SON DAKİKA
Hava Durumu

#Barınma Sorunu

Porsuk Haber Ajansı - Barınma Sorunu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Barınma Sorunu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Albayrak'tan KYK Vurgusu Haber

Başkan Albayrak'tan KYK Vurgusu

AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, “2026 Eskişehir’i Anlatır” serisinin yeni bölümünde Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı yurt yatırımlarına dikkat çekti. Üniversite kenti Eskişehir’de öğrencilerin barınma sorunu yaşamadığı vurgulanırken, yurt başvurusunda bulunan öğrencilerin yüzde 99'unun yerleştirildiği ve hiçbir öğrencinin açıkta kalmadığı, boş kontenjanlar olduğu belirtildi. Başkan Albayrak, AK Parti hükümetlerinin gençliğe yönelik kararlı yatırımlarına dikkat çekerek yaptığı açıklamada şunları kaydetti: "Eskişehir’de gençlerimiz için 25 yılda büyük bir dönüşüm gerçekleştirdik. 2002 yılında 6 bin olan yurt kapasitesi, yapılacak son yatırımlarımızla birlikte 20 bini aşacak. Ama bizim için mesele yalnızca daha fazla yatak kapasitesi oluşturmak değil. Gençlerimizin daha iyi şartlarda eğitim alması için; modern yurtlar, ferah yaşam alanları ve derslikler sunuyoruz. Gençlerimizin modern, güvenli ve konforlu alanlarda eğitim hayatlarını sürdürebilmeleri bizler için en büyük gurur kaynağıdır. Bu dönem Eskişehir’de gençlerimizin hizmetine sunulacak 2 bin kapasiteli Taptuk Emre Kız Öğrenci Yurdu da gençlerimize verdiğimiz değerin örneklerinden yalnızca biri. AK Parti hükümetlerimizin gençliğe yönelik kararlı yatırımları sayesinde, 2002’den bu yana Eskişehir’de yurt başvurusu yapan gençlerimizin yurt talebini karşılıyoruz. Çünkü Eskişehir, yalnızca bir şehir değil; kendisi başlı başına bir okul. Şehrimizde devlet güvencesiyle hayata geçirilen bu güzide projeler, gençlerimizin geleceğine yaptığımız yatırımların en somut örneğidir. Gençlerimize bu imkanların sunulmasında başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Gençlik ve Spor Bakanlığımıza ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum." Diğer taraftan, yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde KYK yurtlarının güncel konaklama bedelleri ve öğrencilerin istifadesine sunulan imkanlar da kamuoyuyla paylaşıldı. 2026-2027 dönemi baz alındığında, aylık yurt ödemeleri oda tiplerine göre şu şekilde güncellendi: 1. Tip Yurt: 1.125 TL 2. Tip Yurt: 1.300 TL 3. Tip Yurt: 1.450 TL Öğrencilerin ödedikleri uygun ücretlerin dışında, hiçbir ek bedel ödemeden faydalanabildiği ayrıcalıklı hizmetler şöyle: Ücretsiz sabah kahvaltısı ve akşam yemeği Kesintisiz erişim için aylık 32 GB Wi-Fi ağı Çamaşır yıkama ve kurutma ünitelerinin ücretsiz kullanımı Uzmanlar eşliğinde sosyal ve psikolojik rehberlik İbadet alanları (mescitler) ve manevi danışmanlık hizmeti Ayrıca, bakanlık mevzuatına göre belirli şartları taşıyan ve durumunu resmi belgelerle ibraz eden öğrencilerden yurt barınma ücreti alınmıyor. KYK yurtlarında tamamen ücretsiz barınma hakkı tanınan gruplar ise şu şekilde: Şehit eşi ve çocukları (şehidin çocuğu bulunmuyorsa bekar kardeşleri) Gazi ve gazi çocukları Anne ve babası vefat etmiş olan 25 yaşını doldurmamış öğrenciler Lise ve dengi öğrenimlerini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki sevgi evleri / yetiştirme yurtlarında kalarak tamamlayanlar Devlet koruması altında bulunan öğrenciler

