SON DAKİKA
Hava Durumu

#Adalet

Porsuk Haber Ajansı - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Milletvekili Arslan: ''Bu Bir Disiplin Süreci Değil, Siyasi Mühendislik Girişimidir'' Haber

Milletvekili Arslan: ''Bu Bir Disiplin Süreci Değil, Siyasi Mühendislik Girişimidir''

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, kritik Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesinde Merkez Yönetim Kurulu (MYK) tarafından milletvekillerine yönelik alınan ihraç ve disiplin hamlelerini sert bir dille eleştirdi. Arslan, yaşanan süreci bir "parti içi darbe" ve "siyasi mühendislik girişimi" olarak nitelendirerek derhal Olağanüstü Seçimli Kurultay kararı alınması çağrısında bulundu. CHP Parti Meclisi toplantısı öncesinde, partideki ihraç ve disiplin süreçlerine yönelik en sert tepkilerden biri CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan’dan geldi. Arslan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ''CHP MYK'nın, Parti Meclisi toplantısından saatler önce aldığı bu karar tesadüf değildir. Bu bir disiplin süreci değil, siyasi mühendislik girişimidir. Çünkü İhraç edilmek istenen milletvekillerimizden dördü yarın toplanacak Parti Meclisinin üyesidir. Partinin Grup Başkanvekilleri, Genel Başkan Yardımcıları, milletvekilleri ve Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı hakkında, partinin anayasası olan tüzüğün vermediği bir yetkiyle parti içi darbeyle, işlem yapılmaya kalkışılmaktadır. Amaç ne disiplin ne de hukuk değildir. Amaç Parti Meclisi iradesine müdahale etmek, CHP'yi tasfiye ederek zayıflatmak ve parçalamaktır. Cumhuriyet Halk Partisi bugün yalnızca kendi geleceğini savunmuyor. CHP, milyonlarca yurttaşın demokrasi, adalet ve değişim umudunun son kalesidir. Bu nedenle yarın verilecek karar yalnızca CHP'nin değil, Türkiye'nin geleceğine ilişkin bir karar olacaktır. Bu oyunu bozmak da, bu kumpası dağıtmak da Parti Meclisi üyelerinin elindedir ve tarihsel ödev, görev ve sorumluluklarıdır. Parti Meclisi üyeleri derhal Olağanüstü Seçimli Kurultay kararı almalıdır. Parti Meclisi, tüzük dışı tasfiye ve ihraç girişimlerine geçit vermemelidir. Bu iki kararın alınmaması halinde; CHP'nin daha fazla yıpratılmasının ve parçalanmasının da siyasi ve tarihsel sorumluluğu olacaktır. Çünkü yarın verilecek karar yalnızca Parti Meclisi tutanaklarına değil, Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Türkiye demokrasisinin tarihine geçecektir. Tarih bazen insanlara makam değil, sorumluluk yükler. Yarın o sorumluluk Parti Meclisi üyelerinin omuzlarındadır.''

CHP’de Kadın Kolları’ndan Ortak Çağrı: "Kurultay Hemen İlan Edilmeli" Haber

CHP’de Kadın Kolları’ndan Ortak Çağrı: "Kurultay Hemen İlan Edilmeli"

​Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları İl Başkanları, partinin geleceğine dair kritik bir ortak açıklamaya imza attı. Eskişehir İl Kadın Kolları Başkanı Sibel Yeşildal ın destek verdiği ve 77 il başkanının katılımıyla yayınlanan bildiride, kurultay sürecinin 25 Temmuz 2026 tarihinden önce başlatılması talep edildi. ​Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları İl Başkanları, bir araya gelerek partinin izleyeceği yol haritasına dair güçlü bir mesaj verdi. "Eşitlik, Adalet ve Demokrasi" vurgusuyla yayınlanan ortak açıklamada, partinin birlik ve beraberliği ile iktidar hedefi öne çıkarıldı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Eşitlik, Adalet ve Demokrasi İnancımızla: Kadınlar Kurultaya, CHP İktidara Hazır! ​Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, ülkemizi karanlığa sürüklemek isteyen ceberrut iktidara karşı en güçlü mücadele hattını örenler; sokaklarda, meydanlarda ve hayatın her alanında direnen Cumhuriyet kadınlarıdır. ​Bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği partimizi ve demokrasimizi felç etme girişimlerine karşı, CHP Kadın Kolları örgütü olarak tarihi bir sorumlulukla sesimizi yükseltiyoruz. ​Bizler, kurulduğu günden bu yana gücünü halktan ve parti içi demokrasiden alan asırlık çınarın kadın neferleriyiz. ​Siyaseti mahkeme salonlarına sıkıştırarak örgütümüzün iradesini ipotek altına almaya çalışan tüm oyunları bozacak iradeye sahibiz. Çözüm, yaratılmak istenen kaosta değil; partimizin en demokratik ve meşru alanı olan kurultayımızda halkın ve örgütün sesine kulak vermektir. ​Bu doğrultuda, partimizin geleceğini şekillendirecek büyük kurultay tarihinin 25 Temmuz 2026’dan önce olacak şekilde vakit kaybetmeksizin ilan edilmesi, örgütümüzün en net ve ortak talebidir. ​Açıkça ve Kararlılıkla İlan Ediyoruz: ​Bizim yürüyüşümüz, örgütün egemenliğini ve halkın değişim arzusunu iktidara taşıma yürüyüşüdür. Bu yürüyüşün öncüleri; seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel ve Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu’dur. ​Partimiz içinde hiçbir ayrışmaya ikiliğe ya da motivasyon kaybına tahammülümüz yoktur. Meselemiz geçim derdiyle boğuşan milyonların, yaşam hakkını savunan kadınların ve geleceğe umutla bakmak isteyen çocukların memleket meselesidir. 81 ilde, milyonlarca üyemizin ve değişim isteyen kadınların gücüyle, dayatılan bu cendereden güçlenerek çıkacağız. ​Türkiye’nin kaybedecek tek bir günü bile yoktur. Biz kadınlar, inancımız ve emeğimizle Cumhuriyet Halk Partimizi önce kurultaya, sonra da iktidara taşımaya kararlıyız. ​İrademiz Örgüt, Gücümüz Millet, Yolumuz İktidardır!''

