SON DAKİKA
Hava Durumu

#Çalışma Koşulları

Porsuk Haber Ajansı - Çalışma Koşulları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çalışma Koşulları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SES Şube Sekreteri Ateş: "Asıl Başarı Mezuniyette Başlıyor" Haber

SES Şube Sekreteri Ateş: "Asıl Başarı Mezuniyette Başlıyor"

SES Eskişehir Şube Sekreteri Gönül Ateş, ESOGÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünün YKS yerleştirme sonuçlarına göre Türkiye’deki ilk 10 program arasına girmesini değerlendirdi. SES Eskişehir Şube Yönetim Kurulu adına açıklamalarda bulunan Şube Sekreteri Gönül Ateş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "YKS yerleştirme sonuçlarına göre Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünün, öğrenci başarı sıralaması açısından Türkiye’deki ilk 10 hemşirelik programı arasında yer alması bizim için son derece kıymetli. Hacettepe, Koç, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Ankara ve Gazi gibi güçlü üniversitelerin bulunduğu bu grupta ESOGÜ’nün de yer alması, bölümün tercih edilirliğini ve öğrencilerin üniversitemize duyduğu güveni göstermesi açısından önemli. Ancak biz bu sonucu yalnızca bir sıralama başarısı olarak görmüyoruz. Başarılı öğrencilerin bölümümüzü tercih etmesi elbette bizi mutlu ediyor ama aynı zamanda bize önemli bir sorumluluk da yüklüyor. Çünkü asıl başarı, öğrencinin üniversiteye hangi başarı sıralamasıyla geldiğinden çok, dört yılın sonunda nasıl bir sağlık profesyoneli olarak mezun olduğuyla ölçülmeli. İlk 10’a girmek önemli bir başarıdır. Ancak bu başarıya yakışan eğitimi sürdürmek ve bunu kalıcı hale getirmek çok daha büyük bir sorumluluktur. Bugün hemşirelik, geçmişteki geleneksel görev tanımlarının çok ötesine geçmiş durumda. Hemşire artık yalnızca kendisine verilen görevleri yerine getiren kişi değil; hastayı değerlendiren, riskleri erken fark eden, klinik karar süreçlerine katılan, hasta güvenliğini sağlayan, bilimsel kanıtları bakım uygulamalarına aktarabilen ve sağlık ekibi içerisinde önemli sorumluluklar üstlenen bir sağlık profesyonelidir. Yaşlanan nüfus, kronik hastalıkların artması ve bakım ihtiyaçlarının çeşitlenmesi de hemşireliğin sağlık sistemi içerisindeki önemini her geçen gün artırıyor. Buna karşılık Türkiye’de hemşirelik eğitiminin hâlâ çözüm bekleyen önemli sorunları var. Bunların başında öğrenci kontenjanları ile akademik kadro, laboratuvar olanakları ve klinik uygulama kapasitesi arasındaki dengenin korunması geliyor. Çünkü hemşirelik yalnızca sınıfta öğrenilebilecek bir meslek değil. Öğrencinin teorik olarak öğrendiği bilgiyi gerçek yaşam koşullarında kullanabilmesi, hastayla iletişim kurabilmesi, klinik karar verebilmesi ve mesleki becerilerini yeterince uygulayabilmesi gerekiyor. Öğrenci sayısı eğitim ve uygulama kapasitesinin üzerine çıktığında ise birebir eğitim alma ve yeterli klinik deneyim kazanma imkânı azalıyor. Bu nedenle kontenjanlar belirlenirken yalnızca ‘Kaç öğrenci alabiliriz?’ sorusunu sormak yeterli değil. Asıl sormamız gereken, ‘Kaç öğrenciye gerçekten nitelikli hemşirelik eğitimi verebiliriz?’ sorusudur. Türkiye’nin daha fazla hemşireye ihtiyaç duyduğu açık. Ancak bunun çözümü yalnızca üniversitelerin kontenjanlarını artırmak değil. Öğretim elemanı sayısı, laboratuvar olanakları ve klinik uygulama altyapısı aynı ölçüde geliştirilmezse sayı artarken eğitimde nitelik zarar görebilir. Hemşire açığını kapatmaya çalışırken nitelikli hemşirelik eğitimi açığı oluşturmamalıyız. Bir diğer önemli mesele de mesleğin çalışma koşulları. Bugünün gençleri meslek seçerken yalnızca hangi işi yapacaklarını düşünmüyor. O mesleğin kendilerine nasıl bir gelecek sunacağına da bakıyorlar. Yoğun çalışma temposu, nöbetler, artan iş yükü, sağlıkta şiddet, tükenmişlik, ücretler ve özlük hakları hem öğrencilerin hem de çalışan hemşirelerin mesleğe ve geleceklerine bakışını doğrudan etkiliyor. Başarılı gençlerin hemşireliği tercih etmesini istiyorsak, onları mezuniyet sonrasında mesleğin içerisinde tutabilecek çalışma koşullarını da oluşturmak zorundayız. Nitelikli sağlık çalışanlarının yurt dışına yönelmesini de yalnızca bireysel bir tercih olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu durum aynı zamanda üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir insan gücü meselesidir. Hemşirelik eğitiminin önündeki bir başka önemli başlık ise teknolojik dönüşüm. Yapay zekâ, dijital sağlık uygulamaları, uzaktan hasta takibi ve karar destek sistemleri önümüzdeki yıllarda sağlık hizmetlerinin çok daha önemli bir parçası olacak. Bu nedenle geleceğin hemşiresinin dijital okuryazarlığı yüksek, veriyi değerlendirebilen ve yapay zekânın sunduğu bilgiyi sorgulayabilen bir sağlık profesyoneli olması gerekiyor. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hemşireliğin merkezinde insan olmaya devam edecek. Bir algoritma hastanın risk skorunu hesaplayabilir, bir cihaz yaşamsal bulguları saniye saniye takip edebilir. Fakat hastanın korkusunu anlamak, ona güven vermek ve bakımın insani boyutunu sürdürebilmek hâlâ insanın sorumluluğunda. Geleceğin hemşiresi teknolojiyle yarışan değil, teknolojiyi insan için kullanan hemşire olacaktır. Bizim üzerinde önemle durduğumuz konulardan biri de öğrencilerimizin araştıran ve sorgulayan bireyler olarak yetişmesi. Hemşirelikte ‘Biz yıllardır böyle yapıyoruz’ anlayışı yerine, ‘Bunun bilimsel kanıtı nedir?’ sorusunu sorabilen sağlık profesyonellerine ihtiyacımız var. Çünkü çağdaş hemşireliğin temelinde kanıta dayalı bakım anlayışı bulunuyor. ESOGÜ Hemşirelik Bölümünün Türkiye’de ilk 10 içerisinde yer almasını da bu nedenle yalnızca bugünün başarısı olarak değil, geleceğe yönelik önemli bir sorumluluk olarak değerlendiriyoruz. Hedefimiz sadece başarı sıralaması yüksek öğrencilerin tercih ettiği bir bölüm olmak değil. Mezunlarımızın da klinik yeterlilikleri, bilimsel bakış açıları, etik duyarlılıkları ve mesleki duruşlarıyla tercih edilen hemşireler olması gerekiyor. Sonuç olarak üniversitelerin başarısını yalnızca giriş puanlarıyla ya da başarı sıralamalarıyla ölçmek yeterli değil. Üniversitenin gerçek başarısı, öğrencinin o kapıdan hangi puanla girdiğinden çok, dört yılın sonunda o kapıdan nasıl bir meslek insanı olarak çıktığıyla ölçülür. Bu nedenle ESOGÜ’nün ilk 10 başarısından mutluluk duyarken önümüzde duran asıl soruyu da unutmuyoruz: Bize güvenerek gelen bu başarılı gençleri, geleceğin ihtiyaç duyduğu nitelikli hemşirelere nasıl dönüştüreceğiz? Bizim için asıl başarı, bu soruya vereceğimiz cevap olacaktır.”

