SON DAKİKA
Hava Durumu

#Bütçe

Porsuk Haber Ajansı - Bütçe haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bütçe haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kaynak Faize, Sabır Emekliye! Haber

Kaynak Faize, Sabır Emekliye!

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, TÜİK’in açıkladığı Şubat ayı enflasyon verilerine ilişkin bir açıklama yaptı. Taşcıer yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "TÜİK’in açıkladığı Şubat ayı verileriyle birlikte iki aylık enflasyon oranı yüzde 7,94’e ulaştı. Resmî tabloda rakamlar teknik bir veri olarak sunuluyor olabilir. Ancak hayatın gerçek muhasebesi istatistik bültenlerinde değil; pazarda, faturada, mutfakta tutuluyor. Ekonomi yönetiminin söylemlerine bakıldığında her şey kontrol altında görünmektedir. Oysa sahadaki tablo bunun tam tersini göstermektedir. 2026’nın ilk altı ayı için memura verilen yüzde 11’lik toplu sözleşme zammının yaklaşık yüzde 8’i iki ayda erimiştir. Memur emeklisine yapılan yüzde 18,60 oranındaki artışın neredeyse yarısı daha yılın başında enflasyon karşısında aşınmıştır. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine verilen yüzde 12,11’lik artışın ise üçte ikisi şimdiden buharlaşmıştır. Bugün temel sorun yalnızca zam oranlarının yetersizliği değildir. Asıl sorun, yapılan artışların kalıcı bir refah sağlamaması; kısa süreli bir pansumana dönüşmesidir. Maaş artışları birkaç ay içinde etkisini kaybetmekte, gelir artışı ile fiyat artışı arasındaki makas her geçen gün daha da açılmaktadır. Sabit gelirli yurttaşlarımız her sabah aynı maaşla uyanmakta; ancak her akşam daha düşük alım gücüyle günü tamamlamaktadır. Çünkü maaşlar nominal olarak artarken, hayatın maliyeti reel olarak çok daha hızlı yükselmektedir. Çarşı ve pazar TÜİK verilerine göre fiyat belirlememektedir. Elektrik, doğalgaz ve kira faturaları istatistik hesaplamalarına göre düşmemektedir. “Enflasyon farkı” adı verilen uygulama ise, fiyat artışları gerçekleştikten sonra yapılan gecikmeli bir telafi mekanizmasıdır. Bu yaklaşım, yangın çıktıktan sonra hortum aramaya benzemektedir. Sosyal devlet anlayışı, vatandaşının gelirini enflasyon karşısında koruyabilme kapasitesiyle ölçülür. Eğer maaş artışları iki ay içinde eriyorsa, ortada yapısal bir sorun vardır. Bugün bütçeden faize saniyede 176 bin lira kaynak ayırabilen bir yönetim anlayışının, konu emekli ve memur olduğunda “imkânlar sınırlı” söylemine sığınması tercih meselesidir. Bu bir kaynak yokluğu değil, öncelik meselesidir. Fedakârlık sürekli aynı kesimlerden beklenemez. Enflasyonun maliyeti sürekli sabit gelirli kesimlere yüklenemez. Bu düzen ekonomik açıdan da sosyal açıdan da sürdürülebilir değildir. Ekonomide güven, adaletle başlar. Gelir dağılımında adalet sağlanmadan, fiyat istikrarı kalıcı hale gelmeden ve bütçe öncelikleri toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmeden gerçek bir istikrar mümkün değildir. Milletle birlikte, milletin emrinde; gelir adaletini önceleyen, emeği koruyan ve vatandaşını enflasyona ezdirmeyen bir ekonomik düzeni hep birlikte kuracağız."

Bütçe Harcamalarından Emekli ve Emekçiye Kırıntı Düştü! Haber

Bütçe Harcamalarından Emekli ve Emekçiye Kırıntı Düştü!

