SON DAKİKA
Hava Durumu

#Afrika

Porsuk Haber Ajansı - Afrika haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Afrika haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Milletvekili Gürcan'dan Kadınlar Günü Ziyaretleri Haber

Milletvekili Gürcan'dan Kadınlar Günü Ziyaretleri

AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında şehrimizde gerçekleştirilen çeşitli etkinliklere katıldı. Halis Toprak Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ile Eskişehir Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi’ni ziyaret eden Milletvekili Gürcan, kadınlar ve büyüklerle bir araya gelerek sohbet etti, tecrübelerini dinledi ve bu özel günü birlikte paylaştı. Aynı gün, teşkilatın emektar kadınlarıyla Dede Korkut Parkı’nda düzenlenen iftar programına katılan Milletvekili Gürcan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlara verdiği önemi bir kez daha vurguladı. Etkinlikler kapsamında, Afrin’de şehit düşen P.Uzm.Çvş. Serdar Ege’nin kıymetli annesi Gülten Ege’ye de ziyarette bulunan Gurcan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamları iletti. Milletvekili Gürcan, yaptığı açıklamada, “Hayatımıza değer katan, sabır, sevgi ve fedakârlıklarıyla toplumumuza ışık tutan tüm kadınlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Başta kızlarımız, gelinlerimiz, annelerimiz ve eşlerimiz olmak üzere tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum” ifadelerini kullandı. Dede Korkut Parkı’nda düzenlenen iftar programında konuşan Milletvekili Gürcan şu ifadelere yer verdi; "Kıymetli hanımefendiler, Değerli dava arkadaşlarım, Saygıdeğer hemşehrilerim, Ramazan ayının bereketini ve kardeşliğini paylaştığımız bu müstesna akşamda sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Mübarek Ramazan ayının gönüllerimize huzur, ülkemize birlik ve beraberlik getirmesini temenni ediyorum. Bu güzel buluşmada sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, başta AK Parti Eskişehir teşkilatımızın fedakâr hanım kardeşleri olmak üzere, bu salonda bulunan tüm misafirlerimizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bu salondaki hanım kardeşlerimden başlayarak hayatımıza değer katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Siz kardeşlerimin yanı sıra evladını vatan uğruna şehit vermiş, metanetiyle bu milletin hafızasında yer eden şehit analarımızı, şehit eşlerimizi ve şehit kızlarımızı da hürmetle selamlıyorum. Gazze’den Suriye’ye, Yemen’den Sudan’a gönül ve kültür coğrafyamızın farklı köşelerinde acının yükünü omuzlayan anneleri, eşleri ve kız çocuklarını selamlıyorum. Bağırlarına basarak okula gönderdikleri kızlarının bugün mezarına sarılan yüreği yanık İranlı annelere şehrimizde ki kadınlar adına taziyelerimizi iletiyor, acılarını yürekten paylaştığımızı ifade ediyorum. Afrika’nın yoksul ve cefakâr kadınlarını, Afganistan’ın, Arakan’ın, Somali’nin mazlum kadınlarını, Lübnan’da kendi topraklarında huzura hasret bırakılan kadınları, dünyanın farklı coğrafyalarında hayatın ağır yükünü taşıyan tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. Elini vicdanına koyan herkes şu tabloyu açık şekilde görebiliyor. Bugün dünyanın pek çok yerinde çatışmalar yaşanıyor; bu çatışmaların en ağır yükünü kadınlar taşıyor. Bugün dünyada derin bir gelir dağılımı adaletsizliği var; bu eşitsizlikten en çok kadınlar etkileniyor. Bugün batıl inançlardan, yanlış örf ve adetlerden kaynaklanan ayrımcılık var; bu ayrımcılık en fazla kadınların hayatını zorlaştırıyor. Bir başka gerçek daha var. Dünyayı devasa bir tüketim pazarına dönüştüren küresel sistem, kadını çoğu zaman bir meta olarak görmeye çalışıyor. Kadının emeği ucuz iş gücü olarak görülüyor, kadın onuru tüketim kültürünün parçası hâline getirilmeye çalışılıyor. İşte tam da bu noktada bizim medeniyet tasavvurumuz ile modern dünyanın çarpık anlayışı arasındaki fark açık şekilde ortaya çıkıyor. Bizler kadını ve erkeği bir bütünün iki asli unsuru olarak gören bir medeniyetin mirasçılarıyız. Bizim inanç dünyamızda her insan Allah’ın yarattığı bir değerdir. Bizim medeniyetimizde