Saadet Partisi’nden Gençlere Çağrı: "Siyasetin Kıyısında Değil, Merkezinde Olun" Haber

Saadet Partisi’nden Gençlere Çağrı: "Siyasetin Kıyısında Değil, Merkezinde Olun"

Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Başkanı Şevket Ünal, Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen gençleri siyasete aktif katılım sağlamaya davet etti. Gençlerin karar alma süreçlerinde daha fazla temsil edilmesi gerektiğini vurgulayan Ünal, "Türkiye’nin yarınlarını birlikte inşa edelim" dedi. ​Türkiye’nin geleceğinin gençlerin omuzlarında yükseleceğini ifade eden Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Başkanı Şevket Ünal, gençlerin sadece eğitim veya sosyal yaşamda değil, siyasetin merkezinde yer alması gerektiğini belirtti. ​"Gençler Karar Alma Süreçlerinden Uzaklaştırılmamalı" ​Gençlerin ülke gündemini yakından takip ettiğini ve geleceğe dair somut beklentileri olduğunu dile getiren Ünal, birçok gencin kendisini karar alma süreçlerinden dışlanmış hissettiğine dikkat çekti. Ünal, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: ​"Bugünün gençleri, yarının yöneticileri, akademisyenleri, girişimcileri ve karar vericileridir. Gençlerin önemli bir bölümü kendilerini siyasi süreçlerden uzak hissetmekte ve yeterince temsil edilmediklerini düşünmektedir. Oysa güçlü bir demokrasi, gençlerin fikirlerini özgürce ifade edebildiği ve geleceğe yön verebildiği bir ortamla mümkündür." ​"Sorunların Çözümünde Gençlerin Enerjisine İhtiyaç Var" ​Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının ancak gençlerin enerjisi ve yenilikçi fikirleriyle aşılabileceğini belirten Şevket Ünal, gençleri siyasetin dışına itmenin bir kayıp olduğunu savundu. Saadet Partisi’nin gençlere yönelik yaklaşımının diğer partilerden ayrıştığını vurgulayan İl Başkanı, "Milli Görüş hareketinin temelinde yer alan adalet, ahlak ve liyakat anlayışı, gençlerin geleceğe dair beklentileriyle tam olarak örtüşmektedir" diye konuştu. ​Saadet Partisi'nden Gençlere Davet: "Birlikte İnşa Edelim" ​Saadet Partisi'nin gençleri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan bir anlayışla hareket etmediğini belirten Ünal, gençleri karar alma süreçlerinin doğal bir parçası olarak gördüklerini ifade etti. ​Şevket Ünal, çağrısını şu sözlerle tamamladı: "Ülkesinin geleceğine sahip çıkmak isteyen tüm genç kardeşlerimizi düşünmeye, sorgulamaya, üretmeye ve siyasete katılmaya davet ediyoruz. Türkiye’nin daha adil ve daha yaşanabilir bir ülke olması için gençlerin fikirlerine ihtiyacımız var. Kapımız, yarınları birlikte inşa etmek isteyen tüm gençlere açıktır."

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi" Haber

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi"

