabildikleri, halkın doğru bilgiye, habere ulaşabildiği, insanca yaşanacak bir çalışma ortamının sağlandığı 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü ancak saray rejiminin yıkılmasıyla mümkün olacaktır. Emek Partisi olarak tüm gazetecileri saray rejimine karşı örgütlü olmaya, kalemlerine sahip çıkmaya ve 1961 yılındaki meslek büyüklerinin gösterdiği direnişi göstermeye davet ediyoruz. Güzel günler ancak biz emekçiler olarak direnirsek mümkün olacaktır."

Baskılar Gerçeklerin Halka Ulaştırılması Engelleyemeyecek Haber

Baskılar Gerçeklerin Halka Ulaştırılması Engelleyemeyecek

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe'nin gözaltında katledilmesinin yıl dönümü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. EMEP İl Başkanı Ceren Kökoğlu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe’nin, Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen iki devrimci tutuklunun Alibeyköy’deki cenaze törenini izlerken 8 Ocak 1996 günü polislerce gözaltına alınıp, götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda dövülerek katledilmesinin üzerinden otuz yıl geçti. Dönemin yetkililerinin ‘gözaltına alınmadı’, ‘duvardan düştü’ gibi açıklamalarla üzerini örtmeye giriştikleri Metin Göktepe davası, başta onunla sokakta haber izlerken sık sık polis şiddetine maruz kalan meslektaşları olmak üzere geniş kesimlerin sahip çıkmasıyla, basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı mücadelesinin sembolüne dönüştü. Gözlerden ırak olması için davanın ilden ile sürülmesi, örgütlü takipteki ısrarla boşa çıkarılırken, ilk kez bir gazeteciyi öldüren kamu görevlilerinin yargılanarak hapsedilmesi sağlandı. Metin’in, haberleriyle üzerine gittiği dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın yargılanıp ceza alması ise dönemin iktidarı tarafından engellendi. Aradan geçen zamanda pek çok genç, Metin’in yaptığı gazetecilikten ve yaşadıklarından etkilenerek gazeteci oldu. Metin’in haberini yaptığı işçi ve emekçiler onu örgütlü mücadelelerinde yaşatırken, çocuklarına onun adını koydular. Genç gazetecileri, halkın haber alma ve doğru bilgilenme ilkesine bağlı bir gazetecilik doğrultusunda teşvik etmek için düzenlenen ve en son 28’incisi gerçekleşmiş olan Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri de onunla özdeşleşmiş namuslu gazeteciliğin kürsüsü ve mirasının yaşatıldığı yer olmaya devam ediyor. Basın üzerindeki baskıların hız kesmeden devam ettiği bir dönemdeyiz. Bitmeyen gazeteci yargılamaları, tutuklamalar, televizyon kanallarına kayyım atanması ve resmi ilan yasaklarıyla mali olarak boğma girişimleri Saray iktidarının baskı yöntemleri olarak devrede. Ancak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da baskılar, Türkiye’de gerçeklerin halka ulaştırılması mücadelesini engelleyemeyecektir. Metin’i ve onun şahsında bugüne kadar halkın haber alma hakkı mücadelesinde yitirdiğimiz bütün basın emekçilerini sevgi ve saygıyla anıyoruz. Onları mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz!''

Barbarlık Yenilecek, Ezilen Halklar Kazanacak! Haber

Barbarlık Yenilecek, Ezilen Halklar Kazanacak!

