SON DAKİKA
Hava Durumu

#Bütçe

Porsuk Haber Ajansı - Bütçe haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bütçe haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’li Gülcan Kış: "AKP 2025’te Bütçeyi Deldi" Haber

CHP’li Gülcan Kış: "AKP 2025’te Bütçeyi Deldi"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, 2025 yılı merkezi yönetim bütçe gerçekleşmeleri ile 2026 yılı ödenek tekliflerini birlikte değerlendirerek, AKP iktidarının “tasarruf” söyleminin bütçe rakamlarıyla örtüşmediğini söyledi. Kış, Cumhurbaşkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bütçelerinde yaşanan yüksek tutarlı aşımların, kamu mali yönetiminde ciddi bir kontrol kaybına işaret ettiğini ifade etti. Cumhurbaşkanlığı bütçesi yetmedi, 2026 için yüzde 35 artırıldı Cumhurbaşkanlığı için 2025 yılında 15 milyar 800 milyon TL başlangıç ödeneği ayrıldığını hatırlatan Kış, yıl içinde yapılan harcamalarla bu tutarın yaklaşık 16 milyar 900 milyon TL’ye çıktığını belirtti. Buna rağmen 2026 yılı için Cumhurbaşkanlığı ödeneğinin 21 milyar 287 milyon TL olarak belirlendiğine dikkat çeken Kış, bu artışın yaklaşık yüzde 35’e karşılık geldiğini söyledi. Kış, 2025’te aşılan bir bütçenin, 2026’da yüksek oranlı bir artışla yeniden düzenlenmesinin, harcama disiplininin terk edildiğini açık biçimde ortaya koyduğunu kaydetti. Tasarruf çağrısının merkezindeki Hazine bütçeyi aştı Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2025 yılı boyunca tasarruf politikalarının merkezinde yer aldığını hatırlatan Kış, buna karşın yıl sonunda yaklaşık 145 milyar TL’lik bütçe aşımı yapıldığını ifade etti. Vatandaşa kemer sıkma çağrısı yapan Bakanlığın kendi bütçesinde bu ölçekte bir sapma yaşamasının, kamu maliyesinde ciddi bir tutarsızlık yarattığını belirten Kış, bütçe disiplininin söylemde kaldığını, uygulamada ise işletilmediğini vurguladı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda 141 milyar TL’lik aşım Kış, 2025 yılı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na 219 milyar TL başlangıç ödeneği ayrıldığını, yıl sonunda yapılan harcamaların ise yaklaşık 360 milyar TL’ye ulaştığını açıkladı. Bu tabloyla birlikte Bakanlık bütçesinde yaklaşık 141 milyar TL’lik bir aşım oluştuğunu belirten Kış, söz konusu farkın olağan bir sapma olarak değerlendirilemeyeceğini, bütçe planlamasının fiilen devre dışı kaldığını gösterdiğini ifade etti. Harcamaların yılın son aylarında yoğunlaşmasının ise denetim mekanizmalarının zayıfladığını ortaya koyduğunu söyledi. Bütçe anlayışı Meclis’e getirilen kanun tekliflerine de yansıdı Bütçe aşımlarının aynı zamanda bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu belirten Kış, 15 Ocak’ta TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na getirilen kanun teklifini hatırlattı. Teklifin 17’nci maddesiyle yerel yönetimlerin ekonomik ve üretime dönük faaliyetlerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlandığını, 11’inci maddesiyle ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na “yeni yerleşim alanı” gerekçesiyle acele kamulaştırma yetkisi verildiğini belirtti. Kış, acele kamulaştırmanın hukuken istisnai bir yöntem olduğunu, bu yetkinin olağan hâle getirilmesinin mülkiyet hakkı açısından ciddi sakıncalar doğuracağını ifade etti. Planlama yerine talimat, denetim yerine ek bütçe Kış, önce inşaatın başlatıldığı, kamulaştırma ve hukuki süreçlerin ise sonradan tamamlanmaya çalışıldığı bu yaklaşımın, hem hukuki güvenliği hem de bütçe disiplinini zedelediğini söyledi. Bu anlayışın her yıl daha fazla bütçe aşımına yol açtığını vurgulayan Kış, 2025’te ortaya çıkan tablonun, 2026 bütçesinin de daha yıl başında risk altına sokulduğunu gösterdiğini dile getirdi.

Milletvekili Arslan'dan İktidara Sert Eleştiriler Haber

Milletvekili Arslan'dan İktidara Sert Eleştiriler

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, TBMM Genel Kurulu’nda bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada iktidara sert eleştiriler yöneltti. CHP Grubu adına söz alan Arslan, iktidarın ülkeyi “mış gibi yönetme anlayışıyla” yönettiğini belirterek, görüşülen bütçenin halkın ihtiyaçlarına değil, faiz ödemelerine hizmet ettiğini söyledi. Arslan, son 9 yılda yaklaşık 2 trilyon dolara yakın gelir toplandığını, buna rağmen refahın artmadığını ifade ederek, “Sorun kaynak yokluğu değil, yaratılan kaynağın kimler için ve nasıl kullanıldığıdır” dedi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi döneminde bütçenin borç ve faiz sarmalına sürüklendiğini vurgulayan Arslan, ödenen ve ödenecek faiz tutarının 275 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bu rakamın büyüklüğünü çarpıcı bir benzetmeyle anlatan Arslan, “Bu para 200 liralık banknotlarla taşınsa, 40 kilometrelik tır konvoyu olur. O tırlarda okul yok, hastane yok, konut yok; sadece faiz var” ifadelerini kullandı. Yoksulluk verilerine de dikkat çeken Arslan, sosyal yardımlara ayrılan kaynağın her yıl artmasının iktidarın kendi belgeleriyle yoksulluğun artacağını kabul ettiğini gösterdiğini söyledi. “4 milyon hane sosyal yardımlarla ayakta duruyor, milyonlarca yurttaş açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyor” diyen Arslan, GSS primlerindeki artışı da eleştirdi. Konuşmasının sonunda bütçenin toplumun hiçbir kesimine umut vermediğini belirten Arslan, şu ifadelerle tepki gösterdi: “Bu bütçede yatırım yok, üretim yok, istihdam yok, emekli yok, işçi yok, köylü yok. BAĞ-KUR'lu yok, esnaf yok, alın teriyle çalışanlar yok, 3600 yok, atama bekleyenler yok. Ama faiz var. Bu nedenle bu bütçe milletin değil, faizin bütçesidir" Arslan, CHP olarak yoksulluğu yönetmeye değil, yoksulluğu ortadan kaldırmaya talip olduklarını vurguladı.