YRP İl Başkanı Faruk Güler: “Öğrencilerin Barınma ve Kira Sorunu Çözülmelidir” Haber

YRP İl Başkanı Faruk Güler: “Öğrencilerin Barınma ve Kira Sorunu Çözülmelidir”

Yeniden Refah Partisi Eskişehir İl Başkanı Faruk Güler, üniversite tercih ve yerleştirme süreciyle birlikte yeniden gündeme gelen öğrenci barınması ve yüksek kira bedelleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Eskişehir’in önemli bir öğrenci şehri olduğunu belirten Güler, öğrencilerin eğitim hayatına başlamadan barınma endişesiyle karşı karşıya kalmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. YURT KAPASİTESİ ARTIRILMALIDIR Eskişehir’e eğitim için gelecek öğrencilerin güvenli ve ekonomik barınma imkânlarına ulaşması gerektiğini ifade eden Güler, mevcut yurt kapasitesinin ihtiyaçları karşılayacak şekilde geliştirilmesini istedi. Güler, “Gençlerimiz üniversite kazanmanın sevincini yaşayamadan yurt ve ev arayışına başlıyor. Aileler ise yüksek kira, depozito ve taşınma giderleri nedeniyle büyük bir ekonomik yükle karşılaşıyor. Öğrencilerimizin barınma sorunu eğitim hayatlarını olumsuz etkilemeden çözülmelidir” dedi. YÜKSEK KİRALAR AİLELERİ ZORLUYOR Konut kiralarındaki artışın öğrencileri birden fazla kişiyle küçük evlerde yaşamaya yönelttiğini belirten Güler, dar gelirli ailelerin çocuklarını başka bir şehirde okutmakta zorlandığını ifade etti. Güler, “Barınma artık öğrencilerimizin en büyük gideri hâline gelmiştir. Birçok aile kira, ulaşım, beslenme ve eğitim masraflarını aynı anda karşılayamamaktadır. Öğrencilerin çaresizliği fırsata dönüştürülmemeli, fahiş kira ve depozito taleplerine karşı gerekli denetimler yapılmalıdır” ifadelerini kullandı. BELEDİYELER SORUMLULUK ALMALIDIR Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin öğrencilere yönelik uygun fiyatlı barınma projeleri geliştirmesi gerektiğini belirten Güler, kullanılmayan kamu binalarının ve belediyelere ait uygun taşınmazların öğrenci yurduna dönüştürülmesinin değerlendirilmesini istedi. Üniversiteler, belediyeler ve ilgili kamu kurumları arasında ortak bir çalışma yürütülmesi gerektiğini söyleyen Güler, öğrencilere güvenilir barınma rehberliği sunacak bir danışma merkezinin kurulmasının da faydalı olacağını belirtti. ÖĞRENCİLER GÜVENLİ KONUTLARA ULAŞMALIDIR Kiralanan evlerin deprem güvenliği, ısınma şartları ve temel yaşam koşulları bakımından uygun olması gerektiğini vurgulayan Güler, öğrencilerin sağlıksız ve güvensiz yapılarda yaşamaya mecbur bırakılmaması çağrısında bulundu. Güler açıklamasını, “Eskişehir’in öğrenci şehri olarak anılması tek başına yeterli değildir. Gençlerimize güvenli barınma, uygun fiyatlı ulaşım ve erişilebilir beslenme imkânı sunmalıyız. Öğrencilerimizi ekonomik bir kazanç kapısı olarak değil, şehrimizin geleceği olarak görmeliyiz” sözleriyle tamamladı.

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!" Haber

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!"

