SON DAKİKA
Hava Durumu

#Aile

Porsuk Haber Ajansı - Aile haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Aile haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eskişehir OSB Çocuk Şenliği İçin Geri Sayım Haber

Eskişehir OSB Çocuk Şenliği İçin Geri Sayım

Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB), geçtiğimiz yıl binlerce çocuğu ve aileyi bir araya getiren Çocuk Şenliği’nin ikincisini 14 Haziran’da gerçekleştirecek. EOSB Yaşam Park'ta düzenlenecek olan etkinlikte konserlerden gösterilere, teknoloji deneyimlerinden oyun alanlarına kadar birçok renkli aktivite çocuklarla buluşacak. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB), geçtiğimiz yıl yoğun katılımla gerçekleştirdiği Çocuk Şenliği’nin ikincisini 14 Haziran Pazar günü Eskişehir OSB Yaşam Park’ta düzenleyecek. Saat 13.00 ile 19.00 arasında gerçekleştirilecek ve halka açık olacak etkinlikte, çocuklar ve aileler gün boyu birbirinden renkli aktivitelerle buluşacak. Etkinlik kapsamında; sanatçı Onur Erol’un aile konseri, VR balon etkinliği, şişme oyun parkurları, jonglör ve sihirbaz gösterileri, uzay çadırı deneyimi, çocuk caz konseri ile çok sayıda eğlenceli oyun ve etkinlik yer alacak. Çocuklarımızın unutulmaz anılar biriktirebileceği bir şenlik olacak Eskişehir OSB Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli, geçen yıl ilk kez düzenlenen Çocuk Şenliği’nin büyük ilgi gördüğünü belirterek, bu yıl daha kapsamlı bir organizasyon hazırladıklarını söyledi. Küpeli, “Geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Çocuk Şenliği’nde binlerce çocuğumuz ve ailemizle bir araya gelmenin mutluluğunu yaşamıştık. Çocuklarımızın yüzündeki tebessüm ve ailelerimizin memnuniyeti bizleri bu organizasyonu geleneksel hale getirme konusunda motive etti. Bu yıl çok daha zengin içerikli bir program hazırladık. Çocuklarımızın eğlenebileceği, öğrenebileceği ve unutulmaz anılar biriktirebileceği bir şenlik olacak” dedi. Yaşam Park tüm Eskişehirlilerin faydalanabileceği bir yaşam alanı Sanayi bölgelerinin sadece üretim merkezleri olmadığını, aynı zamanda sosyal yaşamı destekleyen alanlar olduğunu vurgulayan Küpeli, “Eskişehir OSB olarak şehrimizin sosyal ve kültürel hayatına katkı sunan projeleri hayata geçirmeye devam ediyoruz. Yaşam Parkımızı yalnızca çalışanlarımızın değil, tüm Eskişehirlilerin faydalanabileceği bir yaşam alanı olarak görüyoruz. Çocuk Şenliğimiz de bu anlayışın önemli bir parçası. Tüm çocuklarımızı ve ailelerini 14 Haziran’da EOSB Yaşam Park’ta düzenleyeceğimiz bu büyük buluşmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. Tüm Eskişehirlileri 14 Haziran'da Yaşam Parkımıza bekliyoruz Yaşam Park'tan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Gönenli ise, çocukların güvenli, eğlenceli ve sosyal bir ortamda vakit geçirebilmeleri için tüm hazırlıkları titizlikle sürdürdüklerini belirterek, “EOSB Yaşam Park, yıl boyunca ailelerin ve çocukların keyifle vakit geçirdiği önemli bir yaşam alanı haline geldi. Çocuk Şenliğimiz de bu alanın en özel etkinliklerinden biri. Bu yıl etkinlik programımızı daha da zenginleştirerek çocuklarımız için eğlence ve keşfi bir araya getiren birçok aktivite planladık. Amacımız, çocuklarımızın mutlu olduğu, ailelerimizin birlikte kaliteli zaman geçirdiği unutulmaz bir gün yaşatmak. Tüm Eskişehirlileri 14 Haziran'da Yaşam Parkımıza bekliyoruz” dedi. Ulaşım ücretsiz ring seferleriyle sağlanacak Eskişehir OSB Yaşam Park’ta gerçekleştirilecek Çocuk Şenliği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların katılımına açık olacak. Etkinlik boyunca çocuklar çeşitli gösteriler ve oyunlarla eğlenirken, aileler de keyifli ve güvenli bir ortamda vakit geçirme fırsatı bulacak. Tüm etkinliklerin ücretsiz olarak gerçekleştirileceği şenlik için Eskişehir’in çeşitli noktalarından ring servisleri de kaldırılacak. Ulus Anıtı, SSK, Çamlıca, Şirintepe, Yeşiltepe, Esentepe, Odunpazarı, Emek ve 71 Evler’den saat 12.00, 13.00 ve 14.00’de kalkacak servisler, dönüşte ise 17.00, 18.00 ve 19.00’da Yaşam Park’tan hareket edecek.