CHP’li Süllü: "Kantarın Topu Kaçtı, Memlekette Denge Kalmadı" Haber

CHP’li Süllü: "Kantarın Topu Kaçtı, Memlekette Denge Kalmadı"

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, TBMM Genel Kurulu’nda devam eden bütçe görüşmelerinde, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin “denge” başlıklı 3’üncü maddesi üzerine yaptığı konuşmada iktidarın ekonomi ve yönetim anlayışını sert sözlerle eleştirdi. Süllü, 2026 bütçesinde öngörülen 2 trilyon 712,7 milyar liralık açık için “Artık kantarla geldim; çünkü kantarın topu tamamen kaçmış durumda” dedi. Önceki yıllardaki bütçe dengesizliğini, “kuyumcu terazisi” ve “Cumhuriyet ilkeleri terazisi” benzetmeleriyle anlattığını hatırlatan Süllü, bu yılki tabloyu Nasreddin Hoca’nın “kantarın topu” deyimi üzerinden değerlendirdi. Süllü, “Bildiğimiz bu deyim, Nasreddin Hoca’nın, ağzından din, iman, sözlerini düşürmeyen, halkı sömürerek kendisine çıkar sağlayan kişiye verdiği dersle ‘Ölçüyü kaçırıp aşırı davranmak’ anlamında dilimize yerleşmiştir” dedi. “Kantarın topu sermayedardan yana kaçırılıyor” Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bütçe açığını deprem harcamalarına bağlamasının gerçeği yansıtmadığını ifade eden Süllü, depremlerden önce de bütçe açığının her yıl arttığını, rakamların kamu yatırım harcamalarının gerçek sorun olmadığını gösterdiğini dile getirdi. 2026’da net bütçe gelirlerinin 16 trilyon 216 milyar lira olarak öngörüldüğünü belirten Süllü, gelirlerin yüzde 91’inin vergilerden oluştuğuna dikkat çekti. Vergi gelirlerinin yüzde 61’inin dolaylı vergilerden, yüzde 38’inin gelir ve kurumlar vergisinden geldiğini söyleyen Süllü, gelir vergisinin yüzde 66’sının ücretli çalışanların maaşlarından kesildiğini vurguladı. Toplanmasından vazgeçilen vergi tutarının 3 trilyon 597 milyar lira olduğunu belirten Süllü, iktidarın bunu asgari ücret ve deprem bölgesi muafiyetleriyle açıklasa da teşvik ve muafiyetlerden yararlanan, borçları silinen yandaş şirketlerin de bu tabloda yer aldığını söyleyerek, “Kantarın topu sermayedardan yana kaçırılıyor, yük ücretlinin ve dar gelirlinin sırtına bindiriliyor” dedi. Belediyelere tasarruf saraya günlük 72 milyon Bütçe giderlerinin 18 trilyon 929 milyar liraya ulaştığını ifade eden Süllü, cari transferler ve personel giderlerinden sonra en büyük kalemin 2 trilyon 741 milyar lira ile faiz ödemeleri olduğunu belirtti. 1405 yerel yönetime gelirden ayrılan payın ise 1 trilyon 606 milyar lira olduğunu söyleyen Süllü, “Belediyeler, tasarruf tedbirleriyle halka hizmet edemez hale getirilirken cumhurbaşkanlığı bütçesinde tasarruf olmadığını; sarayın dakikada iki asgari ücreti harcadığını dün gördük” dedi. Bütçe tercihleri halktan yana değil Bütçenin bir tercih meselesi olduğunu vurgulayan Süllü, tarımsal desteklerin payının yüzde 0,9’a, eğitimin payının yüzde 13’e düşürüldüğünü; sosyal yardımların yüzde 4,8 ile sınırlandığını söyledi. Buna karşın şehir hastaneleri, köprüler ve havalimanları için garanti ödemelerinin tıkır tıkır sürdüğünü belirtti. Süllü, “Gider dağılımını adaletli sağlayamayan iktidar da, vatandaşın gelir gider dengesi de bir türlü tutmuyor. Halkı öncelemeyen iktidarın kaçırdığı kantarın topu, sadece ekonomik yaşamda değil, toplumsal yaşamda da tüm dengeleri alt üst etti. Yürütmede, yasamada yargıda gün geçtikçe siyasallaşma ve otoriterleşmede ölçüsüzce aşırı davranmayla, kantarın topu iyice kaçmış; demokrasinin dengeleri de kaybolmuştur” dedi. “Hayatınızda denge sorunu varsa etrafınıza iyi bakın” Bölüşümde, liyakatte, adalette, hukukta ve dış politikada bozulan dengelerin toplumun ruhsal dengesini de sarstığını ifade eden Süllü, Fransız yazar Jean-Christophe Grangé’ın “Hayatınızda denge sorunu varsa etrafınıza iyi bakın; muhtemelen birini yanlış bir yere koymuşsunuzdur” sözünü hatırlattı. Süllü, konuşmasını “Kantarın topunu kaçırarak dengeleri altüst edenleri hayatımızdan çıkarmak için halkımız seçimleri sabırsızlıkla bekliyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm dengeleri yeniden yerine oturtmaya hazırız” sözleriyle tamamladı.