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Emep İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yüzyılı aşan tarihiyle işçi ve emekçi kadınların eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesini simgelemeye devam ediyor. Tarih boyunca farklı dönemeçlerden geçen kadın mücadelesi bugün dünyanın dört bir yanında sermayenin derinleştirdiği yoksulluk, sömürü ve güvencesizlik koşullarında yol bulmayı, sermaye ve onu koruyan devletlere karşı mücadele etmeyi sürdürüyor. Yıllardır iktidarını sermayeyi daha da palazlandırmak, güvence altına almak için kullanan saray düzeni işçi ve emekçileri ise her gün biraz daha yoksulluğun, güvencesizliğin kıskacında sıkıştıracak politikalar üretiyor. Ücretlerin baskılanması, sosyal harcamaların kısılması, kamusal hizmetlerin kısıtlanması, güvenceli çalışmanın kâğıt üzerinde kalması, vergilerle geçimin daha da pahalı hale getirilmesi, halkın parasının sermayeye aktarılması, ülkenin topraklarının sermayenin yağmasına açık hale getirilmesi bu politikaların temelini oluşturuyor. Bu politikalar öğrenciler için barınma sorunu, çocuklar için eğitimden kopuş ve MESEM adı altında resmi ya da kayıt dışı çocuk işçilik, kadınlar için bolca şiddet demek. 2025 yılını 'Aile Yılı' ilan eden Saray Rejimi övünerek söylediği, “Kadınlara istihdam sağlıyoruz” sözlerini, kadınları sosyal güvenceden yoksun, düşük ücretli, kıdem tazminatı ve emeklilik güvencesi olmayan işlere mahkûm etmenin bir dayanağı yapıyor. Servislerin iptal edilmesi, yemek porsiyonlarının küçülmesi, mola saatlerinin kısalması yani kısacası insanca yaşam koşullarından uzak şartlarda çalıştırılan işçi ve emekçi kadınların bir yandan da bakım yükünün artmasıyla beli bükülüyor. Kamu hizmetlerine ayrılan bütçe giderek azalıyor. İşçilerin, gençlerin ve çocukların servislerinin, kreşlerinin, yemeklerinin kısacası haklarının gasp edilmesi sıradanlaşıyor. Son 1 yıl pek çok iş yerinde toplu işten atmalar gerçekleşti, işsizlik korkusu işçi ve emekçilerin sırtında daha kötü çalışma koşullarına biat ettirmek için bir sopa olarak kullanıldı. İşçi ve emekçilerin örgütlenmesi, ses çıkarması, hakkını araması engelleniyor. Ancak işçi ve emekçi kadınlar sendikal hakları, yaşanılabilir bir ücret ve insanca yaşam koşulları için tutuklamalara, polis şiddetine, baskılara karşı mücadelesini sürdürüyor. Hakları için sendikalaşan, mücadele eden kadınların karşısına dikilen Saray Düzeninin eli sopalı temsilcileri, işçi kadınların mücadelesini kırmak için baskı ve zor koşullarını dayatırken; Digel Tütün'den Şık Makas'a, Smart Solar'dan Temel Conta'ya mücadele eden kadınlar, yaşamak istediği dünyayı birlikte inşa etmenin deneyimini diğer işçi kadınlara aktarıyor. 2025’te en az 299 kadın ve 64 çocuk öldürüldü; en az 471 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı. Şubat ayında 24 saat içinde 5 ilde 6 kadın katledildi, Kasım ayında Dilovası’ndaki patlamada 6 kadın ve çocuk işçi yaşamını kaybetti. Kadın cinayetlerinin son örneğiyse geçtiğimiz günlerde İstanbul’da aynı gün aynı isimle öldürülen 2 kadının cinayetinde bir kez daha görüldü. Bunlar sıradan istatistikler değil, kadınların gasp edilen yaşam haklarıdır. Bu ölümler tesadüf değil, şiddeti önlemeyen, failleri koruyan, cezasızlığı politika haline getiren düzenin sonucudur. Kapitalist- emperyalist düzenin yarattığı yoksullukla, işsizlikle, şiddetle, eşitsizlikle boğuşan kadınlar bugün de İran’da yaşanan savaşın kıskacında 8 Mart’ı karşılıyor. Savaş aynı zamanda yoksulluk, işsizlik, belirsizlik, geleceksizlik demek. Savaşın sonuçlarını sadece İran halkları yaşamıyor. Başta Ortadoğu olmak üzere emperyalistlerin enerji kaynaklarını yeniden paylaşmak üzere çıkardığı bu savaşın faturasını tüm dünya halkları ödüyor. Halklar yoksulluğun, işsizliğin pençesine itilmiş durumda. Bu koşulların kadınlar ve çocuklar için faturası her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bu kapitalist sömürü düzeninin kadınlara biçtiği; çalışırken iş cinayetinde ölmek, haklarımızı ararken cezalandırılmayan failler tarafından öldürülmek ya da emperyalistlerin çıkar çatışmaları arasında savaşlarda ölmek. Hayatta kalabilenlerimizin ise; evde, sokakta, iş yerinde, sömürü-şiddet ve eşitsizlik sarmalında bir yaşama mahkûm olması. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne giderken emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz. Eskişehirli kadınları da istismarı ve şiddeti aklayan, kadın emeğini sömürerek zenginliğini ve egemenliğini büyüten Saray düzenine karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. 8 Mart Pazar günü, 15.00'de Espark Bağlar Kapısı'nda buluşuyor. Haklarımız ve Hayatlarımız için sesimizi yükseltiyoruz."