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve Eskişehir gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu. İl Başkanı Demir, mevcut iktidarı ve muhalefet içindeki gelişmeleri sert bir dille eleştirdi. ​"Demokrasi, Adalet ve Liyakat Esas Olmalı" ​Konuşmasına Türkiye’nin temel değerlerine vurgu yaparak başlayan Hasan Demir, bir ülkenin kalkınmasının demokrasi, adalet ve liyakat ilkelerine bağlı olduğunu belirtti. Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini "üstünlerin hukukuna" bıraktığını savunan Demir şu ifadelere yer verdi; "Basın açıklamamı, Türk milletinin yaşam kalitesini arttırmak için ne gibi unsurlara dört elle sarılmak gerektiğini beyan ederek başlamak istiyorum. Bir ülkenin ekonomisi, kültürü, birçok dokusu öncelikle demokrasi, daha sonra adalet ve liyakat ilkelerine bağlıdır. Evet, demokrasi, adalet ve liyakat. Başta Zafer Partisi lideri Profesör Doktor Ümit Özdağ olmak üzere muhalif partilere ve kadrolara yapılanlar bize net olarak göstermektedir ki hukukun üstünlüğü ilkesi yerini üstünlerin hukukuna bırakmış durumdadır. Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923 yılında kurulduğu zaman diliminde hukukun üstünlüğünü her daim şiar edinmiş bir devletken maalesef son süreçler bize net olarak göstermektedir ki üstünlerin hukuku anitibarıyla ülkemizde hızlı bir ilerleme katetmiş ve hukuk gerçekten rafa kaldırılmış durumda. Bu hadiseyi ne zaman yaşamaya başladık? Son 3 sene içerisinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turu sonrası Sayın Bahçeli'nin "Her şey değişecek, umarız Türkiye değişmez." söylemleri sonrası görmeye başladık. Bir süreç başladı 2024 Ekim'de ve bu süreç terörü yasallaştırma, terörist başına da statü sahibi etme üzerine tayin edilmeye çalışıldı ve devam ediyor. İran Savaşı her ne kadar baskılamış olsa da belli unsurlar bu konuda çalışmalarını yapmaya devam ediyor. Beraberinde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası söylediğim gibi muhalif kadrolara ve sivil inisiyatife sürekli bir operasyon, sürekli anlamsız sıkıntılarla hemhal olmak zorunda bırakılıyor. Bugün, tarihsel bir demokrasi rezilliğinin yaşandığı günlerden birisi. Cumhuriyet Halk Partisinin biliyorsunuz anitibarıyla kanunen bir ama görünen 2 tane genel başkanı var. Kanunen kabul edilmiş, YSK tarafından kabul edilmiş genel başkanı Özgür Özel ortadan kaldırılıp yerine ikame bir genel başkan arayışı ve arzusuyla Kemal Kılıçdaroğlu konuşlandırılmak isteniyor. Türk demokrasisi çok ciddi sınavlardan, geçmişte beyan ettiğimiz gibi çok ciddi sınavlardan geçiyor. Bu sınavlardan geçerken Türk milleti ne gibi sorunlar yaşıyor? Bunları da kesinlikle es geçmeden anlatmak zorundayız. Türk milleti yoğun bir ekonomik krizin altında ezilme eşiğinde. Memuruyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, hayvancısıyla, esnafıyla herkes bu krizin altında ezilme ve hayatını idame etmede sorunlar yaşamakta. Geçen hafta belirlenen özellikle tarımsal faaliyet yapan çiftçimizin taban fiyat denkleminde yaşadığı hadiselerde gösteriyor ki çiftçimiz de unutulmuş durumda ve tarım, bir şekilde mevcut hükûmetin plansız planları üzerinden maalesef zora sokulmaya çalışılmakta. Hayvancılık aynı şekilde, et ve süt ürünleri artık ulaşılamaz hal almaya başlarken maalesef üretici, aracı ve tüketici, herkes muzdarip. İnsanlar gıdaya erişmekte gerçekten zorlanır hal almış durumda. İnsanlar yaşayamıyor. Mutluluk, doğru yaşam kalitesine entegre bir kavramdır. Maalesef mutluluğumuzu her gün mevcut süreçlerin bize yaşattıkları vasıtasıyla kaybeder bir toplum haline gelmeye başladık. Özellikle son dönemlerde üstüne basa basa Türk milletini bir, bütün, beraber olma noktasında sevk ettiğimiz her arayış, birtakım mihraklar ve odaklar tarafından bölünme noktasına sevk edilmeye çalışılıyor. Son dönemlerde yaşadığımız olayları da en son sunumumda belli örneklerle sizlerle paylaşacağım. Eskişehir'de bu esnada neler yaşanıyor? Eskişehir'de gariptir ki hafta sonu bir sendika seçiminde transfer vekil bir cümle sarf etti. Dedi ki: "Ben olduğum sürece, kendisi olduğu sürece sağlık sektöründeki kamu arazileri hiçbir şart altında özelleştirilemeyecekmiş." Neymiş efendim? Kendisi olduğu sürece. Yani kendisi olmadığı zaman bu ülkede neler yaşanacağını hiç kimse zihninde canlandıramayacak bu ülkede. Cumhuriyet bu değil, demokrasi bu değil, adalet bu değil. Sayın vekile buradan Zafer Partisi İl Başkanı olarak sesleniyorum. Senin varlığın 86 milyonu ne kadar etkileyebilir? Yokluğun ne kadar etkileyebilir? Sen ancak kendi alanında ufak oyunlarınla hemhal ol. Türk milletinin derdiyle hemhal olsaydın zaten göstermiş olduğun tavrı göstermez, muhaliflerin oylarına sahip çıkar, muhalefet partinizde milletvekilliğine devam ederdin. Amma velakin 80.000'in üzerindeki oyu hükûmete resmen peşkeş çektin ve utanmadan kalkıyorsun, "Ben olduğum sürece bu arsalar devletin olmaya devam edecek." diyorsun. Hadi canım sen de. Şatafattan, saray yaşantısından hiçbir tasarruf sağlamayan hükümet, Türk milletine hizmet odaklı kurulan, başta postaneler olmak üzere birçok alanda maalesef tasarrufu öngördü. Geçen hafta standart yaptığımız mahalle ziyaretleri esnasında Orhangazi Mahallemizde gördük ki haftanın 2 gününe açılması, 2 gününe planlanan PTT şubesi, orada yaşayan binlerce insanı mağdur ediyor. Bu uygulama Türkiye'nin, pardon Eskişehir'in her mahallesinde net olarak görünüyor. Tasarruf tedbirlerini halka hizmet üzerine şekillendiren ama kendi şatafatlı hayatlarına hiçbir tasarruf getirmeyen hükümet, zaten o yüzden mevcut süreçleri örseliyor, baltalıyor ve sandığı önümüze getirme cesaretini sergileyemiyor. Ve beraberinde başka bir konumuz var Eskişehir özelinde. Devlet Demiryollarına ait atıl bölgelerin Eskişehir halkının hizmetine sunulması arzusu. Evet, 4 Haziran'da gerçekleşmesi planlanan, AKP İl Başkanı tarafından beyan edilen, milyonlarca liranın müteşebbis tarafından yatırılacağı beyan edilen bir ihale vardı 4 Haziran'da. Bildiğimiz kadarıyla ayın 22'sine ertelendi ve bu ihale neticesinde Eskişehir halkının kazanacağı ne var sorularını da buradan Sayın Başkana net olarak sormak istiyorum. Bu alanlar, bir an önce Eskişehir halkının sosyal hayatına dahil edilmesi gereken alanlar. Eskişehir, Türkiye'deki standartların üzerinde yeşil alana sahip bir şehir olsa da merkezi sıkışmış durumda. Hoşnudiye Mahallesi'nde insanlar nefes alacak yer arıyor ve bu yerler maalesef şu an atıl vaziyette duruyor. Evet, gelelim son hadiseye. Türk milletini böldürmeyeceğiz. Bütünlüğü asla ve asla ortadan kaldırtmayacağız. Hangi odak, hangi sistem bunu arzu ederse etsin Zafer Partisi, Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileri hiçbir şartta Türk milletini böldürmeyecek. Bir Suriye, bir Irak buradan çıkartmayacak. Bununla beraber 3 tane görselle sizin, bir paylaşım yapmak istiyorum. Şu an elimde gördüğünüz 1. görsel. Bu görselde bir yayınevinin genel yayın yönetmeni olduğunu bildiğimiz bir zatımuhterem, Türk milletinin, Türk toplumunun ayrılmaz parçası olan Çerkezlere yönelik sosyal medyasında yaptığı iğrenç paylaşımı görüyorsunuz. Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Çerkezlere yaptığı iğrenç bir paylaşım. Bu paylaşımı kendisine Zafer Partisi İl Başkanı olarak iade ediyorum. İkincisi, burada gördüğünüz görsel yine Türk milletini bölmek, parçalamak adına tayin edilmiş Samsun'un Terme ilçesinde hükümetin belediye meclis üyesi Rümeysa Eker tarafından sosyal medyada yayınlanmış bir paylaşım. Türkiye Cumhuriyeti'ğinin kurucu felsefesine hakaret üstüne hakaret yağdıran bir paylaşım. Aynı şekilde Türk milletini bölüp parçalama üzerine tayin ediliyor. Ve son olarak, bununla alakalı onlarca örnek var ama son bir hafta yaşadığımız 3. örnek. Evet, bu da Rahmi Koç. Rahmi Koç ne yaptı. Kendisi meşhur Koç ailesinin onursal başkanı. Ne yaptı. Bir sağlık kuruluşu açılışında bir kelam sarf etti, iğrenç bir kelam. Yine Türk milletini bölecek, parçalayacak, değerlerini yok edecek bir kelam. Biz buna müsaade etmeyeceğiz ama şu altta gördüğünüz görselde 32 dişi görünen dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım'a da buradan sormak istiyorum. Bu iğrenç hikaye anlatılırken kahkahalar içerisinde gülecek ne gördünüz. Bu toplumu neden birbirinden ayrıştırma arzusundasınız. Neden bu ülkeyi Suriye gibi, Irak gibi parça parça hale getirmeye çalışıyorsunuz. Biz İstiklal Harbi'ni vermiş yüce Türk milletinin evlatları olarak tekrar tekrar beyan ediyoruz. Bu oyunlara, bu tuzaklara 86 milyon Türk vatandaşı düşmeyecek ve biz bunun için kanımızın son damlasına kadar net olarak mücadele edeceğiz."