Vali Dr. Erdinç Yılmaz: "Güçlü Toplumlar Güçlü Ailelerden Doğar" Haber

Vali Dr. Erdinç Yılmaz: "Güçlü Toplumlar Güçlü Ailelerden Doğar"

Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, 15-21 Mayıs Aile Haftası dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Ailenin toplumun en temel yapı taşı olduğunu vurgulayan Vali Yılmaz, Eskişehir'de ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik yürütülen ulusal eylem planı çalışmalarına dikkat çekti. ​Vali Yılmaz, toplumsal huzurun ve güçlü bir geleceğin ancak sağlıklı aile yapılarıyla mümkün olabileceğini belirtti. ​"Aile, Milletimizin En Köklü Kurumudur" ​Vali Dr. Erdinç Yılmaz, mesajında ailenin birey ve toplum hayatındaki hayati önemine değinerek şu ifadeleri kullandı: ​"Aile; sevginin, dayanışmanın, güvenin ve ortak geleceğin inşa edildiği kutsal bir yuva, milletimizin en köklü kurumudur. Sağlıklı bireyler, sağlıklı ailelerden; güçlü toplumlar ise güçlü ailelerden doğar. Aileyi yaşatan değerler; saygı, fedakârlık, sevgi ve sorumluluk duygusudur. Geleceğimizi şekillendirecek olan gençlerimizi bu değerlerle yetiştirmek, hepimizin ortak görevidir." ​Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planı Eskişehir’de Titizlikle Uygulanıyor ​Mesajında, aile yapısını küresel ve modern risklere karşı korumak amacıyla hayata geçirilen yasal mevzuatlara da değinen Vali Yılmaz, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı (2024-2028) kapsamında Eskişehir'de yürütülen çalışmaları aktardı. ​Cumhurbaşkanlığı himayesinde ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen eylem planının Eskişehir ayağında tüm kurumların iş birliği içinde olduğunu belirten Yılmaz, planın 5 temel temasını işaret etti: Küresel riskler ve demografi, ​Ailenin refah düzeyi, ​Sosyal politika ve hizmet, Dijitalleşme, Çevre. ​Vali Yılmaz, "İlimizde bu eylem planının koordinasyon, izleme ve sekretarya süreçleri titizlikle yürütülmekte; ailemizi güçlendirmeye yönelik çalışmalar her geçen gün daha kararlı bir şekilde hayata geçirilmektedir" dedi. ​Eskişehirlilerin Aile Haftası’nı Kutladı ​Mesajının son bölümünde tüm vatandaşların Aile Haftası'nı tebrik eden Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, "Bu duygu ve düşüncelerle, tüm Eskişehirlilerin ve aziz milletimizin Aile Haftası'nı en içten dileklerimle kutluyor; her hanenize huzur, sağlık ve mutluluk diliyorum" ifadeleriyle iyi dileklerini paylaştı.

Prof. Dr. Ayşen Gürcan’dan Eskişehir’de Yoğun Mesai Haber

Prof. Dr. Ayşen Gürcan’dan Eskişehir’de Yoğun Mesai

​AK Parti Eskişehir Milletvekili ve TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Ayşen Gürcan, Eskişehir’de gerçekleştirdiği kapsamlı programlarla saha çalışmalarına devam ediyor. İl Başkanı Gürhan Albayrak ile birlikte hareket eden Gürcan; siyasi ziyaretlerden il kongrelerine, eğitim faaliyetlerinden aile konulu konferanslara kadar pek çok önemli noktada temaslarda bulundu. ​Cumhur İttifakı’nda Birlik ve Beraberlik Mesajı ​Programın ilk durağında Cumhur İttifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Eskişehir İl Başkanlığı ziyaret edildi. MHP İl Başkanı Ayhan Sezer ve yönetim kurulu üyeleriyle bir araya gelen Gürcan, karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak ittifakın yereldeki uyumuna dikkat çekti. Gürcan, nazik ev sahiplikleri için Sezer ve ekibine teşekkürlerini iletti. ​BBP İl Kongresi’nde Heyecan: Taha Baksan Güven Tazeledi ​Milletvekili Gürcan, Eskişehir programı dahilinde Büyük Birlik Partisi (BBP) Olağan İl Kongresi’ne de katılım sağladı. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin de yer aldığı kongrede teşkilat mensuplarıyla buluşan Gürcan, yeniden İl Başkanlığına seçilerek güven tazeleyen Taha Baksan ve yönetimini tebrik ederek başarı dileklerini sundu. ​TÜGVA İhtisas Akademi’de "Aile" Vurgusu ​Günün anlamlı duraklarından biri de Eskişehir TÜGVA İl Başkanlığı tarafından düzenlenen İhtisas Akademi programı oldu. Saffet Köse’nin sunduğu “Aile” konulu konferansı takip eden Prof. Dr. Ayşen Gürcan, ailenin toplumsal yapının sarsılmaz bir temeli olduğunu vurguladı. ​Programda özellikle; Toplumsal yapının korunmasında ailenin rolü, Gençlerin aile bilinci kazanmasının önemi, Akademi düzeyindeki çalışmaların topluma katkısı gibi başlıklar değerlendirildi. ​Eskişehir’deki temaslarını değerlendiren Gürcan, gün boyu kendisine eşlik eden tüm paydaşlara ve teşkilat mensuplarına teşekkür ederek çalışmaların kararlılıkla süreceğini ifade etti.