insan, yaratılışı itibarıyla saygıya layık bir varlıktır. Bir üstünlük aranacaksa bu üstünlük ancak takva ile, liyakat ile, emek ile ve üretkenlikle ölçülür. İnsanların kişisel tercihleri, hayat tarzları ve yaratılıştan gelen özellikleri saygı görür. Farklılıklar toplum için bir zenginlik olarak görülür. Aynı şekilde kadının emeğinin sömürülmesine, kadının bir vitrin nesnesine indirgenmesine karşı durmak da bu medeniyet anlayışının doğal sonucudur. Her kim ne adına ve hangi bahaneyle olursa olsun ayrımcılık yapıyorsa bu milletin değerlerine zarar veriyor demektir. Kadına ve çocuğa şiddet uygulayan bir zihniyet insanlık onurunu ayaklar altına alır. Kadını ve erkeği keskin ideolojik kalıpların içine hapsetmeye çalışan anlayışlar toplumun huzurunu zedeler. Bizim bakışımız çok nettir. Kadın toplumun vicdanıdır, merhametidir, üretim gücüdür ve geleceğinin mimarıdır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da yıllardır her fırsatta bu gerçeği güçlü şekilde dile getiriyor. Kadının toplum hayatındaki yerinin güçlenmesini Türkiye’nin kalkınma hedeflerinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. AK Parti’nin siyasi yolculuğuna baktığımızda kadınların bu hareketin merkezinde yer aldığını açık şekilde görüyoruz. Mahallelerden şehir meydanlarına kadar her yerde fedakârca çalışan hanım kardeşlerimiz bu davanın omurgasını oluşturuyor. Bugün Türkiye’de kadınların eğitimden siyasete, ekonomiden sosyal hayata kadar pek çok alanda daha güçlü şekilde yer alması bu kararlı yürüyüşün sonucudur. Üniversitelerde okuyan genç kızlarımızın sayısı her geçen yıl artıyor. Kadın girişimcilerimiz üretim hayatında daha görünür hale geliyor. Kadınlarımız siyasette ve karar mekanizmalarında daha güçlü şekilde temsil ediliyor. Kadınların çalışma hayatına katılımını destekleyen politikalar, sosyal destek programları ve eğitim imkânları son yıllarda büyük bir ivme kazanmıştır. Kadın kooperatifleri, girişimcilik destekleri, aileyi güçlendiren sosyal politikalar bu yaklaşımın somut örnekleridir. Bu çalışmalar yalnızca bir kalkınma politikası olarak görülmüyor. Bu çalışmalar aynı zamanda toplumsal adaletin gereği olarak değerlendiriliyor. Çünkü güçlü kadın, güçlü aile demektir. Güçlü aile ise güçlü toplum demektir. Toplumun huzuru ve geleceği kadınların emeğiyle, sabrıyla ve ferasetiyle şekillenir. Bugün burada bulunan hanım kardeşlerimizin her biri hayatın farklı alanlarında büyük sorumluluklar taşıyor. Kimisi bir anne olarak evlat yetiştiriyor. Kimisi iş hayatında üretime katkı sağlıyor. Kimisi sivil toplumda, eğitimde, sosyal çalışmalarda topluma hizmet ediyor. Bu emek ve fedakârlık Türkiye’nin yarınlarını inşa eden en büyük güçlerden biridir. Kıymetli kardeşlerim, Ramazan ayı paylaşmanın, dayanışmanın ve merhametin ayıdır. Bu ay bize bir hakikati tekrar hatırlatır: İnsanların kalplerine dokunan her davranış toplumun geleceğine yapılan en değerli yatırımdır. Kadınların hayatını kolaylaştıran her adım toplumun huzurunu büyütür. Kadınların emeğini görünür kılan her çalışma ülkenin kalkınmasına katkı sağlar. Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda yürürken kadınların gücü bu yürüyüşün en önemli dinamiklerinden biri olacaktır. Ahlaklı, üretken, özgüvenli ve güçlü kadınların yetiştiği bir toplum geleceğe daha sağlam adımlarla ilerler. Bu nedenle kadınların hayatın her alanında daha etkin yer almasını destekleyen çalışmalar kararlılıkla devam edecektir. Sözlerimin sonunda bir kez daha ifade etmek isterim: Bu salondaki hanım kardeşlerim başta olmak üzere hayatımıza anlam katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Şehit analarımıza, şehit eşlerimize ve şehit kızlarımıza şükranlarımızı sunuyorum. Gönül coğrafyamızdaki mazlum kadınlara selamlarımızı gönderiyoruz. Ramazan ayının rahmetinin ve bereketinin hepimizin üzerine olmasını diliyorum. Bu güzel iftar sofrasında bizleri bir araya getiren teşkilatımıza teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah birliğimizi, kardeşliğimizi ve muhabbetimizi daim eylesin. Afiyet olsun, hayırlı Ramazanlar diliyorum."