Meclis Üyesi Mert Eke: "Halk İradesine Müdahale Edenler Tarihten Ders Almalı" Haber

Meclis Üyesi Mert Eke: "Halk İradesine Müdahale Edenler Tarihten Ders Almalı"

Odunpazarı Belediye Meclisi’nde konuşan CHP Meclis Üyesi Mert Eke, Türkiye siyasi tarihinden çarpıcı örnekler vererek halk iradesine yönelik müdahalelere tepki gösterdi. Eke, "Tarih, sandığa müdahale edenlerin her zaman kaybettiğini kanıtlıyor" dedi. ​Odunpazarı Belediyesi Meclis Toplantısı’nda söz alan Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Üyesi Mert Eke, Türkiye’de yaşanan son gelişmeleri "Cumhuriyet, adalet ve demokrasi adına utanç verici" olarak nitelendirdi. Konuşmasında, geçmişten günümüze halk iradesinin üzerine kurulan baskıların sandıkta nasıl karşılık bulduğunu hatırlatan Eke, iktidar odaklarına "tarihten ders alın" çağrısında bulundu. ​"Tarih, Sandığa Müdahale Edenlerin Hüsranını Yazdı" ​Mert Eke, Türkiye siyasi tarihinde halkın iradesine yapılan müdahalelerin her zaman ters teptiğini vurgulayarak şu örnekleri paylaştı: ​27 Mayıs ve Adnan Menderes: Darbe sonrası Menderes’in mirasını sahiplenen Süleyman Demirel, halkın desteğiyle rekor oyla iktidara geldi. ​12 Mart ve Deniz Gezmiş: İdamların ardından yapılan seçimlerden Bülent Ecevit liderliğindeki CHP birinci parti olarak çıktı. ​12 Eylül ve MDP: Cunta yönetiminin desteklediği MDP, halkın tercihiyle sandıkta hezimet yaşadı. ​31 Mart 2019 İstanbul Seçimleri: Seçimin iptal edilmesi sonrası halk, iradesine yapılan müdahaleye 13 bin olan farkı 800 bine çıkararak cevap verdi. ​"CHP Yargı Eliyle Dizayn Edilmeye Çalışılıyor" ​Konuşmasının devamında mevcut sürece değinen Eke, Türkiye’nin birinci partisi olan CHP’nin sistemli bir şekilde "bölünmeye ve dizayn edilmeye" çalışıldığını iddia etti. Yaşananların bir "iç kavga" olmadığını, aksine demokrasiyi yok etmeye çalışan odaklara karşı yürütülen bir mücadele olduğunu belirten Eke, şu ifadeleri kullandı: ​"Cumhurbaşkanı adayımız haksız gerekçelerle hapiste. Şimdi ise partimiz yargı eliyle dizayn edilmeye çalışılıyor. Ancak tüm Türkiye bilsin ki; bu bir iç çekişme değil, Cumhuriyet, adalet ve özgürlük mücadelemizdir." ​"Gecenin En Karanlık Anı, Şafaktan Hemen Öncedir" ​CHP’ye gönül verenlere ve cumhuriyet savunucularına seslenen Mert Eke, umut mesajı vererek konuşmasını sonlandırdı: ​"Bize bu kumpasları kuranlar son kozlarını oynuyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar CHP iktidarını engelleyemeyecekler. Türk halkı, iradesine yapılan saldırılara her zaman sandıkta en güzel cevabı vermiştir. Gecenin en karanlık anı, şafaktan hemen öncedir."

