SON DAKİKA
Hava Durumu

#Adalet

Porsuk Haber Ajansı - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Adalet ve Demokrasi Haftası’nda "Devrim Şehitleri" Anıldı Haber

Adalet ve Demokrasi Haftası’nda "Devrim Şehitleri" Anıldı

Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi tarafından düzenlenen "Devrim Şehitlerini Anma Programı" Taşbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. ​24 - 31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında düzenlenen etkinlikte, demokrasi ve aydınlanma mücadelesinde hayatını kaybeden isimler anıldı. ADD Eskişehir Şube Yönetim Kurulu, ADD Eskişehir Gençlik Kolları ve ADD Eskişehir Cumhuriyet Korosu’nun katkılarıyla düzenlenen programda, duygu dolu anlar yaşandı. Sunuculuğunu ADD Eskişehir Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı İlknur Ünal'ın yaptığı geceye Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkan Vekili Hasan Ünal, Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ufuk Uysal, AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş ve çok sayıda dernek üyesi ve vatandaş katılım sağladı. ​​Gecenin açılış konuşmasını gerçekleştiren ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci, adaletin ve demokrasinin bedelini ödeyen bir dernek olduklarını vurguladı. Avci konuşmasında, "Biz bu memleket için yalandan 'kefenimiz arka cebimizde' diyenlerden değil, bu uğurda kefene sarılanların ta kendisiyiz" diyerek mücadelenin kararlılıkla süreceğini belirtti. ​Avci, özellikle 24 Ocak ile 31 Ocak tarihleri arasındaki haftanın kendileri için büyük bir yas ve kararlılık haftası olduğunu ifade etti. Kurucu Genel Başkan Prof. Dr. Muammer Aksoy ve araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’nun mirasına sahip çıkmanın önemine değindi. ​​Programın en dikkat çeken noktası, etkinliğin planlanmasında gençlerin üstlendiği aktif rol oldu. Şube Başkanı Mehmet Avci, "Gençlerin Muammer Hoca’ya sadakatini göstermesi benim bir hayalimdi. Bugün bu hayal gerçek oldu. Bu mücadele kadınsız ve gençsiz olmaz" sözleriyle ADD Eskişehir Gençlik Kolları'na teşekkürlerini iletti. ADD Eskişehir Şubesi Gençlik Kolları Başkanı Arda Can Karaca ile Yönetim Kurulu Üyesi Busenur Deligöz tarafindan yapılan konuşmalar ve ADD Eskişehir Cumhuriyet Korosu’nun Şef Ziya Çoşkun yönetiminde sahne aldığı dinleti bölümü ise katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi ve çok beğenildi. Protokolde ise sembolik olarak aydınlanma şehitlerine yer ayrılan gecede, "Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatacağız" sözü verildi. Dinletinin ardından gerçekleştirilen ​panelde, Atatürkçü Düşünce’de Prof. Dr. Muammer Aksoy ve fikir dünyası ele alındı.Panele konuşmacı olarak şu isimler katıldı: Öner Tanık - ADD Eski Genel Sekreteri ve Eski Gençlik Kolları Genel Başkanı​ ve Taylan Devrim Ercan - ADD GYK Üyesi ve Genel Sekreter Yardımcısı​ katılım sağladı. ​Program, ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avcı'nın, "Bu mücadele bizlerle ve bizden sonraki kuşaklarla devam edecektir" mesajı ve katılımcılara plaket takdimi ile sona erdi.

Emekliler İhtiyaçlarını Bile Karşılayamıyor Haber

Emekliler İhtiyaçlarını Bile Karşılayamıyor

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, DİSK Emekli-Sen Eskişehir Şubesi’ni ziyaret ederek emeklilerle bir araya geldi. Şube Başkanı Hatice Kılıç ve sendika üyelerinin katıldığı buluşmada, emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlar ve ülke gündemi ele alındı. Samimi bir atmosferde gerçekleşen ziyarette konuşan Başkan Ataç, emeklilerin giderek ağırlaşan yaşam koşullarına dikkat çekti. Sendikal mücadelenin önemini vurgulayan Ataç, “Sendikal mücadelenin kutsal olduğunun bilincindeyim. Emeklilerimiz yıllarca bu ülkeye emek verdi, alın teri döktü. Ancak bugün gelinen noktada emekli maaşları, yaşam standartlarını karşılamaya yaklaşamamaktadır bile. Bu tablo artık görmezden gelinemez” diye konuştu. Ataç, en düşük emekli maaşının 18 bin 938 TL olduğunu, Meclis’e sunulan düzenlemeyle bu tutarın 20 bin TL’ye çıkarılmasının önerildiğini hatırlatarak “Buna karşın açlık sınırı 29 bin 828 TL’ye ulaşmış. Emeklilere reva görülen maaş, temel yaşam giderlerinin dahi gerisinde kalıyor” dedi. Emeğin Karşılığı Yoksa Adalet Yoktur Ekonomik sıkıntıların her geçen gün derinleştiğini belirten Ataç, “İnsanların yıllarca çalıştıktan sonra geçim derdiyle boğuşmak zorunda bırakılması kabul edilemez. Emeklilerimizin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı bir düzen, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Emeğin karşılığının verilmediği bir yerde adaletten söz edemeyiz” diye konuştu. DİSK Emekli-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hatice Kılıç ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek Başkan Ataç’a desteklerinden dolayı teşekkür etti. Kılıç, emeklilerin sorunlarının kamuoyu önünde dile getirilmesinin kendileri açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Ziyarette ayrıca Tüm Metal-İş Sendikası Şube Sekreteri Suat Yıldız ile DİSK Emekli-Sen’in kurucularından Suat Başaran da yer aldı. Buluşma, sendikal dayanışmanın ve emekçilerin ortak mücadelesinin önemine ilişkin görüş alışverişiyle sona erdi.