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor Haber

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı ülke gündemlerine yönelik farkındalığı arttırmak amacıyla hazırladığı "Saray Takvimi" çalışmasının üçüncü haftasının basın toplantısını gerçekleştirdi. Hamamyolu Yediler Parkı'nda düzenlenen basın toplantısına Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Meclis Üyeleri, İlçe Yöneticileri ile mahalle temsilcileri katılım sağladı. CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak, Ocak ayı boyunca kamuoyuyla paylaştığımız Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmasının üçüncü haftasında, üçüncü basın açıklamamızı gerçekleştiriyoruz. Bu çalışma; Türkiye’nin bugün içine sürüklendiği ekonomik çöküşün, sosyal adaletsizliğin ve derinleşen yönetim krizinin, yurttaşın gündelik yaşamında nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu açık biçimde ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Saray Takvimi, iktidarın kürsülerden anlattığı söylemlerle; halkın mutfağında, cebinde ve yaşamında yaşadığı gerçekler arasındaki derin uçurumu görünür kılmaktadır. Bu takvim; masa başında üretilmiş, gerçeği perdeleyen istatistiklerin değil; boş tencerelerin, dolmayan pazar filesinin, ödenemeyen faturaların ve ertelenen yaşamların kaydıdır. Amacımız; halkın yaşadığı sorunları yumuşatmak ya da örtmek değil, olduğu gibi ve tüm açıklığıyla kamuoyunun önüne koymaktır. Paylaşılan içerikler; asgari ücretlilerin ve emeklilerin, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında nasıl sistematik biçimde yoksullaştırıldığını açıkça göstermektedir. Açıklanan ücret artışlarının daha yurttaşın cebine girmeden zamlarla geri alınması; bu düzenin bir geçim düzeni değil, kalıcı bir yoksulluk düzeni haline getirildiğini ortaya koymaktadır. Bugün milyonlarca yurttaş için hayat; insanca yaşamak değil, hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumdadır. Hayat pahalılığı yalnızca ücretleri değil, günlük yaşamın tamamını kuşatmıştır. Elektrikten doğalgaza, gıdadan kiraya, ulaşımdan eğitime kadar her alanda yaşanan kontrolsüz fiyat artışları; yurttaşın alım gücünü bilinçli ve sürekli biçimde eritmektedir. Günlük yaşamın her anında hissedilen zamlar, vergiler ve temel tüketim kalemlerindeki artışlar, yurttaşın alım gücünü sistemli biçimde aşındırmaktadır. Vergi yükü adaletsizce halkın sırtına bindirilirken, borçlanma artık bir tercih değil, zorunluluk haline getirilmiştir. Bu tablo; ekonomik krizin geçici değil, yanlış ve ısrarcı politikalarla kalıcı hale getirildiğini göstermektedir. Bugün öğrenciler için sorun yalnızca gelecek kaygısı değildir; bugünün kendisi başlı başına bir kriz alanına dönüşmüştür. Barınma sorunu çözülemez hale gelmiş, yurtlar yetersiz kalmış, kiralar öğrenciler için erişilemez noktaya ulaşmıştır. Bir öğün yemeğin dahi hesaplandığı, ulaşım giderlerinin eğitimin önüne geçtiği bu tabloda öğrenciler, eğitim hakkını değil yaşam mücadelesini düşünür hale getirilmiştir. Eğitim hakkının bu kadar ağır bir ekonomik yüke dönüşmesi, sosyal devlet anlayışının terk edildiğinin açık