Sağlık Ordusunun Gerçek Gündemi Personel Eksikliği Haber

Sağlık Ordusunun Gerçek Gündemi Personel Eksikliği

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal, Eskişehir'deki sağlık kurumlarının personel durumuna yönelik yazılı bir açıklama yaptı. Sahadaki gerçeklerin kağıt üstündeki rakamlarla örtüşmediğini belirten Köksal, acil yeni atama çağrısında bulundu. ​Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Sağlık Bakanımızın aldığı kararları destekliyoruz. Ancak sahadaki gerçekleri de açık ve samimi bir şekilde ortaya koymak zorundayız. Kurumlarımızın idari birimlerinde kaç sağlık personeli çalışıyor? Geçici görevleri iptal edilen, bazı illerimiz hariç görevi sona erdirilen sağlık personellerimizin kaçı aktif olarak görev yapıyor? Kaçı sağlıklı ve aktif çalışabilir durumda? Kaçının engel, nöbet muafiyeti veya çalışamaz raporu bulunuyor? Örneğin, 25 kişinin geçici görevi iptal edildi. Bu 25 sağlık çalışanımızın 8’inde engel raporu ve nöbet tutamaz raporu mevcut. Alınan kararlar kulağa hoş gelebilir. Sahada alın teri döken, hastanelerde ağır şartlar altında çalışan sağlık ordumuzun moralini yükseltebilir. Ancak artık biraz samimi olalım, biraz da sahadaki gerçeklere bakalım. Eskişehir’deki sağlık kurumlarımızın personel durumunu tek tek çalıştık. Hazırladığımız raporu Bakanlık yetkililerimiz ve İl Sağlık Müdürümüz ile paylaşacağız. Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde 986 ebe ve hemşire görünürken, aktif olarak çalışan ve nöbet tutabilen personel sayısı 854. Yani 132 ebe ve hemşiremiz; mesleki yük, aşırı çalışma ve çeşitli sağlık nedenleriyle çalışamaz veya nöbet tutamaz durumdadır. Bir taraftan aile sağlığı merkezlerindeki sözleşmeli personel yükünü hastanelerimiz taşırken, diğer taraftan 98 hemşiremizin birinci basamağa gitmesi hastanelerimizdeki yükü daha da artırmaktadır. Biraz samimi olalım ve asıl gerçekleri görelim 855 yataklı bir hastanede her 10 çalışandan yaklaşık 2’si nöbet sisteminin dışında kalıyorsa, kalan sağlık çalışanlarının yükünü artık görmezden gelemeyiz. Gündüz klinikleri, ek binalar, poliklinikler ve verilen diğer sağlık hizmetleri düşünüldüğünde personel yetersizliği sahada açıkça görülmektedir. Yunus Emre Devlet Hastanesi’nin aktif yatak sayısı ve hizmet yükü dikkate alındığında 132 hemşire açığı bulunmaktadır. Bunun yanında 116 sağlık çalışanının aktif olarak sahada görev yapamaması veya çalışma alanı dışında kalması, mevcut personelin üzerindeki yükü daha da artırmaktadır. Sağlık çalışanlarımızın bütün bu şartlara rağmen özveriyle pansuman yapması, tedavi uygulaması ve hastalarımıza hizmet vermesi elbette bizleri mutlu ediyor ama sağlık çalışanının fedakârlığı, personel eksikliğinin çözümü değildir. Bir hemşirenin daha fazla çalışması, başka bir hemşirenin eksikliğini kapatmaz. Bizim sahadaki en büyük ihtiyacımız yeni sağlık personeli atamasıdır. Bugün güvenlik ve temizlik personeli kadar sağlık çalışanı atanmayan bir sistemle, artan sağlık hizmeti yükünü taşımaya çalışıyoruz. Hastaneler büyüyor, yatak sayıları artıyor, hizmet alanı genişliyor; ancak sağlık çalışanı sayısı aynı oranda artırılmıyor. İşte asıl mesele budur. Sağlık çalışanı eksikliğini pansumanla kapatamazsınız. Tedaviyle personel açığını gizleyemezsiniz. Fedakârlıkla sistemin açığını sonsuza kadar kapatamazsınız. Artık yorulduk. Nefes almakta zorlanıyoruz. Pandemide, depremde, selde ve her türlü afette bedeli vatandaşımızla birlikte ödedik. Hastanelerde en ağır yükü yine sağlık çalışanlarımız omuzladı. Avrupa’daki meslektaşlarımıza kıyasla çok daha ağır iş yükleri altında çalışan hemşirelerimiz ve sağlık çalışanlarımız, artık “biraz daha fedakârlık yapın” denilerek ayakta tutulamaz. İlimizde görev yapan sağlık ordumuzun yaş ortalaması da yükseliyor. Bu nedenle personel planlamasının masa başında, uzaktan ve yalnızca mevcut tablolar üzerinden değil; sahanın gerçekleri görülerek yapılması gerekiyor. PDC GERÇEKLERE GÖRE GÜNCELLENMELİ İllerin PDC’leri ve personel planlamaları artık gerçek çalışma koşulları üzerinden güncellenmelidir. Kağıt üzerindeki personel sayısı ile hastanede fiilen çalışan personel sayısı aynı değildir. Bir personelin kadroda görünmesi, onun 24 saat nöbet tutabileceği, her klinikte çalışabileceği veya sahadaki iş yükünü taşıyabileceği anlamına gelmez. Bu nedenle personel planlaması yapılırken sadece “kaç kişi var?” sorusu değil, “kaç kişi fiilen çalışıyor ve kaç kişinin bu hizmeti sürdürebilecek durumda?” sorusu da sorulmalıdır. ARTIK GERÇEKLERİ GÖRME ZAMANI Şehrimizin sadece bir hastanesinde 132 sağlık personelinin eksik olduğu, bunun yanında önemli sayıda sağlık çalışanının çeşitli nedenlerle nöbet sistemine dahil olmadığı tespit edilmiştir. Diğer sağlık kurumlarımızı da tek tek raporlayacağız. Amacımız kimseyi suçlamak değil; çözüm üretmek. Amacımız eleştirmek değil; gerçeği göstermek. Atama yapılmadan personel açığı kapanmaz. Personel açığı kapanmadan sağlık çalışanının yükü hafiflemez. Sağlık çalışanının yükü hafiflemeden de sağlık sistemi nefes alamaz. Bugün ortaya koyduğumuz rakamlar, çökmek üzere olan sağlık çalışanlarının son serzenişidir. Artık halının altına süpürmek değil, sorunun kendisini çözmek istiyoruz. Gerçekleri birlikte görelim, çözümü birlikte üretelim."