Bu Bütçe 'Ölen Ölür Kalan Sağlar Bizimdir' Bütçesidir Haber

Bu Bütçe 'Ölen Ölür Kalan Sağlar Bizimdir' Bütçesidir

CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 2026 bütçesini sert sözlerle eleştirdi. Bütçenin rakamlardan ve hedeflerden oluştuğunu ancak yurttaşın yaşam gerçekliğini ıskaladığını savunan Taşcıer, “İçinde çalışma geçen ama emeği değersizleştiren, sosyal denilen ama güvenliği törpüleyen bir metin hazırlanmış” dedi. Bütçede 68 ayrı harcama programı bulunduğunu hatırlatan Taşcıer, 66 kalemde hedeflerin tutturulmasına rağmen en kırılgan kesimlere gelindiğinde tablonun değiştiğini ifade etti. Yoksullukla mücadele ve sosyal güvenlik programlarının toplam büyüklüğünün 2,4 trilyon lira olduğunu belirten Taşcıer, Türkiye’de her üç kişiden birinin yoksul olduğuna dikkat çekti. “YOKSULLUKLA MÜCADELEYE 4 KURUŞ” Yoksullukla mücadele için ayrılan kaynağın 554 milyar lira olduğunu belirten Taşcıer, bu tutarın dakikada 4 kuruşa denk geldiğini söyledi. Kadınlara, çocuklara ve aktif yaşlanmaya ayrılan payın ise 1 kuruşun biraz üzerinde kaldığını vurguladı. Sosyal güvenlik bütçesine ilişkin değerlendirmesinde SGK şemsiyesi altında 43 milyon kişinin bulunduğunu, bunların 17 milyonunun emekli olduğunu hatırlatan Taşcıer, sosyal güvenliğe ayrılan payın dakikada 8 kuruş olduğunu ifade etti. “409 MİLYAR LİRA NEREYE GİTTİ?” Sosyal güvenlik bütçesinin 1 trilyon 872 milyar lira olarak öngörüldüğünü belirten Taşcıer, geçen yıl için yüzde 25 artış vaat edildiğini ancak artışın yüzde 3’te kaldığını söyledi. Aradaki 409 milyar liralık farkın nereye gittiğini soran Taşcıer, “Bu kaynağın emekliye ve sosyal güvenliğe gitmediği ortadadır” dedi. Bütçede kullanılan kavramları da eleştiren Taşcıer, “Emekçinin sofrası küçülüyor denge diyorsunuz. Asgari ücret eriyor enflasyonla uyum diyorsunuz. Emeklinin payı azalıyor mali disiplin diyorsunuz. Kadın emeği kayıt dışına itiliyor esneklik diyorsunuz. İşsizlik Fonu işsize gitmiyor kaynak etkin kullanılıyor diyorsunuz” ifadelerini kullandı. “44 SOMA FACİASI YAŞANDI” Konuşmasında iş cinayetlerine de değinen Taşcıer, Soma faciasının üzerinden 10 yıl geçtiğini, bu sürede 13 bin 74 iş cinayetinin yaşandığını belirtti. Bu dönemde 44 Soma faciasına denk gelen ölümün meydana geldiğini ifade eden Taşcıer, gerekli derslerin çıkarılmadığını söyledi. Zonguldak’taki madenlere ilişkin uyarılara da dikkat çeken Taşcıer, Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin madenlerde beş ölümcül eksiklik tespit ettiğini hatırlattı. Mevzuatın bu durumlarda “derhal kapatma” hükmü içerdiğini vurgulayan Taşcıer, raporların sümenaltı edildiğini savundu. Sarayın günlük giderinin 72 milyon liraya ulaştığını belirten Taşcıer, buna karşın madenlerde hayati önlemler için gerekli olan 57 milyon liralık kaynağın ayrılmadığını ifade ederek, “57 milyon lira verilmediği için 7 bin madenci her gün ölüme gönderiliyor” dedi. “ÜCRETLER BANGLADEŞ SEVİYESİNDE” Asgari ücret tartışmalarına da değinen Taşcıer, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın uluslararası karşılaştırmalarına tepki göstererek, “Markette etiketler Fransa ayarında, barınma Amerika kıvamında. Ama ücretler Bangladeş ve Uganda seviyesinde. Emekli, emekçi çalışıyor ama doyamıyor. Doysa barınamıyor. Barınabilse borçtan kurtulamıyor. Günün sonunda 200 liralık otellerde, otogarlarda hayatını sürdürüyor” dedi. CHP olarak taleplerini de sıralayan Taşcıer, asgari ücretin istisna olmaktan çıkarılacağını, vergide adaletin sağlanacağını, sıfır iş cinayeti hedefinin hayata geçirileceğini ve kadın emeğinin görünür kılınacağını söyledi. Taşcıer, “Emeği yok sayan hiçbir anlayış kalıcı olamaz. Bu bütçenin de bu iktidarın da süresi sandığa kadardır” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı. Taşcıer’in konuşması şu şekilde: “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Önümüzde rakamlardan, programlardan ve hedeflerden oluşan ama yaşamı ıskalayan bir bütçe var. İçinde “çalışma” geçen ama emeği değersizleştiren, “sosyal” denilen ama güvenliği törpüleyen bir metin hazırlanmış. “İstikrar” demişsiniz, emekçiye düşen sabretmek olmuş. “Büyümeden pay” demişsiniz, emekliye biçilen rol şükretmek olmuş. “Verimlilik” demişsiniz, bedelini sağlığıyla, canıyla işçi ödesin istemişsiniz. “Fedakârlık” demişsiniz, hep ücretliden beklemişsiniz. Ve siz bu bütçeye refah bütçesi demişsiniz! Bakın, bütçede 68 ayrı harcama programı var. 66’sında, öngörülen kadar atış olmuş. Ama sıra ülkenin en kırılgan kesimlerine gelince iş değişmiş. Birincisi yoksullukla mücadele. İkincisi sosyal güvenlik programı. Bu iki kalemin toplamı 2,4 trilyon lira. Türkiye’de bugün 25 milyon insanın nefes alacak dermanı yok. Her üç kişiden biri yoksul. Ama yoksullukla mücadeleye 554 milyar lira ayırmışsınız. Yani dakikada 4 kuruşla yoksulluğu bitirecekmişsiniz. Öyle mi? Kadınlara, çocuklara, aktif yaşlanmaya ayırdığınız pay 1 kuruştan biraz fazla! Diğer tarafta sosyal güvenlik var. SGK şemsiyesi altında 43 milyon kişi bulunuyor. 17 milyonu emekli. Sosyal güvenliğe ayırdığınız pay dakikada 8 kuruş. Kuruş tedavülden kalktı. Ama belli ki, yoksulları ve emeklileri de yaşam haklarını ellerinden alarak ortadan kaldıracaksınız. O yüzden bu bütçe “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” bütçesidir. Bakın Sosyal güvenliğe 1 trilyon 872 milyar lira ayırmışsınız. Oysa geçen yıl yüzde 25’lik bir artış öngörmüştünüz! Ancak yüzde 3 ile yetindiniz? Ne oldu da 409 milyar lirayı silip “50 milyar lira yeter de artar” noktasına geldiniz? Aradaki fark nereye gitti? Emekliye gitmediği ortada. Kime aktarıldı? Sosyal güvenliğe olmadığı açık. Emekçinin sofrası küçülüyor, “denge” diyorsunuz. Asgari ücret eriyor, “enflasyonla uyum” diyorsunuz. Emeklinin payı azalıyor, “mali disiplin” diyorsunuz. Kadın emeği kayıt dışına itiliyor, “esneklik” diyorsunuz. İşsizlik Fonu işsize gitmiyor, “kaynak etkin kullanılıyor” diyorsunuz. Bu ülke yoksulluğu kader, güvencesizliği fıtrat diye anlatanlardan bıktı. Soma’nın üzerinden 10 yıl geçti. 13.074 iş cinayeti işlendi. Bu sürede 44 soma faciası daha yaşandı. Ders aldınız mı? Almadığınız ortada. Bu manşete iyi bakın! Zonguldak’ta madenler alarm veriyor. Müfettişleriniz beş ölümcül sorun tespit etmiş bakan! Ne yaptınız? Bir facia olmasını mı bekliyorsunuz? Kanun “derhal kapat” diyor. Ama rapor sümenaltı ediliyor. Sarayın bir günlük gideri 72 milyon lira ama 57 milyon lira vermemek için 7 bin madenci her gün ölüme gönderiliyor. Batsın bu düzeniniz! Vatandaş artık bıktı. Bıktı. Dayanacak gücü kalmadı! Anlattığınız masallar karnı doyurmuyor. Emekli geçinemiyor, Ücretli kira ödemiyor. Orta direk çocuğunu beslenme çantası hazırlayamıyor. Asgari ücret tespit ayındayız. Sayın Bakan “Avrupa, Asya ve Afrika ülkeleriyle kıyasladığımızda çok iyi bir noktadayız” diyorsunuz. Markette etiketler Fransa ayarında. Barınma derseniz Amerika kıvamında. Ama iş ücretlere gelince Bangladeş ve Uganda seviyesinde. Emekli, emekçi çalışıyor ama doyamıyor. Doysa barınamıyor. Barınabilse borçtan kurtulamıyor. Günün sonunda 200 liralık otellerde, otogarlarda hayatını sürdürüyor. Böyle bir tabloyla övünmek ancak size yakışır. Hamaset peşinde değiliz. Alın terinin karşılığını alan bir memleket istiyoruz. Emeği sus payıyla değil, hakkıyla yaşatan bir düzen istiyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi buradan bir kez daha ifade ediyrouz Asgari ücret istisna olacak! Emekçi de memur da insan gibi yaşayacak! Vergide adalet gelecek! Emeğe el uzatan hesabını verecek! Sıfır iş cinayeti hedefi lafta kalmayacak. Denetlemeyen hesabını verecek. Kadın emeği görünecek! Ücretsiz kreş yaygınlaşacak. MESEM sömürüsü bitecek! Staj ve çıraklık mağduriyeti son bulacak. Sosyal devlet geri gelecek! Kimse açlığa mahkûm edilmeyecek! Emeği yok sayan hiçbir anlayış kalıcı olamaz. Bu bütçenin de, iktidarınızın da süresi sandığa kadardır. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. “