Kuvayı Milliye Ruhunu Ortadan Kaldırmaya Hiç Kimsenin Gücü Yetmez! Haber

Kuvayı Milliye Ruhunu Ortadan Kaldırmaya Hiç Kimsenin Gücü Yetmez!

Odunpazarı Belediyesi, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın infilak etmesiyle hayatını kaybeden gazeteci ve yazar Uğur Mumcu’yu unutmadı. 33 yıl önce katledilen Uğur Mumcu için bombalı suikasta uğradığı “06 YR 245” plakalı aracının bulunduğu Uğur Mumcu Parkı’nda anma töreni düzenlendi. Anma töreninde konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, 2015 yılından bu yana anmaların Uğur Mumcu Parkı’nda yapıldığını hatırlattı. Cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamadığına dikkat çeken Başkan Kurt, “Uğur Mumcu'nun katillerinden, Uğur Mumcu'yu cinayetle karşı karşıya bırakan düzenden henüz bir hesap soramadık. O günler yakındır, bunun hesabı sorulacaktır” dedi. Anma törenine Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Eskişehir Milletvekilleri Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, Mumcu’nun mesai arkadaşı gazeteci-yazar Işık Kansu ile çok sayıda gazeteci ve vatandaş katıldı. Törende Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğünden Hüseyin Yılmaz, Tayfun Duman müzik dinletisi, Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’ndan Ferhat Karataş ve Abdullah Çiftçi ise şiir dinletisi gerçekleştirdi. Emekli Albay Dr. Murat Durukan ve Öğretmen Barış Baran Gelir de anmaya katılanlar için müzik dinletisi düzenledi. Anma töreninde, törene katılanlar Uğur Mumcu’nun saldırıya uğradığı “06 YR 245” plakalı aracının sergilendiği kaideye kırmızı karanfil bırakarak, barış güvercini uçurdu. “24 OCAK ARTIK SADECE MATEM GÜNÜ OLMAMALI” Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, anma töreninde yaptığı konuşmada, 24 Ocak’ın artık sadece bir yas günü olarak kalmaması gerektiğini vurguladı. Konuşmasında adalet, hukuk ve demokrasi çağrısı yapan Başkan Kurt, “Bugün 24 Ocak. 33 yıldır bu günü bir matem günü, bir yas günü olarak anıyoruz” dedi. 2015 yılından bu yana anmaların Uğur Mumcu Parkı’nda yapıldığını hatırlatan Başkan Kurt, “2015 yılından bu yana da bu parkta Uğur Mumcu'nun patlayan otomobilinin önünde minnetle anıyoruz, saygıyla anıyoruz” ifadelerini kullandı. Cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamadığına dikkat çeken Başkan Kurt, “Ama Uğur Mumcu'nun katillerinden, Uğur Mumcu'yu cinayetle karşı karşıya bırakan düzenden henüz bir hesap soramadık. O günler yakındır, bunun hesabı sorulacaktır” diye konuştu. LAİKLİK VE DEMOKRASİ VURGUSU! Mumcu cinayetinin hesabının sorulamamasının yeni cinayetlerin önünü açtığını dile getiren Başkan Kurt, “Uğur Mumcu'nun cinayetinin hesabı sorulamadığı için, Gaffar Okkan'ın cinayetine de engel olunamadı” dedi. Sorunun bireylerden çok sistemle ilgili olduğunu belirten Başkan Kurt, “Demek ki terörün kendisi dışında herkes düşmanı. O zaman sorun terörü bitirmekte, terörün sonuna kadar ortadan kaldırılması için bir hukuk düzeninin kurulmasında” şeklinde konuştu. Laiklik ve demokrasi vurgusu da yapan Başkan Kurt, “Eğer bunu kuramazsak, eğer bunu çözemezsek Uğur Mumcu gibi demokrat olanlar, Uğur Mumcu gibi laikliği savunanlar, Uğur Mumcu gibi cumhuriyeti savunanlar her zaman tehlikededir” dedi. Konuşmasının devamında küresel güçlere de atıfta bulunan Başkan Kurt, “Çünkü Amerika, işte Mossad, birtakım düzenekleri kuruyor ve dünyayı kendi istemi doğrultusunda yönetmeye çalışıyor. Esas görmemiz gereken bataklık orasıdır” diye konuştu. “2026 yılında da Amerika katil” diyen Başkan Kurt, “Bu hesabı soramayan dünya teslim olmak durumundadır. Buna itiraz ediyoruz. Buna hayır diyoruz” ifadelerini kullandı. Türkiye’de direniş ruhunun yok edilemeyeceğini vurgulayan Başkan Kurt, “Türkiye'de buna direnecek Kuvayı Milliye ruhunu ortadan kaldırmaya hiç kimsenin gücü yetmez” dedi. “BİZ 24 OCAK'IN HESABINI SORACAĞIZ” Konuşmasında birlik çağrısı yapan Başkan Kurt, “Laikler burada, cumhuriyetçiler burada, demokratlar burada, halkçılar burada, devrimciler burada. Biz birlikte olduğumuz sürece bu işin sonunu doğru noktaya getireceğiz” ifadelerini kullandı. 24 Ocak’ın matem günü olmaktan çıkması gerektiğini söyleyen Başkan Kurt, konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Ben 24 Ocakları artık matem günü olsun istemeyenlerdenim. Biz 24 Ocak'ın hesabını soracağız ama yeni yeni düzenekleri biz kuracağız. Halktan yana, ezilenlerden yana, sömürülenlerden yana bir düzenin kurulması yakındır. Çünkü bugünkü düzen artık tükendi. Bugün bu düzenden memnun olan hiç kimse yok. Çok net söylüyorum; yakın çevredeki yandaşların dışında ne işçiler memnun, ne köylüler memnun, ne esnaf memnun, ne ticaretçiler memnun, ne sanayiciler memnun. O halde bu düzenin değişmesi gerekiyor. Biz iddialıyız, umutluyuz, halkımıza güveniyoruz. Bu düzeni değiştireceğiz ve bu düzendeki sorulmayan hesapları ilgililerinden soracağız. Bu noktada bugün bu yüreklilikle, bu azimle, bu kararlılıkla buraya gelen bütün herkese teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.” “UĞUR MUMCU CİNAYETİ FAİLİ MEÇHUL DEĞİLDİR” Anma töreninde konuşan bir diğer isim, Uğur Mumcu’nun mesai arkadaşı gazeteci-yazar Işık Kansu oldu. Kansu, konuşmasında Uğur Mumcu suikastına ilişkin kamuoyundaki “faili meçhul” algısına dikkat çekerek, cinayetin arka planını ayrıntılarıyla anlattı. Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözünü hatırlatarak konuşmasına başlayan Kansu, “Bu arabanın önündeyken Uğur ağabeyi öldürenlerle ilgili biraz bilgi vermek istiyorum” dedi. Toplumda yaygın olan kanaatin aksine, cinayetin aydınlatıldığını vurgulayan Kansu, “Toplumda bu cinayetin ‘faili meçhul’ olduğu yönünde bir algı vardır. Ancak bu doğru değildir; Uğur Mumcu cinayeti faili meçhul değildir” dedi. Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelik saldırıların aynı yapı tarafından gerçekleştirildiğini belirten Kansu, “Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelik dörtlü suikastı gerçekleştiren sanıklar, yani katiller bulunmuştur ve bugün çoğu cezaevindedir. Bu cinayetleri gerçekleştiren yapı, İran’da Humeyni devrimini ihraç etmek üzere görevlendirilmiş, İran’da yetiştirilmiş Kudüs Ordusu adlı bir çetedir; bir katil örgüttür. Uzun süre boyunca bu olaylar, ne yazık ki Türkiye’de devletin istihbarat mekanizmaları tarafından yeterince üzerine gidilmeden ortada bırakılmıştır. Sayın Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde, dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’a bu konuda görev verilmiştir. Saadettin Tantan bugün rahatsızlığı nedeniyle evindedir; kendisine minnet duyuyorum. Bu katillerin ortaya çıkarılmasında önemli bir rol oynamıştır. Hatırlayacağınız üzere, 1990’lı yılların sonlarında Hizbullah örgütüne yönelik “ceset evler” operasyonları yapılmıştır. Saadettin Tantan döneminde Beykoz’da bir eve operasyon düzenlenmiş ve Hizbullah’ın lideri orada öldürülmüştür. Örgüt, evdeki bilgisayarları yakmıştır; ancak Türk Emniyeti bu bilgisayarların hafızasından örgütün şemasını çıkarmayı başarmış ve bu çalışmalar sonucunda Kudüs Ordusu yapılanmasına ulaşılmıştır. Ankara’nın Sincan ilçesinde yapılan kazılarda, Muammer hocamızı arkadan kalleşçe vuran tabanca bulunmuştur. Uğur ağabeyi, Ahmet Taner Kışlalı’yı ve Bahriye Üçok’u aramızdan alan C-4 patlayıcıların fünyeleri ve benzeri materyaller de ele geçirilmiştir. Sonuç olarak bu Kudüs Ordusu yapılanması yakalanmıştır” dedi. “RABITA BAĞLANTILARI MUMCU’NUN YAZILARINDA AÇIK” Konuşmasında Mumcu’nun öldürüldüğü otomobilin sembolik önemine de değinen Kansu, örgütün daha önce diplomatlara yönelik bombalı saldırılar gerçekleştirdiğini hatırlattı. “Son eylemlerinde hedef ölmediği için Uğur ağabeyin arabasına yerleştirilen C-4’ün miktarını artırdılar” diyen Kansu, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bu nedenle aracın üst kısmı yok olmuştur ve Uğur ağabeyin bedeni çeşitli yerlere savrulmuştur. Bu, son derece vahşi ve canice bir olaydır. Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabını okursanız, oradaki tüm bağlantıları açıkça görebilirsiniz. Rabıta, Suudi Arabistan ve Amerika bağlantılı bir örgüttür ve dünyada Müslüman ülkelerin şeriatla yönetilmesini savunur. Uğur Mumcu bu örgütle bağlantılı vakıfları ve isimleri tek tek sıralamıştır. Bunlar arasında Ensar Vakfı ve Bereket Vakfı da vardır. Bu vakıfların yöneticilerinden bazıları, AKP döneminde Maliye Bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Uğur Mumcu, Ömer Dinçer’i de yazmıştır. Ömer Dinçer daha sonra Milli Eğitim Bakanı ve Çalışma Bakanı olmuştur. Milli Türk Talebe Birliği’nin Rabıta ile bağlantısı vardır. Bu birliğin 1970’li yıllarda yöneticiliğini yapan Recep Tayyip Erdoğan bugün Cumhurbaşkanıdır. Yine bu yapının yöneticilerinden İsmail Kahraman Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olmuştur; Abdullah Gül ise Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuştur.” “KUVAYI MİLLİYE RUHU HÂLÂ AYAKTA” Konuşmasının sonunda Mumcu’nun neden hedef alındığını özetleyen Kansu, “Uğur Mumcu sadece bir gazeteci değildi; önemli bir yurtseverdi ve her şeyden önemlisi bir Kuvayı Milliyeciydi” dedi. Yaklaşık çeyrek asırdır süren karşı devrimci dalgaya rağmen mücadelenin sürdüğünü vurgulayan Kansu, “İçimizdeki Kuvayı Milliye ruhunu ve Atatürk sevgisini bu halkın yüreğinden söküp atamadılar” ifadelerini kullandı. Kansu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadeleyi demokrasiyle çözeceğiz, yenilmeyeceğiz. Atatürk’ün yolunda yürümeyi sürdüreceğiz. Hiç kimse enseyi karartmasın.” “UĞUR MUMCU GERÇEĞİN BEDELİNİ CANIYLA ÖDEMİŞTİR” Anma töreninde konuşan CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, Uğur Mumcu’nun yalnızca bir gazeteci değil, Türkiye’nin vicdanını ve aydınlanma mücadelesini temsil eden bir aydın olduğunu vurguladı. “Bugün burada yalnızca aramızdan ayrılmış bir gazeteciyi anmak için değil; bu ülkede bir vicdanı, bir aklı, bir mücadeleyi ve kararlı bir direnişi temsil eden yiğit ve onurlu bir duruşu anmak için toplandık. Bugün burada Uğur Mumcu’yu anıyoruz” diyen Yalaz, Uğur Mumcu’nun gerçeğin bedelini canıyla ödemiş bir aydın olduğunu söyledi. Yalaz konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Uğur Mumcu, kalemini iktidara kiralamayan, hakikat için mücadele eden, bir an olsun vazgeçmeyen ve ‘Ben susarsam kim konuşacak?’ diyen yiğit bir yurtseverdir. Bugün hâlâ sorduğumuz sorular, onun yıllar önce sorduğu sorulardır. “Faili meçhul cinayetler neden aydınlatılmıyor?” diye soruyoruz; bu, onun sorusudur. “Bu ülkenin karanlık ilişkileri ve karanlık bağlantıları neden bir türlü ortaya çıkarılamıyor?” diyoruz; bu da onun sorusudur. “Hukuk ve yargı neden zalimin, iktidarın ve güçlünün sopası hâline getiriliyor?” diye soruyoruz; bunlar da Uğur Mumcu’nun sorularıdır. Biliyoruz ki onun sorularını sormaya devam ettiğimiz sürece Uğur Mumcu yaşayacaktır. Çünkü onun kalemi gömülmemiştir. O öldürüldükten sonra kalemi, binlerce yiğit ve gözü pek gazetecinin, hukukçunun elinde çoğalmaya devam etmiştir. O kalemler çoğaldıkça, o duruşlar sürdükçe ve bizler onun sorularını sormayı bırakmadıkça, Uğur Mumcu mücadelemizde yaşamayı sürdürecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, “Vurulduk ey halkım, unutma bizi” diyen o yiğit insana, o yiğit mücadele adamına ve o yiğit devrimciye sonsuz saygı, minnet ve şükranlarımızı sunuyorum.” Anma töreninde CHP Eskişehir Milletvekilleri Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan da konuşma yapan diğer isimler oldu.