Emek ve Demokrasi Platformu, Amerika Birleşik Devletleri tarafından Venezuela'ya yapılan operasyon ve Devlet Başkanı Maduro’nun gözaltına alınması ile ilgili bir basın açıklaması yaptı Emek ve Demokrasi Platformu adına EMEP Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; "ABD emperyalizmi yılın ilk günlerinde saldırgan politikalarını tırmandırarak Venezuela’ya yönelik açık bir saldırı gerçekleştirmiştir. Uzun süredir sözde “uyuşturucu ile mücadele” bahanesiyle Karayipler’e donanma yığan, Venezuela’ya ait ticaret gemilerini batıran bu saldırgan gücün gerçek amacı açıktır: Venezuela’nın petrolüne ve doğal kaynaklarına el koymak. Uyuşturucu ticareti bahanesi emperyalist bir yalandır. Asıl hedef, Venezuela halkının emeğiyle var ettiği yeraltı ve yerüstü zenginlikleridir. ABD, bir kez daha dünyanın gözleri önünde bir ülkeyi diz çöktürmeye, bir halkı açlıkla ve şiddetle terbiye etmeye çalışmaktadır. Bugün Venezuela’ya yönelen saldırı, ABD emperyalizminin Amerika kıtasını yeniden kendi arka bahçesi haline getirme planının parçasıdır. Panama Kanalı üzerindeki nüfuz arayışı, Grönland’ın yeraltı zenginliklerine el koyma girişimi, Kanada’ya yönelen tehditler bu saldırgan hattın sürekliliğini göstermektedir. ABD için sınır yoktur, hukuk yoktur, halkların iradesi yoktur. Çin’i baş düşman ilan eden ABD emperyalizmi, Latin Amerika’daki Çin etkisini kırmak için Venezuela’yı hedef tahtasına koymuştur. Venezuela’ya yapılan bu saldırı aynı zamanda küresel güç dengeleri üzerinden yürütülen emperyalist hesaplaşmanın ilk hamlelerinden biridir. ABD, henüz doğrudan cephe savaşı göze alamadığı güçlere karşı dolaylı saldırılarla ilerlemektedir. Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika’da ve bugün Latin Amerika’da tetiklenen savaşlar, çatışmalar ve darbeler aynı amaca hizmet etmektedir: Dünyanın yeniden sömürgeleştirilmesi. Bu kirli planın bedelini ise her yerde işçiler, emekçiler ve yoksul halklar ödemektedir. Venezuela haritada uzak bir ülke gibi görünebilir. Oysa bu saldırının sarsıntıları yakındır, somuttur ve evrenseldir. Bugün Venezuela’ya yönelen ateş, yarın başka bir ülkeye çevrilecektir. Emperyalizmin hedefinde olmayan hiçbir halk yoktur. Geçmiş, bu saldırgan gücün yenilmez olmadığını göstermiştir. Vietnam halkının direnişi, dünya emekçilerinin dayanışması emperyalizmi geri püskürtmüştür. Bugün de aynı görev önümüzde durmaktadır. Venezuela’ya yapılan saldırı, Türkiye işçi sınıfına ve emekçilerine de yapılmıştır. ABD’ye verilen her türlü lojistik, siyasal ve söylemsel destek bu saldırının suç ortaklığıdır. Ortadoğu’da ve ülkemizde Amerikan emperyalizmi için elinden geleni ardına koymayan Saray rejimi bu açık işgal girişimine karşı itidal çağrısından başka bir açıklama yapamayacak kadar emperyalist bataklığa saplanmış durumdadır. Erdoğan ise bu durumu ağzına dahi alamamıştır. Venezuela halkına ve emperyalistlerin bütün halklara karşı işlediği suçlara karşı en büyük dayanışma bu toprakların anti-emperyalist devrimci mücadelesinde saklıdır. 6. Filo’yu denize döken, ODTÜ’de Komer’in arabasını yakarak ülkeden kaçmaya zorlayan anti-emperyalistlerin dayanışması bugün de devam etmektedir. Ülkemizi yöneten AKP iktidarı dün yaptığı açıklamada Venezuela devlet başkanı ve eşinin kaçırılmasına dahi söz söylemekten acizdir. Açıkça söylüyoruz kahrolsun ABD emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileri. Venezuela’nın halkının bağımsızlığı için tüm dayanışma duygularımızla yanlarındayız ve egemenliğine dair yapılan açık saldırının karşısındayız. Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerinin görevi, kendi hükümetlerinin bu saldırganlığa destek vermesini engellemektir. Yurt savunması, ABD emperyalizminin ülkedeki nüfuzunun kırılmasından geçer. Türkiye’deki ABD üsleri kapatılmalı, NATO’dan çıkılmalı, ülkemizin bir savaş rampası ve saldırı üssü olarak kullanılmasına izin verilmemelidir. Başta Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halkları olmak üzere, tüm dünyada sömürülenleri ve baskı altında tutulanları ABD barbarlığına karşı birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz. Barbarlık yenilecek! Emperyalizm yenilecek! Ezilen halklar kazanacak!"

Erdal Eren Mücadelemizde Yaşıyor, Yaşayacak! Haber

Erdal Eren Mücadelemizde Yaşıyor, Yaşayacak!

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu yaptığı yazılıbasın açıklamasında Erdal Eren’i andı. EMEP İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "12 Eylül faşist darbesi, işçi sınıfının ve emekçi halkın örgütlü mücadelesini ezmek için ABD ve sermaye ile bağlantılı generaller eliyle gerçekleştirilen en kanlı girişimlerden biridir. Demokrasi, özgürlük ve sosyalizm için mücadele eden yüz binlerce insan gözaltında işkence ve baskı gördü; yıllarca cezaevlerinde tutuldu; 48 kişi idam edildi. İdamları “Asmayalım, besleyelim mi?” diye savunan faşist cunta şefi Kenan Evren ve ekibinin güdümlü yargısının darağacına gönderdiği isimler arasında 17 yaşındaki Erdal Eren de vardı. Erdal Eren yaşı büyütülerek idam edildi. Bu genç devrimci 12 Eylül zulmünün simgesi olmuştur. Sendikaların, yasal partilerin, kitle örgütlerinin ve devrimci basının kapatıldığı, grevlerin yasaklandığı; sokakların ve üniversitelerin açık kuşatma altına alındığı, her türlü muhalefetin susturulduğu 12 Eylül, 24 Ocak Kararları ile neoliberal kapitalizme entegrasyon koşullarının inşa edilmeye başlanacağı bir giriş kapısıydı. ABD emperyalizminin ‘bizim çocuklar’ dediği cunta, özelleştirmelerin, ülkeyi ucuz emek cehennemi haline getirecek ekonomi politikanın, özünde sermayeyi güçlendirecek Anayasanın hayata geçirilmesi için ihtiyaç duyduğu suskun ve sessiz bir Türkiye’yi yaratmak için ilk günden kollarını sıvamıştı. Erdal Eren’in idamı kapitalizme ve faşist zulme karşı mücadele eden gençliğin onun şahsında cezalandırılması anlamına geldi. Ayrıca askeri faşizmin işçi sınıfı ve emekçiler için güç gösterisinin bir sınırı olmayacağının da mesajıydı. Erdal Eren’in devraldığı miras 12 Mart paşalarının idam ettiği Denizler’den geliyordu. O da tıpkı Deniz, Yusuf, Hüseyin gibi idam edilmesinin ne anama geldiğini bilerek gitti darağacına. Dimdik ve onurlu. Erdal Eren Sinan Sümer’in katledilmesini protesto gösterisinde yakalanmıştı. Erdal’ın idamını protesto eyleminde de Ercan Koca öldürüldü. 12 Eylül’den geriye kalan sadece baskı ve zulmün anısı ve bugünkü boyutu değildir aynı zamanda bu üç gencin gösterdiği yoldaşlık, dayanışma ve mücadele birikimidir de. Bugün Erdal Eren faşizme karşı direnişin, özgürlükler için mücadelenin, devrimci yoldaşlığın bayrağıdır. Oysa gencecik yaşında onu idam sehpasına çıkaranlar halkın vicdanında çoktan mahkûm edildiler. Saray rejiminin işçi sınıfına reva gördüğü açlık ve sefalet koşullarına, iş cinayetlerine, MESEM projelerinde çocukların katledilmesine karşı gençlik Erdal Eren’in yolunda yürüyor. İşçilerin, emekçilerin, kadınların ve diğer tüm ezilen ve baskı görenlerin mücadelesinde Erdal Eren’lerin cesareti, mirası vardır. Bu mücadele bitmedi, sınıf kavgası sürüyor ve diktatörlükler yeryüzünden süpürülünceye kadar sürecek… Unutmadık, unutmayacağız. "