Memlekette Her Şeyin Çivisi Çıktı! Haber

Memlekette Her Şeyin Çivisi Çıktı!

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen haftalık olağan basın toplantısında, ülke gündemlerinde yer alan çözüm süreci, bütçe görüşmeleri ve asgari ücrete yapılacak olan zam oranı değerlendirildi. Basın toplantısında değerlendirmelerde bulunan Saadet Partisi Odunpazarı İlçe Başkanı Osman Çalışkan şu ifadeleri kullandı; “Şu günlerde zihnimizi meşgul eden üç önemli mesele var. İlki Çözüm Süreci… Belki de en belirsiz olan ve ne olacak, nereye varacak diye merak edilen ilk gündem bu. Saadet Partisi olarak bu konudaki görüşlerimizi her fırsatta dile getiriyoruz. Süreci terör örgütleri ile müzakere mecrasına çekmek isteyenlere karşıyız. Bizim derdimiz kardeşliktir. Birlik ve beraberliktir. Vatandaşlarımızın, Siyonist uşağı birkaç örgütün elinde yok olup gitmesine karşıyız. Bu sebeple var gücümüzle süreci asli mecrasında tutmaya gayret ediyoruz. Diğer iki mesele ise bütçe görüşmeleri ile asgari ücrete yapılacak zam görüşmeleridir. İlk olarak, önümüzdeki yılda bizi nelerin beklediğine dair en somut gösterge 2026 Yılı Bütçesi’dir. Şu hakikate dönüp bir bakalım: Bu bütçeyi kim yapıyor? Saraydaki danışmanlar, bakanlıktaki bürokratlar yapıyor. Bu bütçenin yükünü kim çekiyor? Söyleyelim: Tarlasında ürünü para etmeyen, borcunu kapatmak için bankadan faizle kredi çekip o faizi kapatmak için tarlasını satan çiftçi çekiyor. Peki bu bütçede çiftçi var mı? Yok. Çünkü bu bütçede tarıma ayrılan pay sadece binde 9. Bu bütçenin yükünü; ömrünü bu ülkeye hizmetle geçirmiş fakat bugün ucuz ekmek kuyruğunda bekleyen emekli çekiyor. Peki bu bütçede emekli var mı? Yok. Sosyal Güvenlik Programı’nın payı 2025’e göre düşürülerek yüzde 9,14’e gerilemiş. Yani emekliye zam yok. Bu bütçenin yükünü; maaşı kirasına yetişmeyen, açlık sınırının altında bir ücretle ailesini geçindirmeye çalışan asgari ücretli kardeşim çekiyor. Peki bu bütçede asgari ücretli var mı? Yok. Olmuş olsaydı, açlık sınırının 30 bin lira olduğu bu ülkede 28 bin lira ücreti bırakın teklif etmeyi, aklınızdan bile geçiremezsiniz. Bu bütçenin yükünü; sabahın seherinde “Ya nasip” deyip dükkânını açan ama siftah yapamadan kepenk kapatan esnaf, artan maliyetler altında ezilip şalter indiren, konkordato ilan etmek zorunda kalan sanayici çekiyor. Ama bu bütçede esnaf, sanayici var mı? Yine yok. Bütçe aslında “ekmeğin” paylaştırılmasıdır. Ekmeği paylaştıran adil ise, o sofrada bulunanlar payına düşen ekmek az bile olsa huzurludur, sofrada bulunan diğerlerine karşı saygılıdır, muhabbetlidir. Ancak ekmeği pay eden adil değilse, en büyük payı alan bile huzurlu değildir; zira kendini güvende hissetmez. Ülkemizde nadir birkaç dönem dışında, maalesef ekmek adil paylaştırılmadı. Hatta AK Parti iktidarının olduğu son çeyrek asırda yaşananlar, hiçbir dönem ile kıyas edilemeyecek bir boyuta vardı. Hem de bu durum, “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” mısralarını dillerinden düşürmeyenlerin devri iktidarında oldu. Ekmek adil paylaştırılmayınca da memlekette her şeyin çivisi çıktı. Bunu ülkenin ruhunda, insanımızın yarın kaygısında ve toplumsal barışımızdaki kırılmada görüyoruz. Oysa bu millet, huzuru da adaleti de kardeşliği de hakkını da fazlasıyla hak ediyor. İşte bu yüzden bizler; şiddet dilinin değil, kardeşlik hukukunun egemen olduğu, sınırların kevgire dönmediği, nereden gelirse gelsin terörün her türlüsünün kökünün kazındığı Terörsüz Türkiye sürecini her şeye rağmen destekledik, desteklemeye devam ediyoruz. Ancak terörsüz bir Türkiye’nin konuşulduğu bir dönemde; muhalefete ayrı, iktidara ayrı işleyen hukuku, gazetecilere sansürü, şafak operasyonlarını, iktidar yolsuzluğuna dokunmayan çifte standardı, KHK’lıları yok sayan düzenlemeleri, özgürlüğü kısıtlayan baskıları, öğrenciyi içeri atıp çetelere cirit attıran hukuksuz Türkiye’yi reddediyoruz. Kadınların dışarıya korkarak çıktığı, sokakların çetelere, uyuşturucuya, şiddete teslim edildiği güvensiz Türkiye’yi reddediyoruz. Madenlerin göçtüğü, otellerin yandığı, ormanların yok olduğu, iş yerlerinin can aldığı denetimsiz Türkiye’yi reddediyoruz. Kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme feda eden, insanımıza çürük binayı layık gören, dayanıksız Türkiye’yi reddediyoruz. Bu arada, 28 Aralık saat 14.00’te Taşbaşı Kültür Merkezi’nde ilçe kongremiz olacaktır. Tüm halkımız davetlidir.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel: "Bu Ülkeyi Ayağa Kaldıracağız" Haber