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı bütçe gerçekleşme verileri üzerinden yaptığı değerlendirmede, sosyal güvenlik sistemine ayrılan kaynağın bütçe artışının gerisinde bırakıldığını belirtti. Taşcıer yaptığı yazılı açıklamada, 2025 yılı ocak ayında merkezi bütçeden sosyal güvenlik sistemine ayrılan payın yüzde 15,48 olduğunu, 2026 yılı ocak ayında ise bu oranın yüzde 14,77’ye gerilediğini açıkladı. Bu düşüşün yüzde 4,6’lık bir kesintiye karşılık geldiğini belirten Taşcıer, bunun bütçe ölçeğinde milyarlarca liralık daralma anlamına geldiğini kaydetti. “Bütçe yüzde 55 arttı, sosyal güvenlik yüzde 48’de kaldı” 2026 yılı ocak ayında merkezi bütçe giderlerinin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 55 arttığını ifade eden Taşcıer, sosyal güvenlik sistemine yapılan artışın ise yüzde 48’de kaldığını belirtti. CHP’li Taşcıer, “Bütçe büyüyor ancak sosyal güvenliğe aynı oranda pay ayrılmıyor. Pastayı büyütenler, emeklinin payını küçültüyor” değerlendirmesinde bulundu. “Tek ayda 12 milyar liralık kesinti” Taşcıer, sosyal güvenlik sistemine yapılan aktarımın bütçe giderleriyle aynı oranda artırılması halinde ocak ayında 241,6 milyar TL yerine 253,4 milyar TL aktarılması gerektiğini, aradaki yaklaşık 12 milyar liralık farkın kesinti anlamına geldiğini söyledi. “Tek bir ayda ortaya çıkan bu kesintinin yıl geneline yayılması halinde çok daha ağır bir tablo ortaya çıkacaktır” diyen Taşcıer, bunun siyasi bir tercih olduğunu savundu. “12 milyar lira ile ne yapılabilirdi?” Taşcıer, söz konusu 12 milyar liranın farklı sosyal destek kalemlerinde kullanılabileceğini belirterek şu örnekleri verdi: 4,8 milyon haneye ayda 4’er kilo kırmızı et desteği sağlanabilirdi. 5,8 milyon haneye 4’er adet Ramazan kolisi dağıtılabilirdi. Gamze Taşcıer, emeklilere yapılan artışın Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirlenen bir aylık fitre tutarının yaklaşık 6,2 kat altında kaldığını da ifade etti. “Faiz ödemeleri bütçeyi yuttu” Ocak ayında bütçeden faize 456,4 milyar TL ayrıldığını hatırlatan Taşcıer, bunun günde 14,7 milyar, saatte 613 milyon, dakikada 10,2 milyon liraya karşılık geldiğini söyledi. Aynı dönemde sosyal güvenlik sisteminin finansmanı için hazineden aktarılan kaynağın bunun yarısı düzeyinde kaldığını belirten Taşcıer, “Bütçede faiz için ayrılan para, emeklinin, dulun, yetimin ve çalışanların sosyal güvenlik hakkına ayrılan kaynağın iki katına ulaştı” dedi. “Emekli aylıkları sefalet düzeyinden uzaklaştırılabilirdi” CHP’li Taşcıer, ocak ayında faiz için harcanan paranın günde 736 bin en düşük emekli aylığına denk geldiğini belirterek, “Sadece ocak ayında faize ayrılan kaynakla en düşük emekli aylığı alan 5 milyon yurttaşın geliri yaklaşık bir yıl boyunca asgari ücret düzeyine çıkarılabilirdi. Aynı şekilde ortalama emekli aylıkları da sefalet çizgisinden uzaklaştırılabilirdi” ifadelerini kullandı. “Bayram ikramiyeleri de artırılabilirdi” Taşcıer, 17 milyon emeklinin 4.000 lira olan bayram ikramiyesini asgari ücret düzeyi olan 28.075 liraya çıkarmak için gerekli kaynağın 409 milyar lira olduğunu belirterek, “Ocak ayında faize aktarılan 456,4 milyar liralık tutar dikkate alındığında bu tutar söz konusu düzenlemeyi karşılamaya yetiyordu. Buna rağmen bu tercih yapılmadı ve şimdi 1.000 liralık sınırlı artış ‘müjde’ olarak sunulacak” dedi. “Siyasi manipülasyon yürütülüyor” Taşcıer açıklamasında, iktidarın “CHP gelirse sosyal yardımlar kesilir” söylemi üzerinden kamuoyunda algı oluşturduğunu belirterek bunun açık bir siyasi manipülasyon olduğunu savundu. “Bütçe bir tercih meselesidir. Sosyal güvenlik sistemi toplumsal bir sözleşmedir. Bugünkü tablonun sorumluluğu muhalefete değil, bütçe tercihini emekten yana kullanmayan iktidara aittir” ifadelerini kullanan Taşcıer, merkezi bütçe giderleri yüzde 55 artarken sosyal güvenliğe ayrılan kaynağın yüzde 4,6 daraltılmasının siyasi sorumluluğunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olduğunu kaydetti. CHP’nin çözüm başlıkları Asgari ücret etrafında sıkışmış bir ücret yapısıyla sosyal güvenlik sistemin sağlıklı işlemesinin mümkün olmadığını ifade eden Taşcıer, ücretler yükselmeden prim gelirlerinin artmayacağını, prim gelirleri artmadan da sosyal güvenlik sisteminin dengelenemeyeceğini belirtti. CHP’nin sosyal güvenlik sistemine ilişkin yaklaşımını da şu başlıklarla açıkladı: Merkezi bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan payın artırılması Emeklilikte prime dayalı adaletin yeniden tesis edilmesi Aylık bağlama oranlarının yükseltilmesi Emekli aylıklarının büyümeden düzenli pay almasının sağlanması Kayıt dışı istihdamla etkin mücadele edilmesi ve prim tabanının genişletilmesi Taşcıer, açıklamasını, “Biz milyonlarca emekliyi sefalette buluşturan bu meseleyi çözeceğiz” sözleriyle tamamladı.