Tepebaşı’nda Bayramın Hafızaları Konuştu Haber

Tepebaşı’nda Bayramın Hafızaları Konuştu

Tepebaşı Belediyesi Metin Özöğüt Yaşam Merkezi’nde ikamet eden deneyimli vatandaşlar, Ramazan Bayramı’nda hem geçmişin hatıralarını hem de bugünün duygularını paylaştı. Bayramların yıllar içindeki değişimini kendi yaşamlarından örneklerle anlatan sakinler, tüm vatandaşlara sevgi, saygı ve birlik mesajı vererek, bir aile ortamı sağladığı için Tepebaşı Belediyesi’ne teşekkür etti. Tepebaşı Belediyesi Metin Özöğüt Yaşam Merkezi’nde ikamet eden deneyimli vatandaşlar, bayramların geçmişten bugüne değişen yüzünü anlatarak birlik, beraberlik ve dayanışma mesajı verdi. Eski bayramların samimiyetini ve paylaşma kültürünü özlemle hatırlatan sakinler, günümüzde yaşanan ekonomik zorluklara da değinirken, gençlere “büyüklerinizi unutmayın, bayramlarda bir arada olun” çağrısında bulundu. Ayrıca tüm vatandaşlara sağlıklı, huzurlu ve gönüllerince bir bayram geçirmeleri temennisini iletti. Deneyimli vatandaşlardan Mehmet Yıldırım, eski bayramların taşıdığı anlamın zamanla değiştiğini ifade ederek, “Eskiden her şey yaşandığı haliyle daha güzeldi. Geleneklerimiz daha güçlüydü. Ama gençler bugün çok daha geniş düşünebiliyor. Bayram, herkes birbirine saygılı olursa gerçekten güzel olur. Herkesin bayramı gönlünce geçsin” dedi. “Gençler büyüklerini unutmasın, onların ellerini öpsün, sarılsınlar” Arif Dilev ise bayramların en önemli yanının paylaşmak olduğunu vurgulayarak, “Eskiden bayram sabahları ailece toplanır, birlikte bayramlaşırdık. İnsanlar daha samimiydi. Şimdi ekonomik şartlar da zorlaştı, bayramlar biraz değişti. Gençler büyüklerini unutmasın, onların ellerini öpsün, sarılsınlar” ifadelerini kullandı. Merkez sakinlerinden Ayten Yazgı, Metin Özöğüt ailesine, Ahmet Ataç’a ve merkezde görev yapan sağlık personeline teşekkür ederek herkesin bayramını kutladı. Nazik Olgun da bayramların çocuklar için taşıdığı heyecana dikkat çekerek, “Eskiden bayramlar daha sevinçliydi. Çocuklar bayramı dört gözle beklerdi. Şimdi ise ekonomik nedenlerle o heyecanı aynı şekilde yaşamak zorlaştı. Yine de herkesin bayramı güzel geçsin” dedi.