Tekstil Sektöründe İşçiler Açlıkla ve İşsizlikle Sınanıyor! Haber

Tekstil Sektöründe İşçiler Açlıkla ve İşsizlikle Sınanıyor!

TEPAV tarafından yayımlanan Mart 2026 İstihdam İzleme Bülteni, tekstil ve giyim sektöründeki kan kaybını gözler önüne serdi. Sektördeki istihdam kaybı 100 binleri aşarken, Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, işçilerin sefalete mahkum edildiğini belirterek "Artık yeter" çağrısında bulundu. ​Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden olan tekstil ve hazır giyim sektörü, tarihinin en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Mart 2026 itibarıyla Türkiye genelinde sigortalı çalışan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2.2 artış gösterse de, tekstil ve imalat sanayi bu büyümeden nasibini alamadı. ​İstihdamda Rekor Düşüş: Giyim ve Tekstilde 100 Bin Kişi İşsiz Kaldı ​TEPAV’ın 163. İstihdam İzleme Bülteni'ne göre, imalat sanayinde istihdam yıllık bazda yüzde 2.4 geriledi. Sektörel bazda en büyük darbe ise giyim ve tekstil alanında yaşandı: ​Giyim eşyası imalatı: 65 bin 866 kişilik istihdam kaybı. ​Tekstil ürünleri imalatı: 36 bin 34 kişilik istihdam kaybı. ​Fabrikasyon metal ürünleri: 15 bin 581 kişilik istihdam kaybı. ​Son 3 yıllık verilere bakıldığında, sektördeki toplam istihdam kaybının 400 bin civarına ulaştığı dikkat çekiyor. Veriler, yalnızca çalışan sayısının azalmadığını, aynı zamanda giyim ve tekstil sektöründe kapanan iş yeri sayısında da ciddi bir artış yaşandığını ortaya koyuyor. ​Ücretler Enflasyonun Altında Kaldı ​Raporda dikkat çeken bir diğer unsur ise ücret artışları oldu. Mart 2026 itibarıyla Türkiye genelinde ücretler ortalama yüzde 40,3 artarken, tekstil ve giyim sektöründeki artış yüzde 29,9’da kalarak TÜİK’in açıkladığı yüzde 30,87’lik yıllık enflasyonun altında ezildi. Bu durum, tekstil işçilerinin alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü gösteriyor. ​"Kriz Bahane, İşçi Haklarına Çökme Şahane" ​Konuya ilişkin sert açıklamalarda bulunan Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, sektördeki daralmanın işverenler tarafından bir "sermaye birikim fırsatı" olarak kullanıldığını vurguladı. Kökoğlu, şunları kaydetti: ​"Tekstil sektörü daralırken ilmiği işçilerin boynuna doluyor. Büyük firmalar krizi bahane ederek işçilerin üzerindeki baskıyı artırıyor, ücretleri baskılıyor. Hak arama veya sendikalaşma girişimleri derhal işten atılma sebebi sayılıyor. Üstelik işten çıkarmalar tazminatsız veya eksik tazminatlarla yapılarak, işçilerin yıllara dayanan kıdem hakları gasp ediliyor." ​Eskişehir’de Tekstil Sektörü: Sendikasızlık ve Kötü Çalışma Koşulları ​Eskişehir özelinde durumu değerlendiren Kökoğlu, Sarar dışındaki tekstil işletmelerinde sendikal örgütlenmenin neredeyse yok denecek kadar az olduğunu belirtti. Sendikalı olan iş yerlerinde bile çalışma koşullarının ağırlığına dikkat çeken Kökoğlu, kıdemli işçi ile yeni işe başlayanlar arasında ücret farkının kalmadığını ve hijyen ile yemek gibi temel insani ihtiyaçların dahi göz ardı edildiğini ifade etti. ​Kadın İstihdamı Büyük Yara Aldı ​Sektörde kadın çalışan oranının yüksek olması, krizin faturasının kadınlara daha ağır ödetilmesine neden oluyor. TEPAV verilerine göre, son bir yılda giyim eşyası imalatında 36 bin 960, tekstil ürünleri imalatında ise 11 bin 241 kadın çalışan işini kaybetti. ​"Kurtuluşumuz Kendi Ellerimizdedir" ​Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, tüm işçi ve emekçileri bu sefalet düzenine karşı birlik olmaya çağırarak sözlerini şu şekilde tamamladı: "Sessiz kalmak, boğazımızdaki ilmiğin her gün biraz daha sıkılması anlamına geliyor. Eskişehirli tüm emekçileri bu zorbalık düzenine karşı 'Artık yeter' demeye ve birleşmeye davet ediyoruz."