CHP Genel Başkanı Özgür Özel: "Bu Ülkeyi Ayağa Kaldıracağız"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu'nda 2026 yılı bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, iktidarı rekor bütçe açığı, faiz giderleri ve vergi adaletsizliği üzerinden sert bir dille eleştirdi. Özel, CHP'nin iktidarında hayata geçireceği sosyal demokratik çözüm önerilerini sıralayarak, "Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelecek, bu ülkeyi ayağa kaldıracak" dedi. ​Vergi Adaletsizliği ve Rekor Açık Vurgusu ​Özel, bütçenin temel felsefesini eleştirerek, "Bütçeler, devletin aynasıdır... Bütçe, kimlerin servetinin büyüyeceğine, kimlerin ekmeğinin küçüleceğine karar verilen siyasi tercihlerin yansıdığı metinlerdir" ifadelerini kullandı. Genel Başkan Özel, Türkiye'nin yüksek enflasyon, yoksulluk, işsizlik ve faizde Avrupa birincisi olduğunu belirterek, "Ekim ayı enflasyonumuz, dünyadaki 70 ülkenin yıllık enflasyonundan fazladır" dedi.​ 2026 bütçesinde yer alan 2,7 trilyon liralık bütçe açığının ve yine 2,7 trilyon liraya çıkan faiz giderinin Cumhuriyet tarihinin rekoru olduğunu vurguladı.​ Vergi gelirlerinin yüzde 97,5'inin vergi gelirlerinden oluştuğunu, toplanan her 100 liralık verginin 63 lirasının dolaylı vergi olduğunu aktardı. "Türkiye vergi adaletsizliğinde de Avrupa birincisi" diyen Özel, mutfak tüpü, tırnak makası gibi temel tüketim ürünlerinden ÖTV alınırken, pırlanta ve elmastan vergi alınmamasını eleştirdi.​ Özel, konuşmasının merkezine emekli ve asgari ücretlilerin yaşadığı geçim krizini oturttu. ​En düşük emekli maaşının 16.800 TL olmasının "zulüm ve vefasızlık" olduğunu belirten Özel, 2002'de 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşının, bugün 1,5 çeyrek altın alabildiğini söyledi.​ CHP iktidarında en düşük emekli maaşını önce hemen bir asgari ücrete, sonra da 1,5 asgari ücrete çıkaracaklarını ve bayram ikramiyelerini asgari ücrete yükselteceklerini açıkladı.​Türkiye'de asgari ücretin 446 Euro'ya düştüğünü hatırlatarak, yüzde 25'lik bir zammın "yeni ve büyük bir sosyal kriz yaratacağı" uyarısında bulundu. Asgari ücretin 39 bin liraya çıkarılması ve yükünün sosyal güvenlik primi desteğiyle hafifletilmesi yönündeki yapıcı tekliflerini sundu.​ ​Özel, bütçeden eğitime ayrılan payın düştüğünü ve ülkenin gençlerin umutsuzluğu ile yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Toplumun en fakir yüzde 20’sinin eğitim harcamalarının sadece yüzde 2,3'ünü yaparken, en zengin yüzde 20'sinin yüzde 64'ünü harcadığını gösteren veriyi paylaştı.​ Özel, üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranını aştığı tek ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, "Asıl beka sorunu, bu ülkenin gençlerinin dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmasıdır" dedi.​İktidarlarında her mahallede devlet kreşleri açacaklarını, öğrencilere bir öğün ücretsiz okul yemeği vereceklerini, ilk alınan bilgisayar ve cep telefonundan vergileri kaldıracaklarını ve mülakatı kaldıracaklarını vaat etti.​ ​Tarım ve esnafın zor durumda olduğunu dile getiren Özel, hükümetin tarıma kanunen ayrılması gereken desteği vermediğini savundu. Çiftçinin kullandığı mazottan KDV ve ÖTV'yi kaldıracaklarını ifade ederek, "CHP iktidarda olsa, bugün mazot 58 lira değil, 33 lira olacak" dedi.​ Yılın ilk dokuz ayında 83 bin 300 esnafın iflas ettiğini belirterek, Esnaf ve Ticaret Bakanlığı kuracaklarını ve esnaf kredilerinin faizlerini sileceklerini söyledi.​ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik hukuki sürece tepki göstererek, bunun mevcut iktidar tarafından sonraki Cumhurbaşkanına yapılmak istenen bir darbe olduğunu ileri sürdü. ​Özel, konuşmasını, "Eğer bu Meclis, milletin meclisi değilse bundan sonra her sokak, her cadde, her meydan bizim için milletin meclisidir" sözleriyle tamamladı.