Bizim Reçetemiz Belli: Güçlü Sosyal Devlet, Sosyal Demokrasi Haber

Bizim Reçetemiz Belli: Güçlü Sosyal Devlet, Sosyal Demokrasi

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablonun değiştirilemez olmadığını belirterek, "CHP olarak biz varız. Bu ülkenin birinci partisiyiz. İstikrarlı bir şekilde oyumuzu arttırıyoruz. Hep birlikte rantı değil ekonomiyi, üretimi önceleyen, verdiği tabana değil tavana yayan, faiz lobileri değil emekçiyi güldüren ekonomi programımızla hazırız. Türkiye'yi hep birlikte daha yaşanabilir bir ülke haline getirebiliriz. Birlikte mücadele edelim, omuz omuza mücadele edelim. Ve güzel bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim" dedi. CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Partisinin Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin kanayan yaralarına parmak bastı. Uğur Mumcu’nun 33. ölüm yıl dönümü vesilesiyle adalet vurgusu yapan Sözcü; emekli maaşlarından yargıdaki "siyasi" davalara, sanal kumar bağımlılığından İliç ve Kartalkaya facialarına kadar birçok konuda iktidarı sert sözlerle eleştirdi. "Hesap Sorulsaydı İliç ve Kartalkaya Olmazdı" Konuşmasına yarın yıl dönümü olan Uğur Mumcu’yu anarak başlayan CHP Sözcüsü Emre, Türkiye’deki faciaların temelinde "cezasızlık kültürü" yattığını savundu. Soma Maden Faciası’nda gerçek sorumlulardan hesap sorulsaydı, bugün İliç ve Kartalkaya gibi acıların yaşanmayacağını belirten Sözcü, "İktidara yakınsan sorumluluktan kurtulabiliyorsun mantığı canlarımıza mal oluyor" dedi. "İmamoğlu’na Yapılanlar Hukuk Değil, Siyasi Mühendislik" İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik "diploma davası" ve diğer hukuki süreçlere değinen Zeynel Emre, davalarda sürekli hakim değiştirilmesine dikkat çekti. İmamoğlu’nun anketlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10-15 puan önünde olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:"86 milyon biliyor ki bu kararlar 'İmamoğlu aday olmasın' diye alınıyor. Bugün cezaevinden aday olsa bile açık farkla kazanacak durumdadır." Emeklinin Sofrasından 6 Çeyrek Altın Gitti Ekonomideki kötü gidişatın faturasının emekliye kesildiğini söyleyen Emre, 2002 yılıyla günümüzü kıyasladı: 2002: En düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,5 katıydı (8 çeyrek altın alınabiliyordu). 2026: Emekli maaşı asgari ücretin 0,7’sine geriledi (Sadece 2 çeyrek altın alınabiliyor). "Kaynak yok diyenler yalan söylüyor" diyen Sözcü, bütçenin faiz lobilerine ve yandaş müteahhitlere aktarıldığını, 2026 faiz bütçesinin 2 trilyon 742 milyar lira olduğunu hatırlattı. Toplumsal Çürüme Alarm Veriyor: Uyuşturucu ve Kumar Sanal kumar ve uyuşturucu kullanımındaki korkunç artışa dikkat çeken Emre, 2015 yılında 80 bin olan uyuşturucu suç sayısının 2024’te 438 bine fırladığını açıkladı. Sınır güvenliğinin yetersizliğini ve sokaklardaki şiddet sarmalını "milli güvenlik sorunu" olarak tanımladı. "Biz Hazırız: Reçetemiz Sosyal Demokrasi" CHP’nin çözüm önerilerini de sıralayan Zeynel Emre, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş yapacaklarını belirtti. Seyfe Gölü gibi doğa harikalarının maden sahalarına feda edilmesine karşı çıkacaklarını ve hayvancılıkta ithalatı bitireceklerini söyledi. Sözcü, tüm vatandaşları yarın Genel Başkan’ın katılımıyla Yalova’da düzenlenecek mitinge davet ederek konuşmasını noktaladı.