Tavuk Eti İhracatına Getirilen Kısıtlamalar Çok Boyutlu Değerlendirilmelidir Haber

Tavuk Eti İhracatına Getirilen Kısıtlamalar Çok Boyutlu Değerlendirilmelidir

Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından Ticaret Bakanlığı tarafından kanatlı eti ihracatının durdurulmasının olası ekonomik ve üretimsel sonuçları ile ilgili bir açıklama yapıldı. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Ticaret Bakanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde yapılan yazılı açıklamada; son dönemde bölgesel gelişmelerin gıda piyasaları üzerindeki etkileri, iç talepte gözlemlenen artış ve dönemsel tüketim eğilimlerindeki değişimlerin bazı ürün gruplarında fiyat hareketlerini hızlandırabildiği belirtilmiş; bu kapsamda kanatlı eti piyasasındaki fiyat oluşumlarının yakından takip edildiği ve arz-talep dengesini destekleyici bir tedbir olarak kanatlı eti ihracatının durdurulmasına yönelik kararın hayata geçirildiği kamuoyuna duyurulmuştur. Söz konusu gelişmeler üzerine, kanatlı eti üretimi ve ihracatının mevcut durumu ile alınan kararların muhtemel etkilerinin bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gereği doğmuştur. Türkiye’de kanatlı eti üretimi ve ihracatına ilişkin güncel veriler, sektörün son yirmi beş yılda kayda değer bir üretim kapasitesine ulaştığını açıkça göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2001 yılında 614 bin ton düzeyinde olan tavuk eti üretimi, 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 2,6–2,8 milyon ton bandına yükselmiştir. Aynı dönemde kişi başına düşen üretim miktarı 15 kilogram seviyelerinden 32 kilogramın üzerine çıkmıştır. Bu tablo, kanatlı sektörünün ülkemizin hayvansal protein arzında stratejik bir konuma sahip olduğunu ve iç talebi karşılayabilecek bir üretim gücüne ulaştığını ortaya koymaktadır. Kanatlı sektörü; dikey entegrasyonun güçlü olduğu, sözleşmeli üretim modeliyle yaygın istihdam oluşturan, hem iç piyasaya hem de dış pazarlara üretim yapabilen önemli bir üretim alanıdır. Bununla birlikte sektör; yem hammaddeleri başta olmak üzere canlı materyal temini bakımından büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapı arz etmektedir. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve girdi maliyetlerindeki artışlar doğrudan üretim maliyetlerine yansımakta; bu durum nihai ürün fiyatlarında baskı oluşturmaktadır. İhracat verileri incelendiğinde, tavuk eti ihracatının son on beş yıllık süreçte önemli bir ivme kazandığı görülmektedir. 