Sağlık-Sen Eskişehir Şubesinde Hasan Hüseyin Köksal Güven Tazeledi Haber

Sağlık-Sen Eskişehir Şubesinde Hasan Hüseyin Köksal Güven Tazeledi

Sağlık-Sen Eskişehir Şubesi, 6 Haziran 2026 tarihinde Anemon Grand Eskişehir Otel’de gerçekleştirilen 7. Olağan Genel Kurulu ile yeni dönem yönetimine güven tazeleyerek "Ben değil, biz olacağız" mesajıyla yola devam etti. Sendikanın kuruluş yıl dönümüne denk gelen kongrede, sağlık çalışanlarının özlük hakları, ekonomik iyileştirmeler ve sağlık sistemindeki güncel sorunlar masaya yatırıldı. ​Eskişehir sağlık camiasının yoğun ilgi gösterdiği genel kurulda, Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal, sendikal mücadelenin temelinde "adalet ve alın teri" olduğunu vurguladı. Siyasi parti temsilcilerinin, yerel yöneticilerin ve sivil toplum kuruluşu liderlerinin katıldığı toplantıda birlik ve beraberlik mesajları öne çıktı. Genel Kurula, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, siyaset, sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile delegeler katıldı. ​"8.000 Çalışanın Sesi Olmaya Devam Edeceğiz" Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı; "Sağlık-Sen'imizin 7. Olağan Genel Kurulunu 6 Haziran 2026 yılına denk getirmemizin en büyük sebebi bugün bizim kuruluş yıl dönümümüz. Kuruluş yıl dönümümüzü Eskişehir'den kutlayarak coşkuyla Eskişehir gibi bir yerde sendikacılığa örnek, insanları "Ben değil, biz olacağız." Yunus'un şehrinden hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Değerli hazirun, kıymetli katılımcılar, Eskişehir Sağlık Teşkilatı, Türkiye'nin özellikle hizmet alanında hizmet veren ilk 5 şehrinden bir tanesidir. Biz her zaman sahada sağlık personeliyle beraber güçlü bir mücadeleyle, temsilcilerimizle 8267 sağlık çalışanın 6000'ine hizmet veren bir sağlık ordusuyuz. Sağlık-Sen ailesi olarak her ne kadar bizi rakiplerimiz eleştirse de idarecilerin desteğiyle, siyasetin desteğiyle bu kadar üye yapıyor deseler de her 10 çalışanın 8 tanesinin üye olduğu bir Eskişehir'den bahsediyoruz. Eskişehir'i başarılı kılan en büyük özellik; benlik değil, biz olmamız. Eskişehir'deki sağlık camiasının bir arada olmasının en büyük özelliği, Türkiye'nin her yerinden, Diyarbakır'dan Trabzon'a, Eskişehir'den Mardin'e, Ege'nin incisinden Güneydoğu'nun en güzel yerine kadar 81 ilden gelen kıymetli sağlık çalışanlarının; Alevi, Kürt, Çerkez, Sünni, Arap, Türk hiç fark etmeden aynı masada oturabileceği en çok çalışan masa Sağlık-Sen masasıdır. Bunun için buradaki başarı, 8000 sağlık çalışanının 6000 tanesinin aynı yöne bakması, aynı ortak derdi yaşıyor olmasındaki arkasındaki başarı salonda gördüğünüz temsilci ve delegasyon kardeşlerimdir. Ailesinden, eşinden ödün veren, gece gündüz demeden sahada Günyüzü'nden Sarıcakaya'ya, Mihalgazi'den Seyitgazi'ye, Han'dan Çifteler'e adım adım bütün sağlık çalışanlarının derdiyle dertlenen bu başarının büyük mimarı bütün temsilci kardeşlerime canıgönülden teşekkür ediyorum. Temsilci ve delege kardeşlerimizin desteğiyle sağlık çalışanlarının Türkiye'de sesi olmaya gece gündüz devam ediyoruz. Bütün hastaneleri adım adım geziyoruz, Türkiye'nin gerçekleriyle beraber. Sağlıkta dönüşümün başladığı 2002 yılında tek odalı nöbet tuttuğumuz yerlerden devasa hastane evlerine ve sağlıktaki artan konforu bir tarafa bırakarak 2018 yılına kadar Türkiye'deki en çok memnuniyet oranını aldığımız alan sağlık alanıdır. Buradaki konforlu lüks binaların içindeki o binadaki cihazlar hizmet verse de o cihazı kullanan bir sağlık çalışanı var. Dünyada herkese gösterdik ki pandemi döneminde bütün meslek grupları, bütün odalar, bütün iş yerleri bir bir kapanırken sahada tek çalışan, gece gündüz, sağlık çalışanıydı. Burada sağlık çalışanı önemini, ülkedeki sağlık tesislerinin ne kadar güçlü olmasının önemini bir kez daha pandemide gördük ve bütün dünyaya örnek veren bir çalışma gösterdik. Biz sadece sağlık çalışanlarının şu eksiklerini dile getirmeye çalışıyoruz; ülkedeki ekonomik sıkıntılar bir şekilde giderilebilir ama şu andaki sağlık çalışanı, bizim özellikle il bazımızda bir ebemiz, bir hemşiremiz, bir sağlık çalışanımız, bir doktorumuz kendi yerine 2 kişilik çalışarak bu açığı kapatıyor. Her yerde, her platformda ilimizin kozmopolit yapısından dolayı, bulduğu coğrafi yapısından dolayı Afyon, Kütahya, Bilecik ve gurbetten gelen vatandaşların da vermiş olduğu katkıyla beraber 1 Milyonlluk nüfusa hizmet eden bir sağlık ordusu var. Biz 2016 yılındaki 6500 sağlık çalışanıyla 600 yüz bin nüfusa hizmet ederken 2026 yılında 1 milyonluk bir nüfusa ve dışarıdan gelen tercihli hasta bakımıyla beraber 1milyon 200 binlik nüfusa bütün sağlık ordusu hizmet vermeye çalışıyoruz. Bu emek hepimizin, bu emek bütün sağlık çalışanlarının. Hastaneye girdiğinizde sizi kapıda karşılayan güvenlik görevlisinden başlayıp hizmetlisinden, laboratuvarından, röntgeninden bütün sağlık ordusunun bir ekip olarak bir arada durmasıyla beraber bir başarı var. Ben sadece bütün sağlık çalışanlarının, özellikle pandemide de dikkat çekilen "Ya bu sağlık çalışanları neden çok para, para, para, zam, zam istiyor, bak ülkedeki ekonomik şey belli." denmesine size küçük bir videoyla dikkat çekmek istiyorum. Biz 2023 yılında kendi genel başkanımın da karşı listede olduğu bir listeye muhalif bir aday olarak 8 dakikada 2023’te Memur-Sen Genel Konfederasyonuna aday oldum. Aday olmamda tek bir sebep vardı. Türkiye’deki işçi memur kavgasını çıkartmadan asansör sistemiyle herkesin hak ettiği geliri alın teri karşılığında almasını istediğimizi beyan ettik. Bugün geldiğimiz 2026 yılında gördüğünüz gibi bir sabah programında kimse inanmıyor bir 4B’li işçinin 86.000 lira para aldığına ama benim 15 yıllık ebem, hemşirem, öğretmenim, polisim, vergi dairesindeki memurum şu anda 75.000 TL alıyor. Şimdi bu dengesizliği, bu alın terindeki adaletsizliği, bu gelirdeki hakkaniyetsizliğin önüne geçmezseniz mesleki olarak çöküşe uğrarız. Değerli dava arkadaşlarım, kıymetli temsilcilerimiz, kıymetli uç beylerimiz, biz her yerde şu platformda sesiniz olmak için ciddi bir şekilde 2009 yılında başladığımız sendikal hayata bugün inşallah 4. dönemimize