Bayram Sofraları: Paylaşmanın ve Birlikte Olmanın En Kadim Ritüeli Haber

Bayram Sofraları: Paylaşmanın ve Birlikte Olmanın En Kadim Ritüeli

Bayram sabahlarının kendine özgü bir sesi vardır. Henüz gün yeni ağarırken mutfaktan yükselen yemek kokuları, telaşla hazırlanan tabaklar ve bir araya gelmenin verdiği o tanıdık sevinç… Türk kültüründe bayram sofraları yalnızca bir yemek buluşması değil; paylaşmanın, bereketin ve şükrün somutlaştığı güçlü bir kültürel mirastır. Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Önçel Güler, Türk kültüründe bayram sofralarının taşıdığı anlamı, yörelere göre değişen lezzetleri, tatlı ikramının sembolik değerini ve yeni neslin bayram sofralarına yaklaşımını değerlendirdi. Bayram sofraları paylaşımın ve bereketin sembolü Türk kültüründe bayram sofraları yalnızca karın doyurulan bir masa değil; aynı zamanda paylaşımın, bereketin ve birlikte olma duygusunun en görünür hâli. Bayram günleri için hazırlanan sofralar günlük yemek düzeninden farklı; daha özenli, daha zengin ve daha anlam yüklü. Prof. Dr. Önçel Güler’e göre bayram yemeği çoğu zaman haftalar öncesinden planlanır. Evlerde en iyi malzemeler saklanır, mutfaklar bayram sabahına hazırlanır. Evin en geniş masası ya da geleneksel yer sofrası kurulur. Çünkü bayram sofrasında sunulan her tabak, ev sahibinin misafirine gösterdiği hürmetin bir ifadesi olarak kabul edilir. Bayram sabahının kendine özgü ritüelleri Anadolu’nun birçok yerinde bayram sabahı sofraları belirli ritüeller eşliğinde hazırlanır. Bayram namazından sonra kurulan kahvaltı sofraları, ailenin ilk buluşma noktası. Bu sofralarda börekler, çörekler, etli yemekler, reçeller ve tatlılar yer alır. Ancak Anadolu’nun her köşesinde bayram sofralarının kendine özgü bir hikâyesi vardır. Karadeniz bölgesinde bayram sabahı sofralarında mıhlama, börek ve tatlılar öne çıkarken Güneydoğu Anadolu bölgesinde baklava ve et yemekleri sofraların baş köşesine yerleşir. Bazı bölgelerde bayram sabahı kavurma yapılması ise bereketin sembolü olarak kabul edilir. Birçok ailede hazırlıklar bayramdan bir gün önce başlar. Aile büyükleriyle birlikte mutfakta geçirilen bu zaman yalnızca yemek hazırlığı değil, aynı zamanda kültürel aktarımın da bir parçası. Bu sofralarda en dikkat çeken geleneklerden biri ise hiyerarşi. Evin en büyüğü masaya oturmadan yemeğe başlanmaz, dualar edilir ve bayramlaşma çoğu zaman bu sofranın etrafında gerçekleşir. Böylece genç kuşaklara aile içindeki saygı ve birlik duygusu doğal bir şekilde aktarılır. Tatlılar, yeni bir dönemin ağız tadıyla başlaması için verilen sessiz bir söz niteliğinde Bayram sofralarının vazgeçilmezlerinden biri de tatlılar. Baklava, şerbetli tatlılar ve şekerlemeler yalnızca damak tadı için değil, taşıdıkları sembolik anlam nedeniyle de sofralarda yer alır. Prof. Dr. Önçel Güler, tatlı ikramının Türk kültüründe önemli bir mesaj taşıdığını vurguluyor. Misafirlere sunulan tatlılar, aslında “hoş geldiniz” demenin ve iyi dilekleri paylaşmanın bir yolu. Aynı zamanda kırgınlıkların geride bırakıldığı, yeni bir dönemin ağız tadıyla başlaması için verilen sessiz bir söz niteliğinde. Tatlıların paylaşılması, bayramın sevinç atmosferini genişleterek toplumsal ilişkilerin güçlenmesine de katkı sağlıyor. Bayram sofraları toplumsal bağları güçlendiriyor Bayram sofraları yalnızca aile bireylerini değil, farklı kuşakları ve sosyal çevreleri de bir araya getiren önemli bir kültürel mekân niteliği taşıyor. Aynı masa etrafında buluşan aile üyeleri hem yemeklerini paylaşıyor hem de anılarını tazeliyor. Misafir ziyaretleri, komşulara yapılan ikramlar ve akraba buluşmaları bu sofraların sosyal boyutunu genişletiyor. Prof. Dr. Önçel Güler’e göre bayram sofraları modern dünyanın bireyselleşen yaşam tarzına karşı güçlü bir direnç noktası oluşturuyor. Paylaşılan bir tencere yemeği ya da aynı tepsiden yenilen bir tatlı, “biz” olma duygusunu pekiştiriyor. Ekonomik durum ne olursa olsun bayram günlerinde kapıların herkese açık olması, yani “Tanrı misafiri” kültürü, toplumsal dayanışmayı canlı tutan önemli bir değer olarak varlığını sürdürüyor. Modern yaşam bayram sofralarını dönüştürüyor Günümüzde şehirleşme ve hızlanan yaşam temposu bayram sofralarının hazırlık süreçlerini de değiştirmeye başlamış durumda. Eskiden günler süren imece usulü hazırlıkların yerini çoğu zaman hazır alınan tatlılar ya da dışarıda yenilen bayram yemekleri alabiliyor. Özellikle büyük şehirlerde bayramların bir tatil fırsatı olarak görülmesi, kalabalık aile sofralarının yerine daha küçük buluşmaları getirebiliyor. Ancak köklerine bağlı birçok aile için bayram sofraları hâlâ önemli bir kültürel değer olmayı sürdürüyor. Geleneksel tarifler kimi zaman modern sunumlarla birleşerek yeni neslin sofralarında yaşamaya devam ediyor. Gastronomi eğitimi kültürel mirası yaşatabilir Prof. Dr. Sibel Önçel Güler’e göre gastronomi eğitimi, geleneksel yemek kültürünün korunmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol üstleniyor. Eğitim programlarında yerel mutfak kültürüne ve bayram yemeklerine yer verilmesi, öğrencilerin bu mirası akademik bir bakış açısıyla tanımasını sağlıyor. Uygulamalı dersler, atölyeler ve kültürel etkinlikler sayesinde öğrenciler hem geleneksel tarifleri öğreniyor hem de bu tarifleri modern gastronomi anlayışıyla yeniden yorumlayabiliyor. Böylece bayram yemekleri yalnızca geçmişe ait bir hatıra olmaktan çıkıp yaşayan bir kültürel değer hâline geliyor. Bayram sofraları yalnızca yemeklerin değil, anıların da paylaşıldığı yerler. Aynı masanın etrafında toplanan insanlar, bir yandan geleneksel lezzetleri tadarken diğer yandan geçmişten bugüne uzanan hikâyeleri yeniden hatırlar. Bu nedenle bayram sofraları Türk kültüründe yalnızca bir yemek ritüeli değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı canlı tutan güçlü bir kültürel miras olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kaynak: AnaHaber