göstergesidir. Ekonomik krizin etkileri yalnızca maaşlarda değil, kamusal hizmetlerin niteliğinde de derin biçimde hissedilmektedir. Devlet okullarında artan kaynak yetersizliği, sağlık sisteminde yaşanan randevu krizi, katkı payları ve ek ödemeler; yurttaşı nitelikli eğitime ve sağlığa erişemez hale getirmektedir. Bugün yurttaş, vergisini ödediği halde temel hizmetleri ya alamamakta ya da ek bedellerle satın almak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum, krizin cebin ötesine geçerek doğrudan yaşam kalitesini hedef aldığını göstermektedir. Aynı zamanda bu ülkede bilim ve akıl sistemli biçimde dışlanmaktadır. Bilim insanlarının, akademisyenlerin ve uzmanların uyarıları dikkate alınmamakta; kararlar bilimsel verilerle değil, siyasi tercihlerle alınmaktadır. Bilimin yok sayıldığı, liyakatin geri plana itildiği bir yönetim anlayışı; ekonomiden eğitime, sağlıktan çevreye kadar her alanda krizi derinleştirmektedir. Bilimden kopmuş bir ülkenin ilerlemesi mümkün değildir. Saray Takvimi’nde yer alan içerikler, gençlerin geleceğe dair umutlarının nasıl sistematik biçimde törpülendiğini de gözler önüne sermektedir. Eğitimde belirsizlik, artan işsizlik, güvencesiz çalışma ve liyakatin yerini alan kayırmacı uygulamalar; gençleri bu ülkede hayal kuramaz hale getirmiştir. Bugün gençler, emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek için Türkiye yerine başka ülkeleri düşünmek zorunda bırakılmaktadır. Bu düzen yalnızca en yoksulları değil; bir zamanlar ayakta kalabilen, geçinebilen geniş bir kesimi de hızla yoksullaştırmaktadır. Orta sınıf erimekte, sabit gelirli çalışanlar her ay biraz daha geriye düşmektedir. Kredi kartlarıyla dönen bir hayat, ertelenen ihtiyaçlar ve artan borçlar; orta sınıfın sessiz çöküşünü ortaya koymaktadır. Bu tablo, ekonomik krizin istisna değil, toplumun tamamını etkileyen yapısal bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Bu ağır tabloya, hukukun siyasallaştırılması ve adalet duygusunun zedelenmesi de eklenmiştir. Düşüncesini dile getiren, demokratik haklarını kullanan, halkın iradesini savunan yol arkadaşlarımız bugün tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler ve yerel yöneticiler; bu ülkenin nasıl bir baskı iklimine sürüklendiğinin en somut göstergesidir. Adaletin olmadığı yerde ne güven olur ne de toplumsal huzur sağlanabilir. Halkın sandıkta ortaya koyduğu irade ise kayyum uygulamalarıyla yok sayılmaktadır. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyumlar, yalnızca yerel demokrasiyi değil, yurttaşın seçme ve seçilme hakkını da hedef almaktadır. Bu uygulamalar, iktidarın sandıkta kazanamadığını masa başında almaya çalıştığını açıkça göstermektedir. Demokrasiye yapılan bu müdahaleler, yönetim krizini daha da derinleştirmektedir. Bu düzenin en ağır faturası asgari ücretlilere ve emeklilere kesilmiştir. Bugün asgari ücret, bu ülkede bir geçim ücreti değil; sefalet ücreti haline getirilmiştir. Asgari ücretli, ayın ilk haftasında maaşını kaybetmekte; kalan günlerde borçla, eksik gıdayla, ertelenmiş ihtiyaçlarla yaşamaya mahkum edilmektedir. Bu iktidar, çalışanın emeğini