CHP’li Gülcan Kış: "Emekliye 28 Bin Lira Çok Görüldü" Haber

CHP’li Gülcan Kış: "Emekliye 28 Bin Lira Çok Görüldü"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, AKP iktidarının ekonomi politikalarının emeklileri yoksulluğa, toplumu ise borç ve icra sarmalına mahkûm ettiğini belirterek, “Bu tablo bir kaynak sorunu değil, bilinçli bir tercihin sonucudur” dedi. En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine, yani 28.075 TL’ye çıkarılması yönündeki CHP önerisinin AKP tarafından reddedildiğini hatırlatan Kış, iktidarın emekliye 20 bin lirayı reva gördüğünü söyledi. Kış, “Faize, geçiş garantilerine ve şirket sözleşmelerine sınırsız kaynak bulanlar, konu emekli olunca ‘bütçe yok’ diyebiliyor. Bu kabul edilemez” ifadelerini kullandı. Faize para var, emekliye yok AKP iktidarı boyunca yalnızca dış borç faizleri için ödenen 228 milyar doların, bugün emeklilerin neden açlık sınırında yaşadığının en açık göstergesi olduğunu vurgulayan Kış, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu para kendiliğinden buharlaşmadı. Faize gitti, köprü ve otoyol garantilerine gitti, dövizli sözleşmelere gitti. Ama emekliye gelince ‘kaynak yok’ denildi. İtiraz ettiğimiz düzen tam olarak budur.” 228 milyar dolar ne demek? Kış, kamuoyunda sıkça dile getirilen milyar dolarlık rakamların somut karşılığının bilinmediğini belirterek çarpıcı karşılaştırmalar yaptı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapım maliyeti yaklaşık 818 milyon dolar. 228 milyar dolar ile yaklaşık 280 adet bu ölçekte köprü yapılabilirdi. İstanbul–İzmir Otoyolu’nun maliyeti yaklaşık 6 milyar dolar. Aynı kaynakla 38 adet bu otoyol inşa edilebilirdi. “Bugün ‘bütçe yok’ denilen her alanda aslında bu ülkenin parası vardı. Ama o para halk için değil, garanti verilen projeler ve faiz için kullanıldı” dedi. Geçiş garantileriyle risk halka yüklendi Bu projelerin yalnızca yapım maliyetleriyle değil, geçiş garantileriyle de kamuya uzun vadeli yük bindirdiğini ifade eden Kış, “Bu köprülerden geçseniz de geçmeseniz de bedelini ödüyorsunuz. Çünkü AKP şirketlere müşteri garantisi verdi. Risk kamuya, kazanç özel sektöre bırakıldı. Bütçedeki tahribatın temel nedeni budur” diye konuştu. Bu para emekliye yetiyordu Türkiye’de yaklaşık 16 milyon emekli bulunduğunu hatırlatan Kış, 228 milyar doların bugünkü kur karşılığıyla trilyonlarca liralık bir kaynağa denk geldiğini belirtti. “Bu kaynakla yıllar boyunca en düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesinde tutulabilirdi. Emekliye 20 bin lirayı çok görenler, aynı bütçeden milyarlarca doları faize ve garanti ödemelerine aktarmakta tereddüt etmedi” dedi. Emeklilik hayatta kalma mücadelesine dönüştü Emeklilerin önemli bir bölümünün kredi kartı ve tüketici kredileriyle geçinmeye çalıştığını vurgulayan Kış, emekliliğin bugün dinlenme değil hayatta kalma mücadelesi anlamına geldiğini söyledi: “Emekli maaşıyla kira ödeyemeyen, faturalarını karşılayamayan, torununa harçlık veremeyen bir kuşak yaratıldı. Bu tablo kader değil; siyasi tercihlerin sonucudur.” Özelleştirdiler, borçlandılar, faizi büyüttüler AKP dönemindeki özelleştirmelere de dikkat çeken Kış, “Telekomu sattılar, limanları sattılar, enerji tesislerini sattılar. Devletin varlıkları elden çıktı ama borç azalmadı. Aksine faiz ödemeleri büyüdü. Çünkü bu satışlar kamuyu güçlendirmek için değil, günü kurtarmak için yapıldı” ifadelerini kullandı. “Bu bir tercih meselesidir” Kış açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “228 milyar dolar bu ülkenin kayıp yıllarıdır. Bu para emekliye, konuta, üretime, istihdama gitseydi bugün kredi kartıyla ayakta durmaya çalışan bir toplum olmazdı. Emekli sadaka istemiyor, hakkını istiyor. Yoksulluk bir kader değil; AKP’nin faiz ve garanti düzeninin sonucudur.”