Başkan Ataç’tan Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan Mesajı Haber

Başkan Ataç’tan Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan Mesajı

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, gazeteci yazar Uğur Mumcu ve şehit polis Gaffar Okkan’ın katledilişlerinin yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, yayınladığı mesajında gazeteci Uğur Mumcu ve şehit polis Gaffar Okkan’ı andı. Başkan Ataç mesajında, “Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde derin izler bırakmış iki onurlu ismi; Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan’ı, katledilmelerinin yıl dönümünde saygı, özlem ve minnetle anıyoruz. Uğur Mumcu; kalemini hiçbir baskıya boyun eğmeden kullanan, gerçeği savunmayı hayatının merkezine koyan bir aydınlanma neferiydi. O, gazeteciliği yalnızca bir meslek değil; demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına adanmış bir sorumluluk olarak gördü. Gerçeğin peşinde yürürken ödediği bedel, bu ülkenin aydınlık geleceği için verilen mücadelenin sembolüdür. Gaffar Okkan ise görev yaptığı her yerde halkla kurduğu güven ilişkisi, adalet duygusu ve insan onuruna dayalı yaklaşımıyla hafızalara kazınmıştır. Kamu gücünü baskının değil; hukukun, eşitliğin ve vatandaşın güvenliğinin teminatı olarak gördü. Her iki isim de farklı alanlarda, aynı değerler için yürüdü: Demokrasi için, insan hakları için, bu toprakların onurlu ve barış içinde bir geleceğe ulaşması için… Onları hedef alan karanlık zihniyet, aslında bu ortak değerleri susturmak istemiştir. Ancak bilmeliyiz ki; gerçeği savunan kalemler de, adaleti koruyan yürekler de susturulamaz. Uğur Mumcu’nun cesareti ve Gaffar Okkan’ın halktan yana duruşu, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatmaktadır. Bizlere düşen görev; onların bıraktığı mirası yaşatmak, demokrasiye, hukuka ve insan onuruna daha güçlü sahip çıkmaktır. Bu topraklara vatan sevgisini; korkuyla değil, adaletle ve özgürlükle yazan Uğur Mumcu’yu ve Gaffar Okkan’ı bir kez daha rahmetle anıyor; anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Unutmadık, unutturmayacağız” sözlerine yer verdi.