2010 yılında 138 bin ton olan ihracat miktarı 2024 yılı itibarıyla 370 bin tonun üzerine çıkmış; 2025 yılında ise yaklaşık 378 bin tonluk ihracat düzeyine ulaşılmıştır. İhracat değeri aynı dönemde yaklaşık üç kat artış göstermiştir. Başta Irak olmak üzere Orta Doğu, Afrika ve Asya pazarlarına yönelik ihracat, sektörün dış ticaretteki stratejik konumunu güçlendirmiş; tavuk eti ihracatı tarım, ormancılık ve balıkçılık toplam ihracatı içerisinde kayda değer bir paya ulaşmıştır. Bu çerçevede, tavuk eti ihracatına yönelik getirilen kısıtlamaların muhtemel etkilerinin çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmektedir. Kısa vadede ihracatın sınırlandırılması veya tamamen durdurulması, iç piyasada arz artışı sağlayarak fiyatlarda geçici bir gerilemeye yol açabilecektir. Ancak kanatlı eti üretimi biyolojik üretim döngüsüne dayalıdır ve kapasite planlaması belirli bir süreklilik gerektirir. Üretimin kârlılık temelinde sürdürülemediği bir fiyat düzeyi; kapasite daralmasına, işletmelerin üretimden çekilmesine, istihdam kayıplarına ve sözleşmeli üretim zincirinin zayıflamasına neden olabilecektir. Orta ve uzun vadede üretimde yaşanacak daralma ise bu kez arz yetersizliği oluşturarak fiyatların daha sert dalgalanmasına zemin hazırlayabilecektir. Ayrıca ihracat, yalnızca üreticinin gelir kalemi değil; aynı zamanda ülkemize döviz kazandıran önemli bir faaliyettir. İhracat gelirlerindeki azalma, ithal girdilere bağımlı olan sektörde maliyet baskısını artırmakta; finansman ve yatırım kapasitesini zayıflatmaktadır. Bunun yanında dış pazarlarda güven kaybı, ticari ilişkilerin zedelenmesi ve uzun yıllar emek ve yatırım ile oluşturulan pazar ağlarının kaybedilmesi riski bulunmaktadır. Uluslararası pazarlarda kaybedilen payın kısa sürede yeniden kazanılması ise çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Üretim döngüsünün biyolojik niteliği dikkate alındığında, düşürülen kapasitenin kısa sürede yeniden artırılması mümkün değildir. Ani ve kapsamlı ticari kısıtlamalar, fiyat istikrarını sağlama amacı taşısa da, öngörülebilirlikten uzak uygulamalar üretim planlamasını zorlaştırmakta ve sektörün rekabet gücünü zayıflatabilmektedir. Türkiye Veteriner Hekimleri Birliği olarak; gıda arz güvenliğinin sağlanması, tüketicinin makul fiyatlarla güvenilir hayvansal proteine erişimi ve üreticinin sürdürülebilir üretim yapabilmesi arasında hassas bir denge bulunduğunu önemle vurguluyoruz. Hayvansal üretim politikalarının kısa vadeli fiyat dalgalanmalarına odaklanmak yerine; maliyetleri azaltıcı, üretimi planlayan, stratejik stok yönetimini içeren ve özel sektörle koordinasyon içerisinde yürütülen öngörülebilir politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Kanatlı sektörü; halk sağlığı, gıda güvenliği, istihdam ve ihracat boyutlarıyla stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle alınacak her kararın; bilimsel veriler ışığında, üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten ve ülke ekonomisini güçlendiren bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.