Milletvekili Gürcan'dan Kadınlar Günü Ziyaretleri Haber

Milletvekili Gürcan'dan Kadınlar Günü Ziyaretleri

AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında şehrimizde gerçekleştirilen çeşitli etkinliklere katıldı. Halis Toprak Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ile Eskişehir Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi’ni ziyaret eden Milletvekili Gürcan, kadınlar ve büyüklerle bir araya gelerek sohbet etti, tecrübelerini dinledi ve bu özel günü birlikte paylaştı. Aynı gün, teşkilatın emektar kadınlarıyla Dede Korkut Parkı’nda düzenlenen iftar programına katılan Milletvekili Gürcan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlara verdiği önemi bir kez daha vurguladı. Etkinlikler kapsamında, Afrin’de şehit düşen P.Uzm.Çvş. Serdar Ege’nin kıymetli annesi Gülten Ege’ye de ziyarette bulunan Gurcan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamları iletti. Milletvekili Gürcan, yaptığı açıklamada, “Hayatımıza değer katan, sabır, sevgi ve fedakârlıklarıyla toplumumuza ışık tutan tüm kadınlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Başta kızlarımız, gelinlerimiz, annelerimiz ve eşlerimiz olmak üzere tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum” ifadelerini kullandı. Dede Korkut Parkı’nda düzenlenen iftar programında konuşan Milletvekili Gürcan şu ifadelere yer verdi; "Kıymetli hanımefendiler, Değerli dava arkadaşlarım, Saygıdeğer hemşehrilerim, Ramazan ayının bereketini ve kardeşliğini paylaştığımız bu müstesna akşamda sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Mübarek Ramazan ayının gönüllerimize huzur, ülkemize birlik ve beraberlik getirmesini temenni ediyorum. Bu güzel buluşmada sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, başta AK Parti Eskişehir teşkilatımızın fedakâr hanım kardeşleri olmak üzere, bu salonda bulunan tüm misafirlerimizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bu salondaki hanım kardeşlerimden başlayarak hayatımıza değer katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Siz kardeşlerimin yanı sıra evladını vatan uğruna şehit vermiş, metanetiyle bu milletin hafızasında yer eden şehit analarımızı, şehit eşlerimizi ve şehit kızlarımızı da hürmetle selamlıyorum. Gazze’den Suriye’ye, Yemen’den Sudan’a gönül ve kültür coğrafyamızın farklı köşelerinde acının yükünü omuzlayan anneleri, eşleri ve kız çocuklarını selamlıyorum. Bağırlarına basarak okula gönderdikleri kızlarının bugün mezarına sarılan yüreği yanık İranlı annelere şehrimizde ki kadınlar adına taziyelerimizi iletiyor, acılarını yürekten paylaştığımızı ifade ediyorum. Afrika’nın yoksul ve cefakâr kadınlarını, Afganistan’ın, Arakan’ın, Somali’nin mazlum kadınlarını, Lübnan’da kendi topraklarında huzura hasret bırakılan kadınları, dünyanın farklı coğrafyalarında hayatın ağır yükünü taşıyan tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. Elini vicdanına koyan herkes şu tabloyu açık şekilde görebiliyor. Bugün dünyanın pek çok yerinde çatışmalar yaşanıyor; bu çatışmaların en ağır yükünü kadınlar taşıyor. Bugün dünyada derin bir gelir dağılımı adaletsizliği var; bu eşitsizlikten en çok kadınlar etkileniyor. Bugün batıl inançlardan, yanlış örf ve adetlerden kaynaklanan ayrımcılık var; bu ayrımcılık en fazla kadınların hayatını zorlaştırıyor. Bir başka gerçek daha var. Dünyayı devasa bir tüketim pazarına dönüştüren küresel sistem, kadını çoğu zaman bir meta olarak görmeye çalışıyor. Kadının emeği ucuz iş gücü olarak görülüyor, kadın onuru tüketim kültürünün parçası hâline getirilmeye çalışılıyor. İşte tam da bu noktada bizim medeniyet tasavvurumuz ile modern dünyanın çarpık anlayışı arasındaki fark açık şekilde ortaya çıkıyor. Bizler kadını ve erkeği bir bütünün iki asli unsuru olarak gören bir medeniyetin mirasçılarıyız. Bizim inanç dünyamızda her insan Allah’ın yarattığı bir değerdir. Bizim medeniyetimizde insan, yaratılışı itibarıyla saygıya layık bir varlıktır. Bir üstünlük aranacaksa bu üstünlük