Eskişehir'de Kadın Emeği ve Esnek Çalışma Masaya Yatırıldı Haber

Eskişehir'de Kadın Emeği ve Esnek Çalışma Masaya Yatırıldı

Eğitim Sen Eskişehir Şubesi, KESK Kadın Kurultayı hazırlıkları kapsamında anlamlı bir etkinliğe imza attı. Özdilek Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda, “48 Gün 1 Grev” belgesel gösterimi ve “Kamuda Esnek Çalışma ve Kadın Emeği” başlıklı bir söyleşi düzenlendi. Etkinlikte, göçmen kadın işçilerin mücadelesi ve kamuda artan güvencesizlik oranları dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı. Göçmen Kadın İşçilerin Direnişi: "48 Gün 1 Grev" Moderatörlüğünü akademisyen Hande Köse’nin üstlendiği söyleşide, Almanya’daki göçmen kadın işçilerin zorlu çalışma koşullarını ve grev süreçlerini anlatan belgesel büyük ilgi gördü. Belgeselin yapım ekibinde yer alan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Öğretim Görevlisi Betül Havva Yılmaz, etkinlikte konuşmacı olarak yer aldı. Yılmaz, belgeselin çekim aşamalarını ve Almanya’daki işçilerin çalışma yaşamını aktarırken, kadınların grev sürecindeki direngen mücadelesine vurgu yaptı. Göçmen kadın emeğinin hem dünyada hem de çalışma hayatında görünmez kılınmaya çalışıldığına dikkat çeken Betül Havva Yılmaz, bu baskılara karşı dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin hayati bir önem taşıdığını belirtti. "Kamuda Güvencesiz Çalışma Biçimleri Yaygınlaşıyor" Etkinliğin bir diğer önemli konuşmacısı ise akademisyen Eda Başoğlu oldu. Kamuda esnek çalışma politikalarının yarattığı güvencesizlik üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Başoğlu, çarpıcı tespitlerde bulundu. Özellikle kadın emekçiler açısından esnek ve güvencesiz çalışma modellerinin giderek yaygınlaştığını ifade eden Başoğlu, şu kritik noktalara değindi: Esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasında zaman zaman kamu kurumları başı çekiyor. Kadın emeğinin değersizleştirildiği ve güvencesiz bırakıldığı çalışma koşulları her geçen gün artıyor. Kamuda dönüşüm adı altında dayatılan esnekleşme, en çok kadın çalışanları olumsuz etkiliyor. Katılımcılardan Örgütlü Mücadele Vurgusu Eskişehir Özdilek Kültür Merkezi'ni dolduran katılımcılar da soru ve yorumlarıyla etkinliğe yoğun katkı sundu. Kadın emeği, güvencesizlik ve sendikal mücadelenin önemi üzerine interaktif bir fikir alışverişinin yapıldığı etkinlik, KESK Kadın Kurultayı öncesi Eskişehir’deki kadın hareketine ve sendikal çalışmalara güçlü bir ivme kazandırdı.