başlayacağız. Türkiye'nin en genç başkanı olarak seçildiğimiz sendika il başkanlığında 16 yıldır ilmek ilmek, sokak sokak bütün dokunmadık bir yürek bırakmadan çalışma yapıyoruz. Türkiye'nin en büyük Eskişehir'deki sivil toplum kuruluşuyuz. Bunun mimarı sizlerle beraber başarının ve birlikteliğinin sırrı olarak emek ve alın teri karşılığında en büyük sorunumuz, başta kıymetli vekillerimize iletmek istediğimiz her bir sağlık çalışanı, her ay kazancı olan 10 TL'nin 3 TL'sini peşin vergi olarak ödüyor. İşi geldiğinde kazancımız 10 liranın 3 lirasını peşin olarak ödüyoruz ve kazancımız 7 liraya düşüyor. Sadece vergi yükümlülükleriyle birlikte Türkiye'deki birçok esnaftan, Türkiye'deki birçok gelir getirici kuyumcudan da tutun bütün meslek gruplarını bir kenara yazdığınızda en çok sabit vergi ödeyen meslek grubuyuz. Hekimlerimiz biliyorsunuz dünyada tartışma konusu haline geliyor. Bugün Eskişehir'deki bir aile hekimimiz günlük ortalama 82 ile 105 hasta aralığında hasta bakıyor. Hastanelerdeki uzman hekimlerimiz ciddi bir efor sarf ederek her gün 55 ile 85 hasta aralığında hasta muayenesine katkı ödüyor. Bugün özel sektörle beraber aramızda giderek artan hekimler arası gelirleri bugün şehir hastanemizdeki ortalama kazanan bir uzman hekim 300.000 TL kazanırken, özel hastaneye geçiş yaptığındaki kazancı 2.000.000 TL'ye yükseliyor. Şimdi bu aradaki uçurumlarla beraber devletin, pandemi döneminde göstermiş olduğu en büyük şey sağlık sistemindeki özelleştirmenin son verilmesi ve bu şehirde yaşayan bütün Eskişehirlilerin bilmesi gereken bir gerçek bu şehrin yükünü sadece Eskişehir sağlığı çekiyor. Özel sektörün bize vermiş olduğu çok fazla bir katkı yok. Bizim sağlık çalışanlarımızın parasal ve ihtiyaç ve isteklerine karşı sağlıkta dönüşümle beraber yapılan bütün yeniliklerle başarının mimarı sağlık çalışanlarının en büyük sorunu sabah artık kimsenin işe gitmek istememesidir. Artık işe gittiğindeki tükenmişlik sendromudur. Sağlık çalışanı tükenmiş, gelirindeki adaletsizlikle beraber çok büyük sıkıntıya düşmüştür. İlimizdeki yetki sayılarını paylaştım. Birçok kişiye başarı sahada olmayanın harmanda yüzü olmaz diye bizde bir şey var biliyorsunuz. Biz her gün sahadayız harmanda da en çok sayıyı yetkiyle beraber biz çıkartıyoruz. Bugün 8.000 kişinin 6.000 tanesine sağlık alanında hizmet veren 71 tane sendika olduğunu tekrar hatırlatıyorum. Sağlık çalışanlarının 71 tane sendikası var. Burada ekranda gördüğünüz gibi biz tek başımıza 6.000 kişiyi temsil ediyoruz, diğer 70 sendika 2.300 üyeyi temsil ediyor. Şu anda hangi bürokrat, hangi siyasetçi, hangi referans sistemi kime referans olursa olsun gözlerinizi kapatıp rastgele birini idareci yapmaya kalksanız her 10 çalışandan 8 tanesi zaten otomatikman Sağlık-Senli. Ama bu 6.000 çalışan hiçbir masabaşında çalışmıyor. Hepsi sahada emek vererek, alın teri dökerek çalışıyor. Biz ilimizdeki en büyük şey mimarları sağlık çalışanları olarak başta İl Sağlık Müdürümüzle organizasyonda gece gündüz ne zaman ararsak sağ olsun Sağlık Müdürümüzün telefonu açık bütün sağlık çalışanlarının problemlerini dile getiriyoruz. Şimdi belki de Türkiye'de en çok eleştiren gibi bir kardeşiniz gibi gözüküyorum ama biz Türkiye'nin, burada bilinmesini istiyorum, sağlık alanındaki en iyi 5 hizmetini veren sağlık çalışanlarını oluşturuyoruz. Eskişehir vermiş olduğu sağlık hizmetleriyle Türkiye'de ilk 5 arasındadır. Gerek 112'siyle, 112'de yaptığı çalışmalarıyla gerek şehir hastanesindeki çalışmalarıyla şu andaki sağlıktaki dönüşümü bölgesel manadaki tercih sebebi, şu anda işlerimize yetişemiyor olmamızın sebeplerinden bir tanesi de çevre illerinde ilk tercihin Eskişehir olmasıdır. Ben bu bilgilerle beraber hepinizin huzurunda yeni dönemde, yeni bir hedefle, yeni bir birliktelikle, yeni bir azimle sanki ilk günkü başlıyormuş gibi 6.000 üyeyi, ulaşamadığımız 2.300 kişiye gerek siyasi, gerek ideolojik, gerek düşünce yapısı olarak tek ortak noktamız sağlık çalışanı ve Eskişehir faydası olduğu bir şehirde hizmet verecek, sizlerin huzurunda yönetim kurulu üyelerimi de tanıtmak istiyorum. Bunun için de öncelikle yeni dönemde yine beraber yol alacağımız Şube Başkanvekilimiz İsa Köse kardeşimi buraya davet ediyorum. Kurmuş olduğumuz gençlik kollarıyla, ilk gençlik kolları başkanlığımızı yaparak bize katkı veren bu bugünden sonra da güçlü bir şekilde yönetimimize devam edecek olan, gençlerin her zaman abiliğini yapmış Hasan Gökçe kardeşimi buraya davet ediyorum. Uzun yıllardır yönetim kurulumuza bir bayan arkadaş almıyorduk. Bayanlar her zaman eleştiriyordu. Türkiye'nin en çok bayan üyesine sahip sendikasıyız diyor biliyorsunuz. Neden sağlık çalışanlarından bayan temsilciniz yok diye şikayet aldınız. Yunusemre Devlet Hastanesinden Nazan Yılmaz kardeşimi buraya davet ediyorum. Birinci basamakta yapmış olduğu başarılı çalışmalarla, yaptığımız anketlerle yönetim kuruluna girmeyi tek başına hak eden ancak 6.000 sayısı bize fazla başkanım, sen saydırmamıza bile gerek yok derken beni bile saydırmayı unutan kıymetli Özgür Boyraz kardeşimi buraya davet ediyorum. Sizler sayın başkanım. Bu dönem yapacağımız saha çalışmalarında bir tane kontenjanımızı da gençlik kollarımıza ayırdık. Gençlik Kolları Başkanımız Batuhan Candaş kardeşimizi yönetime davet ediyorum. En çok sahaya sahip, Sağlık Müdürlüğünün en zorlu, en çok bedel ödeyen kısmında görev yapacak, gücümüze güç katacak Muzaffer Pınar kardeşimi davet ediyorum. Sayın Genel Başkan Yardımcım, kıymetli misafirler, biz buradan şunun sözünü vermek istiyoruz. Eskişehir Sağlık-Sen ailesinin düsturu, Eskişehir Sağlık-Sen ailesinin çalışma faktörü şu. Biz eğer ki bir sağlık çalışanı Eskişehir'e geldiğinde Sağlık-Sen ailesini tercih etmiyorsa biz suçu ve kabahati kendimizde görüyoruz. O insanların doğasına, o insanların yönüne, o insanların istek ve taleplerine, o insanların istemine karşı biz kendimizde hata ve kusur görüyoruz. Ona rağmen bu dönem, bu gördüğünüz yönetim kurulu kardeşlerimle beraber sizlere hizmet verip, gönlünü alamadığımız o 2.300 kardeşimizin de gönlünü almak için gece gündüz çalışacağımıza söz veriyoruz."