ancak takva ile, liyakat ile, emek ile ve üretkenlikle ölçülür. İnsanların kişisel tercihleri, hayat tarzları ve yaratılıştan gelen özellikleri saygı görür. Farklılıklar toplum için bir zenginlik olarak görülür. Aynı şekilde kadının emeğinin sömürülmesine, kadının bir vitrin nesnesine indirgenmesine karşı durmak da bu medeniyet anlayışının doğal sonucudur. Her kim ne adına ve hangi bahaneyle olursa olsun ayrımcılık yapıyorsa bu milletin değerlerine zarar veriyor demektir. Kadına ve çocuğa şiddet uygulayan bir zihniyet insanlık onurunu ayaklar altına alır. Kadını ve erkeği keskin ideolojik kalıpların içine hapsetmeye çalışan anlayışlar toplumun huzurunu zedeler. Bizim bakışımız çok nettir. Kadın toplumun vicdanıdır, merhametidir, üretim gücüdür ve geleceğinin mimarıdır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da yıllardır her fırsatta bu gerçeği güçlü şekilde dile getiriyor. Kadının toplum hayatındaki yerinin güçlenmesini Türkiye’nin kalkınma hedeflerinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. AK Parti’nin siyasi yolculuğuna baktığımızda kadınların bu hareketin merkezinde yer aldığını açık şekilde görüyoruz. Mahallelerden şehir meydanlarına kadar her yerde fedakârca çalışan hanım kardeşlerimiz bu davanın omurgasını oluşturuyor. Bugün Türkiye’de kadınların eğitimden siyasete, ekonomiden sosyal hayata kadar pek çok alanda daha güçlü şekilde yer alması bu kararlı yürüyüşün sonucudur. Üniversitelerde okuyan genç kızlarımızın sayısı her geçen yıl artıyor. Kadın girişimcilerimiz üretim hayatında daha görünür hale geliyor. Kadınlarımız siyasette ve karar mekanizmalarında daha güçlü şekilde temsil ediliyor. Kadınların çalışma hayatına katılımını destekleyen politikalar, sosyal destek programları ve eğitim imkânları son yıllarda büyük bir ivme kazanmıştır. Kadın kooperatifleri, girişimcilik destekleri, aileyi güçlendiren sosyal politikalar bu yaklaşımın somut örnekleridir. Bu çalışmalar yalnızca bir kalkınma politikası olarak görülmüyor. Bu çalışmalar aynı zamanda toplumsal adaletin gereği olarak değerlendiriliyor. Çünkü güçlü kadın, güçlü aile demektir. Güçlü aile ise güçlü toplum demektir. Toplumun huzuru ve geleceği kadınların emeğiyle, sabrıyla ve ferasetiyle şekillenir. Bugün burada bulunan hanım kardeşlerimizin her biri hayatın farklı alanlarında büyük sorumluluklar taşıyor. Kimisi bir anne olarak evlat yetiştiriyor. Kimisi iş hayatında üretime katkı sağlıyor. Kimisi sivil toplumda, eğitimde, sosyal çalışmalarda topluma hizmet ediyor. Bu emek ve fedakârlık Türkiye’nin yarınlarını inşa eden en büyük güçlerden biridir. Kıymetli kardeşlerim, Ramazan ayı paylaşmanın, dayanışmanın ve merhametin ayıdır. Bu ay bize bir hakikati tekrar hatırlatır: İnsanların kalplerine dokunan her davranış toplumun geleceğine yapılan en değerli yatırımdır. Kadınların hayatını kolaylaştıran her adım toplumun huzurunu büyütür. Kadınların emeğini görünür kılan her çalışma ülkenin kalkınmasına katkı sağlar. Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda yürürken kadınların gücü bu yürüyüşün en önemli dinamiklerinden biri olacaktır. Ahlaklı, üretken, özgüvenli ve güçlü kadınların yetiştiği bir toplum geleceğe daha sağlam adımlarla ilerler. Bu nedenle kadınların hayatın her alanında daha etkin yer almasını destekleyen çalışmalar kararlılıkla devam edecektir. Sözlerimin sonunda bir kez daha ifade etmek isterim: Bu salondaki hanım kardeşlerim başta olmak üzere hayatımıza anlam katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Şehit analarımıza, şehit eşlerimize ve şehit kızlarımıza şükranlarımızı sunuyorum. Gönül coğrafyamızdaki mazlum kadınlara selamlarımızı gönderiyoruz. Ramazan ayının rahmetinin ve bereketinin hepimizin üzerine olmasını diliyorum. Bu güzel iftar sofrasında bizleri bir araya getiren teşkilatımıza teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah birliğimizi, kardeşliğimizi ve muhabbetimizi daim eylesin. Afiyet olsun, hayırlı Ramazanlar diliyorum."