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor Haber

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı ülke gündemlerine yönelik farkındalığı arttırmak amacıyla hazırladığı "Saray Takvimi" çalışmasının üçüncü haftasının basın toplantısını gerçekleştirdi. Hamamyolu Yediler Parkı'nda düzenlenen basın toplantısına Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Meclis Üyeleri, İlçe Yöneticileri ile mahalle temsilcileri katılım sağladı. CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak, Ocak ayı boyunca kamuoyuyla paylaştığımız Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmasının üçüncü haftasında, üçüncü basın açıklamamızı gerçekleştiriyoruz. Bu çalışma; Türkiye’nin bugün içine sürüklendiği ekonomik çöküşün, sosyal adaletsizliğin ve derinleşen yönetim krizinin, yurttaşın gündelik yaşamında nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu açık biçimde ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Saray Takvimi, iktidarın kürsülerden anlattığı söylemlerle; halkın mutfağında, cebinde ve yaşamında yaşadığı gerçekler arasındaki derin uçurumu görünür kılmaktadır. Bu takvim; masa başında üretilmiş, gerçeği perdeleyen istatistiklerin değil; boş tencerelerin, dolmayan pazar filesinin, ödenemeyen faturaların ve ertelenen yaşamların kaydıdır. Amacımız; halkın yaşadığı sorunları yumuşatmak ya da örtmek değil, olduğu gibi ve tüm açıklığıyla kamuoyunun önüne koymaktır. Paylaşılan içerikler; asgari ücretlilerin ve emeklilerin, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında nasıl sistematik biçimde yoksullaştırıldığını açıkça göstermektedir. Açıklanan ücret artışlarının daha yurttaşın cebine girmeden zamlarla geri alınması; bu düzenin bir geçim düzeni değil, kalıcı bir yoksulluk düzeni haline getirildiğini ortaya koymaktadır. Bugün milyonlarca yurttaş için hayat; insanca yaşamak değil, hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumdadır. Hayat pahalılığı yalnızca ücretleri değil, günlük yaşamın tamamını kuşatmıştır. Elektrikten doğalgaza, gıdadan kiraya, ulaşımdan eğitime kadar her alanda yaşanan kontrolsüz fiyat artışları; yurttaşın alım gücünü bilinçli ve sürekli biçimde eritmektedir. Günlük yaşamın her anında hissedilen zamlar, vergiler ve temel tüketim kalemlerindeki artışlar, yurttaşın alım gücünü sistemli biçimde aşındırmaktadır. Vergi yükü adaletsizce halkın sırtına bindirilirken, borçlanma artık bir tercih değil, zorunluluk haline getirilmiştir. Bu tablo; ekonomik krizin geçici değil, yanlış ve ısrarcı politikalarla kalıcı hale getirildiğini göstermektedir. Bugün öğrenciler için sorun yalnızca gelecek kaygısı değildir; bugünün kendisi başlı başına bir kriz alanına dönüşmüştür. Barınma sorunu çözülemez hale gelmiş, yurtlar yetersiz kalmış, kiralar öğrenciler için erişilemez noktaya ulaşmıştır. Bir öğün yemeğin dahi hesaplandığı, ulaşım giderlerinin eğitimin önüne geçtiği bu tabloda öğrenciler, eğitim hakkını değil yaşam mücadelesini düşünür hale getirilmiştir. Eğitim hakkının bu kadar ağır bir ekonomik yüke dönüşmesi, sosyal devlet anlayışının terk edildiğinin açık göstergesidir. Ekonomik krizin etkileri yalnızca maaşlarda değil, kamusal hizmetlerin niteliğinde de derin biçimde hissedilmektedir. Devlet okullarında artan kaynak yetersizliği, sağlık sisteminde yaşanan randevu krizi, katkı payları ve ek ödemeler; yurttaşı nitelikli eğitime ve sağlığa erişemez hale getirmektedir. Bugün yurttaş, vergisini ödediği halde temel hizmetleri ya alamamakta ya da ek bedellerle satın almak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum, krizin cebin ötesine geçerek doğrudan yaşam kalitesini hedef aldığını göstermektedir. Aynı zamanda bu ülkede bilim ve akıl sistemli biçimde dışlanmaktadır. Bilim insanlarının, akademisyenlerin ve uzmanların uyarıları dikkate alınmamakta; kararlar bilimsel verilerle değil, siyasi tercihlerle alınmaktadır. Bilimin yok sayıldığı, liyakatin geri plana itildiği bir yönetim anlayışı; ekonomiden eğitime, sağlıktan çevreye kadar her alanda krizi derinleştirmektedir. Bilimden kopmuş bir ülkenin ilerlemesi mümkün değildir. Saray Takvimi’nde yer alan içerikler, gençlerin geleceğe dair umutlarının nasıl sistematik biçimde törpülendiğini de gözler önüne sermektedir. Eğitimde belirsizlik, artan işsizlik, güvencesiz çalışma ve liyakatin yerini alan kayırmacı uygulamalar; gençleri bu ülkede hayal kuramaz hale getirmiştir. Bugün gençler, emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek için Türkiye yerine başka ülkeleri düşünmek zorunda bırakılmaktadır. Bu düzen yalnızca en yoksulları değil; bir zamanlar ayakta kalabilen, geçinebilen geniş bir kesimi