Baro Başkanı Barış Günaydın: "Hukuk Siyasal Aparat Olarak Kullanılamaz" Haber

Baro Başkanı Barış Günaydın: "Hukuk Siyasal Aparat Olarak Kullanılamaz"

Eskişehir Barosu Başkanı Barış Günaydın, kamuoyunda tartışılan mutlak butlan ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen bir kararı eleştirdi. Kararın hukuki boyutunun ötesinde, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmeye çalışıldığı yönündeki kaygıları haklı çıkardığını belirten Günaydın, "Hukuk, siyasal bir aparat olarak kullanılamaz" mesajını verdi. ​"Hukuk Güvenliği Ortadan Kalkıyor" Mutlak butlan ve ​Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına ilişkin açıklamalarda bulunan Baro Başkanı Barış Günaydın, bu durumun hukuk devletinin temel prensiplerinden olan "öngörülebilirlik" ilkesini zedelediğini vurguladı. Günaydın, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: ​"Bu karar sadece bir hukuk metni değil, aynı zamanda hukuk devletinde olması gereken güvenceyi ve kuralların öngörülebilirliğini ortadan kaldıran bir yapıdır. Yargı, siyasi tartışmaların merkezine yerleşmemeli; siyaseti dizayn etmek yerine hukuku korumalıdır." ​"Demokrasi Sadece Sandıkla Değil, Hukuk Güvenliğiyle Yaşar" ​Demokratik rekabetin korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Barış Günaydın, demokrasinin yalnızca sandık başarısıyla değil, hukuki güvenceyle ayakta kalabileceğinin altını çizdi. Mahkemelerin toplumsal kutuplaşmanın değil, adalet duygusunun güçlendiği yerler olması gerektiğini hatırlatan Günaydın, bağımsız yargı ve ortak akıl vurgusu yaptı. ​YSK Yetki Tartışmasına Dikkat Çekti ​Açıklamasında seçim yargısına dair hukuki sürece de değinen Günaydın, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) kararlarının kesinliğine vurgu yaptı. Seçim yargısının asıl mercinin YSK olduğunu belirten Barış Günaydın, farklı hukuk mahkemelerinin bu süreçlere müdahale etmeye çalışmasının yaratacağı hukuki karmaşaya dikkat çekerek şunları söyledi: ​"Demokratik hukuk devleti; ancak bağımsız yargı, güçlü kurumlar ve özgür yurttaş iradesiyle ayakta kalabilir. Tüm kurumları, karar vericileri ve toplumun tüm kesimlerini anayasal hukuk düzenine ve adalet duygusuna sahip çıkmaya davet ediyorum." ​Hukuk ve Ekonomi İlişkisi ​Eskişehir Barosu Başkanı, hukuk güvenliğinin sadece siyaseti değil, ekonomiyi ve toplumsal huzuru da doğrudan etkilediğini belirtti. Hukuka olan güvenin zedelenmesinin toplumsal barışı da yara almasına sebep olacağını ifade eden Günaydın, hukukun üstünlüğünün her şeyin üzerinde tutulması gerektiğini bir kez daha yineledi.