CHP'li Çakırözer: ''Milletin Meclisine Gelecek Hesap Verecek!'' Haber

CHP'li Çakırözer: ''Milletin Meclisine Gelecek Hesap Verecek!''

TBMM’deki bütçe görüşmelerinde ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ davaları gündem oldu. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşmelerine gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, tutuklu gazeteciler Fatih Altaylı ve Furkan Karabay’ın durumunu soran CHP’li Utku Çakırözer, Cumhurbaşkanına hakaret davalarında Cumhurbaşkanlığı avukatlarının savunmasını gündeme getirdi. Çakırözer, “Cumhurbaşkanı avukatları savunmalarında ‘davaları biz açtırmıyoruz, savcılık resen soruşturuyor’ diyor! Madem öyle o zaman neden engellemiyorsunuz Sayın Yılmaz, bu davalar neden var? Neden bu ülkede insanlar düşüncesini söylemeye korkar hale geldi?” diye sordu. Çakırözer, Yılmaz’a Ekrem İmamoğlu davalarının TRT’den canlı yayınlanması çağrısında da bulundu. “ALTAYLI VE KARABAY ELİNE TAŞ ALMADI, SİLAH ALMADI” CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, TBMM’deki Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşmelerine gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a Cumhurbaşkanına hakaret davalarını sordu. “Dünyanın hiçbir yerinde böylesine halkının yargılatan bir Cumhurbaşkanı yok” diyen Çakırözer ‘Cumhurbaşkanına fiili tehdit ve hakaretten’ tutuklanan gazeteciler Fatih Altaylı ve Furkan Karabay’ın durumuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanına hakaret soruşturmaların yüzbinleri bulduğunu söyleyen Çakırözer, şöyle konuştu: “Hatta ‘milyon’ diyen bile var! Fatih Altaylı Cumhurbaşkanına fiili saldırı yaptı diye dört yıl iki ay hüküm giydi geçen hafta. Sanırsınız ki eline taş aldı, silah aldı, sadece Youtube yayınında tarihten örnek verdi. Duruşmada dedi ki: ‘Sadece bana değil, Cumhurbaşkanına da haksızlıktır bu dava’ Yanlış mı Sayın Yılmaz bu sözler? Bugün genç bir gazeteci Furkan Karabay hâkim karşısında aynı suçlamayla, o da beş aydır zindanda. Her gün onlarca, belki yüzlerce yurttaşımız hakkında soruşturma, kovuşturma açılıyor. Peki, kim yapıyor bunu?” “CUMHURBAŞKANINA HAKARET DAVALARI NEDEN VAR?” Cumhurbaşkanının bir avukatının bu davalardaki “Davaları biz açtırmıyoruz, savcılık resen soruşturuyor” şeklindeki savunmasını görüşmelerde gündeme getiren Çakırözer, “Gazeteci Müyesser Yıldız çok önemli bir haber yaptı. Cumhurbaşkanının bir avukatının bu konudaki savunmasını haberleştirdi. Avukatlar diyor ki: ‘Davaları biz açtırmıyoruz, savcılık resen soruşturuyor. Biz sadece tarafımıza bildirilince dosyaya katılıyoruz, vatandaşın peşine düştük, saldırıyoruz gibi bir algıya gerek yok.’ Madem öyle o zaman neden engellemiyorsunuz Sayın Yılmaz, bu davalar neden var? Neden bu ülkede insanlar düşüncesini söylemeye korkar hale geldi? Size sormak isterim: Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğu günden bu yana kaç yurttaşımız hakkında soruşturma, kaçı hakkında kovuşturma, dava açılmıştır? Bu rakamları açıklayamıyor olmanız dahi aslında ne büyük bir skandalla karşı karşıya olduğumuzun kanıtıdır” dedi. “MİLLETİN MECLİSİNE GELECEK, HESAP VERECEK!” Çakırözer, bütçesi görüşülen İletişim Başkanının da Meclis’e gelmemesini eleştirerek, “Neden yoklar? Bütçeye gelmiyorlar, diğer komisyonlarda da gelmiyorlar! İletişim Başkanı koltuğunda oturan kişi milletin vergileriyle millete yalan propaganda yapıyorsa, Türkiye'nin birinci partisinin liderini hedef alan açıklamalar yapıyorsa gelecek buraya hesap verecek. Bakın, ülkede milyonlar açlık, yoksulluk mücadelesi verirken İletişim Başkanlığı tweet atacak diye su gibi para harcanıyor, ayda en az 450-500 milyon liralık bütçe harcanıyor” diye konuştu. YILMAZ’A ÇAĞRI: “AZICIK AHLAK KALDIYSA DAVALARI TRT’DEN CANLI VERİN” İBB’nin tutuklu Belediye Başkanı ve 15,5 milyonun Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki TRT yayınlarını da gündeme getiren Çakırözer, “Her şeyini halkın finanse ettiği bu TRT 19 Mart sivil darbesinin medya ayağı oldu” dedi. İmamoğlu davalarının TRT’den canlı yayınlanması çağrısında da bulunan Çakırözer şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna ilişkin hem tutukluluk öncesinde gözaltı sürecinde hem tutukluluk sürecinde hep yargısız infaz yaptı. Daha iddianame ortada yokken programdaki konuklar söylemleriyle cezayı kesti! Buradan bir kez daha söylüyoruz: Eğer azıcık ar damarı, azcık ahlakı kaldıysa bu TRT'nin o zaman bu yargılamalar TRT'den canlı verilsin. Sizden de bu konudaki yani bu yargılamaların canlı yayından verilmesi konusundaki düşüncenizi burada bizlerle paylaşmanızı bekliyoruz.” “CUMHURBAŞKANLIĞI TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK MEDYA PATRONU” Görüşmelerde Türkiye’deki medya kuruluşlarının TMSF yönetimine geçmesi de gündeme getirilirken, CHP’li Çakırözer, “23 yıllık AKP iktidarının ülkeyi getirdiği nokta da TMSF yani Cumhurbaşkanlığı artık Türkiye'nin en büyük medya patronu oldu” dedi. TMSF bünyesine geçen medya kuruluşlarını sıralayan Çakırözer, “EKOTÜRK, Flash Haber, Ciner Grubundaki Habertürk, Show TV, birçok kanal kara para iddialarıyla el konulan kanallar. Bu kanallar haklarında soruşturma yürütülen kişilere önce sattırıldı, sonra da devletleştirildi. Mesela, siz buradayken sormayalım mı? bu Can Holdingin patronu ‘Bana bunları devletin tepesindekiler aldırdı’ dediğinde biz kimi anlayalım? Cumhurbaşkanını mı anlayalım, sizi mi anlayalım? Kim bu tepedekiler? Madem aldırdınız niye şimdi el koydunuz? TELE 1'e de uydurma bir casusluk suçlamasıyla daha Merdan Yanardağ hâkim karşısına çıkmadan kayyum atandı. Nerede basın özgürlüğü? Nerede Halkın haber alma hakkı? TMSF eliyle hem basın kuruluşlarını yok ediyorsunuz hem basın emekçilerini işsiz bırakıyorsunuz hem de halkın haber alma hakkını yok ediyorsunuz. Amacınız memlekette olan biten bilinmesin ama biz basın kuruluşlarıyla, halkın haber alma hakkı için mücadele eden basın meslek örgütleriyle tam dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz” diye konuştu. “BİK ANADOLU BASININI BİTİRİYOR” Çakırözer, bütçesi görüşülen Basın İlan Kurumu’nun Anadolu basınını birleşmeye zorladığı belirterek, BİK’in yanlış uygulamalarla Anadolu basınını bitirdiğini söyledi. Çakırözer şöyle konuştu: “BİK’in 2024 faaliyet raporunda diyor ki: ‘103 yerel gazete ilan hakkından feragat etti.’ Böyle bir şey olmaz! Kimse duran ilan hakkından feragat etmez. İşin aslı BİK Yönetiminin talimatıyla gazeteler birleşmeye zorlanıyor Anadolu'da. Ayrıca, geçmişte hiçbir zaman zarar etmeyen bu Basın İlan Kurumu yıllardır üst üste zarar ediyor! Gelirleri yüzde 90 artıyor ama hala zarar. Gazetecilik meslek örgütlerine verilen yardımları maalesef kuşa döndü bu savurganlık nedeniyle. İçeri Sayıştay sokulmadığı için Basın İlan Kurumunun denetim raporlarını göremiyoruz. 3,5 milyon dolarlık donanım yazılım destek hizmet ihalesinde yolsuzluk olduğu yönünde iç denetim raporu var mıdır? Varsa bunun sorumluları hakkında işlem neden yapılmamaktadır?”