de hızla yoksullaştırmaktadır. Orta sınıf erimekte, sabit gelirli çalışanlar her ay biraz daha geriye düşmektedir. Kredi kartlarıyla dönen bir hayat, ertelenen ihtiyaçlar ve artan borçlar; orta sınıfın sessiz çöküşünü ortaya koymaktadır. Bu tablo, ekonomik krizin istisna değil, toplumun tamamını etkileyen yapısal bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Bu ağır tabloya, hukukun siyasallaştırılması ve adalet duygusunun zedelenmesi de eklenmiştir. Düşüncesini dile getiren, demokratik haklarını kullanan, halkın iradesini savunan yol arkadaşlarımız bugün tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler ve yerel yöneticiler; bu ülkenin nasıl bir baskı iklimine sürüklendiğinin en somut göstergesidir. Adaletin olmadığı yerde ne güven olur ne de toplumsal huzur sağlanabilir. Halkın sandıkta ortaya koyduğu irade ise kayyum uygulamalarıyla yok sayılmaktadır. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyumlar, yalnızca yerel demokrasiyi değil, yurttaşın seçme ve seçilme hakkını da hedef almaktadır. Bu uygulamalar, iktidarın sandıkta kazanamadığını masa başında almaya çalıştığını açıkça göstermektedir. Demokrasiye yapılan bu müdahaleler, yönetim krizini daha da derinleştirmektedir. Bu düzenin en ağır faturası asgari ücretlilere ve emeklilere kesilmiştir. Bugün asgari ücret, bu ülkede bir geçim ücreti değil; sefalet ücreti haline getirilmiştir. Asgari ücretli, ayın ilk haftasında maaşını kaybetmekte; kalan günlerde borçla, eksik gıdayla, ertelenmiş ihtiyaçlarla yaşamaya mahkum edilmektedir. Bu iktidar, çalışanın emeğini korumamış; emeği ucuz, hayatı değersiz görmüştür. Emekliye reva görülen maaş; bir yaşam değil, yavaş yavaş yok oluş dayatmasıdır. Bugün emeklilerimiz kira mı ödesin, fatura mı yatırsın, ilaç mı alsın diye düşünmek zorunda bırakılmaktadır.Bu tablo bir kader değil yanlış ve adaletsiz bir yönetim anlayışının sonucudur. Çiftçinin, esnafın ve küçük üreticinin yaşadığı derin çıkmaz ise artık inkâr edilemez boyutlara ulaşmıştır. Artan girdi maliyetleri, yetersiz destekler ve plansız tarım ve ekonomi politikaları nedeniyle üretmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Üretenin ayakta kalamadığı bir ekonomik düzen; yalnızca üreticiyi değil, toplumun tamamını yoksullaştırmaktadır. Tüm bu tabloya rağmen; israfın, şatafatın ve ayrıcalıkların hâkim olduğu bir yönetim anlayışı sürdürülmektedir. Halktan sürekli fedakârlık bekleyen bir anlayışın, kendi harcamalarından ve yaşam tarzından vazgeçmemesi; yaşanan adaletsizliği daha da görünür kılmaktadır. Bu durum, iktidarın halkın gerçek gündeminden bilinçli biçimde uzaklaştığını açıkça göstermektedir. Ocak 2026 Saray Takvimi’nin üçüncü haftasında paylaşılan içerikler; tekil sorunları değil, bütünlüklü bir yoksullaşma düzenini, derinleşen adaletsizliği ve ciddi bir demokrasi ve yönetim krizini anlatmaktadır. Bunlar; istatistiklerle gizlenemeyecek, yurttaşın sofrasında, cebinde, özgürlüğünde ve geleceğinde doğrudan hissedilen gerçeklerdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler; halkın iradesini yok sayan, bilimi dışlayan, bu anlayışa karşı susmayacağız. Gerçeği söylemeye, yurttaşın sesi olmaya ve bu düzeni değiştirmek için örgütlü, kararlı ve cesur bir mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Bu ülkenin kaynaklarının, bir avuç ayrıcalıklı kesim için değil, 85 milyon yurttaş için adil, şeffaf ve halktan yana kullanıldığı bir Türkiye mümkündür. Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmamız; toplumsal hafızayı diri tutmak, yaşanan adaletsizlikleri kayıt altına almak ve değişimin zorunluluğunu, bir kez daha hatırlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Mücadelemiz emeğin adaletin ve insanca yaşamın egemen olduğu bir Türkiye kurulana kadar sürecektir. Sonuç olarak ülkemiz; halkın gerçek ihtiyaçlarından uzak, sarayın ayrıcalıklarını önceleyen bir anlayışla yönetilmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı ilçe Başkanlığı olarak emeği yok sayan yoksulluğu kalıcı hale getiren bu düzene karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.Sarayın gündemi değil halkın gündemi değişene kadar susmayacağız. Bugün bu ülkede takvimler günleri değil, kaybedilen hakları göstermektedir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz ki; umut bu ülkenin sokaklarındadır, mahallelerindedir, meydanlarındadır. Umut halktadır, umut bizdedir. Bu düzen değişecektir. Çünkü artık sıra halktadır, sıra bizdedir. Verdiğimiz mesaj nettir, Sarayın takvimi dolmuştur. Sıradaki takvim, Cumhuriyet Halk Partisi önderliğinde Halkın iktidarıdır. Odunpazarı İlçe Başkanlığı adına hepinize saygılar sunuyorum."