Yerli ve Yabancı Şirketlerin Elleri Cebimize, Kazması Toprağımıza Uzanıyor Haber

Yerli ve Yabancı Şirketlerin Elleri Cebimize, Kazması Toprağımıza Uzanıyor

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu düzenlediği basın toplantısında Eskişehirlileri haftasonu yapılacak olan "Yıkımın, Talanın Kıyısında, Tükenişe Çeyrek Kala" paneline davet etti. Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu basin toplantısında yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı; “Son haftalarda Eskişehir'deki Nadir Toprak Elementleri (NTE), saray iktidarının ve patronların gündeminden düşmüyor. Saray yönetimi yerlilik ve millilik diyerek söze başlayıp BM toplantıları, Trump görüşmesi derken Washingtondaki masalarda doğamızı ve toprağımızı pazarlıyor. Bu pazarlığın ana gündemlerinden birisi de Eskişehir. Eskişehir ve çevresinin büyük bir bölümü maden şirketlerinin imarına açıldı. Yerli-yabancı şirketler de ellerini ovuşturarak pazarlık sırasına girmiş durumda. Planları da yeraltı/yerüstü kaynaklarımızı kendi çıkarları uğruna talan etmek, ormanlarımızı, havamızı suyumuzu geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ederek karlarına kar katmak. Siyanür gibi öldürücü kimyasallarla canımıza okumak. Yerli Yabancı Şirketlerin Elleri Cebimize, Kazması Toprağımıza Uzanıyor Saray iktidarı, bir grup kapitalistin kar hırsı için başta maden çevresinde yaşayan halkın sağlığı olmak üzere Eskişehir'in topraklarına gözünü dikmekten çekinmiyor. Alpagut-Atalan maden projesinin ardından Beylikova'daki nadir toprak elementlerinin çıkarılıp, ABD'ye peşkeş çekilmesinin gündeme gelmesiyle birlikte ülkenin dört bir yanını maden sahasına açmak için emperyalistlerle anlaşmalar sağlanıyor. İktidar NTE ye karşı söylenen her sözü, ekonomik büyüme karşıtlığıyla eşitliyor. NTE'nin çıkarılmasının ülke ekonomisini yükselteceğini iddia ederken, doğaya verecek zarara dair tek bir söz söylemiyor. Muhalif kitleler açısından ise NTE, yerli sermaye ve devlet eliyle çıkarıldığı oranda kabul görebiliyor. Fakat Türkiye'de bu teknoloji yok! Vahşi madencilik ve NTE meselesi ülkenin tüm kesimlerini ilgilendiren bir meseleyken, bir grup aktivistin mücadele alanına indirgenmek isteniyor. Gerçek tahribatın ve kapitalist emperyalist sömürünün yaratacağı yıkımın üzeri örtülmek isteniyor. Partimiz de, Eskişehir'in emperyalist yağma ve talana açılmasına karşın 13 Aralık Cumartesi günü saat 10.00'da Özdilek Kültür Merkezi'nde 'Yıkımın, talanın kıyısında, tükenişe çeyrek kala..' başlıklı panel düzenleyecek. Başta madencilik faaliyetlerinin halk sağlığına ve çevremize etkilerini konuşacağımız, Türkiye ve Dünya'dan mücadele örnekleriyle devam edeceğimiz sempozyumumuzda çevre sorunun ve NTE'nin Eskişehir'li işçi emekçiler ve toplamda Eskişehir halkı için ne demek olduğunu tartışacağız. Sempozyumumuzun son oturumu açık kürsü olacak ve tüm katılımcıların soru ve katkılarına açık olacak. Havasına, suyuna, toprağına sahip çıkmak ve şehrimizi bir grup ABD tekelinin kar hırsına teslim etmek istemeyen tüm Eskişehirlileri sempozyumumuza davet ediyor, taleplerimiz ve mücadele platformumuzu katkılarıyla zenginleştirmeye çağırıyoruz.”