AK Parti Tepebaşı'ndan Tepebaşı Belediyesi'ne Suç Duyurusu Haber

AK Parti Tepebaşı'ndan Tepebaşı Belediyesi'ne Suç Duyurusu

AK Parti Tepebaşı İlçe Başkanlığı tarafından, Tepebaşı Belediyesine yönelik düzenlenen Sayıştay Raporu ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunuldu. AK Parti Tepebaşı İlçe Başkanı Serhat Tunç Adliye Sarayı önünde yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Değerli basın mensupları, kıymetli Tepebaşılı hemşehrilerimiz; perşembe günü sizlerin aracılığıyla duyurduğum Türkiye Cumhuriyeti Sayıştay Başkanlığı denetçilerinin hazırlamış olduğu Tepebaşı Belediyesinde bulunan 53 tane usulsüzlükle alakalı şu an Cumhuriyet Başsavcılığımıza suç duyurusunda bulundum. Konunun sonuna kadar takipçisi olacağımı buradan belirtmek istiyorum. Sayın Ahmet Ataç 2026 yılı yılbaşı mesajında adalet ve eşitliğin üstün olduğu bir 2026 yılı dilemişti. Ben de kendisine mukabele ediyorum. 2026 yılında Tepebaşı Belediyesinde Tepebaşı halkımızın istihkakı olan bütçenin başka kişilere rant olarak sağlandığı, hukuksuz harcandığı, vatandaşa hizmet olarak dönmediğini saptayan Sayıştay raporuyla alakalı son dakikaya kadar takipçisi olacağız. Bu konunun hepinizce malum olduğunu biliyorum. Tepebaşı İlçe Başkanı bu konuyla alakalı konuyu sulandırmaya yönelik ifadelerde bulundu. Ben kimse için dedikodu yapmıyorum, kimseye iftira atmıyorum. Benim yapmış olduğum açıklama bir iftira değil; Sayıştay sitesinde bulunan 170 sayfa Tepebaşı Belediyesiyle alakalı raporla alakalı konuştum ve arkasındayım konuştuklarımın. Bakalım hep beraber izleyeceğiz, göreceğiz. Sizlere de teşekkür ediyorum hassasiyetinizden dolayı. Sayın Ataç'a da bu dakika itibarıyla yapmış olduğu hizmetlerde daha dikkatli davranmaya ve usule uygun davranmaya davet ediyorum. Umarım 2026 yılı itibarıyla Tepebaşı Belediyesine 400.000 Tepebaşılı vatandaşımıza gelen bütçe doğru yerlerde, doğru noktalarda harcanır. Kimseye peşkeş çekilmez, kimsenin hatır gönül kullanmak için kullanılmaz diyorum. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı bir kere daha belirtmek istiyorum. Ben yaptığım işin ne olduğunu biliyorum, yaptığım hareketin arkasındayım. Bu konuyla alakalı bir sıkıntısı, bir derdi olan varsa Sayın Ataç'a da seslendim geçen sefer, gene sesleniyorum; her platformda Sayıştay raporuyla alakalı kendisiyle tartışmaya hazırım. Yapmış olduğum açıklamalarda bir iftira, bir yalan, bir dedikodu varsa kendisinden cevap vermesini bekliyorum. Dosyamızı savcılığa teslim ettik. Sayıştay raporunda bulunan 53 tane bulgunun tamamıyla ilgili suç duyurusunda bulundum. Tabii ki seçim döneminde Sayın Ataç'ın belediye bütçesinden karşıladığı seçim masraflarıyla alakalı ayrıca suç duyurusunda bulunuyorum. Onun dışında katı atık toplama hizmetiyle alakalı bedelsiz verilen işle alakalı ayrıca suç duyurusunda bulunuyorum. Bu 53 maddenin tamamıyla ilgili suç duyurusunda bulunuyoruz lakin bunlarla ilgili ayrıntılı dilekçemizi yazdık. Bunu da zamanla, süreç içinde sizlerle paylaşacağım."

Limana Açılıyoruz Dediler, Yatırım Programında Liman Yok! Haber

Limana Açılıyoruz Dediler, Yatırım Programında Liman Yok!