Saadet Partisi'nden Akaryakıt Çıkışı: "Vergi Yükü Hafifletilmeden Sektör Nefes Alamaz" Haber

Saadet Partisi'nden Akaryakıt Çıkışı: "Vergi Yükü Hafifletilmeden Sektör Nefes Alamaz"

Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal, karayolu taşımacılığı sektörünün içinde bulunduğu derin krize dikkat çekerek, akaryakıt üzerindeki ağır vergi yükünün kaldırılması çağrısında bulundu. Ünal, sektördeki maliyet artışlarının sadece taşımacıları değil, tüm ekonomiyi ve tüketiciyi vurduğunu vurguladı. ​"Taşımacılık Ekonominin Bel Kemiğidir" ​Şevket Ünal, karayolu taşımacılığının üretim ve tedarik zincirindeki hayati rolüne değinerek, sektörün milyonlarca kişiye istihdam sağladığını belirtti. Ancak artan maliyetlerin sektörü durma noktasına getirdiğini ifade eden Ünal, şunları söyledi: ​"Bugün sektör; artan maliyetler, düzensiz piyasa yapısı ve ağır çalışma koşulları nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıyadır. En büyük maliyet kalemi olan akaryakıt fiyatları, taşımacıların kârlılığını bitirmiştir. Bakım, sigorta ve otoyol ücretleri de eklendiğinde esnafın ayakta kalması imkânsız hale gelmiştir." ​K Belgesi ve Haksız Rekabet Sorunu ​Sektöre girişte herhangi bir yeterlilik şartı aranmamasının kalite kaybına yol açtığını belirten Ünal, K belgesi sistemindeki çarpıklıklara dikkat çekti. Bir belge ile sınırsız sayıda aracın çalıştırılabilmesinin küçük esnafı büyük firmalar karşısında korumasız bıraktığını ve haksız rekabeti körüklediğini ifade etti. ​"Şoförlerin Koşulları Avrupa Standartlarının Çok Gerisinde" ​Sektörün sadece ekonomik değil, insani sorunlarla da boğuştuğunu dile getiren Ünal, şoförlerin çalışma ve dinlenme koşullarının yetersizliğini şu sözlerle eleştirdi: ​Otoyol ve sanayi alanlarında temel ihtiyaçlar karşılanamıyor. ​Kötü çalışma koşulları hem çalışan sağlığını hem de trafik güvenliğini tehdit ediyor. ​Sektörden yüksek hizmet kalitesi beklenirken, sunulan imkanlar çağın gerisinde kalıyor. ​Saadet Partisi’nden 5 Maddelik Çözüm Önerisi ​Sorunların çözümü için acil eylem planı çağrısında bulunan Şevket Ünal, çözüm önerilerini şöyle sıraladı: ​Akaryakıtta Vergi İndirimi: Akaryakıt üzerindeki vergi yükü derhal azaltılmalıdır. ​Adil K Belgesi: K belgesi sistemi yeniden düzenlenerek haksız rekabet önlenmelidir. ​Kooperatifleşme: Küçük esnafı korumak için kooperatifler güçlendirilmelidir. ​Tek Merkezli Yönetim: Çok başlı mevzuat yapısı sadeleştirilmeli, yönetim tek elde toplanmalıdır. ​İnsani Koşullar: Şoförlerin dinlenme ve yaşam alanları iyileştirilmelidir. ​Ünal, açıklamasını "Karayolu taşımacılığı sektörü ayakta kalmadan üretim ve ticaretin sürdürülebilmesi mümkün değildir" sözleriyle tamamlayarak, kamuoyunu bu haklı talebe destek vermeye davet etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.