Şiddetsiz Bir Yaşam İçin Kadınların Tek Güvencesi Örgütlü Mücadele Haber

Şiddetsiz Bir Yaşam İçin Kadınların Tek Güvencesi Örgütlü Mücadele

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. EMEP Eskişehir İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye bugün, Saray rejiminin içeride sömürü ve baskıyı derinleştirdiği, dışarıda ise emperyalist güçlerin savaş politikalarına eklemlendiği yeni bir dönemeçten geçiyor. Emperyalist saldırganlığın bütün bölgede büyüttüğü savaş, yoksulluk ve zorbalık politikaları; Türkiye’de tekelci sermayenin çıkarları için faşist bir rejimin inşasıyla birleşiyor. Bu koşulların yarattığı en ağır yük ise işçi sınıfının, emekçilerin ve özellikle de kadınların omuzlarına yıkılıyor. Yoksulluk ve güvencesizlik, “aile” ve “ahlak” adı altında yürütülen gerici politikalarla perçinleniyor; kadınlar hem ucuz işgücü olarak çalışma yaşamında hem de toplumsal yaşamın her alanında sömürü, şiddet yoksullukla karşı karşıya kalıyor. 2025 yılı, “aile yılı” ilanıyla başladı. Kadınlar yine ve yeniden “ailenin taşıyıcısı” ve “çocuk doğurarak” sermayeye ucuz işçi üreten bir varlık olarak tariflendi. Erken evlilik ısrarı yeniden üretildi, LGBT’ler düşmanlaştırıldı, kadınların, çocukların yaşam hakkını ve varoluşunu hedef alan yeni yargı düzenlemeleri gündeme getirildi. Aynı dönemde Diyanet, kadınların miras hakkını yok sayan açıklamalar yaparak, eşitlik anlayışının iktidar nezdinde nasıl reddedildiğini açıkça ortaya koydu. Kadınlara tüm yıl boyunca “aile yaşamı ile uyumlu iş” vaat edildi. Ancak bu vaatlerin gerçeği; yarı zamanlı, esnek, güvencesiz, düşük ücretli ve emeklilik hakkı olmayan bir çalışma rejimiydi. Hayatın her alanında örgütlenen bu güvencesizlik, işçi ve emekçi kadınlara şiddet olarak geri döndü. Devlet failleri kolluyor 2024 yılında 394 kadın öldürüldü, 258 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. 2025’in ilk 10 ayında 235 kadın cinayeti gerçekleşti. Koruma kararlarına rağmen öldürülen, “intihar” denilerek kapatılmak istenen, faillerin devlet mekanizmaları tarafından korunup kollandığı kadın cinayetleri her gün artıyor. Kadınları şiddete karşı koruyacak mekanizmalar, gerek tasarruf tedbirleriyle gerek “aileyi koruma” bahanesiyle işletilmiyor. Koruma kararlarına rağmen katledilen kadınların, neden devlet tarafından korunmadığı soruşturulmuyor; sorumlular aynı ihmal politikalarını sürdürüyor. Çocuk işçiliği artıyor, çocuk işçiler iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor; fakat hükümet çocukların açlığına, eğitimden kopuşuna, güvenli yaşama erişimine ilişkin tek bir ciddi adım atmıyor. Tersine MESEM gibi uygulamalarla sermaye için ucuz çocuk işçi devşirmenin peşinde düşüyor. Kadın işçiler en düşük ücretleri alıyor, en güvencesiz alanlarda çalıştırılıyor, mobbing ve taciz patronların kâr hırsının bir aracı haline getiriliyor. Denetimsizlik, taşeronlaştırma, esnek çalışma ve performans baskısı; kadınları iş cinayetlerine, meslek hastalıklarına ve şiddete sürüklüyor. Tıpkı Dilovası’nda iş cinayetinde katledilen 3 kız çocuğu, 3 kadın işçinin göz göre göre katledilmesi gibi Tıpkı Digel işçisi kadınların, Tokat Şık Makas direnişçisi kadınların ve daha nice işçinin yaşadıkları gibi… Tıpkı üniversiteli genç kadınların yurtlarda, kampüslerde ve güvencesiz işlerde maruz bırakıldıkları gibi… Kadınlar hem emeğiyle sömürülüyor hem de şiddetle terbiye edilmeye çalışılıyor. Savaşlar şiddeti derinleştiriyor Dünyanın dört bir yanında savaşların ve işgallerin bedelini en ağır şekilde kadınlar ve çocuklar ödüyor. Filistin’de aylardır süren soykırım, açlık, bombardıman ve toplu imha saldırılarında en çok kadınlar ve çocuklar yaşamını yitiriyor. Kadınlara yönelik her türlü şiddet, emperyalistlerin bir savaş aracı haline getiriliyor. Bu tablo, emperyalist sistemin insanlığa sunduğu geleceğin apaçık göstergesidir. Dünya ölçeğinde yürütülen saldırganlık, içeride kadın düşmanı politikalarla birleştiğinde hem yoksulluğu hem şiddeti derinleştirmektedir. Şiddetsiz, eşit ve insanca bir yaşam için 25 Kasım’da alanlara! Kapitalist düzen kadınların emeğini ucuzlaştırmakta, yaşamını güvencesizleştirmekte, şiddeti sistematik hale getirmekte ve kadına yönelik şiddeti bir yönetim aracı olarak sürekli üretmektedir. Bu düzen çocukların geleceğini, kadınların özgürlüğünü, emekçilerin yaşamını yok sayarak sermayenin çıkarlarını büyütmektedir. Ancak bu zinciri kırabilecek olan ise ancak işçi ve emekçi kadınların örgütlü mücadelesidir. Bugün ülkenin dört bir yanında kadınlar yan yana geliyor, örgütleniyor, sendikalara üye oluyor, iş yerlerinde mücadeleyi büyütüyor. Direnişin sesi, Digel işçisi kadınların kararlı duruşunda yankılanıyor. Tokat Şık Makas’taki kadın işçilerin örgütlü iradesi karanlığı yarıyor. Temel Conta işçisi kadınlar onurlu bir yaşam için sendikal haklarına sahip çıkıyor. Genç kadınlar, kaybedilen ve katledilen kadınlar için adalet mücadelesini büyütüyor. Demokrasi ve özgürlük talep eden kadınlar, meydanları doldurarak faşizme karşı ses çıkarıyor. Bugün kadınların attığı her adım, her direniş, her örgütlenme çabası demokrasi mücadelesinin de temel dayanaklarından biridir. Şimdi yan yana gelme, örgütlenme, sokağa çıkma, itiraz etme zamanıdır. Yönetenlerin kadınlara reva gördüğü hayata değil, insanca yaşam hakkına sahip çıkma zamanıdır. Esnek, güvencesiz çalışmayı aile masalıyla süslemeye çalışanlara karşı, “ahlak” adı altında şiddeti meşrulaştıranlara, kadınları koruma, güçlendirme mekanizmalarını işletmeyip kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin arşa varmasına sebep olanlara karşı bir araya gelmek bugün, her zamankinden daha önemlidir. Patron baskısına maruz kalıp susan, ev içi angarya yüzünden rahat bir nefes dahi alamayan, güvencesizlik yüzünden şiddet döngüsüne mahkum edilen, “dayanmak zorundayım” diyen hiçbir kadın yalnız değildir. Sorunlar nasıl birlikte yaşanıyorsa, mücadele de ancak birlikte gerçekleştirilebilir. Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşamın güvencesi, kadınların birlikte mücadelesidir. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde, böyle bir yaşamı kurmak üzere mücadeleyi büyütelim!"