Çiftçinin, Üreticinin, Köylünün Sesi Bu Bütçede Yok Haber

Çiftçinin, Üreticinin, Köylünün Sesi Bu Bütçede Yok

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bütçesinin görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonu’nda üreticilerin sorunlarına dikkat çekti. Başevirgen, “Borç olarak verecekleri krediyi, KİT’lere dağıtacakları parayı, ihracat için şirketlere aktaracakları kaynağı ekleyip tarıma ayrılan kaynak diye sunuyorlar. İktidar tarımsal desteklere 770 milyar değil 168 milyar lira veriyor. Ayrılan bu destekler, tarlada toprağı işleyen üreticiye, çiftçiye doğrudan ulaşmıyor. Yani üreticiye ‘destek’ değil, borç veriliyor. AKP iktidarı çiftçiyi, besiciyi, üreticiyi bitirdi. Çiftçi artık AKP’den ümidini kesti” dedi. CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Bekir Başevirgen, Tarım ve Orman Bakanlığı, Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde konuştu. Başevirgen, çiftçinin, besicinin sorunlarına ve tarıma ayrılan bütçenin yetersizliğine dikkat çekti. “ÇİFTÇİNİN, ÜRETİCİNİN, KÖYLÜNÜN SESİ BU BÜTÇEDE YOK” Üreticinin sesinin bütçede olmadığına dikkat çeken Başevirgen, “Bu bütçe, kâğıt üzerinde 541 milyar liralık bir büyüklüğe sahip. Tarıma, hayvancılığa, kırsal kalkınmaya ayrılan toplam kaynak ise 888 milyar lira civarında. İlk bakışta bu bütçe büyük sanılabilir. Ancak rakamların arkasındaki gerçek bambaşka. Çiftçinin, üreticinin, köylünün sesi bu bütçede yok. Rakamlar havada uçuyor ama 5 yıldır tarım desteklerine ayrılan pay Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) binde 2’si. Çiftçinin alın terinin karşılığı verilmedi. Ayrılan pay gerçekten komik” dedi. Çiftçinin kanunen alması gereken payı alamadığını ifade eden Başevirgen, “2006 yılında Tarım Kanunu çıkardık diye övünüyorlar. Kanun ne diyor, ‘bütçeden tarıma ayrılan payın milli gelirin yüzde 1’inden aşağı olamaz.” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz 2026 yılında milli gelirin 77 trilyon lira olacağını söylüyor. Bu durumda tarım kanunu gereği tarım desteklerine ayrılan payın 770 milyar lira olması gerekir. Meclise sunulan 2026 bütçesinde tarım desteklerine ayrılan pay 168 milyar lira” diye konuştu. “ÜRETİCİYE ‘DESTEK’ DEĞİL, BORÇ VERİLİYOR” AKP iktidarının bugüne kadar çıkarılan kanuna hiçbir zaman uymadığını sözlerine ekleyen Başevirgen, “Algıyı yönetmekte o kadar mahirler ki, ‘2026 bütçesinde tarıma 888 milyar lira kaynak’ ayrıldığını övünerek söylüyorlar. Borç olarak verecekleri krediyi, KİT’lere dağıtacakları parayı, ihracat için şirketlere aktaracakları kaynağı ekleyip tarıma ayrılan kaynak diye sunuyorlar. İktidar tarımsal desteklere 770 milyar değil 168 milyar lira veriyor. Ayrılan bu destekler, tarlada toprağı işleyen üreticiye, çiftçiye doğrudan ulaşmıyor” açıklamasını yaptı. Desteklerin dağıtımının adil olmadığını vurgulayan Başevirgen, “Küçük üreticiye ulaşmayan destek, büyük işletmelere, tarımsal holdinglere veriliyor. Oysa Anadolu’nun dört bir yanında köylü üretici; ekipmanını, traktörünü, tarlasını satıyor. Çiftçinin tarlasını ekebilecek gücü de takati de kalmadı. Mazot desteği, elektrik indirimi, tarım sigortası gibi kalemlerde doğrudan, kolay erişilebilir destek mekanizmalarını görmek mümkün değil. Bu bütçede bu mekanizmalar yok. Yani üreticiye ‘destek’ değil, borç veriliyor” dedi. “ÇİFTÇİ BORÇ BATAĞINA DÜŞTÜ, BORCU 1,2 TRİLYONA DAYANDI” Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın koltuğa oturmasından bu yana 2 buçuk yılın geçtiğini hatırlatan Başevirgen, “‘Yapısal dönüşüm’, ‘gıda arz güvenliği’ ve ‘üreticiyi güçlendiren politikalar’ gibi büyük vaatlerle geldi. Ama ne yazık ki hiçbirini gerçekleştiremedi. Bu süreçte çiftçi borç batağına düştü, borcu 1,2 trilyona dayandı. Gıdada ithalata mahkum olduk. İthalatı bitireceklerini söylüyorlardı, özellikle kırmızı ette hala ithalat rekorları kırıyoruz” ifadelerini kullandı. Nisan ayında yaşadığımız ve 65 ili etkileyen zirai donun 500 bine yakın üreticinin mahsulünü yok ettiğini ve toplamda 23 milyar liralık hasara yol açtığına da dikkat çeken Başevirgen, “Hasarın en büyük olduğu il de Manisa. 37 bine yakın Manisalı üretici 813 bin dekarlık tarım alanında bu felaketi yaşadı. Aradan 8 ay geçmesine rağmen çiftçilere yapılacağı duyurulan destek ödemelerinin tamamı yatırılmadı. Girdi maliyetleri yüzde 50, yüzde 60 artmasına rağmen 7 numara üzüm geçen yıl da 100 liraydı bu yıl da 100 lira. Yaşanan felaketten dolayı üzüm üreticileri ellerinde kalan ürünlerle hasat yaptı ancak bu sefer de TMO’nun numara oyunuyla karşı karşıya kaldı” diye konuştu. “AKP İKTİDARI ÇİFTÇİYİ BİTİRDİ, BESİCİYİ, ÜRETİCİYİ BİTİRDİ, ÇİFTÇİ ARTIK AKP’DEN ÜMİDİNİ KESTİ” Çiftçilerin üretimden uzaklaştığını ve çiftçilerin yaş ortalamasının arttığına da dikkat çeken Başevirgen son olarak şunları söyledi: “Çiftçi, üretici, besici perişan. Çiftçinin ortalama yaşı 58, köylerde genç üretici yok. Manisa’nın Ahmetli ilçesinde genç bir besiciye denk geldik. Her geçen yıl hayvanlarının azaldığını, hayvanlarını satarak ayakta kaldığını söylüyor. Bir daha gittiğimizde onu bulamayacağımızı söylüyor. Bir başka besici, Ulusal Süt Konseyi’nin sütün referans fiyatını 19,60 lira olacak şekilde açıkladığını, sütün maliyetinin 21-22 lira olduğunu, ancak 16-17 liradan sütü sattıklarını, karşılığında para değil yem almak zorunda kaldıklarını söylüyor. Ve ekliyor, kahvede otursak çay içsek en azından zarar etmeyeceklerini söylüyor. AKP iktidarı çiftçiyi bitirdi, besiciyi, üreticiyi bitirdi. Çiftçi artık AKP’den ümidini kesti. Manisalı çiftçi, desteği sadece yerel yönetimlerden, CHP’li belediyelerden aldığını, iktidarın hiçbir yaraya merhem olmadığını söylüyor. Bu bütçe çiftçiye mazot vermez, umut vermez, bereket vermez, gelecek vermez. Çünkü bu bütçe çiftçinin faiz yükünü arttırıyor. Borcunu arttırıyor ve üretimden uzaklaştırıyor. CHP iktidarında tüm Türkiye gibi çiftçilerimiz de besicilerimiz de üreticilerimiz de rahat bir nefes alacak.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.