korumamış; emeği ucuz, hayatı değersiz görmüştür. Emekliye reva görülen maaş; bir yaşam değil, yavaş yavaş yok oluş dayatmasıdır. Bugün emeklilerimiz kira mı ödesin, fatura mı yatırsın, ilaç mı alsın diye düşünmek zorunda bırakılmaktadır.Bu tablo bir kader değil yanlış ve adaletsiz bir yönetim anlayışının sonucudur. Çiftçinin, esnafın ve küçük üreticinin yaşadığı derin çıkmaz ise artık inkâr edilemez boyutlara ulaşmıştır. Artan girdi maliyetleri, yetersiz destekler ve plansız tarım ve ekonomi politikaları nedeniyle üretmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Üretenin ayakta kalamadığı bir ekonomik düzen; yalnızca üreticiyi değil, toplumun tamamını yoksullaştırmaktadır. Tüm bu tabloya rağmen; israfın, şatafatın ve ayrıcalıkların hâkim olduğu bir yönetim anlayışı sürdürülmektedir. Halktan sürekli fedakârlık bekleyen bir anlayışın, kendi harcamalarından ve yaşam tarzından vazgeçmemesi; yaşanan adaletsizliği daha da görünür kılmaktadır. Bu durum, iktidarın halkın gerçek gündeminden bilinçli biçimde uzaklaştığını açıkça göstermektedir. Ocak 2026 Saray Takvimi’nin üçüncü haftasında paylaşılan içerikler; tekil sorunları değil, bütünlüklü bir yoksullaşma düzenini, derinleşen adaletsizliği ve ciddi bir demokrasi ve yönetim krizini anlatmaktadır. Bunlar; istatistiklerle gizlenemeyecek, yurttaşın sofrasında, cebinde, özgürlüğünde ve geleceğinde doğrudan hissedilen gerçeklerdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler; halkın iradesini yok sayan, bilimi dışlayan, bu anlayışa karşı susmayacağız. Gerçeği söylemeye, yurttaşın sesi olmaya ve bu düzeni değiştirmek için örgütlü, kararlı ve cesur bir mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Bu ülkenin kaynaklarının, bir avuç ayrıcalıklı kesim için değil, 85 milyon yurttaş için adil, şeffaf ve halktan yana kullanıldığı bir Türkiye mümkündür. Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmamız; toplumsal hafızayı diri tutmak, yaşanan adaletsizlikleri kayıt altına almak ve değişimin zorunluluğunu, bir kez daha hatırlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Mücadelemiz emeğin adaletin ve insanca yaşamın egemen olduğu bir Türkiye kurulana kadar sürecektir. Sonuç olarak ülkemiz; halkın gerçek ihtiyaçlarından uzak, sarayın ayrıcalıklarını önceleyen bir anlayışla yönetilmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı ilçe Başkanlığı olarak emeği yok sayan yoksulluğu kalıcı hale getiren bu düzene karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.Sarayın gündemi değil halkın gündemi değişene kadar susmayacağız. Bugün bu ülkede takvimler günleri değil, kaybedilen hakları göstermektedir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz ki; umut bu ülkenin sokaklarındadır, mahallelerindedir, meydanlarındadır. Umut halktadır, umut bizdedir. Bu düzen değişecektir. Çünkü artık sıra halktadır, sıra bizdedir. Verdiğimiz mesaj nettir, Sarayın takvimi dolmuştur. Sıradaki takvim, Cumhuriyet Halk Partisi önderliğinde Halkın iktidarıdır. Odunpazarı İlçe Başkanlığı adına hepinize saygılar sunuyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.