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 2026 Yılı Kamu Yatırım Programı verilerini analiz ederek Eskişehir’in demiryolu projelerindeki çarpıcı gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Arslan, “Limana açılıyoruz” söylemlerinin resmî belgelerde karşılığı olmadığını ve Hasanbey-OSB hattındaki maliyet hesaplarının 1 yıl içinde 1,5 milyar TL’den 321 milyon TL’ye düşerek büyük bir çelişkiye imza attığını belirtti. ​Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, kentin lojistik geleceği için kritik öneme sahip olan Gemlik Limanı bağlantısı ve Hasanbey Lojistik Merkezi – OSB iltisak hattı projelerine dair yatırım programlarını sert bir dille eleştirdi. Arslan, "Sözler uçuyor ama resmî belgeler gerçekleri tüm çıplaklığıyla söylüyor," dedi. ​"Gemlik Limanı Yatırım Programında Hiç Yok!" ​Hükümetin "Eskişehir sanayisini denize açacağız" vaatlerini hatırlatan Arslan, 2026 yılı Kamu Yatırım Programı’nda Gemlik Limanı demiryolu bağlantısına dair tek bir kalem dahi bulunmadığını vurguladı. Arslan, “Yıllardır süren ‘Limana açılıyoruz’ söylemi, resmî belgelerle tamamen yalanlanmıştır. Ortada ne bir bütçe ne de somut bir plan var,” ifadelerini kullandı. ​7,5 Kilometrelik Hat 5 Yıldır Kâğıt Üzerinde ​Eskişehir OSB ile Hasanbey Lojistik Merkezi arasındaki 7,5 kilometrelik iltisak hattının hikayesini "bir beceriksizlik belgesi" olarak nitelendiren Arslan, projenin 2021-2024 yılları arasında sadece "iz bedeli" (bin TL) ödeneklerle geçiştirildiğini hatırlattı. Projenin 5 yıl gecikmeyle ancak 2025 yılında fiiliyata dökülebildiğini belirtti. Hasanbey Lojistik Merkezi – OSB 7,5 km Demiryolu İltisak Hattı Proje ilk kez 2021 yılında kamu yatırım programına alınmıştır. Ancak 2021–2024 yılları arasında sahada fiili ve kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Yıllara göre tablo; 2021 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 103 milyon 131 bin TL Ayrılan ödenek: Sadece Bin TL (iz bedeli) 2022 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 116 milyon 415 bin TL Harcama: 0 (SIFIR) TL Ayrılan ödenek: Sadece Bin TL (iz bedeli) 2023 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 209 milyon 548 bin TL Harcama: 0 (SIFIR) TL Ayrılan ödenek: Sadece Bin TL (iz bedeli) 2024 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 293 milyon 367 bin TL Harcama: 0 (SIFIR) TL Ayrılan ödenek: 24 bin TL Dört yıl boyunca proje kâğıt üzerinde kalmış, yatırım fiilen hayata geçirilmemiştir. 2025 yılı kamu yatırım programında Maliyet 1,5 Milyar TL’ye Neden Çıktı? 2025 yılında aynı projenin maliyeti bir anda 1 milyar 465 milyon 688 bin TL olarak belirlenmiştir. ​Bir Yılda 1,2 Milyar TL'lik "Buharlaşan" Maliyet ​Arslan’ın açıklamasındaki en dikkat çekici nokta ise projenin maliyetindeki devasa tutarsızlık oldu. 2025 yılında Ulaştırma Bakanlığı tarafından 1,5 milyar TL olarak savunulan proje bedelinin, 2026 programında aniden 321 milyon TL’ye indirilmesine tepki gösteren Arslan, şu soruları yöneltti: ​“2025 yılında 1,5 milyar TL olarak gerekçelendirilen aynı proje, aynı hat ve aynı idare tarafından nasıl oluyor da 2026’da 321 milyon TL’ye düşürülüyor? Hangi teknik kriter değişti? Bu durum, kamu yatırım süreçlerinde planlama ve ciddiyetin kalmadığının açık göstergesidir.” "Eskişehir’in Hafızasından Silinmeyecek" ​Milletvekili İbrahim Arslan, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: "Ortada liman yok, 5 yıllık gecikme var ve birbiriyle çelişen rakamlar var. Eskişehir sanayicisi ve halkı bu aldatmacayı hak etmiyor. Bu rakamlar ve bu tutarsızlıklar Eskişehir’in hafızasında yerini alacaktır."