Kadın Meselesini Bir Adalet Meselesi Olarak Görüyoruz Haber

Kadın Meselesini Bir Adalet Meselesi Olarak Görüyoruz

Anahtar Parti Eskişehir İl Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Meral Öztürk, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Anahtar Parti Eskişehir İl Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Meral Öztürk yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Bugün sadece bir siyasi sorumlulukla değil, aynı zamanda bir kadın, bir anne ve toplumun geleceğine inanan bir yurttaş olarak konuşuyorum. Çünkü biliyoruz ki bir toplumun gücü, kadınlarının ne kadar güvende ve ne kadar değer gördüğü ile ölçülür. Kadın güçlü ise aile güçlüdür. Aile güçlü ise toplum güçlüdür. Bu yüzden kadının değeri yalnızca bir gün hatırlanacak bir konu değil, her gün savunulması gereken bir insanlık meselesidir. Ne yazık ki ülkemizde birçok kadın hâlâ şiddetle, baskıyla ve eşitsizlikle karşı karşıya kalıyor. Her kaybedilen kadın sadece bir hayatın değil, bir ailenin, bir geleceğin ve bir umudun eksilmesidir. Hiçbir kadının korku içinde yaşamak zorunda kalmadığı bir Türkiye mümkün. Kadınların sokakta, evinde, iş yerinde, hayatın her alanında güvenle yaşayabildiği bir ülke kurmak mümkündür. Bunun için güçlü bir irade, kararlı bir siyaset ve samimi bir mücadele gerekir. Anahtar Parti olarak kadın meselesini bir sosyal politika başlığı olarak değil, bir adalet meselesi olarak görüyoruz. Kadının yaşam hakkını, güvenliğini ve toplumsal eşitliğini temel bir insan hakkı olarak kabul ediyoruz. Bu nedenle buradan açıkça ilan ediyoruz. Kadını koruyamayan düzeni değiştireceğiz. Şiddeti durdurmayan sistemi düzelteceğiz. Kadınların sadece korunmaya değil, güçlenmeye ve eşit fırsatlara ulaşmaya hakkı vardır. Eğitimde, çalışma hayatında, siyasette ve karar alma mekanizmalarında kadınların daha güçlü temsil edilmesi için mücadele edeceğiz. Ve bu mücadelede bir adım bile geri atmayacağız. Şiddet durana kadar susmayacağız. Her fail hak ettiği cezayı alana kadar mücadelemizi bırakmayacağız. Koruma tedbirleri ile kadınların yaşamın her alanında güven içinde hissedeceği güne kadar kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki bir kadın daha eksilmeyeceğimiz bir Türkiye mümkündür. Bugün 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü. Bu gün sadece bir kutlama değil, aynı zamanda hatırlama ve sorumluluk günüdür. Emek veren, üreten, büyüten, hayatı güzelleştiren tüm kadınların günü. Bizler Anahtar Parti olarak kadınların sesi olmaya, haklarını savunmaya ve daha adil bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki bu kapıyı açacak anahtar bizdedir. Ve o anahtar, kadınların gücüyle Türkiye’nin geleceğini değiştirecektir."

Türk Kadını Güçlüdür Haber

Türk Kadını Güçlüdür

Milliyetçi Hareket Partisi Eskişehir İl KAÇEP Başkanı Leman Çelik Sivri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. KAÇEP Başkanı Sivri yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türk kadını; tarih boyunca vatanına, milletine ve bayrağına bağlılığıyla, fedakârlığıyla ve cesaretiyle Türk milletinin en güçlü dayanaklarından biri olmuştur. Nene Hatunlardan Şerife Bacılara uzanan kahramanlık mirası, Türk kadınının gerektiğinde vatan uğruna nasıl bir mücadele verdiğinin en açık göstergesidir. Ailenin temeli, toplumun mayası olan kadınlarımız; sevgi, merhamet ve fedakârlıklarıyla milletimizin birlik ve beraberliğinin en önemli güvencesidir. Türk kadını sadece aile hayatında değil; eğitimde, üretimde, siyasette ve sosyal hayatın her alanında üstlendiği sorumluluklarla ülkemizin gelişmesine büyük katkılar sunmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatları olarak bizler; kadınlarımızın güçlü olduğu bir toplumun geleceğinin de güçlü olacağına inanıyor, Türk kadınının hak ettiği değeri görmesi ve toplumsal hayatta daha etkin yer alması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle başta aziz şehitlerimizin kıymetli anneleri ve eşleri olmak üzere, vatanına ve milletine bağlı tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor; sağlık, huzur ve başarılar diliyorum. Türk kadını güçlüdür, Türk milleti onun varlığıyla daha da güçlüdür. Saygılarımla."