İş Cinayetlerinin Sorumlusu Saray Düzenidir! Haber

İş Cinayetlerinin Sorumlusu Saray Düzenidir!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu tarafından Dilovası'nda bir parfüm deposunda meydana gelen patlama sonucu hayatını kaybeden kadınlar ve kadın istihdamında yaşanan sorunlarla ilgili bir açıklama yaptı. Eskişehir Kadın Platformu adına açıklama yapan EMEP Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu şu ifadeleri kullandı; "Geçtiğimiz günlerde Kocaeli'nin Dilovası ilçesindeki bir parfüm deposunda meydana gelen patlamada 6 kadın işçi yaşamını yitirdi. Bu kayıp, bir kez daha gösterdi ki bu memlekette işçinin yalnızca emeğinin değil, canının da hiçbir güvencesi yoktur. Patlamanın ardından ortaya çıkan bilgiler, bu iş cinayetinin ihmaller zinciri, denetimsizlik ve göz yumma politikalarıyla nasıl göz göre göre yaşandığını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. İşçilerin canı pahasına üretim sürdürülüyor, patronlar ise işçilerin hayatından çalarak servetlerine servet katıyor. Yaşamını yitiren 6 kadın işçiden 3’ü çocuktu. Hepsi yevmiyeli, sigortasız ve güvencesiz çalıştırılan emekçilerdi. İşletmenin yangın söndürme planı yoktu, çalışma ruhsatı bile bulunmuyordu. İşçilerin patlamadan kaçma şansı dahi olmadı. Bu, açıkça bir cinayettir! Sorumlusu başta işletme sahibi ve yöneticileri olmak üzere; bu işletmeyi denetlemeyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SGK ve İlçe Belediyesidir. Bu kurumlar, idari görevlerini yerine getirmemiş; işçilerin yaşamını hiçe sayan kölelik koşullarının sürmesine göz yummuştur. Bu bir kader değildir, fıtrat hiç değildir; bu bir iş cinayetidir! Biliyoruz ki Saray düzeninin “Ailenin 10 Yılı” söylemleriyle ve 11. Yargı Paketi ile çizdiği tablo; artan güvencesizlik, yoksulluk, iş cinayetleri, şiddet ve eşitsizlikle geçen karanlık bir on yıldır. Çocuklar MEB’in “MESEM” programlarıyla okuldan koparılıp atölyelere, fabrikalara sürülürken; açlık sınırının bile altında, sigortasız ve güvencesiz çalışmaya mahkûm ediliyor. Bu politikalar çocukları yalnızca eğitimden değil, yaşamdan da koparıyor. Daha bugün, Ağrı’da ayçiçeği hasadı sırasında biçerdöverin altında kalan 14 yaşındaki çocuk tarım işçi Nursefa Samur hayatını kaybettiği haberini aldık. Oysa Nursefa’nın yaşıtlarıyla birlikte okulda olması gerekiyordu. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) ‘nin verileri 2025 yılı içinde Kasım ayı itibariyle 77 çocuk işçi hayatını kaybettiğini kayda düşüyor. Öyle ki, daha dün mecliste görüşülen bütçede çocuk işçiliğiyle mücadeleye tek bir ek kaynak dahi ayrılmadı. İş sağlığı ve güvenliği için ayrılan payda da artış yapılmadı. Bu bütçeden işçiye, kadına, çocuğa yine pay çıkmadı! Saray düzeni istiyor ki; Kadınlar ucuz iş gücü olarak fabrikalara sürülsün, Güvencesiz ve sigortasız çalışsın, Evde aileye, işte patrona biat etsin, Sesini çıkarmasın, başını kaldırmasın, hakkını aramasın. Saray düzeni istiyor ki; Bu memlekette ne işçi ne de çocuk hakkını savunsun. Dilovası’nda işçilerin ölümünün hesabını sormayan iktidar; geçtiğimiz ay Tokat’ta, hakları için mücadele eden ve Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası’nda örgütlenen Şık Makas işçilerinin grevine polis zoruyla saldırıyor. İşçi temsilcisi Buse Kara’ya, hakkını savunduğu için ev hapsi veriliyor. Bu, mücadele eden kadınlara verilmek istenen açık bir gözdağıdır! Tokat’ta ücretlerini ödemeden kaçan patron da, Dilovası’nda ruhsatsız işçi çalıştırma cesaretini kendinde bulan patron da gücünü Saray’ın sermaye düzeninden almaktadır. Buradan haykırıyoruz: Bu düzen böyle gitmez! Bu sömürü ve cinayet düzeninin hesabı yalnızca mahkemelerde değil, emeğin örgütlü mücadelesinde sorulur! Tokat’tan Dilovası’na yükselen bu ses; emeği çalınan kadınların, işçilerin ve çocukların haklı isyanıdır. Eskişehir’den tüm işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere çağrımızdır: Yaşamak için örgütlenelim! Emeğimiz için mücadele edelim! Saray’ın sermaye terörüne hep birlikte DUR diyelim!"