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun Haber

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun

En düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin maddeleri dün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. Kanun teklifinin birinci maddesi üzerine konuşma yapan CHP’li Özlale sözlerine “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece bin 500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun” diyerek başladı. Özlale, emeklilere, emekçilere, çalışanlara hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için tek yolun istihdam sayısını artırmak olduğunu dile getirerek, “Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor” dedi. “MİLLİ GELİRDEN EMEKLİLERE AYRILAN PAY YILLARDIR DEĞİŞMİYOR” Emeklilik sistemindeki krizin temelinde, millî gelirden emeklilere ayrılan payın yıllardır sabit tutulması olduğunu belirten Özlale, emekli sayısının iki katına çıkmasına rağmen bu payın yüzde 6’da kilitlendiğini ifade etti. Özlale, son beş yıldır her yıl en düşük emekli maaşları için Meclis’in toplanmasının tesadüf olmadığını dile getirerek , sorunun bireysel değil yapısal olduğunu söyledi: “Son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler" diye ir iktidar anlayışı var.” “TÜİK eliyle yaratılan adaletsizliği başka bir adaletsizlikle örtüyorsunuz.” “TÜİK’in yarattığı haksızlığı, hukuksuzluğu başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz” Konuşmasında TÜİK verilerini de eleştiren Özlale, 2019’dan bu yana enflasyonun bilinçli şekilde düşük gösterildiğine dikkat çekti. Bu durum yalnızca en düşük emekli aylığı alanları değil, tüm emeklileri ve çalışanları sistematik biçimde yoksullaştırdığını kaydeden Özlale, “2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil” diye konuştu. “Emeklilerin yarısı bu ülkenin kurumlarına güvenmiyor” Konuşmasında TÜİK ve Metropoll verlerine de yer veren Özlale, emeklilerin yüzde 72’sinin ay sonunu getiremediğini, yüzde 70’inin kendini tükenmiş hissettiğini ve yüzde 50’sinin de ne kurumlara ne de topluma güvenmediğini dile getirdi. Bu tablonun sadece ekonomik değil, toplumsal bir kopuş yarattığını vurgulayan Özlale, “yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor” dedi. “Kaynak yok diyorsunuz, asıl kaynak insan” İktidarın kendilerine yönelik eleştirilere sıkça “Kaynak Nerede?” diye cevap verdiğini de belirten Özlale çözüm önerilerini şöyle sundu: “Her seferinde aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. Bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor.” Özlale’nin konuşması söyle: “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece 1.500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun. Şimdi, son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Şu: Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, şöyle bir iktidar anlayışı var: "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler." Şimdi, sistem böyle olduğu zaman son beş senedir en düşük emekli maaşları için toplanıyoruz ve burada bir artış oluyor. Ama aslında bunun en temel sorumlusu TÜİK. Neden TÜİK derseniz, 2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. Ama şöyle bir şey var: TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. O da şu: 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Şimdi, burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil. Hep burada hesap yapıyoruz; altın hesabı, simit hesabı, dolar hesabı. Bunların hepsini bırakalım, Türkiye'deki emeklilik sistemini bir bütün olarak iki tane büyük endeksle karşılaştıralım. Mercer Endeksi'ne göre 44 tane ülke arasında Türkiye'nin emeklilik sisteminin daha iyi olduğu tek ülke var: Hindistan. Natixis emeklilik sistemine göre Türkiye'nin daha iyi olduğu iki tane ülke var: Hindistan ve Kolombiya. Yani altın hesabını yapmayalım, simit hesabını yapmayalım, dolar hesabını yapmayalım; uluslararası kıyaslamalara baktığımız zaman Hindistan ve Kolombiya'nın bir tık üstündeyiz. O yüzden buradaki problem sadece en düşük emekli maaşı problemi değildir, emeklilerin problemidir. Bakın size birkaç tane TÜİK ve Metropoll verisi okumak istiyorum, bunlardan bir tanesi TÜİK. TÜİK'in anketine göre emeklilerin yüzde 72'si ayın sonunu getirmekte zorlandığını söylüyor, yüzde 72. Metropoll'ün anketine göre emeklilerin yüzde 70'i kendini tükenmiş hissediyor, bir tükenmişlik yaşıyor. Aynı ankette -bu da çok düşündürücü- emeklilerin yüzde 50'si yani emekli vatandaşlarımızın yarısı ne bu ülkenin kurumlarına güveniyor ne bu ülkenin insanlarına güveniyor. Dolayısıyla, yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor. Burada yapılması gereken şey ne? Her seferinde Plan ve Bütçe Komisyonunda da aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Bakın, buradan da size bir örnek vereyim, ondan sonrasında da geçenlerde sizin oylarınızla kabul edilen bütçenin Türkiye'nin ihtiyaçlarına ne kadar uzak olduğunu söyleyeyim: Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. E, o zaman bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Yani şöyle bir şey yapıyoruz: Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor diyorum.“