ADD Eskişehir "Adalet ve Demokrasi Haftası" Etkinliklerini Açıkladı Haber

ADD Eskişehir "Adalet ve Demokrasi Haftası" Etkinliklerini Açıkladı

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Eskişehir Şubesi, 24-31 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan "Adalet ve Demokrasi Haftası" programını duyurdu. Hafta boyunca Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy başta olmak üzere demokrasi şehitleri çeşitli etkinliklerle anılacak. ​Türkiye’nin aydınlanma mücadelesinde hayatını kaybeden isimlerin anısına düzenlenen "Adalet ve Demokrasi Haftası", bu yıl da Eskişehir’de kapsamlı bir programla gerçekleştiriliyor. ADD Eskişehir Şubesi tarafından hazırlanan program; anma törenleri, tiyatro gösterimi ve panelleri bir araya getiriyor. ​Program Akışı ve Etkinlik Takvimi ​Hafta, 24 Ocak 1993’te katledilen gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun anma töreni ile başlayacak. Etkinlik takvimi şu şekilde açıklandı: ​24 Ocak | 13.00: Uğur Mumcu Anma Töreni – Yer: Valilik Meydanı​ 25 Ocak | 20.00: "Açık Denizde" Tiyatro Oyunu – Yer: Genco Erkal Sahnesi (Sanat Sokağı)​ 28 Ocak | 19.00: Devrim Şehitleri Anma Programı (Dinleti ve Panel) – Yer: Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon ​31 Ocak | 12.00: Muammer Aksoy Anma Töreni – Yer: Valilik Meydanı​"Unutmadık, Unutturmayacağız" ​ADD Eskişehir Şubesi yaptığı açıklama ile tüm Eskişehir halkını bu anlamlı etkinliklere davet ederek; adaletin, demokrasinin ve laikliğin savunucusu olan isimlerin mirasına sahip çıkmanın önemini vurguladı. Hafta boyunca sürecek etkinliklerle, toplumsal hafızanın canlı tutulması ve demokrasi bilincinin pekiştirilmesi hedefleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.