Başkan Ataç: ''Bayram Barış, Huzur, Adalet ve Kardeşlik Getirsin'' Haber

Başkan Ataç: ''Bayram Barış, Huzur, Adalet ve Kardeşlik Getirsin''

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Kurban Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkan Ataç mesajında şunlara değindi: ''Kurban Bayramı’na; dayanışmanın, paylaşmanın ve kardeşliğin anlamını bir kez daha hatırlayarak ulaşıyoruz. Bayramlar, yalnızca sevinçlerin paylaşıldığı günler değil; aynı zamanda birbirimizin halini daha çok anlamamız, komşumuzun sofrasını, çocuğumuzun geleceğini, emekçinin alın terini daha derinden düşünmemiz gereken özel zamanlardır. Bugün ülkemizde milyonlarca yurttaşımız ağır geçim sıkıntısıyla karşı karşıya. Pazardaki fiyatlardan mutfaktaki tencereye, emeklinin maaşından gençlerin gelecek kaygısına kadar her alanda büyük bir ekonomik yük yaşanıyor. Böyle dönemlerde bizlere düşen; umudu büyütmek, dayanışmayı güçlendirmek ve hiç kimsenin kendisini yalnız hissetmediği bir toplumu birlikte var etmektir. Kurban Bayramı’nın özü de tam olarak budur: Paylaşmak, bölüşmek, ihtiyaç sahibini gözetmek ve adil bir yaşam idealini diri tutmak. Bizler, Tepebaşı’nda yıllardır olduğu gibi insanı merkeze alan; eşitlikten, adaletten, dayanışmadan ve ortak yaşam kültüründen güç alan bir anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Bir kent, ancak yurttaşları huzurluysa, çocukları umutluysa, büyükleri güvendeyse ve komşuluk bağları güçlüyse gerçek anlamda bayram yaşayabilir. Bu duygu ve düşüncelerle; tüm yurttaşlarımızın Kurban Bayramı’nı kutluyor, bayramın ülkemize barış, huzur, adalet ve kardeşlik getirmesini diliyorum.''

Başkan Kurt'un Mesajında Dayanışma, Adalet, Demokrasi ve Halk İradesi Vurgusu Haber

Başkan Kurt'un Mesajında Dayanışma, Adalet, Demokrasi ve Halk İradesi Vurgusu

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Kurban Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda dayanışma, adalet, demokrasi ve halk iradesi vurgusu yaptı. Bayramların toplumsal bağları güçlendiren özel günler olduğunu belirten Kurt, demokratik değerlere ve hukuk güvencesine sahip çıkmanın önemine dikkat çekti. Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Kurban Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, bayramların paylaşmanın, dayanışmanın, kardeşliğin ve ortak vicdanın güç kazandığı günler olduğunu ifade etti. Kurban Bayramı’nın yardımlaşmanın, eşitliğin, adalet duygusunun ve insan onuruna sahip çıkmanın önemini hatırlatan güçlü bir toplumsal miras olduğunu kaydeden Başkan Kurt, Türkiye’nin içinden geçtiği sürece de değindi. Başkan Kurt, mesajında şu cümlelere yer verdi: “Bayramlar; paylaşmanın, dayanışmanın, kardeşliğin ve ortak vicdanın güç kazandığı, toplumsal bağlarımızı yeniden kuvvetlendirdiğimiz özel günlerdir. Kurban Bayramı da bizlere; yardımlaşmanın, adalet duygusunun, eşitliğin ve insan onuruna sahip çıkmanın önemini hatırlatan güçlü bir toplumsal mirastır. Sofralarımızı, sevgimizi ve umudumuzu paylaştığımız bu günler, aynı zamanda ülke olarak nasıl bir gelecek istediğimizi yeniden düşünme fırsatı sunmaktadır. Ülkemizin içinden geçtiği bu dönemde demokrasiye, hukuka ve halk iradesine sahip çıkmak yalnızca siyaset kurumunun değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Demokratik siyaseti yargı eliyle şekillendirme girişimleri, seçme ve seçilme hakkını tartışmaya açan anlayışlar, siyasi partilerin iç işleyişine dönük müdahale arayışları; yalnızca bir kurumu ya da bir partiyi değil, Türkiye’nin demokratik geleceğini ilgilendirmektedir. Çünkü demokrasi, ancak halkın özgür iradesine, çoğulculuğa ve hukuk güvencesine dayandığında anlam kazanır. Demokratik siyasetin meşruiyeti yalnızca sandıkta değil; siyasal kurumların kendi iradelerine, demokratik işleyişine ve hukuk güvencesine duyulan saygıyla korunur. Siyasi yaşamı yargısal ya da idari müdahale alanına dönüştürme arayışları, toplumsal barışa ve demokrasiye olan güvene zarar vermektedir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında; hukukun üstünlüğüne, laik ve demokratik cumhuriyet değerlerine, örgütlü siyasetin bağımsızlığına ve milletin karar verme hakkına her zamankinden daha güçlü biçimde sahip çıkmak zorundayız. Umudu ayakta tutan şey, yalnızca güzel sözler değil; adaletin varlığına olan inanç, eşit yurttaşlık talebi ve halkın değişim iradesidir. Bizler, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın, dayanışmayı büyütmenin ve demokratik mücadeleyi kararlılıkla sürdürmenin Türkiye’nin aydınlık yarınlarının anahtarı olduğuna inanıyoruz. Odunpazarı’nda olduğu gibi ülkemizin dört bir yanında emekten, özgürlükten, adaletten ve halkçı belediyecilik anlayışından yana olmaya devam edeceğiz. Hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmasına gerek yoktur; bu ülkenin birikimi, gençleri, kadınları, emekçileri ve demokrasiye inanan milyonları vardır. Zorlukları aşmanın yolu ayrışmak değil, ortak akılda, dayanışmada ve demokratik değerlerde buluşabilmektir. Bu duygularla, Kurban Bayramı’nın; kırgınlıkların yerini hoşgörünün, kutuplaşmanın yerini kardeşliğin, kaygının yerini umut ve dayanışmanın aldığı günlere vesile olmasını diliyorum. Başta Odunpazarılı hemşehrilerimiz olmak üzere tüm yurttaşlarımızın Kurban Bayramı’nı kutluyor; sağlık, huzur, bereket ve aydınlık yarınlar getirmesini temenni ediyorum.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.