CHP’li Gülcan Kış: "AKP 2025’te Bütçeyi Deldi" Haber

CHP’li Gülcan Kış: "AKP 2025’te Bütçeyi Deldi"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, 2025 yılı merkezi yönetim bütçe gerçekleşmeleri ile 2026 yılı ödenek tekliflerini birlikte değerlendirerek, AKP iktidarının “tasarruf” söyleminin bütçe rakamlarıyla örtüşmediğini söyledi. Kış, Cumhurbaşkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bütçelerinde yaşanan yüksek tutarlı aşımların, kamu mali yönetiminde ciddi bir kontrol kaybına işaret ettiğini ifade etti. Cumhurbaşkanlığı bütçesi yetmedi, 2026 için yüzde 35 artırıldı Cumhurbaşkanlığı için 2025 yılında 15 milyar 800 milyon TL başlangıç ödeneği ayrıldığını hatırlatan Kış, yıl içinde yapılan harcamalarla bu tutarın yaklaşık 16 milyar 900 milyon TL’ye çıktığını belirtti. Buna rağmen 2026 yılı için Cumhurbaşkanlığı ödeneğinin 21 milyar 287 milyon TL olarak belirlendiğine dikkat çeken Kış, bu artışın yaklaşık yüzde 35’e karşılık geldiğini söyledi. Kış, 2025’te aşılan bir bütçenin, 2026’da yüksek oranlı bir artışla yeniden düzenlenmesinin, harcama disiplininin terk edildiğini açık biçimde ortaya koyduğunu kaydetti. Tasarruf çağrısının merkezindeki Hazine bütçeyi aştı Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2025 yılı boyunca tasarruf politikalarının merkezinde yer aldığını hatırlatan Kış, buna karşın yıl sonunda yaklaşık 145 milyar TL’lik bütçe aşımı yapıldığını ifade etti. Vatandaşa kemer sıkma çağrısı yapan Bakanlığın kendi bütçesinde bu ölçekte bir sapma yaşamasının, kamu maliyesinde ciddi bir tutarsızlık yarattığını belirten Kış, bütçe disiplininin söylemde kaldığını, uygulamada ise işletilmediğini vurguladı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda 141 milyar TL’lik aşım Kış, 2025 yılı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na 219 milyar TL başlangıç ödeneği ayrıldığını, yıl sonunda yapılan harcamaların ise yaklaşık 360 milyar TL’ye ulaştığını açıkladı. Bu tabloyla birlikte Bakanlık bütçesinde yaklaşık 141 milyar TL’lik bir aşım oluştuğunu belirten Kış, söz konusu farkın olağan bir sapma olarak değerlendirilemeyeceğini, bütçe planlamasının fiilen devre dışı kaldığını gösterdiğini ifade etti. Harcamaların yılın son aylarında yoğunlaşmasının ise denetim mekanizmalarının zayıfladığını ortaya koyduğunu söyledi. Bütçe anlayışı Meclis’e getirilen kanun tekliflerine de yansıdı Bütçe aşımlarının aynı zamanda bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu belirten Kış, 15 Ocak’ta TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na getirilen kanun teklifini hatırlattı. Teklifin 17’nci maddesiyle yerel yönetimlerin ekonomik ve üretime dönük faaliyetlerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlandığını, 11’inci maddesiyle ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na “yeni yerleşim alanı” gerekçesiyle acele kamulaştırma yetkisi verildiğini belirtti. Kış, acele kamulaştırmanın hukuken istisnai bir yöntem olduğunu, bu yetkinin olağan hâle getirilmesinin mülkiyet hakkı açısından ciddi sakıncalar doğuracağını ifade etti. Planlama yerine talimat, denetim yerine ek bütçe Kış, önce inşaatın başlatıldığı, kamulaştırma ve hukuki süreçlerin ise sonradan tamamlanmaya çalışıldığı bu yaklaşımın, hem hukuki güvenliği hem de bütçe disiplinini zedelediğini söyledi. Bu anlayışın her yıl daha fazla bütçe aşımına yol açtığını vurgulayan Kış, 2025’te ortaya çıkan tablonun, 2026 bütçesinin de daha yıl başında risk altına sokulduğunu gösterdiğini dile getirdi.

Milletvekili Arslan'dan İktidara Sert Eleştiriler Haber

Milletvekili Arslan'dan İktidara Sert Eleştiriler

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, TBMM Genel Kurulu’nda bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada iktidara sert eleştiriler yöneltti. CHP Grubu adına söz alan Arslan, iktidarın ülkeyi “mış gibi yönetme anlayışıyla” yönettiğini belirterek, görüşülen bütçenin halkın ihtiyaçlarına değil, faiz ödemelerine hizmet ettiğini söyledi. Arslan, son 9 yılda yaklaşık 2 trilyon dolara yakın gelir toplandığını, buna rağmen refahın artmadığını ifade ederek, “Sorun kaynak yokluğu değil, yaratılan kaynağın kimler için ve nasıl kullanıldığıdır” dedi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi döneminde bütçenin borç ve faiz sarmalına sürüklendiğini vurgulayan Arslan, ödenen ve ödenecek faiz tutarının 275 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bu rakamın büyüklüğünü çarpıcı bir benzetmeyle anlatan Arslan, “Bu para 200 liralık banknotlarla taşınsa, 40 kilometrelik tır konvoyu olur. O tırlarda okul yok, hastane yok, konut yok; sadece faiz var” ifadelerini kullandı. Yoksulluk verilerine de dikkat çeken Arslan, sosyal yardımlara ayrılan kaynağın her yıl artmasının iktidarın kendi belgeleriyle yoksulluğun artacağını kabul ettiğini gösterdiğini söyledi. “4 milyon hane sosyal yardımlarla ayakta duruyor, milyonlarca yurttaş açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyor” diyen Arslan, GSS primlerindeki artışı da eleştirdi. Konuşmasının sonunda bütçenin toplumun hiçbir kesimine umut vermediğini belirten Arslan, şu ifadelerle tepki gösterdi: “Bu bütçede yatırım yok, üretim yok, istihdam yok, emekli yok, işçi yok, köylü yok. BAĞ-KUR'lu yok, esnaf yok, alın teriyle çalışanlar yok, 3600 yok, atama bekleyenler yok. Ama faiz var. Bu nedenle bu bütçe milletin değil, faizin bütçesidir" Arslan, CHP olarak yoksulluğu yönetmeye değil, yoksulluğu ortadan kaldırmaya talip olduklarını vurguladı.