Nadir Toprak Elementleri Yağmasına Geçit Vermeyelim! Haber

Nadir Toprak Elementleri Yağmasına Geçit Vermeyelim!

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanlığı, Beylikova'da yer alan ve kamuoyunda tartışılan Nadir Toprak Elementleri Tesisi ile ilgili olarak bir basın toplantısı düzenledi. EMEP Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu düxenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kullandı; "Beylikova’da bulunan nadir toprak elementleri (NTE) rezervlerinin gündeme gelmesiyle birlikte, uluslararası tekellerin ve emperyalist güçlerin ülkemiz üzerindeki planları yeniden görünür hale gelmiştir. “Yerlilik ve millilik” söylemleriyle halkı oyalayan Saray yönetimi, gerçekte ülkemizin doğal zenginliklerini küresel sermayenin çıkarları uğruna masaya sürmektedir. Emperyalist ABD ve başkanı Trump'un bahşedeceği "meşruiyet" için emeğimiz, toprağımız ve doğamız altın tepside sunulmaktadır. Nadir toprak elementleri neden bu kadar önemli? Modern dünyanın teknolojik altyapısı, büyük ölçüde bu 17 elemente (örneğin neodimyum, praseodim, terbiyum, itriyum vb.) dayanmaktadır. Bu elementler, F-35 savaş uçaklarının motorlarından radar sistemlerine, insansız hava araçlarından elektrikli otomobillere, rüzgar türbinlerinden akıllı telefonlara kadar her alanda kullanılmaktadır. Bugün dünya ekonomisinin ve askeri teknolojilerin kalbinde yer alan bu materyaller, “stratejik madenler” olarak adlandırılmaktadır. Kritik mineraller pazarının 2040’a kadar 770 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Ancak bu pazarın asıl kazananı işçiler, emekçiler ya da üretici halklar değil; küresel sermaye tekelleri ve onların siyasi temsilcileridir. Bu nedenle nadir toprak elementleri, sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir silaha dönüşmüştür. Çin tekelinden ABD’nin yeni sömürü planlarına Dünya genelinde NTE üretiminin %70’i, rafinasyonunun ise %90’ı Çin’in elindedir. Çin’in bu tekel konumu, başta ABD olmak üzere Batılı ülkeleri bağımlı hale getirmiştir. ABD bu bağımlılığı kırmak için yeni kaynak arayışına girmiş; Ukrayna, Grönland ve Türkiye bu planın hedefi olmuştur. ABD’nin (Lockheed Martin, Raytheon vb. gibi) savaş sanayii tekelleri, bu madenlere büyük ölçüde bağımlıdır. Örneğin tek bir F-35 savaş uçağında yaklaşık 410 kilogram NTE, bir Arleigh Burke sınıfı destroyerde 2,36 ton, bir Virginia sınıfı denizaltıda ise 4 tondan fazla NTE kullanılmaktadır. Bu örnekler bile emperyalist savaşların ve askeri rekabetin, nasıl doğrudan doğa yağmasıyla iç içe geçtiğini göstermektedir. Sadece savaş değil savaş araç gereçleri de doğanın geri dönülemez yıkımına sebep olmaktadır. ABD’nin Eskişehir-Beylikova’daki 694 milyon tonluk rezervle ilgilenmesi bu bağlamda tesadüf değildir. Çin ve Rusya ile yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalmasının ardından, Erdoğan yönetiminin Washington’daki temaslarında bu rezervlerin yeniden gündeme gelmesi, Türkiye’nin topraklarının "açık pazara" çıkarıldığını kanıtlamaktadır. Türkiye’nin bu madenleri işleyecek rafinasyon ve ileri teknoloji altyapısına sahip olmaması, dışa bağımlılığı daha da derinleştirecektir. Kısacası Beylikova’daki zenginlik, halkın değil, emperyalist tekellerin kasalarına akacaktır. Doğamız, emeğimiz ve sağlığımız tehlikede Nadir toprak elementlerinin madenciliği, büyük miktarda toksik atık ve ağır kimyasal kullanımı gerektiren bir süreçtir. Düşük tenörlü (az yoğunluklu) cevherlerin zenginleştirilmesi sırasında asit ve radyoaktif yan ürünler açığa çıkar. Bu da hem işçilerin yaşamını hem de çevreyi doğrudan tehdit eder. Çin’de ve Afrika’daki maden sahalarında yüz binlerce işçinin zehirlendiği, yer altı sularının tamamen kullanılamaz hale geldiği bilinmektedir. Benzer bir tablo, Türkiye’de de yaşanmak üzeredir. Eskişehir’deki tarım ve ormanlık alanların ortasında planlanan bu madencilik faaliyetleri, sadece Beylikova’yı değil, tüm Eskişehir havzasını geri dönüşsüz biçimde kirletecektir. Madenlerin işlenmesi için gereken su miktarı devasa boyuttadır; birkaç ilçe büyüklüğünde alanların su kaynakları tüketilecek, kalan sular kimyasallarla zehirlenecektir. Bu da hem tarımsal üretimi hem de halk sağlığını tehdit edecektir. Hatırlayalım: Erzincan İliç’teki altın madeni felaketi, siyanürün doğayı ve insanı nasıl yok ettiğini gözler önüne sermiştir. Beylikova’da benzer bir felaketin yaşanması an meselesidir. Emperyalizmin yeni yüzü: Yeşil enerji bahanesiyle sömürü Bugün emperyalistler, nadir toprak elementlerini “yeşil enerji dönüşümü” bahanesiyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Elektrikli otomobillerin, rüzgar türbinlerinin ya da güneş panellerinin “temiz enerji” sembolü olarak gösterilmesi, bu madenlerin nasıl, kim tarafından ve hangi koşullarda çıkarıldığı gerçeğini gizliyorlar. Çevreye ve emeğe maliyeti halklara, kârı ise tekellere kalıyor. Bir ülkenin zengin doğal kaynaklara sahip olması önemlidir; ancak asıl mesele bu kaynakların doğaya vereceği zarar hesap edilerek ve çıkarılması uygun ise ülkenin ve halkın yararına kullanılmasıdır. Kapitalist sistem, bu kaynakları kendi çıkarları için sömürürken, bizlere yoksulluk, işsizlik, doğa tahribatı ve iş cinayetleri bırakıyor. Bugün Türkiye’nin maden mevzuatı, emperyalistlerin taleplerine uygun biçimde düzenlenmiştir. Yerli-yabancı şirketler, işçilerin alın teriyle, halkın toprağından zenginleşmekte; doğayı birer atık sahasına çevirmektedir. Halkın birleşen mücadelesiyle durdurabiliriz Nadir toprak elementleri meselesi sadece bir çevre sorunu değildir. Emperyalizm karşısında bağımsızlık, maden sermayesi tekeller karşısında sınıf mücadelesi sorunudur. Eskişehir’deki madenler yalnızca birkaç köyün ya da çevreci grupların değil, bütün Türkiye işçi sınıfının meselesidir. Çünkü bu topraklar, bu su, bu hava hepimizindir. Emperyalistlerin planlarını ancak işçilerin ve emekçilerin birleşik gücü durdurabilir. Doğayı, emeği ve yaşamı savunmak, emperyalizme ve sermayeye karşı durmak demektir. Emek Partisi (EMEP) olarak diyoruz ki: Toprağımıza, suyumuza, emeğimize, geleceğimize sahip çıkalım! Cebimize, sağlığımıza ve doğamıza uzanan elleri durduralım! Nadir toprak elementleri yağmasına, emperyalist sömürüye, doğa talanına geçit vermeyelim! Yaşanabilir bir ülke, bağımsız bir gelecek için birleşelim."