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir Haber

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar, İstanbul’da bir okulda meydana gelen şiddet olayı ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesi ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı; "Bugün kelimelerin tükendiği, hangi cümleyi kursak acımızı dindirmeye yetmeyeceği bir anı yaşıyoruz. Bir öğretmenin iyi bir insan milletine faydalı bir vatandaş olması için ter döktüğü öğrencisi tarafından katledilmesi, yaşadığımız acıyı tarif edilemez boyuta taşımıştır. Eğitim sistemimizi nasıl daha verimli ve başarılı kılarız, eğitim çalışanlarının sorunlarına nasıl çözüm getirebiliriz düşüncesiyle çaba sarfeden eğitimciler olarak hazin bir cinayet haberiyle daha derinden sarsılmış bulunuyoruz. İstanbul Çekmeyeköy’de Fatma Nur Çelik öğretmenimiz vefat etmiş; bir diğer öğretmenimiz ile bir öğrencimizin hastanede tedavileri devam etmektedir Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve bütün eğitim camiamıza başsağlığı; yaralı öğretmenimiz ile öğrencimize acil şifalar diliyoruz. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş ve toplumun geleceği açısından vazgeçilmez olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesini sekteye uğratacak dereceye varmış bulunmaktadır. Öğretmenlerimize yönelen şiddet, eğitimcilerimizin canına kast edilmesi, eğitimin can güvenliği kaygısına teslimi, kabulü ve tahammülü mümkün olmayan bir sorun alanına dönüşmüştür. Eğitimciye yönelen şiddet, bir toplumsal çürüme belirtisidir. Yaşadığımız bu olay, eğitimciye, öğretmene karşı şiddetin ne ilk örneğidir ve korkumuz odur ki ne de son örneği olacaktır. Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i âdiyeden bir hale geldiği, eğitim çağındaki çocukların şiddetin faili haline geldiği bir dönemdeyiz. Eğitimciye şiddet ne yazık ki bir iş güvenliği ve iç güvenlik sorununa dönüşmüştür. Eğitimcilere yönelik saldırılar geleceğimizi karartmakta, eğitim camiasını tedirgin etmekte, can güvenliğinin çalışma hayatındaki başat sorun haline dönüşmesi riskini ortaya çıkarmaktadır. Eğitimcilere yönelik her saldırı, özellikle eğitim çağındaki çocuklardan, öğrencilerimizden kaynaklandığında aklımızı körleştirmekte, ruhumuzu karartmakta, benliğimizi esir almakta, irfanımızı yok etmektedir. Ancak daha vahimi son örneği İstanbul Çekmeköy’de yaşandığı gibi şiddetin failinin bizatihi öğrenci ve çocuk olduğu hallerde, bunun sıradan bir şiddet sorunu olmadığı, toplumsal bir sorun olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla toplumun karşısına çıkmaktadır. Çocuk suçluluğun çocuğun aile başta olmak üzere içinde bulunduğu sosyal çevrede çocuğun ruhsal, psikolojik, ahlakî gelişimi için gerekli ilgi, sevgi, şefkat, eğitim ve disiplini alamamasının sonucu olduğu gözetilmelidir. Çocuğun, ailenin bir üyesi olarak kişiliğini, karakterini, toplum içinde bir birey olarak sergilediği bireysel davranışlarını, değerlerini, ahlakî yargılarını, her şeyden önce ailesi içinde aldığı eğitimle kazanacağı unutulmamalıdır. Aile içindeki düzensizlik, ilgisizlik, sevgisizlik, saygısızlık, değersizlik, topluma, okula, işe, çevreye suç olarak yansıyacaktır. Bu sebeple, cehalete dayanan şiddeti veya şiddete dayanan cehaleti bir an evvel ortadan kaldırmak için çocuk ve genç eğitimine olduğu kadar yetişkin ve aile eğitimine de ağırlık vermeli; çocuk suçluluğunun arka planında aile olduğunu da görmeli; suçun faili olan çocuğun yanında ailenin de suçtan sorumluluğunu gözetmeliyiz. Göz göre göre gelen sorunu, gözümüzün önünde duran soruna, gözümüzü kapayarak çözüm bulamayız. Bugün yaşadığımız acılar, dünün ihmal ve umursamazlığının sonucudur. Yarın yaşanmasını istemediğimiz acılar da bugünkü ilgisizliğin sonucu olmamalıdır. Bu konuya ısrarla dikkat çekip çözüm önerilerimizi sunduğumuz her durumda karşılaştığımız “umursamazlık ve duyarsızlık” şeklindeki anlaşılmaz tutum, şiddetin ateşine benzin dökmekten başka bir anlama gelmemektedir. Uluslararası hukuk ve anayasada ifadesini bulan yaşam hakkı ilkesi çerçevesinde, devletin kasıtlı ve hukuksuz şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü yanında kendi hukukuna tabi kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu hatırlatmak isteriz. Devletin bu yükümlülük çerçevesinde suç işlemekten caydırıcı yasal zemini ve idari koşulları tesis ederek yaşam hakkını koruma ve ayrıca buna ilişkin ihlalleri önleyici, bastırıcı ve cezalandırıcı bir infaz mekanizması geliştirme ödevinin, okul güvenliğini tesis ederek eğitim kamu hizmetinin yürütülmesinde iş güvenliğinin sağlanması ve güvenli çalışma ortamının tesisi zorunluğunun, hukuk devleti olmanın gereği olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Eğitimciler her türlü şiddet ve saldırılar karşısında savunmasız, korumasız bırakılmamalı; yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartları sağlanmalıdır."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.