CHP’li Süllü: "Kantarın Topu Kaçtı, Memlekette Denge Kalmadı" Haber

CHP’li Süllü: "Kantarın Topu Kaçtı, Memlekette Denge Kalmadı"

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, TBMM Genel Kurulu’nda devam eden bütçe görüşmelerinde, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin “denge” başlıklı 3’üncü maddesi üzerine yaptığı konuşmada iktidarın ekonomi ve yönetim anlayışını sert sözlerle eleştirdi. Süllü, 2026 bütçesinde öngörülen 2 trilyon 712,7 milyar liralık açık için “Artık kantarla geldim; çünkü kantarın topu tamamen kaçmış durumda” dedi. Önceki yıllardaki bütçe dengesizliğini, “kuyumcu terazisi” ve “Cumhuriyet ilkeleri terazisi” benzetmeleriyle anlattığını hatırlatan Süllü, bu yılki tabloyu Nasreddin Hoca’nın “kantarın topu” deyimi üzerinden değerlendirdi. Süllü, “Bildiğimiz bu deyim, Nasreddin Hoca’nın, ağzından din, iman, sözlerini düşürmeyen, halkı sömürerek kendisine çıkar sağlayan kişiye verdiği dersle ‘Ölçüyü kaçırıp aşırı davranmak’ anlamında dilimize yerleşmiştir” dedi. “Kantarın topu sermayedardan yana kaçırılıyor” Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bütçe açığını deprem harcamalarına bağlamasının gerçeği yansıtmadığını ifade eden Süllü, depremlerden önce de bütçe açığının her yıl arttığını, rakamların kamu yatırım harcamalarının gerçek sorun olmadığını gösterdiğini dile getirdi. 2026’da net bütçe gelirlerinin 16 trilyon 216 milyar lira olarak öngörüldüğünü belirten Süllü, gelirlerin yüzde 91’inin vergilerden oluştuğuna dikkat çekti. Vergi gelirlerinin yüzde 61’inin dolaylı vergilerden, yüzde 38’inin gelir ve kurumlar vergisinden geldiğini söyleyen Süllü, gelir vergisinin yüzde 66’sının ücretli çalışanların maaşlarından kesildiğini vurguladı. Toplanmasından vazgeçilen vergi tutarının 3 trilyon 597 milyar lira olduğunu belirten Süllü, iktidarın bunu asgari ücret ve deprem bölgesi muafiyetleriyle açıklasa da teşvik ve muafiyetlerden yararlanan, borçları silinen yandaş şirketlerin de bu tabloda yer aldığını söyleyerek, “Kantarın topu sermayedardan yana kaçırılıyor, yük ücretlinin ve dar gelirlinin sırtına bindiriliyor” dedi. Belediyelere tasarruf saraya günlük 72 milyon Bütçe giderlerinin 18 trilyon 929 milyar liraya ulaştığını ifade eden Süllü, cari transferler ve personel giderlerinden sonra en büyük kalemin 2 trilyon 741 milyar lira ile faiz ödemeleri olduğunu belirtti. 1405 yerel yönetime gelirden ayrılan payın ise 1 trilyon 606 milyar lira olduğunu söyleyen Süllü, “Belediyeler, tasarruf tedbirleriyle halka hizmet edemez hale getirilirken cumhurbaşkanlığı bütçesinde tasarruf olmadığını; sarayın dakikada iki asgari ücreti harcadığını dün gördük” dedi. Bütçe tercihleri halktan yana değil Bütçenin bir tercih meselesi olduğunu vurgulayan Süllü, tarımsal desteklerin payının yüzde 0,9’a, eğitimin payının yüzde 13’e düşürüldüğünü; sosyal yardımların yüzde 4,8 ile sınırlandığını söyledi. Buna karşın şehir hastaneleri, köprüler ve havalimanları için garanti ödemelerinin tıkır tıkır sürdüğünü belirtti. Süllü, “Gider dağılımını adaletli sağlayamayan iktidar da, vatandaşın gelir gider dengesi de bir türlü tutmuyor. Halkı öncelemeyen iktidarın kaçırdığı kantarın topu, sadece ekonomik yaşamda değil, toplumsal yaşamda da tüm dengeleri alt üst etti. Yürütmede, yasamada yargıda gün geçtikçe siyasallaşma ve otoriterleşmede ölçüsüzce aşırı davranmayla, kantarın topu iyice kaçmış; demokrasinin dengeleri de kaybolmuştur” dedi. “Hayatınızda denge sorunu varsa etrafınıza iyi bakın” Bölüşümde, liyakatte, adalette, hukukta ve dış politikada bozulan dengelerin toplumun ruhsal dengesini de sarstığını ifade eden Süllü, Fransız yazar Jean-Christophe Grangé’ın “Hayatınızda denge sorunu varsa etrafınıza iyi bakın; muhtemelen birini yanlış bir yere koymuşsunuzdur” sözünü hatırlattı. Süllü, konuşmasını “Kantarın topunu kaçırarak dengeleri altüst edenleri hayatımızdan çıkarmak için halkımız seçimleri sabırsızlıkla bekliyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm dengeleri yeniden yerine oturtmaya hazırız” sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.