12 Eylül Bitmedi, Yaşıyor! Haber

12 Eylül Bitmedi, Yaşıyor!

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu 12 Eylül Askeri darbesinin 45'inci yılı dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. ''12 Eylül bitmedi, yaşıyor'' diyen EMEP İl Başkanı Kökoğlu yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ''12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 45 yıl geçti. “Beşli Çete” olarak anılan Askerî Komite Konseyi’nin sabaha karşı bir bildiri yayınlayarak iktidara el koymasından itibaren, resmi rakamlara göre 650 bin kişi gözaltına alındı. 230.000 kişi askerî mahkemelerde yargılandı, işkence sonucu 171 kişi öldürüldü, cezaevlerinde ölen kişi sayısı 300 oldu. Faşist diktatörlüğün seri idam cezaları verdiği o koşullarda tam 48 kişinin cezası infaz edildi. Resmî kayıtlara geçmeyen ölüm, işkence ve katliam sayısı bundan çok daha fazladır. 12 Eylül’ün diğer önemli icraatı, parlamentodaki partilerin kapatılması, liderlerinin ve kimi yöneticilerinin tutuklanmasıydı. Bunun yanı sıra DİSK kapatıldı, mal varlığına el konuldu. Devrimci-demokrat basın tamamıyla yasaklandı, kitle örgütleri kapatıldı, ağır sansür koşulları getirildi, grevler yasaklandı. Toplumu sokaktaki devriyeler, muhbirler, polis güçleri ile kontrol altına alan 12 Eylül, ağır bir korku iklimi yaratarak bütün bir ülkeyi esir almaya çalıştı. Üzerinden 45 yıl ve birkaç nesil geçen askerî cunta, Türkiye’nin darbeler tarihinde özellikli bir yer tutmaktadır. İktidara “el koydukları” anda görevlerini yapıp kışlalarına geri döneceklerini vaat eden generaller, bütün toplumsal dinamikleri bastırdıklarına kanaat getirdikten sonra geride 24 Ocak Kararları’nı, işçi sınıfı ve emekçilerin kazanılmış haklarını ortadan kaldıran anayasalarını, 12 Eylül ruhuna sadık memurlarını bıraktılar. YAŞIYOR, YAŞATILIYOR! 12 Eylül, tarihin sadece karanlık bir sayfası olarak hatırlanan bir “olay”, bir sapma değildir. 12 Eylül, her milliyetten ve kesimden halkın geleceğini ipotek altına aldı ve yasasını, toplumsal dizaynını garanti altına alacak şiddetiyle daima var oldu. 45 yıl sonra 12 Eylül’ün ilkeleri, anayasası ve yasakları hâlâ yaşatılıyor. Bugün giderek aslına dönerek siyasal ve toplumsal ilişkileri 12 Eylül faşizmi koşullarına doğru geri çekmeye çalışan tek adam rejimi, cuntanın sağladığı olanakları sürekli olarak kullandı, kullanıyor. Kamu kurumlarına yönelik özelleştirmeler ile başlayan ekonomik saldırılar, bugün cuntacıların açtığı yolu sermaye için geniş bir otobana çevirirken işçi sınıfı ve emekçilerin elinde ne varsa tekellere ikram ediyor. Yerli-yabancı sermaye işbirliklerinin hizmetine sunulan kamu kuruluşları ile birlikte yeraltı ve yerüstü kaynakları, yaşam alanları, tarım arazileri, tapulu araziler pervasızca talan ediliyor. 12 Eylül’de TİSK Başkanı Halit Narin’in “Şimdiye kadar işçiler güldü, bundan sonra biz güleceğiz” sözünün doğrultusunda işçi sınıfı ve emekçiler kesintisiz bir saldırı altındalar. Türkiye’nin en yakın komşuları da gözü doymaz Türk burjuvazisi ve desteklediği saray iktidarının hedefinde. Bugün Kürt belediyelerine ve en yakın rakibi olan ana muhalefet partisinin belediyelerine kayyum atayan, belediye başkanlarını tutuklayan, partiye neredeyse genel başkan atama noktasına gelen diktatörlük rejimi inşa edilmiştir. Bu rejim, 12 Eylül’ün beşiğinde büyüyerek doğduğu mecraya daima sadık kalan halk düşmanı bir rejimdir. YENİLECEKLER... Ancak 12 Eylül sadece baskının ve yasakların cehennemi değildi. Zulme karşı direnişlerin, demokrasi ve hak mücadelelerinin, yeraltında uğultuyla büyüyen devrimci onurun da köklerinden yeniden filizlendiği bir zemin oldu. Çünkü nerede bir zulüm varsa orada zulüme boyun eğmemek bir kuraldır. Nerede bir baskı varsa orada yasağa ve baskıya meydan okuyanlar vardır. Türkiye işçi ve emekçileri bu cendereden çıkmak için Netaş’ları, Zonguldak madenci grevlerini, Bahar Eylemlerini yarattılar; cezaevlerini okula ve meydana çevirdiler. Darağaçlarında insan onurunun anıtı oldular. Bugün de durum farklı değildir. İşçi sınıfı ve emekçilere yaşam ve geçim alanı ne kadar daraltılırsa daraltılsın, mücadele kesintisiz devam ediyor. Edecektir. 12 Eylül mirasyedileri başarılı olamayacak, bütün diktatörlükler gibi eninde sonunda yenilecektir. 19 Mart Saraçhane direnişi, “milli güvenlik” gerekçeli grev yasaklamasına karşı Birleşik Metal-İş işçilerinin yasağı dinlememesi, irili ufaklı grevler, sermayenin devletin kolluk güçleri desteğiyle işgal ettiği alanlardaki köylü direnişleri, ana muhalefet partisinin seri mitinglerine katılan milyonlar bunu gösteriyor. GÜCÜMÜZ ÖRGÜTLÜ BİRLİĞİMİZDİR... Her ulustan, cinsiyetten ve yaştan işçiler, emekçiler! 12 Eylül hukukunun bile gerisindeki hukukuyla, güdümlü yargısıyla, şiddet ve baskıyla faşizme saltanat hazırlayan mevcut iktidara karşı güç örgütlü birliğimizden ve mücadelemizden gelecektir. Türkiye işçi sınıfı 15-16 Haziranı, Tariş Direnişini, Zonguldak, Tekel, metal grevlerini yaratan sınıftır. Bu deneyim ve birikimlerden geçerek bugüne gelmiştir ve hayatı zindan eden, milyonlarca yoksul yaratan sisteme karşı gücünü birliğinden ve kararlılığından almıştır. Alacaktır. Ülkemizi aynı karanlığa gömmek isteyen tek adam rejimine karşı barış ve özgürlükler, haklarımız ve geleceğimiz için, demokrasi ve kardeşlik için direnecek ve mücadele edeceğiz. Bu baskı ve sömürü rejimini yıkacağız, kazanacağız. Ayrıca 12 Eylül Cuma günü faşist darbenin yıldönümünde saat 18.30’da Hamamyolu Yediler Park’ından Ulus Anıtına bir yürüyüş gerçekleştirilecek. Tüm Eskişehirli işçileri, emekçileri, kadınları ve gençleri de bu yürüyüşe davet ediyoruz.''

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.